MAKALELER

Düş Payı

2026.10.09 00:00
| | |
513

Paylaş:
Düş Payı, Tiyatro Hayali ekibinin sezona damga vurmaya aday en yeni yapımı.
Düş Payı                                                
 
 
Ahmet Sami Özbudak’ın naif ve bir o kadar derin kaleminden çıkan Düş Payı, Tiyatro Hayali ekibinin sezona damga vurmaya aday en yeni yapımı. Baba Sahne’de prömiyerini yapan oyunda, reji koltuğunda Emrah Eren otururken; sahnede Murat Akkoyunlu, Fatih Koyunoğlu, Özge Özberk ve Barış Yıldız’dan oluşan son derece güçlü bir oyuncu kadrosu bizleri karşılıyor. 
 
Edebiyatımızın iki dev ismi Sait Faik Abasıyanık ile Orhan Kemal’i hayali bir gecede, kurmaca ile gerçekliğin sınırında buluşturan bu iki perdelik oyun; kâh güldüren kâh gözleri dolduran, ama en çok da insana dair ne varsa önümüze seren, baştan sona duygu yüklü bir seyirlik. Oyun, Sait Faik’in doktor tavsiyesiyle şehirden uzaklaşıp tedavi gördüğü Marmara Kliniği’nde hastalığının gölgesinde geçirdiği münzevi günleriyle açılıyor. Ta ki elinde tutkuyla sarıldığı yeni senaryo taslağıyla kapısını çalan Orhan Kemal’in gelişine dek. İki ustanın çatışmalı ama sımsıkı dostluğunu izlerken; zıtlıklar, tatlı kavgacı mizaçlar ve edebiyat sancıları bir döküm gibi önümüze seriliyor. 
 
Tam da kendi hayatımda ölümle ve onun bıraktığı soğuk korkuyla derinden yüzleştiğim bir zamanda, dülger balığı üzerinden merhameti, vicdanı ve ölümü sorgulayan bu dünyanın içine yeniden girdim. Kendimi, gözyaşlarımın da eşlik ettiği bir düşün ortasında buldum diyebilirim. Bir yanda “İçimde dülger balığının yüreğini dolduran korkuyu duyuyorum. Ölüm korkusu…” cümleleriyle daha içsel, adanın ve denizin, küçük insanların ve sessiz hüzünlerin yazarı Sait; bir yanda sokakların, ekmek kavgasının, toplumun ve somut mücadelenin insanı Orhan. 
 
Ahmet Sami Özbudak’ın özgün yeteneği ve oyun kurma mahareti de tam bu noktada kendini gösteriyor. Bu devasa mizaç çatışması, iki yazarın daktilo başındaki fikir ayrılıkları ve o düşün içinden fırlayıp gelen aşıkların hayatları; dönemin politik ve insani izdüşümleriyle sahnede gözlerimizin önünde ilmek ilmek kuruluyor.
 
Murat Akkoyunlu hem Sait Faik hem de Işıl’ın annesi rollerindeki dönüşümleriyle sahnede devleşirken, Fatih Koyunoğlu’nu Orhan Kemal ve Kayıkçı performanslarıyla izlemek büyük bir keyif. Özge Özberk’in Işıl, Barış Yıldız’ın ise Semih karakterlerine kattıkları ruhla sahnede birbirini çoğaltan nefis bir oyunculuk uyumu izliyoruz. Ekibin yüksek enerjisi ve mizah zamanlaması bizleri kahkahalara boğarken, oyunun derinde hissettirdiği o hüznü ve kalbe dokunan içtenliği ise tek bir an bile kaybetmiyoruz. Tiyatro ile sinemayı sırt sırta veren sahne tasarımı da oyunun kimliğini oluşturan en güçlü unsurlardan biri. Projeksiyonda kesintisiz akan film ve görsellerle sahnede canlı bir sinema atmosferi yaratılırken; Kerem Çetinel’in dekor ve ışık tasarımı, Tolga Çebi’nin müzikleri, Gül Sağer’in kostümleri, Milhan Arapoğlu’nun görsel tasarımı ve Devrim Lüküslü’nün görüntü yönetimiyle adeta tüm ekibin elinden yıldızlı bir iş çıkıyor. Emrah Eren’in rejisiyle birleşen bu bütüncül görsel dünya, kurmaca ile gerçeklik arasındaki çizgiyi son derece estetik bir yerden yakalıyor.
 
Düş Payı hem kalanı hem gideni, ama en çok da kabullenmekte zorlandığımız ölümü bize son derece derin ve insani bir yerden hissettiriyor. “Bizim de bir gün renklerimiz böyle solacak, gözlerimize böyle bir duman çökecek” gerçekliğiyle bizi baş başa bırakırken, geriye yalın o soru kalıyor: “İnsan mı değişmeli yoksa dünya mı?” 
 
Sahnede yaratılan bu naif ama sarsıcı dünyanın payımıza düşen kısmına tanıklık etmek için, Düş Payı bu sezon kaçırılmaması gereken çok özel bir seyirlik. İstanbul ve farklı şehirlerde sahnelenecek bu oyundaki düşe ortak olmanızı tavsiye ediyorum.

Anahtar Kelimeler: düş payı



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir