MAKALELER

Can Başak

2006.02.17 00:00
| | |
4874

Bizler, yani ben ve siz, aslında birbirimize yabancı değiliz...


 
Çünkü, üç aşağı beş yukarı, Türk tiyatrosu üzerine haber ve yazıların yayınlandığı tiyatro internet sayfalarının okuyucusu aynı okuyucular.
 
www.tiyatronline.com , benim söyleşilerimin ve tiyatro haberlerimin yayınlandığı ilk internet sayfası.


 
Benim sizlerle buluşmam ilk defa bu sayfa ile oldu. Daha sonra yazılarım ve söyleşilerim parelel olarak diğer internet sayfalarında da yayınlandı. Ancak bu sayfaların editörleri aralarında bir karar alınca ben www.tiyatrom.com 'da kaldım. Ancak yukarıda da yazdığım gibi bu sayfaların okuyucuları hep aynıydı. Sizlerin de bildiği gibi, tiyatrom.com daha önce de kapandı, tekrar açıldı. Fakat Ertuğrul Timur geçtiğimiz ay bir daha dönmemecesine karar alarak sitesini kapattı.

 
www.tiyatronline.com editörü Enver Başar'ın çağrısı üzerine bana da "eski evime" dönmek düştü.
 
Bundan önceki "İstanbul Söyleşi Turu"mu anlatan yazım ile sizlerle "merhaba" dedim.


 
Söyleşi sırasına göre 96. söyleşim olan CAN BAŞAK söyleşisi ile yapmış olduğum söyleşilerimi "SAHNE TOZU" köşemde sizlerle paylaşmaya devam ediyorum.
 
Niçin "SAHNE TOZU" ?

5-6 sene önce, bu sayfalarda, yazılarım ve söyleşilerim, diğer yazarlarınki gibi "KULİS" bölümünde yer alıyordu. tiyatrom.com'a geçince, yine aynı isimle orada devam ettim. Bu arada, Berlin'deki Tiyatrom'un teklifi üzerine Berlin'deki tiyatro sanatçılarımızla yaptığım söyleşilerimi "SAHNE TOZU" adıyla www.tiyatrom.de'de yayınlamaya başlamıştım. Sebebine gelince; genellikle provalarda ve oyunları seyrederken önde oturduğumdan, ben de onlar gibi o sahnenin tozunu yuttum senelerdir. Hatta bazı sanatçılarımızın ağızlarından yayılan tükürükler bile üstüme geldiği oldu. Geçenlerde Tuncay Özinel ile yaptığım söyleşide bunu kendisine söyledim. 1970'li yıllarda kendisini seyrederken üzerime kendisinden çok tükürük geldiğini hatırlattığımda "yapma yahu, sahi mi?" dedi.


 
Tekrar tiyatrom.com'a geçme sözkonusu olduğunda, burada da "SAHNE TOZU" adı altında yazı ve söyleşilerimi devam ettirmek geldi aklıma.
 
Yani kısacası tiyatro oyuncularının dediği gibi:
 
"Sahne tozu yutan iflah olmaz!.."
 
sözü benim için de geçerli...
 
Bu açıklayıcı giriş yazımdan sonra 96. söyleşime geçebiliriz...
 
Can Başak'ı geçen sene Titanik Orkestrası'ndaki oyunundan tanıyorum. Yönetmen Macit Koper'di. Artık kullanılmayan eski bir tren garında yaşayan dört evsiz serseri'den birisi de oydu. Provadan sonra kendisiyle söyleşi yapmıştım. Meslek Lisesi Torna-tesviye mezunu. Fabrikalarda torna tesviye tezgahlarında-yani ağaç ya da metal eşyaya biçim vermek için kullanılan tezgahlarda- çalışırken tiyatroya transfer olmuş bir tiyatro sanatçımız. Bence yine aynı işi yapıyor sayılır: sahnede kendisine verilen karakterleri işliyor, onlara ruh katıyor, şekillendiriyor. Bazı sanatçılarımızla aynı ortak özelliğe sahip. Örneğin: Bekir Aksoy yeşil sahalarda top koştururken tiyatroya geçmiş. Meral Çetinkaya, tiyatroya tercüman olarak gitmiş ve tiyatroyu seçmiş. Erol Keskin mimar, güreşçi, boksör ve Beşiktaş takımında oynayan bir futbolcu iken tiyatroyu seçmiş. Yine aynı şekilde Metin Serezli de hukuk ve gazetecilik okumuş, Fenerbahçe takımında top oynamış, daha sonra ise tiyatroyu seçenlerden. Hakan Altıner de bir hukuk adamı, birçok davadan sonra tiyatro da karar kılmış. Yine geçenlerde tanıştığım müzikle uğraşan, Türk tiyatrosuna büyük bir kazanç olarak gördüğüm başarılı genç sanatçılarımızdan Özlem Tekin... şu anda aklıma gelen isimler bunlar.
 
Sinema sevdasıyla büyüdüm...

1965 İstanbul doğumluyum. Tiyatroya nasıl bulaştığımı düşündüğümde; bunun uzun bir öyküsü olduğunu düşünüyorum. Ben, bu öyküyü kısaltıp anlatayım: Babam, belediyenin eğlence bölümünde çalışırdı. Ben de çok küçük yaşta dönemin en önemli filmlerini seyretme şansına sahiptim. Müthiş bir sinema sevdasıyla büyüdüm. Sonunda hayat beni Meslek Lisesi'ne sürükledi.
 
Torna tesviye tezgahlarından tiayatroya transfer...
 
Meslek Lisesi'nde hayatı küçük yaşta tanıma şansını elde ettim. Çünkü Meslek Lisesi'ndeki okuduğum bölüm, fabrikalara işçi yetiştiren bir bölümdü; torna tesviye bölümü.
 
Çok kişiye garip gelebilir. Fakat bunu gururla her yerde söylüyorum. 14 yaşında iken fabrikalarda çalışıp staj yaptım, hayatın içine girdim; birden bire yaşımdan büyük şeyler düşünmeye başladım. Bu belli bir olgunluk kazandırdı bana.
 
Alev Gürzap ile tanışmam...

Lise bitimine doğru da, Alev Gürzap benim en büyük şansım oldu. Ben, sinemacı olmak için çırpınıyordum ki, o sıralar Türk sineması can çekişiyordu. Şehir Tiyatrosu'nun sanatçıları Florya'da belediyenin kampında kalıyorlardı. Alev Gürzap'ın oğlu Emre Gürzap benim arkadaşımdı. Oğlu müzisyendi. Yurtdışında eğitim gördü. Benim sinema sevdamdan çok etkilenmiş ki, bana "boşuna heveslenme, Türkiye'de sinemacı olmak çok zor. Madem sen sanata gönül verdin, bu konularda okuyorsun, niçin tiyatroyu düşünmüyorsun?" demesi bende bir ufuk açtı. Çok iyi bir tiyatro izleyicisi olmaya başladım. Ancak sinema tutkum tiyatroyu bastırıyordu. Sinema dışında başka bir şey düşünemiyordum. Tiyatro ise yapılması çok zor olan bir sanat dalı olarak geliyordu bana. Sinemayı ise daha iyi becerebileceğimi düşünüyordum.
 
Sahne Tozu ile tanışmam...

İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü'ne girip o "sahne tozu" denilen şeyi yutunca, doğru karar verdiğimi düşündüm. Hocalar yönünden de şanslı idim. Ahmet Levendoğlu, Yıldız Kenter, Haldun Dormen, Suat Özturna, Mehmet Birkiye gibi hocalarım oldu. Dönem arkadaşları konusunda da enteresan bir sınıftık: Erkan Can, Jülide Kural, Oktay Kaynarca, Yıldıray Şahinler, Engin Alkan... gibi.
 
İlk oyunum...

Konservatuarın birinci yılında, 1986'da, Şehir Tiyatrosu'na girdim. İlk oyunum "Genç Osman" idi. Hazım Körmükçü başrol oynuyordu. Ben arkada figuranlık yapmıştım. Bu benim ilk tiyatro deneyimim olmuştu. Şehir Tiyatrosu dışında kendimizi geliştirmek amacıyla kendi aramızda kurduğumuz "Tiyatro Odası" adlı ekiple "Çin Kahvesi" oyununu oynadık. Bu oyunda "Sadri Alışık En İyi Erkek Oyuncu Ödülü"nü aldım. Televizyon dizilerinde oynadım. Yardımcı yönetmenliğim oldu. Ayrıca vakit buldukça zaman zaman seslendirme de yapıyorum.
 
Oynadığım oyunlar...

Schweyk İkinci Dünya Savaşında, Woyzeck, Hürrem Sultan, Diğerlerinin Adı Ali, Cem Sultan, Açık Evlilik, Askerliğim, İlk Gençliğim, Telefon Kimin İçin Çalıyor, Fareli Köyün Kavalcısı, Barışa Şans Verin, Palyaço Prens, Şampiyonlar, Çalıkuşu Müzikali, Genç Osman, Evita Müzikali, Tartuffe, Kuşlar, Çulsuzlar, Biz Aşağıda İmzası Olanlar, Afrikalı Peygamber, Rosencrants ve Guildenstern Öldüler, Hamlet, Krallar da Ölür, Doğum Günü Partisi, Kırmızı Biberler ve Venedik Taciri...gibi.
 
TV Dizileri...

Şaşıfelek Çıkmazı, Böyle mi Olacaktı, Yerim Seni, Yasemince, Yemeğin Tarihi, Yedikule Mihriban, Şen Dullar, Kaldırım Çiçeği, Çiçek Taksi...
 
Yardımcı Yönetmenliğim...
 
Açık Evlilik, Buzlar Çözülse de Çözülmese de, Görüşme, Kutlama, Çağrı...
 
Ödüllerim...

Hürrem Sultan (Afife Tiyatro Ödülü En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Adayı)
Askerliğim (Neil Simon. Avni Dilligil En İyi Ekip Oyunculuğu Ödülü)
Biz Aşağıda İmzası Olanlar (Alexander Gelman. Avni Dilligil En İyi Prodüksiyon Ödülü)


 
"Can Başak da, "Belden Aşağı Vurmak"ta "Hanrahan"ın duygularıyla, bu duyguların anlatım yöntemlerini pek güzel belirlemişti. Hanrahan'ın iktidara yakınlığı kadar uzaklığını, güçlülüğü kadar güçsüzlüğünü, katılığı kadar duygusallığını dengeleyişi aklımdan çıkmıyordu. Can Başak, "Çin Kahvesi"nde de "Harry"i oynarken yanında "yükselen bir değer" daha vardı: "Jake"i canlandıran Aziz Sarvan. Bu ikili, sahnede tiyatro oyunu oynuyordu, ama sanki masa tenisi gibi izledik... Replikler bir oraya bir buraya gitti, aynen servis atılırcasına. Biri repliği top gibi elinin ayasına alıyor, dosdoğru yukarıya atıyor, topu asla vücuduyla engellemiyor, vuruyordu. Diğeri karşılıyordu. Berikinden bir "smatch". Ötekinin "forhand"leri ilginç de, yekdiğerinin "backhand"lerine (kesik vuruş) ne demeliydi? Can Başak ve Aziz Sarvan oyunun "içine kattıkları" oyunculuk, tekniğin mührünü taşıyordu. Ve o mühür, oyun boyunca dağladı onları. Bedenleri, dramatik metin de dahil olmak üzere gösterime damgasını vurdu. Adeta: "İşte oyuncu bu," dedirttiler. Bu ikili, 2004-2005 sezonu iyilerinin iyisiydi. İkisini birbirinden ayıramazdım, ama "Tiyatro Ödülleri"nin şartnamesi izin vermiyordu. Bu durumda, Başak'ın daha önce ödüle değer görüldüğünü anımsayarak, Aziz Sarvan'ı da ödüllendirmeyi düşündüm. İçimdeki hassas teraziden memnunum." Üstün Akmen / Tiyatro Dergisi-Tiyatro Ödülleri 2005
 

TİYATRO PERA prodüksiyonu olan, Nesrin Kazankaya'nın yönettiği VENEDİK TACİRİ adlı oyun, İtalya'nın önemli bir ticaret merkezi olan Venedik kentinde geçiyor. Venedik taciri Antonio (CAN BAŞAK), arkadaşı Bassanio için, tefeci Yahudi Shylock'tan borç para alır. Shylock mesleği ve etnik kökeni yüzünden kendisini aşağılayan Antonio'ya, faiz yerine ilginç bir koşul öne sürer: Vadesi geçerse, borcuna karşılık, vücudundan yarım kilo et kesilecektir. Oyunda Hıristiyan ve Musevilerin iş dünyasındaki gerilimli ilişkilerinde, para, güç, aşk, ticaret ve adalet kavramları sorgulanır. Baştan sona, dekorundan müziğine ve oyuncuların performansına kadar sürükleyici, keyifle izlediğim bir oyun
 
CAN BAŞAK'ın "Venedik Taciri"ndeki başarısı üzerine şunları yazmış Üstün Akmen:
 
"Antonio'da Can Başak, oyunculuğunda tutarlığı ve bütünselliği koruyacak birimleri bilen kıratta bir oyuncu. Antonio'nun duygularını duygusal olarak gayet iyi sahiplenmiş. Can Başak'ın sezgileri, Antonio'ya can verirken yaratıcılığının bileyicisi, itici gücü olmuş"
 

 
     Şehir Tiyatrosu'nun müdürlüğe dönüşmesi...

    Bundan bir süre önce Şehir Tiyatrosu'nun tüzel kişiliği ortadan kalktı. Biz, katma bütçeyle yürütülen bir kuruluştuk. Ankara, Avrupa Birliği uygulamaları çerçevesinde birtakım kararlar alıyor. Türkiye'de katma bütçeli kuruluş kalmadı. Özel yasa çıkarıldı. Ancak Şehir Tiyatrosu bu yasaya dahil edilmedi. Şehir Tiyatrosu birdenbire belediyenin herhangi bir müdürlüğü haline geldi. Şimdi bunu sancılarını çekiyoruz. Bizim bir yönetim şemamız var. Genel müdürlüklerinin dışında bir yönetim kurulu olan, kendi içinde bir sahne direktörü olan, genel sanat yönetmeni olan, bir de müdürümüz vardır. O işin ekonomik kısmıyla ilgilenir, alım satım işlerine bakar, dekorların hazırlanmasını sağlar, işçilerin maaşını öder. İşi budur. Fakat bu yeni katma bütçesindeki değişikliklerle Şehir Tiyatrosu'nun tamamen bir müdürlüğe dönüşmesi çok olumsuzdur. Bu, akılalmaz bir olay!.. ülkenin sanata nasıl baktığı üzerine çok acı bir fotoğraf!..
 
    Bizler sanatçıyız; devletin memuru değiliz. Bu saatten sonra bizlere devlet memuru muamelesi mi yapacaklar?..
 
    Biz, işimizi iyi yapmak için çok çaba harcıyoruz. Çok zor şartlarda ve yoğun çalışıyoruz ki, biz bunu yürekten yapıyoruz. Ama bize bir sorun, biraz saygılı olun!..
 
    Söz konusu olan bizim egolarımız değil; sanat!..
 
    Her işin bir uzmanı var. Biz, İstanbul'un su veya elektirik sistemi üzerine fikir yürütüyor muyuz?..
 
    Herkes uzmanı olduğu işin başına getirilsin!..
 
    Bu iş bilmemektir!..
 
    Bu ne demokrasi anlayışıyla, ne de devlet yönetimiyle örtüşür...
 
    Ben iyi bir bürokratın oğluyum. Bürokrasinin nasıl işlerliği üzerine fikirlerim var; bürokrasinin içinde büyüdüm!..

Anahtar Kelimeler: can başak, sahne insanları



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir