MAKALELER

Arif Erkin

2008.09.02 00:00
| | |
4374

...geleneksel tiyatromuzu sınır tanımaz bir enerji ve hayal gücüyle okullarda,


   Efsaneleşmiş "GENÇ OYUNCULAR"dan yaşlanmayan bir delikanlı sanatçımız: ARİF ERKİN…

   Söyleşi arşivime baktığınızda, “Genç Oyuncular”ı göreceksiniz.
O yazımda sizlere geçtiğimiz yıl (2007) kuruluşlarının ellinci yılını (9 Ağustos 1957) kutlayan “Genç Oyuncular”ın çikarmis oldukları “Hayat Ağacında Tavus Kuşları” adlı kitabı tanıtmıştım.
Neydi onları farklı kılan?..
Gelin bu farkı anlatan cümleleri yine “Hayat Ağacında Tavus Kuşları” kitabından beraber okuyalım:


 
    "Ancak Genç Oyuncular hayli farklıydılar. Tiyatroyu ele alış tarzları da özgündü, yorumlayış biçimleri de. Hedef aldıkları seyirci de değişikti, seyirciye yaklaşimları da… Tiyatronun toplum içindeki yerini bir başka türlü tanımlıyorlardı. Onları bir araya getiren yalnızca bir role hazırlanmak ve sahneye çikip oynamak değildi; tiyatronun toplumsal bir görevi olduğuna inanıyorlardı. Çevrelerinde olup bitene ve toplumsal mekanizmaların işleyişine bakıyorlar ve gördüklerinden rahatsız oluyorlardı. Farkındaydılar ki, cumhuriyetin aydınlanma projesi daha tamamlanmamış. Çagdaslasmaya doğru yürünmesi gereken uzun bir yol var…


 
    Farklıydılar. Amatör bir yapı içinde profesyonel tiyatro gibi çalisiyorlardi. Araştırmacıydılar; tiyatroyu her boyutuyla sorguluyorlardı. Yenilikçiydiler; durmadan yeni söylemlerin peşinde koşuyor, yeni yöntemler deniyorlardı. Sınır tanımaz bir enerji ve hayal gücüyle sayısız girişime imza attılar. Türkiye’nin ilk tiyatro ve kültür şenliği olan “Erdek Şenliği”ni gerçekleştirdiler. İlk sokak tiyatrosu denemesini yaptılar. Geleneksel tiyatromuza (Ortaoyunu ve Seyirlik Oyunlar) yeni bir açılım getirecek girişimlerde bulundular. Kitap yayımladılar. Lise ögrencileri arasında tiyatro sevgisini yaymak amacıyla etkinlikler düzenlediler. Çocuklara yönelik programlar hazırladılar…
 
    Genç Oyuncular amatör tiyatronun ideal örnegini yarattılar. Bu güne Kadar gişe, hasılat, kar, geçim düşünmediler. Sürekli bir oyun yeri, bir tiyatro açmayı da düşünmediler. Okullarda, hastanelerde, fabrikalarda, kışlalarda kısaca neresi onlara kucağını açtıysa, orada oynadılar. Seyircinin ayağına gittiler. Çünkü bir kurum olarak tiyatronun kaçınılmaz yükleri, külfetleri vardır. Eğer kendilerini böyle külfetlere kaptırırlarsa bütün düşüncelerini, belki de varlıklarını kaplayan araştırma ruhunu koruyamaz, ister istemez kendilerini, yaratıcılık çabasini eriten, yutan hoşgörülüğe kaptırırlardı. Oysaki Genç Oyuncular bunu değil, tiyatroda yeni bir hava estirmeyi istiyor, yenilikler arıyorlardı.


 
    Başardılar da. Altı senelik bir geçmişleri oldu…
 
    Altı senelik tiyatro denemeleri, herhangi bir amatör veya gençlik oyun topluluğu olmaktan daha çok, gelişmekte olan tiyatro hayatımızda başlı başina çigir açan bir davranış olmuştur…”
 
    Evet, kimlerdi bu Türk Tiyatrosu’nda çigir açan “GENÇ OYUNCULAR” ?..     Topluluğun kurucu kadrosu 13 kişiden oluşuyordu
 
    Sevil Akdoğan - Atila Alpöge - Ayla Alpöge - Aysel Ataman - Özcan Dalkır - Arif Erkin - Aram Gümüşyan - Mardik Hekimoğlu - Çetin İpekkaya - Üstün Kırdar - Ergun Köknar - Beyhan Türer - Erol Ünal.
 
    Daha sonra ise iki kişi daha katılır kadroya


 
    Genco Erkal ve Zeynep Tarımer…
 
    Genç Oyuncular’ın kuruluşundan 50 yıl sonra, İstanbul Harem’de, Kızkulesi’nin karşisındaki eski bir balıkçı kahvesindeyim.
 
    Karşimda kim var dersiniz?..
 
ARİF ERKİN…
 
Evet, ARİF ERKİN…
 
    Yani, geleneksel tiyatromuzu sınır tanımaz bir enerji ve hayal gücüyle okullarda, hastanelerde, fabrikalarda, kışlalarda sahneye taşiyan, Türkiye’nin ilk tiyatro ve kültür şenliği olan “Erdek Şenliği”ni gerçekleştirenlerden, ilk sokak tiyatrosunu deneyerek tiyatroyu seyircinin ayağına getiren “Genç Oyuncular”dan biri… ARİF ERKİN…
 
    "Tatlı Bela Fadime” adlı televizyon dizisinin çekiminin yapıldığı film seti yakınındaki Balıkçı kahvesinde demli çaylarimizi içiyoruz. Cam kenarındayız. Karşimızda Kızkulesi. Onunla konuşurken “Yabancı Damat” adlı dizideki zaman zaman sert mizaçları aklıma geliyor; görünüşü yine aynı. Fakat o sert görünüşünün altında sımsıcak bir insan var.
 
    1935 Gaziantep doğumlu. Yani 73 yaşinda.
 
    Son izlediğim “Beyaz Melek” filminin ilk sahnesinde hakikaten o kadar koşup koşmadığını sorduğumda,
“koştum, koştum… Mahsun beni iki gün koşturdu. Birçok kişi o sahnelerin bigisayarla yapıldığını sanıyor. Hayır, koştum. Mahsun’a da ’bak Mahsun , 73 yaşinda bu kadar koşacak başka bir oyuncu bulamazsın!..’ dedim.”diye cevapladı.
 
    Çok etkilenerek seyrettim Mahsun Kırmızıgül’ün yönettiği Beyaz Melek filmini. Duygu dolu bir film olmuş. Türk Tiyatrosu’nun güçlü oyuncularını hep biraraya getirmiş Mahsun Kırmızıgül. İyi de yapmış. Başta Arif Erkin olmak üzere, Suna Selen, Ali Sürmeli, İlkay Saran, Yıldız Kenter, Nejat Uygur, Gazanfer Özcan, Erol Günaydın, Cihat Tamer, Bilge Zobu… gibi.
 
    Türk Tiyatrosu’na çogunun hemen hemen yarım asırdan fazla emek vermiş ustaları biraraya getirmekle, onları aynı karelerin içinde görülmesini sağlamakla iyi bir hizmet vermiş Mahsun Kırmızıgül; teşekkürler…
 
    Ve filmi seyrederken beğenmenin dışında, filmde oynayan ustaların 7’si ile söyleşi yapmış olmak beni ayrıca mutlu etti; Erol Günaydın, Toron Karacaoğlu, Cihat Tamer, Nejat Uygur, Yıldız Kenter, İlkay Saran ve Arif Erkin’le söyleşi yaptım…
 
    Şimdi tekrar Harem’deki balıkçı kahvesine dönelim.
 
    Arif Erkin’le karşilıklı çaylarimizi yudumlarken, sohbetimize de devam edelim:
 
     Ciddi olarak tiyatroya başlamam…
 
    Bu sene (2007)Genç Oyuncular’ın kuruluşunun 50. yılıdır.
 
    Benim ciddi olarak tiyatro hayatım Genç Oyuncular ile başladı. Ondan önce 1951’de lise yıllarında oldu. Lise ikinci sınıfta Fransızca hocamız Hakkı Bey, her sene sonu bir oyun sahneye koyardı. Moliere’in “Hastalık Hastası” adlı oyunu sergilenecekti. Başrol için oyuncu aranıyordu. Arkadaşlarım benim de başvurmamı arzu ettiler. Birkaç adayın içinden ben seçildim ve bu oyunda başrol oynadım.
 
    İstanbul Teknik Üniversitesi ve tiyatro çalismalari…
 
    Liseyi bitirdikten sonra İstanbul’a gelip, İTÜ’de mimarlık okumaya başladım. Birinci yıl sadece derslerle oyalandım. İkinci yıl, Ergun Köknar bir çagri yaptı:
 
“Bizim Sanat Kulübü’müz var. Tiyatro çalismalarimiza katılmak isteyen var mı?”
 
    Ben elimi kaldırıp, katılmak istediğimi söyledim.
 
    "Haydi yürü, gel benimle” diyerek beni peşine taktı. Giriş o giriş… Burada birkaç oyun oynadık. Ergun Köknar, Çetin İpekkaya, Genco Erkal, Atila Alpöge gibi arkadaşlar vardı aramızda.
 
    Onlar, üniversiteden önce, Galatasaray Lisesi’nde beraber tiyatro çalismalari yapmışlar.
 
     Ve Genç Oyuncular’ın kuruluşu… hedefler…
 
    Sonra baktık ki, bu Sanat Kulübü’nde pek özgürce tiyatro çalismalari yapamıyoruz. Birbiriyle iyi anlaşan kişiler bir araya gelerek amatör bir topluluk kurduk ve adını da “Genç Oyuncular” koyduk. 9 Ağustos 1957’de kurduğumuz bu grup, amatör bir grup olmayıp, çalismalarini profesyonelce yapan bir topluluktu. Çalisma yöntemlerimiz son derece profesyonelce idi. Çünkü biz bu işi olay olsun diye değil, bir iş diye bilmiştik. Ne yaptığımızı bilerek, amaçlarımızı ortaya koyarak, daha iyi tiyatro yapma arayışları içinde sürdürdük çalismalarimizi; hep arayış içinde idik. Ben, Aram Gümüşyan, Ergun Köknar ve Atila Alpöge kurucu kadro idi. Daha sonra aramıza Çetin İpekkaya, Genco Erkal, Ayla Alpöge, Mehmet Akan, Ani İpekkaya gibi arkadaşlarımız katıldılar. Geleneksel tiyatromuza (Ortaoyunu ve Seyirlik Oyunları) yeni bir çikis noktası arayarak yaptık tiyatro çalismalarimizi. Daha sonra kendimiz oyunlar yazmaya başladık. Grubun içindeki arkadaşlarımızın yazdıkları oyunları oynadık. Yani tam bir profesyonelce çalisma içinde idik. Çalismalarimiz imece türü çalismalardi. Oyun dergisi çikarirdik; oyunu yazanın ismi değil de grubun ismi, yani ‘ben’ değil ’biz’ vardı: Genç Oyuncular…
 
Gelin, isterseniz, bu efsaneleşmiş tiyatro grubu “Genç Oyuncular” üzerinde biraz daha duralım:
 
    "Bu yıllarda (1940-1960) kimi amatör tiyatro toplulukları tiyatro yaşamına yeni bir soluk, yeni bir renk ve canlılık getirmiştir. Bu toplulukların başinda Genç Oyuncular gelir, 1957 yılında Teknik Üniversite, Galatasaray Lisesi, Robert Kolej, Edebiyat ve Tıp fakülteleri ögrencilerinden tiyatro seven bir grubun Genç Oyuncular topluluğunu kurdukları görülür. Sonraki yıllarda Dostlar Tiyatrosu’nun ve Arena Tiyatrosu’nun çekirdegini oluşturacak olan bu grup içinde Genco Erkal, Mehmet Akan, Arif Erkin, Çetin İpekkaya, Ergun Köknar, Yücel Tanyeri, Oya Kaynar gibi,ileride tiyatroyu profesyonel bir uğraş olarak sürdürecek olan sanatçılar yer almışlardır. Bu konuda etraflı bir araştırma yapmış olan Dr. Gülayşe Erkoç şu saptamayı yapmıştır:
 
    'Genç Oyuncular topluluğu, Türkiye’de kotarılmaya çalisilan kültür seferberliği içinde yer almış olan bir topluluktur. Topluluk çalismalari gerek toplumcu çizgisi ve çabasi, gerek denemeci, araştırmacı yanı ve girişimleri ile hem Dostlar Tiyatrosu kurucuları için, hem de etkinliklerine katılan diğer amatör tiyatrocular için bir okul olmuştur.’
 
    Genç Oyuncular’ın yayımladığı bildirgede topluluğun amacının iyi tiyatrodan uzak topluluklara tiyatro götürmek olduğu, bu amaçla topluluğun sistemli ve verimli bir çalismayla semt semt, şehir şehir dolaştıkları belirtilmiştir. Genç Oyuncular’ın bu bağlamda gerçekleştirdikleri çok önemli bir girişim 1958-1960 yılları arasında art arda düzenlenen Erdek Şenliği’dir. Bu şenlik o yıllarda Erdek’i bir kültür merkezine dönüştürmüş, amatör ve profesyonel tiyatro sanatçılarını buluşturmuş, orkestra konserleri, bale, şan, sinema gösterileri, resim, karikatür, fotoğraf, kitap sergileri, şiir ve fıkra resitalleri, sanatçılarla yapılan söyleşilerle, sanatı birkaç büyük ayrıcalıklı kentin kültür zenginliği olmaktan çikarip halk kitlelerine ulaştırma yolunda atılan önemli bir adım olmuştur. Genç Oyuncular’ın bir başka başarısı da Avrupa’nın öncü yazarlarının oyunları yanında, Tavtati Kütüpati, Vatandaş Oyunu, Büyücü Oyunu, Keloğlan gibi, toplu çalismayla oluşturdukları oyunları ve topluluğun üyesi Atila Alpöge’nin Çürük Elma, Kervan, Mehmet Akan’ın Kiraz Çiçek Açıyor Aykırı Dal Üstünde, Ahmet Kutsi Tecer’in Bir Pazar Günü adlı oyunları gibi, geleneksel oyunlarımızın öd ve biçim özelliklerinden yararlanma yolunda ciddi denemeler olan yapıtları sahneleyerek tiyatro sanatına yeni bir renk katmaları, yeni bir ufuk açmaları olmuştur.” Cumhuriyet’in 75. Yılında Türk Tiyatrosu, Sevda Şener.
 
     İlk kültür ve tiyatro şenliği…
 
    1958 yılında Türkiye’nin ilk tiyatro festivalini Erdek’te gerçekleştirdik. Şimdinin aksine, bazı politikacılar, örnegin Sıtkı Yırcalı, Albay İhsan Aras, Balıkesir Valisi Kazım Arat, Erdek Kaymakamı Zeki Ocaklı bize Erdek Şenliği’ni gerçekleştirmemizde yardımcı olmuşlardı.
 
    Giriş bedava olsun…
 
    Genç Oyuncular olarak, bu festivaldeki gösterilere girişin bedava olmasını arzuladık. Ahmet Kutsi Tecer, “Hayır, 1 lira bile olsa, bir emek karşilığı alınsın bu ücret. Bedava girerse bunun kıymetini bilmez halk! “ dedi. Böylelikle giriş ücretini 1 lira yapmıştık. Erdek, o zaman küçüktü. Çesitli şehirlerimizden memurların dinlenmeye gittikleri dinlenme kampları vardı. Dışarıya dönük sadece bir lokantası vardı. Şenlik yapan bizler orada yemek yerdik. Şenlik sona erdiğinde oranın halkı bizlere hazırladıkları yolluklarla bizleri uğurlamaya gelmişlerdi.
 
    "Hızlı, akıcı, güçlü, güzel, özenli, yoğun bir sanat ve kültür havası sarmıştı Erdek’i. Halka inerek onun onurunu, geri kalmışlığını kollayarak, halkla birlikte bu güzele yöneliş umutlara boğmuştu beni. Gençlerin festivalin başinda törenle Seyit Gazi tepesinde yaktıkları festival ateşini, bütün yurdu sarması gereken bir inşa ve ögreti heyacanının parolası olarak görüyor ve Atatürk’e özledigi bu manzarayı göremeden öldügü için acıyordum. Erdek Festivali’nin bütün havasını dün gibi anımsıyorum. Bu mutlu yaşantı, belleğimin kara bulutlu anıları içinde, pırıl pırıl ayrı bir yer tutuyor.” Haldun Taner, Milliyet, 8 Ağustos 1976
 
     Genç Oyuncular’ın dağılması…
 
    Biz, “Genç Oyuncular”, içine kapalı bir topluluktuk. Aramıza yeni üyeler almadık, almıyorduk!.. Ve sonunu da galiba düşünemedik. Okul bitince herkes yavaş yavaş hesap derdine düştü; aileler ekonomik sorunlar yaratmaya başladılar. Benim de askerliğim gelmişti. Üç yıl daha sürdürdük çalismalarimizi; ben, Aram ve Atila… Sonunda da bitirmek zorunda kaldık. Çünkü bizden sonra bayrağı verecek, arkamızdan devam ettirecek elemanlar da yoktu.
 
      Mimarlık… ve müzik çalismalari…
 
    Bu arada İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nü bitirip, mimar oldum ve askere gittim. Askerlikten sonra ise, Gülriz Sururi - Engin Cezzar Tiyatrosu’na girdim. Bu toplulukta profesyonel oyuncu olarak başladım; 2 yıl çalistigim bu toplulukta, “Midas’ın Kulakları” / Müzik, “Direklerarası” müziğini yaptım ve oynadım, Zilli Zarife’nin ve Tiyatrocu’nun da müziklerini yaptım.
 
Müzikle ilişkim nereden? diye sorarsanız;
 
    Ben lise ögrenimim sırasında keman dersleri almıştım. Tiyatroya da bulaşinca, sergilenen oyunların müziğine sıra geldiğinde; “kimin eli yatkın müziğe?” ; Arif’in… böylece daha o yıllarda başladım sergilenen oyunların müziğini yapmaya… Daha sonra ise bu çalismalarima bir de sinema dalında film müzik çalismalari da eklendi. Geçenlerde bir liste yaptım; yaptığım müzik çalismalarim 70-80’i geçiyor.
 
    Örnegin 460 dizilik 12 sene sürmüş “Bizimkiler” dizisinin müziği bana aittir. Tabii ben bunu tek çalisma olarak sayıyorum. 8-10 Yeşilçam film çalismam var. Bunlardan Yılmaz Güney için Umut filmine yaptığım film müziği ile 1969 Adana Altın Koza Film Festivali’nde En İyi Müzik Ödülü’nü aldım.
 
      Yılmaz Güney ve ‘Umut’ filmi…
 
    Bana ödül getiren bu film müziği çalismami müthiş olanaksızlıklar içinde yapmıştım. Bir gün Onat Kutlar beni telefonla aradı;
 
“Yılmaz Güney’in ’Umut’ adlı bir filmi var. Gel, bir seyret, müziğini yapıver…” dedi.
 
    Peki yaparım dedim. Filmi seyrettim. Sonra Yılmaz Güney, “Abi, benim hiç param yok. " deyince; tamam Yılmaz, bana para verme. Ancak kullanacağımız müzisyenlerin parasını bari veriver, deyince; "Ya, abi en ucuz şekilde yapıver..." dedi. Yapımda kullandığım klarnetçi arkadaşimdı. Stüdyo olarak ta Mecidiyeköy'deki Lale Film Stüdyosu'nu kullandık. Umut filminin dışında, Ağıt, Naciye, Değirmen, Karakolda Ayna Var, Gramafon Avrat, Bir Milyara Çocuk... gibi filmlerin müziklerini yaptım.
 
     Dostlar Tiyatrosu'nun kuruluşu...
 
    1969'da Genco Erkal, Mehmet Akan ve ben Dostlar'ı kurduk. İlk 3-4 yıl oynayan bütün oyunlarda oynadım. Tabii sadece oyuncu olarak değil de bazı oyunların müziklerini de yapıyordum.
1969-Durdurun Dünyayı İnecek Var / Oyuncu
1970-Rosenbergler Ölmemeli / Oyuncu ve müzik
1971-Havana Soruşturması / Soruşturma / Oyuncu
1972/73-Abdülcanbaz / Müzik
1973/74-Azizname / Müzik
1975/76-Ezenler Ezilenler / Müzik ve oyuncu
1988/89-Üzbik Baba / Müzik
1994/95-Bir Takım Azizlikler / Müzik
Dostlar'dan sonra belediyedeki mimarlık işlerim ağırlaşinca oyunculuğu bırakıp sadece müzik çalismalarina vakit ayırmaya başladım. Film müziklerine daha çok ağırlık verdim.
 
     Televizyon çalismalarim...
 
    Televizyon çalismalarim 1989'da "Bizimkiler" adlı televizyon dizisinin müziği ile başladı. 5-6 bölümünde ben de oynadım. "Yazlıkçılar" dizisinde hem oynadım hem de müziğini yaptım. Daha sonra "Oğlum Adam Olacak"ın müziğini yaptım.
 
     İkinci Bahar... Yabancı Damat...
 
    Benim televizyonda tanınmam "İkinci Bahar" dizisi ile oldu. 2000 yılında "İkinci Bahar" dizisinde oynayan Ali Sirmen tarafından Antep şivesini ögretmem için sete davet edildim. Ali'nin evine gittim. Ali, bana "senin adın da geçiyor, oyuncu olarak
 
seni istiyorlar" dedi. Üç beş gün sonra bana telefon geldi. Şener Şen'in babasını oynayacak birkaç oyuncu gelmiş; beğenilmemişler. Beni çagirdilar. Ve böylece ben de "İkinci Bahar" dizisine katılmış oldum. Bunlardan sonra 10-15 bölümlük bazı dizilerde oynadım. Ve "Yabancı Damat"... Bu dizi de İkinci Bahar gibi tuttu ve 3 yıl sürdü. Toplam 110 bölüm sürdü.
 
    Kurtlar sofrası şeklindeki diziler...
 
    Birkaç yıldan beri televizyon kanallarındaki bu diziler kurtlar sofrası şeklinde sürüyor... Dört büyük kanal var; bu kanallar her gün 2'şer dizi oynatıyorlar. Diğer kanalların oynattıkları dizileri de sayarsak; yüzleri geçer; işin içinden çikamayiz!..
 
    Bu kadar ne senaristimiz, ne kameramanımız, ne de oyuncumuz var!.. Bunun için de pek kaliteye dikkat edilemiyor; dizi başlıyor, üç veya beş bölüm sonra yayından kaldırılıyor.
 
     Kriterlerim...
 
    Dürüst olunacak. Çünkü ben dürüstüm. Benim 30 yıllık bürokrasi hayatım var. Çok önemli mevkilerde bulundum. İmar müdürlüğü yaptım. Beşiktaş Belediyesi İmar Müdürlüğü'nden Müdür olarak emekli oldum. Hala da adli bilirkişi olarak görevim sürüyor. Eşim ressam. İki oğlum, bir kızım var. Büyük oğlum reklam yazarı, küçük oğlum moda fotoğrafçısı, kızım ise, o da fotoğrafçılık okudu. Dizilerde oynadım. Ancak büyük sinema filminde oynamadım. 'Beyaz Melek' ilk teklif idi.
 
     Beyaz Melek...
 
   Bana bu filmde oynama teklifi geldiğinde "yönetmen kim?" diye sordum.
"Mahsun Kırmızıgül" yanıtını alınca, bozuldum!..
Eh, kim olsa patlar yani...
"Kusura bakmayın, üç yıldır çok yoğun çalistim, yorgunum, beni affedin..."
dediğimde; "Niçin, Mahsun Kırmızıgül ismini duyunca mı tavrınız değişik oldu?"
dedi telefondaki kişi.
Ben de "Eh, siz olsanız kızmaz mısınız? Ben senelerin oyuncusuyum. Siz benden şarkıcı, türkücünün yönetmenlik yapacağı bir filmde oynamamı istiyorsunuz!.. "
Telefondaki kişi "İnsan hiç olmazsa senaryoyu okur da, öyle karar verir..." dedi. Baktım adam haklı. "Peki, öyleyse, senaryoyu gönderin, bir okuyayım..." dedim.
Senaryoyu okuyunca, baktım ki, bana teklif edilen iyi bir rol, kabul ettim. Filmin başindaki koşma sahnesinin çekimleri için iki gün koştum. Mahsun'a "Bak Mahsun, 73 yaşinda bu kadar koşacak başka bir oyuncu bulamazsın" dedim. Spor yapmıyorum. Ancak sevdiğim bir köpeğim var. Her sabah onun bahanesiyle yürümek zorunda kalıyorum.
 
     Ben arşivciyim...
 
    Ben, biriktiren biriyim; arşivciyim. Elimde 7-8 bin türkü var. Mehmet Akan bütün arşivini bana verdi. Dostlar'ın da yine aynı şekilde arşivi bendedir. Ben, 'Genç Oyuncular'ın ilk oyunundan son oyununa (160 oyun) kadar, her oyun için defter tutmuşumdur. Tarihler, nerede oynanmış, kimler oynamış, biletler kaç paraymış, kaç seyirci gelmiş, hepsi bende arşiv olarak var.
 
     Son oyunda çok heyecanlandım...
 
    En son, üç yıl önce, 2005 yılında, Devlet Tiyatrosu'nda, Mehmet Akan'ın "Bedrettin"
oyununda misafir sanatçı olarak Bedrettin'in hocası rolünde oynadım. Devlet Tiyatrosu'nda yaşlı oyuncu bulunamadı bu rolü oynayacak!.. bulunanı da Mehmet Akan beğenmedi... Bulamamışlar, çünkü devlet sanatçılarını genç yaşta emekliye ayırıyor!.. Sanatçının emeklisi olur mu?.. Sahneye çikmayali yaklaşik 30 yıl olmuş; çok heyecanlanmıştım. Bu oyunda oynadığımın karşilığı olan paranın yarısını bile alamadım. Emekli olan maaş alamıyormuş... Oysa ben Devlet Tiyatrosu'ndan emekli olmadım ki; İstanbul Belediyesi'nden emekli oldum. Ben de 'ücretsiz oynarım' dedim
 
    Daha sonra kısmen de olsa bu sorunu çözümlediler...
 

 
ADEM DURSUN
Eylül 2008
adem-dursun@versanet.de

Anahtar Kelimeler: arif erkin, sahne insanları



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir