MAKALELER

Çağdaş Türk Tiyatrosuna Giden Yolda, Batı Tiyatrosu ve Gelenek Tiyatrosu Sentezi

2026.01.14 00:00
| | |
3270

Paylaş:
Türk tiyatrosu, 19. yüzyılın ortalarında çift kutuplu bir estetik alanın içine doğmuştur...

ÇAĞDAŞ TÜRK TİYATROSUNA GİDEN YOLDA, BATI TİYATROSU VE GELENEK TİYATROSU SENTEZİ

Özet: Bu makale, Türk tiyatrosunun Tanzimat’tan Cumhuriyet’e uzanan süreçte yaşadığı evrimi, "geleneksel" ve "batılı" unsurların birbirini dışlamak yerine nasıl eklemlendiğini analiz etmektedir.

 Çalışmada; Teodor Kasap ve Namık Kemal’in kuramsal tartışmaları, Güllü Agop’un kurumsallaşma çabaları, Ahmet Vefik Paşa’nın adaptasyon dehası ve Müsahipzade Celal’in tarihsel sentezi üzerinden sentez kuramının kilometre taşları incelenmektedir.

1. Giriş: İki Dünyanın Eşiğinde Türk Tiyatrosu
Türk tiyatrosu, 19. yüzyılın ortalarında çift kutuplu bir estetik alanın içine doğmuştur. Bir yanda yüzyılların birikimi olan, doğaçlamaya dayalı, tip odaklı ve açık biçimli Geleneksel Türk Tiyatrosu (Karagöz, Ortaoyunu, Meddah); diğer yanda ise metne dayalı, dekorlu ve kapalı biçimli Batı Tarzı Tiyatro yer almaktadır. Akademik camiada genel kabul gören görüş, çağdaş tiyatromuzun bu iki yapının "mekanik bir birleşimi" değil, "organik bir sentezi" olduğudur [1].

2. Kuramsal Tartışmalar: Namık Kemal’in "Okulu" vs. Teodor Kasap’ın "Milli Tiyatrosu"
Sentezin ilk düşünsel temelleri, tiyatronun ne olması gerektiği üzerine yapılan tartışmalarda atılmıştır.
 * Namık Kemal: Tiyatroyu bir "eğlence-i faydalı" ve bir "ahlak mektebi" olarak görür. Onun için Batı formu (özellikle Victor Hugo etkisiyle romantizm), toplumu eğitmek için en uygun araçtır.
 * Teodor Kasap: Hayal ve Diyojen dergilerindeki yazılarında, Batı tiyatrosunun olduğu gibi kopyalanmasına karşı çıkar. Kasap, Türk tiyatrosunun temelinin Karagöz ve Ortaoyunu olması gerektiğini savunarak, "Milli Tiyatro"nun ancak bu köklerden yükselebileceğini öne sürer [2].
Bu tartışma, sentezin ilk evresidir: Formun (Batı) içeriğe (Milli/Geleneksel) nasıl hizmet edeceği sorunsalı.

3. Uygulama ve Kurumsallaşma: Güllü Agop ve Ermeni Kumpanyaları :

Ermeni sanatçıların, özellikle de Güllü Agop’un (Agop Vartovyan) Türk tiyatro tarihindeki yeri, sentezin "laboratuvar" aşamasıdır. 1870 yılında alınan 10 yıllık tekel hakkı, tiyatronun bir "esnaf" uğraşı olmaktan çıkıp profesyonel bir kurum (Osmanlı Tiyatrosu) haline gelmesini sağlamıştır.

Güllü Agop, Batı tiyatrosunun sahneleme tekniklerini kullanırken, halkın geleneksel alışkanlıklarını (müzik, tuluat unsurları) oyunlara dahil ederek izleyiciyi tiyatroya alıştırmıştır. Bu dönemde sergilenen oyunlar, geleneksel seyircinin "yadırgama" eşiğini aşmasını sağlayan ilk büyük köprüdür [3].

4. Dil ve Tip Sentezi: Ahmet Vefik Paşa’nın Molière Adaptasyonları. :

Bursa Valiliği sırasında tiyatroya kattığı ivme ile Ahmet Vefik Paşa, sentezin en somut örneklerini vermiştir. Molière’in oyunlarını sadece çevirmemiş, onları Osmanlı toplum yapısına "adapte" etmiştir.
 * Molière’in tipleri (örneğin Harpagon), Ahmet Vefik Paşa’nın elinde Ortaoyunu’ndaki "Kavuklu" veya "Çelebi"nin modern birer izdüşümüne dönüşmüştür.
 * Bu durum, Batı formundaki "karakter" anlayışının, geleneksel "tip" anlayışı ile harmanlanmasıdır [4].

5. Popüler Kültür Köprüsü: Operetler Furyası.  : 

Dikran Çuhacıyan ile başlayan operetler dönemi (özellikle Leblebici Horhor Ağa), Batılı bir tür olan opereti, yerel ezgiler ve komedi unsurları ile birleştirmiştir. Bu dönem, tiyatronun elitist bir çevreden çıkıp halkla buluştuğu, "hafif" ama "sentezleyici" bir evredir.

6. Tarihsel ve Estetik Zirve: Müsahipzade Celal
Sentezin en olgun meyvelerinden biri Müsahipzade Celal’dir. Oyunlarında (örneğin İstanbul Efendisi, Lale Devri) Osmanlı’nın sosyal yaşamını, geleneklerini ve folklorunu Batılı bir oyun yapısı içinde sunar. 

Müsahipzade, Ortaoyunu’nun epizodik yapısını ve tipolojisini modern sahneye taşıyarak, Cumhuriyet döneminin "Ulusal Tiyatro" arayışına en güçlü zemini hazırlamıştır [5].

7. Analiz ve Sonuç.  : 

İncelenen bu süreçler göstermektedir ki; Türk tiyatrosu Batı'ya öykünürken aslında kendi genetik kodlarını (doğaçlama, tipoloji, sosyal hiciv) yeni formun içine enjekte etmiştir.
 * Tanzimat: Tartışma ve adaptasyon evresi.
 * İstibdat ve Meşrutiyet: Kurumsallaşma ve popülerleşme evresi.
 * Cumhuriyet: Bu birikimin "Ulusal Tiyatro" başlığı altında estetik bir teoriye (özellikle Haldun Taner ve Metin And’ın çalışmalarıyla) dönüşme evresidir.
Sonuç olarak; çağdaş Türk tiyatrosu, ne sadece Batı’nın bir taklididir ne de Geleneksel tiyatronun bir devamıdır. O, Gedikpaşa Tiyatrosu'nun tozundan, Müsahipzade'nin tarihsel mizahından ve Ahmet Vefik Paşa’nın dil dehasından süzülerek gelen hibrit bir başarıdır.

Kaynakça ve Dipnotlar
 

Dipnotlar:
 * [^1] Metin And, Başlangıcından Batılılaşma Dönemine Kadar Türk Tiyatro Tarihi, s. 24.
 * [^2] Teodor Kasap, Diyojen, Sayı: 122 (1871).
 * [^3] Özdemir Nutku, Darülbedayi’nin Elli Yılı, s. 12-15.
 * [^4] Sevda Şener, Cumhuriyet Dönemi Türk Tiyatrosu, s. 45.
 * [^5] Müsahipzade Celal'in eserlerinde Ortaoyunu estetiği üzerine bkz. Türk Tiyatrosu Ansiklopedisi.

Ayrıntılı Kaynakça:
 * And, Metin. (2014). Tanzimat ve İstibdat Döneminde Türk Tiyatrosu (1839-1908). İstanbul: İletişim Yayınları.
 * Nutku, Özdemir. (1970). Tiyatro Tarihi I-II. Ankara: Ankara Üniversitesi DTCF Yayınları.
 * Şener, Sevda. (1998). Dünden Bugüne Tiyatro Düşüncesi. İstanbul: Dost Kitabevi.
 * Yüksel, Ayşegül. (2011). Türk Tiyatrosu Üstüne Notlar. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
 * Sokullu, Sevinç. (1992). Türk Tiyatrosunda Komedyanın Evrimi. İstanbul: Kültür Bakanlığı Yayınları.
 * Enginün, İnci. (2006). Tanzimat Edebiyatı. İstanbul: Dergâh Yayınları. (Tiyatro bölümleri).

Savaş Aykılıç

Anahtar Kelimeler: çağdaş türk tiyatrosu, batı tiyatrosu



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir