KUYRUKLU YILDIZ ALTINDA BİR İZDİVAÇ-İSTANBUL DEVLET TİYATROSU

HÜSEYİN RAHMİ HAKKINDA
Hepimizin lise çağlarından bildiğimiz sokağı edebiyata taşıyan Hüseyin Rahmi, natüralizmin Türk edebiyatındaki en önemli ismi olarak kabul edilir. Eserlerinde halkın her kesiminden insanlarla karşılaşırız. Bir Egeli ile Rum'un atışmasından Batı özentisi ile sivrilen İstanbul Beyefendilerine kadar bin bir çeşit insan vardır romanlarında. En çok da kadınlar karşımıza çıkar. Hayat kadınları, çocuklarını el bebek gül bebek yetiştiren anneler, mahallede çömelip oturan nineler en sık karşılaştıklarımız. (Hüseyin Rahmi'nin Heybeliada'daki konağında teyzesi ve anneannesiyle beraber uzun yıllar yaşadığını ve bunun hayatında büyük yer kapladığını belirtelim.) Eğitim görmüş kadınları dahi inançlarını eleştirmek için sıkça ele almıştır.
Hüseyin Rahmi'nin esas temaları ise batıl inançlar, kadın- erkek ilişkileri ve Batı'nın yanlış yorumlanmasıdır. Bu üç tema pek çok eserde bir arada yer alır. Değişen toplumun gerçekçi bir tablosudur çizilen. Ne doğulu ne batılıdır kahramanlar. Bu nedenle kadın ve erkeğin toplumdaki konumlanışı, tutarsız yaşam biçimleri, inançları ve cinselliğe yaklaşımları hep sorunludur. Hüseyin Rahmi de bu soruna eleştirel bir gözle yaklaşır. Eserlerinin sonunda bir çözümlemeye varması da hocası Ahmet Mithat Efendi geleneğinden gelmesinin bir sonucudur.

ESERİN SAHNELENMESİ
Eser, Halley kuyruklu yıldızının dünyaya çarpacağı söylentisi üzerine İstanbul halkının verdiği tepkiyi ve özelinde bir erkek ile kadının evliliğe giden süreci anlatır.
Oyun, mahalle kadınlarının kuyruklu yıldız sohbeti/ atışması ile başlar. İyi bir eğitim görmüş olan İrfan Galib ise kadınlarla ilişki kurmadaki başarısızlığı sebebiyle bütün kadınlara düşmandır. Bu nedenle mahalledeki kadınlara farklı konularda bilgiler vererek düzenlediği konferanslarda onların cehaletleriyle alay eder. Bu konferansları yazmış olduğu mektuplarla takip eden Feriha Hanım, kendisini hiç göstermeden İrfan Galib'i etkilemeyi başarır. Feriha Hanım, olan bitenin farkındadır ve İrfan Galib'e bir oyun oynar. Oyunun sonunda galip gelen ise Feriha (kadın)dır.

H. Rahmi'nin diğer eserlerinde olduğu gibi burada da kadın- erkek ilişkisi, cehalet ve batıl inançlar konu edinir. Aldığı eğitim yüksek olsa da hayat tecrübesi zayıf olan erkek, kadınlarla ilişkilerinde hep sorunludur. Onları ezmeye çalışan geleneksek erkek konumundadır. Ana karakter İrfan Galib, egemen konumda iken oyunun sonunda aklını kullanan kadına yenik düşer. Geleneksel kadın tipinin dışına çıkan Feriha, görücüye çıkmak istemez ve evleneceği gün olarak da kuyruklu yıldızın düşeceği sanılan günü seçer. Bu da batıl inançları yıkma adına atılmış bir adımdır aslında.

İki saatlik bir süresi olan oyun, Yeşim Gökçe tarafından romanın aslından uzaklaşmadan oyunlaştırılmış. Romanın üzerine yapılan en büyük ekleme özellikle ilk yarıda ağırlığını hissettiren şarkılar. Şarkılar da Yeşim Gökçe'ye ait. Yönetmen Kazım Akşar'ın da önemsediği bu şarkı sözlerine beste yapılmış. Solo ya da koro şeklinde söylenen bu şarkılar sahne değişimleriyle beraber söyleniyor ve seyircinin oyunun içinde kalmasını kolaylaştırıyor.
Kazım Akşar'ın, klasik bir romanı sahneye taşırken roman dilinin özellikle de Hüseyin Rahmi'nin dilinin tiyatro diline çevrilmesinde çok çaba gösterdiği belli. Dönemin dili her ne kadar sadeleştirilmiş olsa da Osmanlıca sözcüklerin telaffuzu bir komedi ögesine dönüşüyor. Bazı sözcüklerin oyunun akış hızı nedeniyle anlaşılmadığı da bir gerçek.

Evet, oyun hızlı akıyor. Bir çatışma ögesinden bahsedemeyiz belki ancak iki belirsizlik oyunun merak ögesini oluşturuyor. Mahalle kadınlarının kendi içlerinde oluşturdukları kuyruklu yıldızın çarpıp çarpmayacağı meselesi ve İrfan Galib'ın görmeden aşık olduğu Feriha ile akıbeti. Yönetmen iki belirsizliği de oyunun sonuna kadar birlikte sürdürüyor.
Yönetmen Kazım Akşar, oyundaki geleneksel dokuyu orta oyunu, gölge oyunları, kukla ve sahnenin tam ortasında yer alan oyuncak bebeklerle sağlamış. Oyunun müziklerinde kanunla beraber verilen sanat musikisi de dönemin ortamına uygun yansıtılmış. İrfan Galib ile Feriha arasındaki mektuplaşmalar da bu geleneksel hava içerisinde eritilerek veriliyor.

Kullanılan dil ile dikkat çeken mektupların birinde şöyle denir:
"Sokakta bir kadına uşak makulesinden bir takım pespayelerin bile harfendazlıkta bulunduğunu bilirsiniz, neden? Memleketimizde kadının her tasalluta hazım ile mukabeleye mecbur dun bir hilkatta addedilmesinden, sırf erkeklere eğlence olmak için yaratılmış zannolunmasından.. "
Oyunda günümüze yapılan göndermeler de var. Maya takvimine göre dünyanın sonuna gelindiğinde Şirince'ye gidilmesi gibi. Ancak sadeleştirilen Türkçenin günümüzdeki kullanımı eleştirilirken, "kal geldi" ifadesi oyunun dil bütünlüğüne çok aykırı duruyor.
OYUNCULUK
Belki de oyundan aklımızda kalacak en büyük nokta. Şamil Kafkas, güçlü ve gerçekçi bir İrfan Galib portresi çiziyor. İki saatlik oyunun neredeyse her sahnesinde ön planda ve hiçbir an tereddüt yaşamıyor. Rolün tam anlamıyla içinde. Hüseyin Rahmi'nin Osmanlıca sözcüklerini dahi hiç dil sürçmesine uğramadan aktarıyor. Oyunun sonunda aldığı alkışı da tam anlamıyla hak ediyor.
İrfan Galib'in yardımcısı Bekir (İsmail İncekara), efendisinin hızına doğal olarak yetişemiyor, ancak dengeyi sağlıyor da diyebiliriz. Çünkü oyun kimi anlarda alıp başını gidiyor ve oyunun takibi zorlaşıyor.
Gerçek mizaha ise mahalledeki kadınların konuşmalarında rastlıyoruz. Gerek kendi aralarındaki atışmalar gerekse cehaletleri üzerinde yapılan iğnelemeler oyunun komedi yanını güçlendiriyor. Kullandıkları halk diliyle kadınlar gayet başarılılar.
Kalabalık oyuncu kadrosunun birbirleriyle uyumları da oldukça iyi. Şamil Kafkas'ın yüksek performansı etrafında dönen oyun diğer oyuncularla beraber başarılı bir ekip çalışmasını vurguluyor.
IŞIK- DEKOR- KOSTÜM
Işık tasarımcı Enver Başar, dekorun ve giysilerin rengini kendi silahıyla güçlendirmiş. Vurgulu spot ışıklarına ek olarak gölge düzeyi yüksek bir takip ışığı da kullanılıyor. Yerinde hiç duramayan Şamil Kafkas'ın gömleğinin teri orta sıralardan da görülüyor olmalı. Adı sıkça geçmesine rağmen kuyruklu yıldız hiç gösterilmiyor ancak siyah fon üzerine yansıtılan yıldızlar oyunun mutlu sonunu daha belirgin hale getirmiş.
Sahneye her iki tarafta dörder giriş ekleyen, böylece hareketli dekorla beraber oyunculara kolaylık sağlayan dekor tasarımcısı ise Şirin Dağtekin Yenen. Yenen, oyunun tamamında sahnenin ortasında ve sabit ışıkta yer alan bir düzenek ayarlamış. Kadınları simgeleyen bu anlatım, eserin kadına yaklaşımı hakkında bilgiler veriyor. Oyuncuların giysileri yirminci yüzyılın ilk yıllarına uygun hazırlanmış ve renkleriyle beraber oyunun canlılığını daha artırıyor.
Oyunun müziklerinde söz yazarı Yeşim Gökçe ile besteci Murat Kodallı birlikteliği önemli bir paya sahip. Şarkılar oyunun hızına hız katıyor. Salonun akustiği de şarkıların ve vokal performansın etkisini artırıyor.
Yönetmen Kazım Akşar, seçtiği roman uyarlamasıyla zor bir işe kalkışmış. Tiyatro dilinden uzak olan eseri oyunlaştıran Yeşim Gökçe ile birlikte başarılı bir sahneleme ortaya koymuşlar. Verilen emeğin de ötesinde hayran bırakacak bir oyunculuk ve uyum söz konusu. Salonda tek bir boş koltuk yok ve seyirciler oyunu ayakta alkışlıyor.
Anahtar Kelimeler: kuyruklu yıldız altında bir izdivaç, istdt, istanbul devlet tiyatrosu
0 Yorum