MAKALELER

Kuvay-i Milliye Destanı Bu Toprakların Namusudur !

2020.12.23 00:00
| | |
1480

2020 yılının en güzel oyunlarından biri tartışmazsız Kuvay-i Milliye Destanıydı. Nazım Hikmet'in dizeleriyle, Kurtuluş Savaşını her cephede...

2020 yılının en güzel oyunlarından biri tartışmazsız Kuvay-i Milliye Destanıydı. Nazım Hikmet’in dizeleriyle, Kurtuluş Savaşını her cephede yeniden kazandığı bu olağanüstü destan aynı ruhla ve aynı şiirsel bir dille sahneye aktarılınca bu görkemli sahne gösterisinden bahsetmemek olmazdı. Her sözcükte, “ölüme şarkı söyler gibi giden” yüz binlerin ruhları Kuvay- i Milliye Destanında görünür hale geliyor. Tiyatro sahnesinde memleketi için gözünü kırpmadan ölüme koşan bu isimsiz kahramanların gerçek hikayelerini izliyoruz. Oyunu İzmir İsmet İnönü Sanat Merkezinde sahneye koyan Ayşe Emel Mesci ile bu destanı, destanda adı geçen kahramanları, oyunun ritimleri yapan Okay Temiz’i, oyunun müziklerini, Avni Arbaş’ı “Kuvay-i Milliye Atlıları” serisini ve oyunun sahnelenme sürecini konuştuk.     

SDK – Kuvay-i Milliye Destanı’nın konusu nedir?                                                                                                                 

Ayşe Emel Mesci – Bu destan, Türk Milletinin özgürlükçü ruhunu yansıtır ve memleketi için canını feda eden insanların gerçek hikayesini anlatır. Milli Mücadelenin ilk adımı olarak Mustafa Kemal Paşa Nutuk’ta “1919 senesi Mayısının 19. günü Samsun’a çıktım” diye bir not düşer. Daha sonra Milli Mücadele Orduları 9 Eylül’de İzmir’e girince, Mustafa Kemal Paşa defterine bir not daha düşer. “15 Mayıs 1919 İzmir’in işgali. Ben aynı gün İstanbul’u terk ettim. O kara günde Karadeniz’deydim. Bugün Akdeniz’deyim.  3 sene 4 ay”. Kuvay-i Milliye Destanı işte bu 3 sene 4 ay boyunca yaşanan bir milletin olağan üstü kurtuluş mücadelesini anlatır. 

SDK – Nazım Hikmet bu destanı hangi şartlarda nasıl yazıyor?                                                        

Ayşe Emel Mesci - Nazım Hikmet 3 yıl 4 ay süren Kurtuluş Savaşı mücadelesinin hikayesini şiirsel bir dille “toprakta karınca, suda balık, havada kuş kadar çokturlar…” diye başlayarak anlatır. Nazım Hikmet bu destanı üç farklı cezaevinde yazıyor. Nazım Hikmet destanı ilk kez 1939 yılında İstanbul Tevkifhanesinde yazmaya başlar, 1940’da Çankırı Hapishanesinde yazmaya devam eder ve 1941’de Bursa Hapishanesinde eseri tamamlar. Nazım Hikmet’in destanı yazarken cezaevine Atatürk’ün Nutuk adlı eserini istediğini biliyoruz. Nazım yazdığı her sözcükle Kurtuluş Savaşını yedi düvele karşı, her cephede bir kez daha kazanıyor. Destan yazılırken, Melih Cevdet Anday oyunda geçen İstanbul Baskınında İngilizler tarafından katledilen altı şehide ve Telgrafçı Manastırlı Hamdi’ye ait gerçek kayıtların bilgilerini Nazım Hikmet’e gönderiyor ve Nazım bu bilgileri destana ekliyor. Bu destan, hiç kimseden, hiçbir şey beklemeksizin “şarkı söyler gibi ölebilen” insanların öyküsünü görünür kılıyor. 


SDK – Destanda çok sayıda kahramanın adı geçiyor. Oyunda yer alan isimleri nasıl seçtiniz?                                                             

Ayşe Emel Mesci  - Nazım Hikmet’in kaleme aldığı destanı Ali Berktay oyunlaştırırken bir saatlik bir oyun fikriyle yola çıktı. Oyunun ritmini ayarlayarak ve hareket tekrarlarına yer verecek şekilde dramaturgi çalışması yaparak eseri oyunlaştırdı. Olayların akışına göre yapılan tarihi sıralamalarda, Kurtuluş Savaşının dönüm noktaları göz önüne alınarak karakterler seçildi. Mesela Gaziantep’in savunmasında adı geçen Karayılan, Eskişehir’de Kambur Kerim, Karadeniz’de Arhavilli İsmail, İstanbul’da Manastırlı Hamdi, Kartallı Kazım gibi kahramanlar oyunda yer aldılar. Bu isimlerin dışında bugün adı unutulmuş bütün isimsiz kahramanlarla birlikte İzmir’in Kurtuluş Savaşındaki önemi oyunun finalinde ortaya çıkıyor.

SDK – Kuvay-i Milliye Destanını bir dans tiyatrosu mu?                                                                      

Ayşe Emel Mesci – Bu eser bir dans tiyatrosu değil. Ben bale kökenliyim. İstanbul Konservatuarının bale ve tiyatro bölümlerini bitirdim. Yıllarca bale ve tiyatro üzerine edindiğim birikimleri, Meyerhold tekniğinden yola çıkarak bir araya getirdim. Beden inşası ve gündelik dışı yaratım olarak tanımlanabilecek bir teknik geliştirdim. Bu bütün sanatların iç içe geçerek bir arada yumuşak bir şeklide eridiği yeni bir form. Bu forma AEMA Atölyesi diyorum.  Ayşe Emel Mesci Atölyesi isimlerinin baş harflerinden türetilmiş bir isim. Bunun içinde müzik, dans, fotoğraf, heykel, resim ve söz var. Burada önce düşünce, sonra hareket, hareketin duygusu ve söz geliyor. AEMA tekniği oyuncunun enstrümanı olan bedenini doğru biçimde kullanmasına dayanıyor. Niyet, denge ve uygulamayla oyuncuların her gün düzenli olarak sekiz saat çalışması gerekiyor. Aslında AEMA esprili bir şekilde Müjdat Gezen’in keşfidir. Müjdat Gezen Kuvay-i Milliye Destanı’nın ilk sahnelenişi izledi. Öğrencilerin yetişme tarzını çok beğendi. Klasik bir eğitim değildi ama çocuklar çok gelişti. Bunun üzerine Müjdat Gezen “sana bir atölye açtım” dedi. Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nin giriş katına indik, bir baktık, bir tabela hazırlatmış, oraya AEMA yazdırmış. İşte AEMA böyle doğdu.       

SDK – Oyunda denge unsurunun ön plana çıktığı sahnelerden bahsedebilir miyiz?                                                                         

Ayşe Emel Mesci – Özgün oyunda İngiliz torpidosunun batırdığı Karadenizli gemi kaptanı Arhavilli İsmal’i oynuyor. Bu sahnede varilin üzerinde hareket ederek, sandalla dalgalı bir denizde verdiği mücadeleyi anlatıyor. Kutsal emanet dediği makineli tüfeği teslim etmeye giderken sandalın kürekleri kırılıyor. Bu muazzam mücadeleyi yansıtabilmek, varilin üzerinde durabilmek ve üzerinde hareket edebilmek için Özgün her gün saatlerce denge çalıştı. Aynı oyuncu, İstanbul’un işgal edildiği gün Ankara’ya telgraf çekmeye çalışan Manastırlı Hamdi’yi de oynuyor. Telgraf sahnesinde step yapıyor. Telgrafı step yaparak ayaklarıyla çekiyor aynı zamanda söylüyor.          

SDK – Oyunun ritimlerini yapan Okay Temiz’i nasıl davet ettiniz?                                                                                                                       

Ayşe Emel Mesci – Okay Temiz benim 40 yıllık arkadaşım. Müjdat Gezen Sanat Merkezinde, Kuvay-i Milliye Destanı oyununu çalışırken Okay Temiz’i aradım. “Sana ihtiyacım var” dedim. O da, “oyunda neler var?” diye sordu. Ben de “fabrika, taşlar ve bir kağnı var” dedim. Zaten en sevdiği şeyler. Her şeyden ses çıkarmaya bayılır, biliyorum. “Kağnılar var, kağnıların ritimli yürüyüşü var” deyince, “hemen bir tane öküz çanı al” dedi. Şimdi bu öküz çanı oyunda var ve kağnı giderken çalıyor.

SDK – Okay Temiz oyuncuları nasıl çalıştırdı?                                                                               

Ayşe Emel Mesci - Okay Temiz Müjdat Gezen Sanat Merkezi’ne geldi. Provalarda iki gün atölye çalışması yaptı. Fabrika sahnesinde variller, plastik kovalar, çeşitli materyallerden sopalar ve bir inşaat iskelesi var. Bu malzemelerin her birinin tınısı farklı oluyor. Önce üç varil ve plastik kovalardan nasıl ses çıkaracakları konusunda oyunculara temel bir eğitim verdi. Sonra oyuncuların her birine bir görev vererek onları tek tek çalıştırdı. Mesela, birine “varilin çıkıntı yerlerine sopaları sürteceksin” diyor. Bir diğerine, “inşaat iskelesinin demirine vuracaksın” diyor. Bütün bunların hepsini kendi kafasının içinde notalıyor ve belli bir sıraya koyuyor. Herkes kendi sırası geldiğinde çalıyor. Sonra hepsini birleştiriyor. Trampet tekniğiyle vurduruyor, aksak ritimler kullandırıyor ve sesleri defalarca tekrarlattırıyor. Mesela İstanbul Baskını Sahnesi için inşaat iskelesine bakır saçlar koydurttu. Oyuncular bu bakır saçları altından sallayarak ya da sopalarla vurarak sesler çıkartıyorlar. Yani orada ciddi bir orkestrasyon yapıyor.  


SDK – Oyunda çok çeşitli müzikler kullanılıyor. Öyle değil mi?                                                                   

Ayşe Emel Mesci- Oyunda çok sayıda bestecinin eserine yer veriliyor. Büyük Türk bestecilerinin yanı sıra, genç kuşak bestecilerin eserlerine de özellikle yer vermek istedik. Genç kuşak bestecilerden Onur Aldan oyununun girişinde yer alan “Onlar ki toprakta karınca…” bölümündeki giriş müziğini ve Fabrika sahnesindeki müzikleri Kuvay-i Milliye Destanı için özel olarak besteledi. Toprak ve Kan sahnesinde, Nazım daktilosuyla yazı yazarken Ahmet Adnan Saygun’un Keman Suiti’ni Op.3 duyarız. İnönü’den Sakarya’ya sahnesinde ise Cemal Reşit Rey’in Türkiye Senfonisi’nin Melankolik versiyonu yer alıyor. Amerikan mandasını destekleyenlerin anlatıldığı “İstanbul’da Hanımlar, Beyler ve Paşalar” sahnesinde Tuluyhan Uğurlu’nun Akıncılar Albümünden alınan iki beste kullanılıyor. Kambur Kerim’in sahnesinde Okay Temiz’in daha önce bestelediği caz formundaki “Şavşat Barı” isimli eseri yer alıyor. Karayılan’ın sahnesinde ise genç kuşak bestecilerden Deniz Noyan’ın Karayılan türküsünün çok sesli müzik olarak uyarlaması bulunuyor. Karayılan sahnesinin bittiği yerde Ruhi Su’nun Karayılan türküsünü söyleyen sesini duyuyoruz. Oyunun finalinde, Atatürk’ün mavi gözlerinin yer aldığı İzmir’in Kurtuluşu sahnesinde, Tuluyhan Uğurlu’nun Atatürk isimli bestesiyle coşku zirveye çıkıyor.       

SDK – Afişte yer alan Avni Arbaş’ın Kuvay-i Milliye Atları hakkında neler söylenebilir? 

Ayşe Emel Mesci – Oyunun afişinde Türk Resminin en büyük ustalarından biri olan ressam Avni Erbaş’ın “Kuvay- i Milliye Atları” serisinden bir çalışma yer alıyor. Avni Arbaş’ın kızı Zerrin Arbaş benim konservatuardan arkadaşım. Onu aradım. Projeden bahsettim ve bu seriden bir tablonun görselini afişte kullanmak için izin istedim. O da kabul etti. Kataloglardan bu tabloyu bulduk, görselini aldık ve afişe koyduk. Oyunun akışı içersinde, Kambur Kerim’in hikayesinin anlatıldığı sahnede, arka planda yer alan beyaz perdeye yine Avni Arbaş’ın Kuvay-i Milliye Atları serisinden bir tablo daha yansıyor.  

SDK – Oyunun arka planında yer alan Kurtuluş Savaşı görsellerine nasıl ulaştınız?                     

Ayşe Emel Mesci – Daha önce, İlker Başbuğ Paşa’nın “20. Yüzyılın En Büyük Lideri: Atatürk” adlı kitabını oyunlaştırarak 2017 yılında “Mucize” adıyla Müjdat Gezen Tiyatrosunda ve Caddebostan Kültür Merkezinde (CKM)  sahnelemiştik. Mucize oyununu yaparken, İlker Başbuğ Paşa’dan çok zengin bir görsel destek almıştık. Bu görselleri kullandık. İlker Başbuğ Paşa özellikle Kuvay-i Milliye Destanını görmek için geldi. Oyunu izledi ve çok beğendiğini söyledi.        

SDK – Oyuncuların ışığı kullanarak alevler yaptıkları sahne hakkında neler söylenebilir? 

Ayşe Emel Mesci – Fransa’da bulunduğum yıllarda birkaç ışıkçıyla çalıştım. Işığın tiyatroda kullanımını öğrenmek için onların asistanlığını yaptım. Onlardan ışık konusunda çok şey öğrendim. Oyunda kullandığımız bu alev efektini, bundan yıllar önce provalar sırasında tesadüfen buldum. Bir gün provalar sırasında elimi, parmaklarımı spot lambalara doğru tuttum. Oyun oynar gibi ellerimi parmaklarımı hareket ettirirken alev çıkıyormuş gibi bir etki yaratıldığını fark ettim. Tavanda bu alev hareketini görünce çok hoşuma gitti ve bunu oyunlarda kullanmaya karar verdim. Bu alevleri, Bursa’da sahneye koyduğum Dario Fo’nun “Kadın Oyunları” adlı oyununda Medea epizodunda kullandım. Kuvay-i Milliye Destanı oyununda, oyuncuların elleriyle yaptıkları alevler “ölülere saygı anıtı” olarak kullanıldı.

SDK – Oyunda neden bütün oyuncular siyah kostümler giyiyor? 

Ayşe Emel Mesci – Provalarda oyuncuların gündelik kostümlerinden ve kendilerinden soyunacakları kıyafetleri çıkarıp sahne kostümlerini giymelerini istedim. Bunda renk mecburiyeti vardı. Renklerin dili vardır. Renkler ifadeyi güçlendirir ya da azaltır. Oyuncuların nötr olmasını istedim. Giydikleri siyah kostümler dışında oyuncuların sadece elleri ve yüzleri beyazdır. Oyuncuların rahat edebilecekleri ve harekete katılabilecekleri renk siyahtır. Eser çok sayıda bölümden oluşuyor. Oyuncular sürekli sahnedeler ve değişim halindeler. Hiç kuliste kalmıyorlar. Enerjiden ve oyundan kopmadan karakterden karaktere çok kısa sürede geçmeleri gerekiyor. Siyah zemin üzerine giyilen parça kostümlerin kullanılmasıyla karakter değişimi daha kolay ve daha çabuk oluyor. Biçim özü belirler. Bu nedenle provalarda, işliklerde ve oyunda karaktere hızlı bir biçimde girebilmek için nötr kostümler gereklidir. Bunun için siyah kostüm idealdir.     

SDK – Oyunun dekor tasarımı hakkında neler söylenebilir?                                                                                                                             

Ayşe Emel Mesci – Oyunda dekor halatlar, variller gibi basit ama kullanışlı parçalardan oluşuyor. Mesela İstanbul’un işgalini anlatırken oyuncular gemi halatlarını kullanıyorlar. Bu parçaları seyircilerin hayal gücünü harekete geçirecek, anlatılan konuyla ilgili olarak çağrışım yapacak malzemelerden seçtik. Mesela gemici halatı işgal kuvvetleri tarafından özgürlükleri kısıtlanan İstanbul halkının hissettiği kıstırılmışlığı, çaresizliği ve acıyı anlatıyor. Özgürlüğünü kaybeden insanların hissettiği o tutsaklık hissini vermek istedik. Bu hayal gücünü hareket ettiren parçaları seçerken sahnedeki şiiri tamamlayacak, anlamı güçlendirecek, konuyu birbirine bağlayacak malzemeler olmasına dikkat ettik. Mesela Karadenizli Arhavilli İsmail’i anlatırken sahnede kullanılan siyah kumaş şeritler dalgalı denizi anlatıyor. Siyah kumaşların hareket ettirilmesiyle İsmail’in giderek büyüyen dalgalarla olan mücadelesi anlatılıyor. Buradaki siyah şeritler anlamı güçlendiriyor. Oyunu sahneye koyarken ilk önce oyunun resmini kafamın içinde görmeliyim. Kafamdaki resmi tamamlayan parçaları seçerek dekoru oluşturuyoruz. Bu malzemelerin hiç biri dekor anlamında somut parçalar değil. Oyunda tek somut parça Nazım’ın daktilosudur. 

SDK – Kuvay- ı Milliye Destanı neden bu kadar önemli?                                                            

Ayşe Emel Mesci – Kuvay-i Milliye Destanı farklı kuşakları birleştirme gücüne sahip ölümsüz bir eser. Aydınlanmacı, devrimci büyük bir dehanın liderliğinde memleket savunmasını anlattığı için bu eser çok önemlidir. Bu destanı sahneye koyarken öğrencilerimle beraber aynı gönül ferahlığıyla “ya İstiklal, ya ölüm”  diyebiliyoruz. Destanda yer alan “yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine” duygusu hepimizi birleştiriyor. Yaşanan bütün olumsuzluklara rağmen, bu destan zaman ve mekandan bağımsız olarak insanlara ulaşıyor, onları birleştiriyor, onları tek bir yürek ve tek bir yumruk haline getiriyor. Kuvay-i Milliye Destanı halkımızın özgürlükçü ruhunu temsil ettiği için destan hiç eskimiyor, şimdi yazılmışçasına tazeliğini koruyor. Mustafa Kemal Atatürk gibi bir dehanın liderliğinde memleket savunmasını anlattığı için bu destan çok önemlidir.

Anahtar Kelimeler: Kuvay-i Milliye, kuvayi milliye



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir