FİLOZOF PALYAÇO

Tıpkı yaşam gibi tiyatrodan da anılar kalır. Bu yüzden tiyatro sohbetleri hiçbir sanat dalında görülmemiş bir keyif verir. Gerçek hayatta hiçbir yakınlığı bulunmayan birçok insan, oyun yoluyla kaynaşmış, kırk yıllık dost olmuştur oyunun sağladığı yaşam deneyimiyle… Bir ateşin çevresinde toplanmış herkes, birbirine insanlığından tanış çıkmış, yer yer ürkek, yer yer harlı, sahnedeki ateşi canlı tutmaya çalışır gibi bir sohbet, alıp başını gitmiştir…
Çocukluğumdan beri palyaçolara özel bir sevgim var. Belki başka bir dünya mümkün dedikleri için. Yüzünü boyayan insan en başta bunu söylüyor gibi gelmiştir hep bana; haydi gel, başka bir dünya mümkün. Kendi kendime yüzümü boyadığımda olduğum kişinin bana yol açtığı başka bir dünya… Belki sanatın dünyasına açılan ilk kapıyı Palyaçolar gösterdiği için… Bütün mesleklerin dışında biri palyaço. Sadece çocuklar için var olan bir yetişkin. Büyümeyi reddetmiş, çocuk kalmanın bir yolunu, bütün çocukları başına toplayarak oyun yoluyla bulmuş… Felsefi dinamikleri güçlü; basit olanın derinliği var Palyaço’da. Ciddi, günlük yaşamın içinde, ciddiye alınmanın yegâne yolunu bulabilir miyim? Ciddi, günlük yaşamın içinde, ciddiye alınmanın yegâne yolunun güldürmek olduğunu keşfetmiş olmak az şey mi? Oyun oynayarak işe yarayabilir miyim? Hem oyun oynayıp hem de çalışmış olabilir miyim? Hem çocuklarla olup hem yetişkin sayılabilir miyim? Hem sanatçı olup hem günlük yaşamın gerektirdiği işleri yerine getirebilir miyim? Palyaço Serol Teber’in Melankoli kitabında sözünü ettiği bu “hem, hem de” nin kişisi. Yaşamak için inişli çıkışlı, iki dünyalı bir yol bulmuş kişi… Gerçek sanatçılar melankolikler arasından çıkar, diyordu kitapta; çünkü en ince sesin ve en büyük gümbürtünün farkında bir hassasiyete sahiptirler. İnişin ve çıkışın bilgisini en iyi bildikleri için. Duyarlı oldukları için… Tüketim toplumunun dışında durdukları için ve görülmeye pek de meraklı olmadıkları için. Aşırı hassasiyetleri nedeniyle, tahmin edilenin tam tersine güçlüdürler. Şimdiye kadar onları öldürecek birçok şeye dayanmayı başarmışlardır… Palyaçoluğun, Pierot’luğun bu ara rengini oturtmuş olmayı başarmak ustalık ister. Bitmeyen bir hayal âleminin bekçisi gibi. Mutluluk ülkesinin… Sanki tüm dileklerin gerçekleştiği bir yerden haberdar olan, umutlarımızın boşa çıkmadığını kanıtlayan, hani “işte bu” dediğimiz…
Bir yazar öldüğünde geriye eserleri kalır. Bir sinema yönetmeni öldüğünde filmleri. Peki ya bir palyaço öldüğünde… Birbirimize bir hikâye anlatırız. Hikâye her zaman en güçlü olandır. Gösterilmiş olandan, sahnelenmiş olandan daha güçlüdür. Bir kuş uçar uçar uçar… Boşlukta bir desen kalır, uçuşunun izinden… “Biri vardı. Orijinaldi. Bir oyununu izlemiştim…” Palyaçolar anonim kişilerdir. Yüzleri görünmez. Kim olduklarını bilmeyiz. Hepsi aynıdır. Yalnızca tiyatro estetiği olarak değil, tiyatro tekniği olarak da tıpkı Karagöz-Hacivat gibi bu anlamda bir derinlik keşfine alıştırır bizi palyaço. Onu alkışladığımızda tüm palyaçoları alkışlarız. Bir rol kişisi olarak, toplumda anne, baba, çocuk, vs… bir karşılığı olan birini değil. S.Beckett’in absürd oyun kişisini alkışlamış oluruz. Ve işin ilginç yanı o bize herkesten daha içten şeyler söyler. Çünkü yönsüzdür, yönelimsizdir, herkes olacak kadar kimsesizdir; kısacası evrenseldir. Nasrettin Hoca’nın cüppesinin altındaki insandır. Keloğan’ın pratik zeka, hazır cevap toplumsal imgesidir. Palyaço topluma mal olmuş herkesten bir şeyler taşır. Bir dış insan, soyut imge insandır. Bize başarısızlığın yollarını öğretir; sakarlığı, sarsaklığı… Bir denge bozumunu… Durmadan hata yaptıkça onunla birlikte daha çok insan oluruz. İçimizde, toplumsal alanda kıstırılmış olana, yaşayan yanımıza bir yer açmıştır. Sarsak, sakar, bir şeyi alırken öbürünü düşüren… Çılgınlar gibi güleriz, bir türlü o olmayana. Palyaçoda ciddi toplumsal yaşamdakinin tam tersine başarısızlığı alkışlarız… Kurulan bu ters mantık zaten daha ilk anda seyirci olarak bizleri başka bir dünyaya taşır.
Bir yaşam sanatı olan tiyatro, insanla kurduğu bu gönül bağı odağından, felsefe gibi insanın karşılıksız varoluş halindeki doğasına en yakın uğraştır. Filozofların gezginler arasından çıkması boşuna değil… Önce sahnede (dünya sahnesinde) durmayı öğrenen, bir de yürüyüş ritmi buldu mu kendine özgü diyaloğu başlatmış demektir. Yürüyüş, düşüncenin eyleme geçmiş halidir. Bir yere varmak çıkışlıdır yürüyüş; ortaya bir sav atar gibi, bir ırmağı akmak için başlatır gibi… Arayışın ve merakın gözesindeki tıkaç açılmıştır. Aktif bir hayat başlamıştır; insan canlanmıştır. Etkinleşmiştir. Yaşamın canlı formunu nazik, estetik bir çerçeve içinde duyumsanabilir, etkileyebilir bir kıvamda tutmayı başarmıştır. Palyaçolukta yaşamın tüm hikâyeleri hareketlerde imgeleştirilmiştir. Palyaço’nun yürüyüşü bir yaşam yürüyüşüdür. Tiyatronun şiiridir palyaçonun sanatı.
Sahne arkasındaki kişiler çoğu kez tiyatronun filozoflarıdır. Görünmezler. Oynadığı rolün kişisi olarak, usta oyuncular da görünmezler… Belki de bu ustalık, arkada kalan, görünmeyen gerçek dünyada yaşayan varlıklarını da daha hakiki kılar. Artık geride kalan kişiden iyice bir eminizdir; o olmayan; ne olmadığını bildiğimiz kişidir…
Wittgenstein, kendi düşüncelerinden söz ederken, “Benim önermelerim şu anlamda tarifler olarak iş görürler: beni anlayan kişi –onları basamak olarak kullandığında ve onların ötesine tırmandığında- sonunda onların anlamsızlığını fark eder. (O, lafın gelişi, tepesine tırmandıktan sonra merdiveni atmalıdır) bu önermeleri aşmalıdır ve o zaman dünyayı dosdoğru görecektir.” Diyor. Bunu sanat yapıtları için de söyleyebiliriz. Kim bizi nereye getirdi? Bir yaşam sanatı olan tiyatro da bu görünmez merdiven imgesi daha çok. Temel direği, “şimdi burada” olan palyaçoluk sanatında en çok “şimdi burada” olanla bağ kurmak çok önemli. Çocuğun yirmi yıl sonra atacağı bir merdiven olarak, estetik algısının nasıl geliştiği üzerine düşünürken, hatırlayacağı bir atmosfer oluşturmayı başarmış olmak…
Palyaçoda çabayı görürüz. İnsanın yaşam çabası bizi duygulandırır. Oluş ve bozuluş içinde kendimizi görürüz. Her şeye rağmen, neşe, korunmaya çalışılır. Anlaştığımız eşik bellidir. Palyaço yaşam sanatçısıdır. Eseri kendisidir. Bir sanatçı tavrını özetlemek anlamında çok derin bir yerde durur. Bireysel varlığı anonim bir imgenin ardında kaybolmuştur. Her seferinde bunun da mücadelesini verir; kim olduğunun… Ve ortaya çıkardığı her şeyi yeniden anonim olan içinde kaybedişi onu yeniden sanatçı yapan şeydir. Başarısızlığı paylaşabileceğimiz her zaman daha yaygın bir kitle vardır. Tek çabası yaşamak olan.
Palyaço mülksüzdür. Aidiyetsizdir. Henri Böll’ün Palyaço’su otellerde yaşar. Palyaço sanki yaşam sahnesinin yegâne kişisidir. Her yer onundur, hiçbir yere ait değildir. herkesin büyüyerek ayrıldığı bir çocuk ülkesinin…
Anahtar Kelimeler: filozof palyaço
0 Yorum