27 Mart Dünya Tiyatro Günü

Tiyatro tekrara dayalı bir sanat dalı. Bugün tiyatroyu oluşturan en temel şey ne diye sorulsa, “prova” yanıtıdır çoğumuzun cevabı. Tekrarla yani tiyatronun yeniden yeniden hazırlığı olan prova ile şekillenir oyun. Bu tekrar alışkanlığı zamanla tiyatronun içindeki insanlara da belli bir şekil veriyor olabilir mi? Hep aynı oyunların sahnelendiğini gördüğümüze göre… Ya bir nostalji ya da oyunun ne kadar şekil verilse de canlı doğasından kaynaklı sürekli başka bir yorumla ortaya çıkıyor oluşu yönetmenleri, sanat idarecilerini büyülemeye devam ediyor. Kırk yıl aynı oyunu oynarsın ama hep başka bir şey olarak… Oyunun doğası böyle. Ama yine de bir yerden bambaşka bir sayfa açma cesareti de büyük bir yenilenme sağlar.
Karşılıksız bir sözcük oyun. Çıkarsız bir dünyanın kavramı. Çocukluğun. Bugün tiyatro biletleri için ücret ödense bile, oyunlarda bizlere sunulan hayatların maddi bir değerle ölçülemeyeceğini hepimiz biliriz. Oyunlar bizi değiştirir, dönüştürür. Bir rüya deneyimi gibidir.
İnsanın, insanın aynası olduğu dünya sahnesinde insan doğasının çok katmanlı yapısını en iyi gösteren sanat tiyatro. Bugün tiyatro ile ilgili en önemli soru ne diye sorulsa hayatla ilgili en önemli soru ne diye düşünürüz. Benim hayatla ilgili sorum şu: “Bir anlamı var mı?” Yani insan olarak bir anlamımız var mı? “Bizi insan yapan şey ne?” İnsan ve sorumluluk ilişkisi odağında bir anlamımız varsa o da başkasının acısını hissetmekle ilgili, yani bizi insan yapan şey duyarlılığımız… Başkasının acısı karşısında nasıl davrandığımız…
Konuşmanın yerini yazının aldığı bir zamanda yaşıyoruz. Yazılı hayat başladı. Hepimiz suskunuz. Görüyor ya da görmüyoruz. Pankart açıyoruz. Altını çiziyoruz. Büyük harfle yazıyoruz. Story ekliyoruz. Tiyatro bu yazılı hayatın neresinde? Sanki yabancı dilden sahnelenen bir oyunun içindeyiz alt yazımız yahut üst yazımız var ama ortada oyun yok. Hayat neyse oyun oradan oluşur. Çünkü tiyatro bir söz hakkı doğması sanatı. Bir şey söylemek için birinin diyaloğu başlatabilmesi gerek. Edebiyat da öyle. İyi bir yazarla karşılaştığınızda sanki size yazılmış bir mektup almışsınız gibi yanıt ihtiyacı doğar. Bir değer yaratmış biri sizi heyecanlandırmış, yükseltmiştir. Bir söz hakkı doğmuştur. Onunla konuşmak için kendinizi borçlu hissedersiniz. Samimi içten, insan onuruna yakışır bir güzelliği var etmiştir. Saygı, sevgi… Bir değer de siz oluşturmak istersiniz. Tıpkı onun sunduğu eser gibi, birinin yanıt verme ihtiyacı hissedeceği. Çağlar boyunca tüm sanatlar böyle doğmuş gibi. Ama en çok da en doğrudan da tiyatro; çünkü temelinde taklit var; bak ben de senin gibi yapabiliyorum… İşte birbirini hissetme, birbirine değme, temas başladı bile. Bu yıl ki dünya tiyatro günü de herkesin karşılık vereceği o sesi duyması dileğiyle kutlu olsun. Yeni yeni oyunların yapılacağı, insanın içinde yaşadığı toplum üzerine düşünmesini sağlayacak, kendini tanımasına katkıda bulunacak oyunlar. Eğer barış varsa hayat olur ve hayat varsa üstünde oyun olur. Her şeyden önce tüm dünyada barış, sanatın temel taşı..
Anahtar Kelimeler: 27 Mart
0 Yorum