MAKALELER

Krek – Babamın Cesetleri

2013.03.02 00:00
| | |
6498

Paylaş:
Kavuşmak için uzun zamandır beklediğim oyunlardandı "Babamın Cesetleri" O kadar zaman sonra kavuşmak bir hayal kırıklığına dönüşebilir,


Kavuşmak için uzun zamandır beklediğim oyunlardandı “Babamın Cesetleri.” O kadar zaman sonra kavuşmak bir hayal kırıklığına dönüşebilir, veya size sıradan bir oyunun verdiği tattan çok daha fazlasını sunabilir. Hakkında bir sürü yazı okuyarak gittim Krek’e o gün. “Babamın Cesetleri” isminin bana çarpıcı geldiği kadar, izleyenleri de vurduğunu gördüm. Ancak izledikten sonra öğrenecektim ki elim uzun süre gitmeyecekti kaleme yazmak için. O kadar duru ve sıra dışı ki yazarsam, konuşursam hakkında tüm büyüsü bozulacaktı sanki.

 

Geleneksel anlayışın dışında, kendine özgü bir formda sergiliyor Krek oyunlarını. Berkun Oya’nın kalemi ise, bana yer yer Oğuz Atay’ı hatırlatarak bir adım daha içine alıyor beni. Sahne bildiğimiz bir sahne olmaktan çok uzak. Koca bir camın arkasında, bir tiyatroda olduğunuzdan şüphe edeceğiniz kadar gerçekçi bir oda. Bu bir hastane odası. Hastalanan baba bir savaş muhabiri, oyun da ismini buradan alıyor. Bu küçük hastane odasında küçük oğlun babayla, büyük ve küçük oğlun birbirleriyle, hatta küçük kardeşin kendi eşiyle hesaplaşmasına kadar uzanan bir örgü var. Bu hesaplaşmanın yanı sıra aile ilişkileri, babanın savaşta tanıklık ettiği vahşetlerle harmanlanarak veriliyor. İçinize, aklınıza, kalbinize, geçmişinize, bugününüze, kopamadıklarınıza, yüzleşemediklerinize, söyleyemediklerinize, söylemek istediklerinize, haksızlıklarınıza, haklılıklarınıza, size dair en derinde neler varsa bir bir seçip de dokunuyor Berkun Oya. En derindeki, en köktekine, o güzel üslubuyla biraz da acıtarak değiyor. 

 

Her şey teatral bir kaygıdan, hatta her şey herhangi bir kaygıdan o kadar uzakta hazırlanmış ki, akıp gidiyor tüm parçaları bir uyum içinde. Metin sadece kendi sınırlarında var olmak, ucundan bir yerinden sizi tutup sürüklemek peşinde. Neredeyse gerçek sandığımız o sahneyi camekânın ardından kulaklıklarla takip ederken bir sinema salonunda film izliyor gibiyiz. En güzeli de oyuncular o kadar hikâyenin içinden, her şey o kadar doğal, abartıdan uzak, sadece kendi için var ki… Minimal, iç aksiyona dayalı oyunculuklarla, karakteri yaşatmanın da ötesinde, o karakterlerle akıp gitti hepsi. Hepsi aktı sahnede iki buçuk saat boyunca. Öyle ki, biz de onlarla aktık. El emeği göz nuruydu gördüğümüz her adım. Adım diyorum çünkü kullandığım herhangi bir teatral terim bu doğallığa hiç yakışmayacak. Özellikle Defne Karayel ve Öner Erkan’ın performansları minimalliğin ve doğallığın uç noktalarında. Kaan Taşaner ve Şerif Erol da aynı gerçekçilikte tamamlıyor sahneyi. 

 

Geleneksellikten uzak, dil ve form olarak tamamen kendine özgü “Babamın Cesetleri”. Yer yer bir sinemada mı olduğumuzu yoksa bir hastane odasından karşı odayı mı gözlediğimizi düşündüğümüz bir iki buçuk saat. Yenilikçi, öncü, özgün, doğal, her türlü tasadan uzak, özenli ve bizi en ince yerimizden yakalıyor. Benim için kendisiyle vuslat vakti bir şölene, tadı damağımda kalan buruk bir hazza dönüşüyor…

Anahtar Kelimeler: krek tiyatro, babamın cesetleri



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir