MAKALELER

Tiyatronun Bilgeliği

2022.03.02 00:00
| | |
3816

Çocukların oyununun duygusal kökeninde sevinç var. Güzel, güvenli bir hayat zemininde, hayatla iç içe birlikte hayata eş…

Çocukların oyununun duygusal kökeninde sevinç var. Güzel, güvenli bir hayat zemininde, hayatla iç içe birlikte hayata eş… Yetişkin oyunlarında her zaman başka türlü bir bakış; çözüm, irdeleme, düşündürme… 

Çocuk oyun yolu ile kendini gerçekleştirir. Oyun alışkanlığı yetişkinde tiyatro yolu ile devam eder. Oyun yolu ile bakma düşünme, gerçek yaşamdaki çıkmazların kolay çözümlerini gösterir. Oyunda her an bir akış, bir dinamizm, devinim ve “gerçekleşebilme” “değiştirebilme” potansiyeli vardır. Oyun içindeki kişi, büyüyen, büyüyecek çocuk gibidir. Oyun alışkanlığı geçmişi üzerinde durulan güçlü, güven verici bir zemin olarak algılatır; değişime, akışa, geleceğe yöneltir. Kini, nefreti, öfkeyi var eden oyun alışkanlığı kazanamamış yetişkinlik. Şimdiki zamanı durduran, kötücül bir zemin olarak görmek, hissetmek geçmişi, oyunsuzluk yüzünden. Bahar niçin tiyatronun, oyunun en çok hissedildiği mevsim? Çünkü içinde canlılık, değişim, yenilenme var. Bahar tıpkı tiyatro gibi, kendisi için olmayan bir mevsim. Bir geçiş… Tiyatro da hayatın sahanlığı… Yaşama yaşam yoluyla bir geçiş uzamı…

Sorumluluğu oyun yolu ile benimsemek, aynı zeminde kralın da diğerlerinin de eşitliğini, seyirci yahut da oyuncu olarak deneyim yoluyla görmek, gördürmek tiyatronun mucizesi. 

Tiyatroyu aynı şekilde görsel-kurgusal, dramatik bir tür olan sinemadan ayıran en önemli özelliği yaşamsal şahitliği. Alılmayıcılarıyla ve sunucularıyla; seyircileriyle ve sanatçılarıyla, içinde nefes alınan bir tür olarak, hep yeniden yeniden eskimiş olanın içinden kendini durmadan yeniden doğuran hayata dikkat çekmesi. Yeryüzünde insanlar arasındaki savaşın, öfke, kin ve nefretin temel nedeni oyunsuzluk duygusu… Oynayan biri kendi kendi ile dalga geçmeyi bilir. Kendine karşı iç bakışını ve dış bakışını yitirmemiştir. Kendini bilmenin, başkalarını bilmenin esası olduğunu bilir. Oyun duygusu kişiye yaşayan biri olarak durmadan kendinden bir heykel yontturur. Oyuncu davranışlarına hâkimdir. Her türlü sorumluluğunu bilir. Düşünsel ve duyarlı biridir. Hiç kimsenin dert etmeyeceği şeyleri dert eder çünkü bir tüyün yere düşüş sesinden, bir davulun sesine kadar tüm renkleri bilir… Bir anda yüz kilodan kırk kiloya düşebilir ve bir anda doksan yaşından yirmi yaşına dönebilir.  Sert tutucu bir aile babasından özgürlüğüne düşkün bir delikanlıya dönüşebilir. Sokakta yaşayan bir evsizken Hawai Adaları yahut da Maldivler’de tatil yapabilir. Dürüst birinden bir hırsıza dönüşmesi an meselesi, kötü kalpli birinden melek olması saniyelerledir…

Oyuncu bir yüzün sahne olduğunu bilir. Bu yüzden başkaları ile iletişimde yüzüne dikkat eder.
Oyuncu bir sesin sahne olduğunu bilir. Bu yüzden başkaları ile iletişimde sesine dikkat eder.
Oyuncu herkesin aynı sahne zemininde en küçük rolden en büyük role eşit olduğunu bilir bu yüzden böbürlenmez, kibirlilik taslamaz, alçakgönüllüdür.
Oyuncu bir sonraki sahneyi bilir bu yüzden kimsenin kalbini kırmaz. 
Oyuncu oyun bittikten sonraki dünyayı bilir, bu yüzden, orada gerçekleşen yaşamda üstüne düşenleri en güzel şekilde yerine getirmeyi görev bilir. 
Oyuncu katmanlara alışıktır bu yüzden yaşamın samimi özünü en iyi bilir. 
Oyuncu bazı replikleri hiç unutmaz; “Bir ata krallığım…”

Üzerine bastığı zeminin tek bir sahnenin devamı olduğunu bilir bu yüzden başına bombalar düşeni ordaymış gibi hisseder… 

Savaşın değil, diyaloğun sanatıdır tiyatro.  Yeryüzünü her türlü salgından kurtarabilir. Bulaşıcı hastalık türündekilerden ve de oyunsuzluk yüzünden kişilerin ruhlarında gelişip yayılan savaş türündekilerden… Çünkü tiyatro da oralardaki kötücül tutkuları nötralize edecek iyicil bir tutkudur. Düşünsenize bir bebeğin doğuşunu neyin yanına koysanız o güzelleşir… Tiyatronun tutkusu her an yeniden doğuşun, yenilenişin ve dolayısı ile kendi kendinin bu tutkululuk haline bile güldüren bir doğa tutkusudur… Ağaçta gizlenip, mevsimden mevsime çıkan yaşıyor olduğumuzu hatırlatan umudun tutkusudur… Gelip geçici olanı ne kadar tutabilirsek işte… Tiyatro bilgelik tutkusudur… Geçmişe saplanıp kalmak yüzünden ortaya çıkan kin gazını dağıtır tiyatro, savaş adını ağzımıza almasaydık, barışı bilmezdik bile… Bir ırmak ne söyler kendine ırmak oluşundan başka… Tiyatro yapıcı bir sanat dalıdır, onarır, rehabilite eder… 

Oynayan yenilenir, oynayan akışı hisseder, oynayan bağışlar, oynayan takılıp kin tutmaz… 

Dünyanın her yeri onundur bir göze, bir bakışa bakar… Ve dünyanın her yeri herkesindir.

Oyuncu mevki makam başarı, senin benim duygularına gülümseyerek bakar. Bilgedir. Bir tek şeyken her şey olabilmektir; oynayan insan. 

Tiyatro yaşamın sanatı, ölüm tiyatronun içinde bir hayat olayı olarak yer alır. Tiyatro durmadan doğmanın sanatı; her an yeniden doğmanın. Sonsuz doğum günü tiyatro… Oyun yolu ile her an yeniden doğar çocuklar… 

Tiyatro başı ve sonu gösterir; kendi kabımızdan çıkmamızı, kendimize dışarıdan bakmamızı sağlar. 

Oyuncunun bilgeliği hayattan beslenmesi ile gelişir. Bir ayna ne söyleyebilir başka bir aynaya?

Tiyatronun besini hayattır. Bürüneceğimiz rol kişisinin inişli çıkışlı yaşantısı, sosyal ekonomik durumu, psikolojik, sosyal farklılıkları, iyi bir gözlem gücü gerektirir. 

Sinema geniş ölçekli, zaman ve mekân bakımından daha özgür ayaklı… Ama her haliyle bir dondurma. Bir canlılığı sabitlemiş oluruz. Tıpkı biz okuyunca canlanan kitaplarla olan ilişkimiz gibi… Tiyatronun “şimdi burada” nın sanatı oluşu işte bu sinema ile karşılaştırılması ile birlikte düşündüğümüzde, sadece “şimdi burada” seyirciye sunulan bir sanat dalı oluşundan daha derin. Başı sonu gözümüzün önünde cereyan eden, oyuncu ile birlikte yol aldığımız, olayların hep beraber başımızdan geçtiği, geniş zaman aralıklarını tarif etmek için on yıl önce, on yıl sonra gibi ifadeler verilse bile geçmişi geleceği şimdide yaşatmayı başarmıştır… Dolayısı ile eskinin birdenbire yeni oluşunun bunca güçlü anlatılışında/yaşantılanışında da hiçbir sanat dalında rastlanmayan felsefi bir derinlik vardır…

Az önceki kralı tiyatronun kantininde çay içerken gören bir çocuğa neler öğretmiş olabileceğimizi düşünüyorum da… Tiyatronun bilgeliği burada; bir çocuğun hayret dolu bakışlarında…

Anahtar Kelimeler: tiyatronun bilgeliği



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir