MAKALELER

Sevgi buğdaydan mı yapılır, yoksa taştan mı? "YERMA"

2026.05.29 00:00
| | |
778

Paylaş:
Kadınlık, annelik ve toplumsal baskılar üzerine çarpıcı bir yüzleşme...


"Kadının ahlakını bedeni üzerinden tanımlayan dünya, Kadının bedeninde kendi şiddetini görünür kılar." / Yeşim Alıç 

"Sevgi buğdaydan mı yapılır, yoksa taştan mı? "YERMA"

"YERMA" Kadınlık, annelik ve toplumsal baskılar üzerine çarpıcı bir yüzleşme...

"Senin yalnız başına dışarı çıkmandan hoşlanmıyorum.
Kadın dediğin evinde oturur.”
Oturdum.
“Kadın dediğin evini temizler.”
Temizledim.
“Kadın dediğin çenesini tutar.”
Tuttum.
“Kadın dediğin çocuk doğurur.”
Doğuramadım…

Peki doğuramayan kadına ne yapılır?

Onu kim “tamamlar”, kim “eksik” sayar, buna kim karar verir?

Önce doğması gereken şey aslında çocuk mu, kadının kendi mi?”

Proje No2 yapımı olan "YERMA" Federico García Lorca’nın ölümsüz eserinden yola çıkılarak ödüllü oyun yazarı R. Onur Duru tarafindan yazılmış. Modern bir yorumla yeniden yazılmış tek kişilik politik bir kadın oyun Can Ali Çalışandemir tarafından avangard bir üslupla sahnelenen oyun Afife ödüllü, usta oyuncu Yeşim Alıç’ın etkileyici oyunculuğu ve akıllardan silinmeyecek beden kullanımı ile sizlerle buluşuyor. Oyunun yaratıcı tasarım ekibinde; Süpervizör Çiğdem Yıldız, Koreograf Yeşim Alıç, Işık Tasarım Önder Ay, Dekor Tasarım Sinan Yardımedici, Mask Tasarım Hamit Mutlu, Müzik - Ses Tasarım R. Onur Duru, Kostüm Tasarım Dilşad Ayral Ünal, Fotoğraf Jiyan Kızılboğa Reji Asistanı Buğra Akyüz, Genel Koordinatör Mısra Candanadam, Tanıtım Videosu Melis Alıç yer alıyor.

Yerma, bir acı masalı değil; seyirciyle sürekli göz göze gelen, gerilimi bazen bir gülümsemeye dönüştüren sonra aniden tersine çeviren, bir solukta izleyeceğiniz bir oyun.


Dolores: “Victor’un gidişiyle Yerma, kendini kaybetti, kendini Juan’ın namusunda kaybetti.
Görümcelerin hapsinde, köylünün dilinde, kendini rahminde kaybetti. Doğması gereken bir çocuk muydu yoksa kendi miydi?” / R.Onur Duru 

"YERMA", Federico García Lorca’nın başarılı dramatik konusunu  oyunun merkezine alırken, Can Ali Çalisandemir yorumunda müzik, dans ve ensamble  kullanımıyla zihinsel, bedensel ve sezgisel bir deneyim sunuyor. Lorca’nın güncelliğini hiç kaybetmeyecek olan eseri “Yerma”, klasik kült metnin özünü hiç bozmadan oldukça güncel ve yenilikçi bir anlatım sağlamış yazar R.Onur Duru. Yeşim Alıç'ın sahnedeki varlığı Prima Madonna, usta bir dansçı ve yetenekli  bir büyücü etkisi yaratıyor. Tek başına olmasına rağmen, karakterin iç çatışmalarını ve bastırılmış duygularıyla seyirciyi tek kişilik  bir resital ve virtüöz profesyonelliğinde hapsediyor. Oyunun içine giriyorsunuz ve asla çıkmak istemiyorsunuz. Hep devam etsin diyorsunuz, oyunun içinden çıkmak istiyorsunuz. Bu inanılmaz bir  aura ve hipnoz. Beden dilinde ki ritim ve kurduğu ilişki, metnin sessiz  kalan kısımlarını çok usta  bir şekilde anlatıyor bizlere. Ensamble kullanılan dans bölümlerinde sadece  estetik olarak değil "YERMA"nın iç dünyasında yaşadığı fırtınalar dramatik  yapının ayrılmaz bir parçası haline geliyor. Sahnede gördüğünüz her hareket  iliklerimize kadar işliyor.

Dekor, ışık, müzik ses efekt tasarımı oyunun atmosferini derinleştiyor. Seyirciyinin beklentisi git gide yükseliyor ve oyuncu bu beklentinin farkında,  yazar ve yönetmen bunu çok iyi kurguladığından oyuncuyu beklentiyi karşılayıp hedefini en yukarıya koyup seyirciyi fazlazıyla tatmin ediyor. Şah ve mat,  yani siz kusur yakalamak isterken,  sizi oyunun içinde dolap beygiri gibi koşturuyor. Sıkılmaya bir saniye vaktiniz yok. Tüm ekibin hedefin, i seyirciyi bir girdaba çekmek ve orda bırakmak bunu başarıyı sağlıyor. Siz sorularla ve cevapları ile başbaşa kalıyorsunuz.

Tüm ses ve efektlerin oyunla kurduğu organik bağ tam not alırken, hislerimizi tekrar canlandıran bir deneyim yaşıyorsunuz seyirci koltuğunda. Dekor  tasarımda ki soyut sadelik oldukça  soğuk bir atmosfer yaratırken ses ve hareketler başladıktan sonra yabancılık çekmiyorsunuz. Tasarımdaki minimalist unsurlar, dikkati oyuncunun performansına yoğunlaştırıyor ve anlatımında ki samimiyetle percinliyor. 

Lonca’nın “Yerma” yorumu, Can Ali Çalışan Demir 'in rejisi ve R.Onur Duru'nun başarılı dokunuşuyla kült ve klâsik bir eserin güncel bir sahneleme tekniyle  izleyiciye hem estetik hem de duygusal açıdan bir deneyim sunuyor. Yeşim Alıç, kadınlarda ki tüm duygusal ve ritmik değişimleri katmanlı bir üslupla anlatıyor bizlere. 

Dakikalarca alkışın bitmediği oyunu üst üste üç dört defa izleme hissiyatı oluşturuyor bizlerde. Bizlerde diyorum çünkü tüm oyun boyunca ve finalde seyircinin tepkisini de ölçtüm. Sahneye defalarca çıkıp selamını veren oyuncu ve seyirci arasında kurulan bağ tekrar oynamak istiyorum duygusunu ses tonunda ki titreme ve beden diliyle hisettirdi bizlere. Emin olun ki oyunu izlerken hissetmiş olduğunuz ürperti, finalde oyun ve oyuncunun varlığı içinizde hissettirecek.


“Kocam bana ekmek ve ev veriyor.” cümlesine devam ederek, “Sevgi buğdaydan mı yapılır, yoksa taştan mı?” diye sordum ben de seyirciye. / R.Onur Duru

Oyunun Konusu şöyle;

Yerma Federico Garcia Lorca'nın 1934'te yazdığı üç perdelik bir oyundur. Bernarda Alba'nın "Evi ve Kanlı Düğün" ile birlikte Lorca'nın kendi ifadesiyle İspanyol köylerindeki kadınlar üstüne bir üçleme oluşturur. Yerma'nın teması da diğer iki oyunla benzer şekilde törelerle insan doğasının çelişkili ilişkisidir. 

Yerma, yoksul bir çobanın kızıdır ve sevmediği halde, Juan adında kendinden daha varlıklı bir köylü ile evlendirilmiştir. Juan'a sadık ve uysallıkla bağlıdır. Juan, sabahtan akşama kadar tarlada çalışan, kıskanç ve içine kapanık biridir. Evliliklerinin ardından 2 yıl geçmesine karşın çiftin çocukları olmaz. Yerma, aldığı katı aile terbiyesinin etkisinde bir kadındır ve tek isteği bir çocuk sahibi olabilmektir. Yerma'nin Juan'dan çocuk sahibi olabilmek için bütün çırpınmaları boşa çıkar. Bu arada Juan, karısına göz kulak olmaları için iki kız kardeşini de eve getirir. Yerma gençlik arkadaşı olan ve çobanlık yapan Victor'a da bir yakınlık duymaktadır, ancak hem kendi değerleri hem içinde olduğu toplumsal yaşam böyle bir ilişkiyi olnakasız kılmaktadır. Yerma'nın adakları, tılsımları, kocasını beslemeleri hiçbir işe yaramaz. Kendisini tamamen çorak bir toprak gibi hissederken, bir taraftan da köy kadınları arasında kendisiyle ilgili söylentiler çıkar. Başka birisiyle olması mümkün değildir, kocasıyla olduğu sürece de kuruyup gidecektir. Artık çocuğu gibi baktığı Juan'ı, yani "kendi çocuğunu öldürmek"ten başka bir yol bulamaz ve kocasını boğar.


R. Onur Duru / Yazar, Müzik-Ses

“Kadının adını, ERK koymasın, Kimse ERK’e alet olmasın” ya da esinlenerek diyebileceğim:
“Herkesin hayatına hiçbir ERK karışamaz" / R.Onur Duru

Serkan Aydın - Onur bey öncelikle böylesine katmanlı bir oyun yazdığınız ve biz seyircilere beden dilininin çok başaralı  kullanıldığı bir resilat izlettiğiniz için çok teşekkür ederim.  "YERMA" yı yazmak nereden aklınıza geldi?

R.Onur Duru - Yerma, aslında yönetmenimiz ve tiyatromuzun kurucu ortağı Can Ali Çalışandemir’in uzun vadeli bir sanat projesi olan “Lorca’nın köy üçlemeleri”nin ikinci ayağı. Bu serüvene Bernarda ile başlamıştık. Şimdi de sıra Yerma’daydı. Bana yeniden yazma konusunda güç veren ve güvenen Can Ali Çalışandemir’e teşekkür ile başlamam gerekir.

Serkan Aydın - Güçlü bir oyun, yazım sürecinde nelere dikkat ettiniz? Katmanlı ve Ensamble bir oyun olmuş.

R.Onur Duru - Bu ne kadar önemli aslında tek kişilik bir oyun ama yine de “Ensamble” kavramını kullanabiliyorsunuz. Çok kişili bir oyunun, bütün karakterlerini oynayan oyuncumuz Yeşim Alıç, zaten kendi kendine bir Ensamble örneği oluşturuyor da diyebiliriz. Şaka bir yana Gururlanmamak elde değil, çünkü gerçekten birlikteliğin, yazarından yönetmenine, oyuncusundan, tasarımcılarına, teknisyeninden asistanına kadar hep beraber emek vermenin sonucudur Yerma. Bu metnin yeniden yazımı, inanılmaz heyecanlı ve zor bir süreçti. Çünkü Yerma, tek boyutlu baktığınızda doğuramayan bir kadının sancıları olarak görülebilir. Oysa bir toplumun içinde var olan bütün temiz ve kirli niyetlerin okuması saklıdır Lorca’nın metninde. Üstelik çok edebidir, şairanedir. Bütün bunların orijinal dili bozmadan yeniden yazılması, üstelik yepyeni bir çatı altında toplanması oldukça karışık ve sorumluluk gerektiren bir süreçti. Sanıyorum ilk yazmaya başladığım gün ile prömiyer arasında aşağı yukarı bir yıl gibi bir süre var. Bu sırada en az iki metin yazıldı, sonra onlar yeniden yazıldı, kimi yerler birleştirildi, kimisi silindi. Şunu da söylemeliyim, Tiyatro Proje No2 olarak bizim bütün metinlerimiz sahneleme aşamasında yazılmaya devam eder. Bu da öyle oldu. 

Serkan Aydın - Yerma’da sizi en çok zorlayan şey neydi?

R. Onur Duru - Yerma… Beni en zorlayan şey Yerma’nın kendiydi. Zor bir karakter, anlaşılması, hak vermesi, piskolojik ve sosyolojik durumları, felsefik tartışması… Masum bir kızdan bir katile giden bu yolun nasıl ve kimler tarafından örüldüğü… Bunu aylarca tartıştık Can ve Yeşim Hanım ile. Üstelik Lorca’nın İspanya’sındaki herhangi bir köyde yaşanan bu öykünün bizim köylerimizle benzerliği -ki bu Lorca’da her zaman görebileceğimiz bir şey, açarlarımızın sayısını çoğalttı. Bu çokluktan sadeliğe gitmek de zorlayıcıydı. Yazarlığın bence en eğitici yanı, yazdıklarınıza kıymayı öğreniyorsunuz; bu da sizi “kutsal”dan “insan”a evriltiyor. Sert bir eğitim yöntemi aslında. Yola çıktığımda beni heyecanlandıran en önemli fikir ise 4 element ve Şaman - Pagan doğaüstü varlıklarının sahnede buluşması fikriydi. Havanın ruhları, ateşin cinleri, suyun tanrıları ve “kurak toprak” yerma… 

Serkan Aydın - Atmosferi ve performansı  zor ve müthiş bir oyun. Avangard olması  ise ayrıca dikkatimi çekti. Flemenco danslar ve beden dili oyuna hizmet ediyor. Bu süreçleri anlatmak istermisin? Hedefinizi gerçekleştirdiğinizi düşünüyormusunuz?


“Bir kadının iç sesi, tanrılardan bile güçlüdür. Siz mi onu yargılayacaksınız? Hadi oradan…”

R.Onur Duru - Tiyatro Proje No2’nin web sayfasına girdiğinizde göreceksiniz zaten, biz Proje No2 çalışanları biçemler arasında avangard bir yolculuktayız. Bunda benim Ankara Sanat Tiyatrosu geçmişim, Can Ali Çalışandemir ve süpervizörümüz Çiğdem Yıldız’ın Hacettepe Devlet Konservatuvarı geçmişlerinin etkileri çok büyük. Biz, ustalarımızın öğrettiği her şeyi sürekli yeniden öğrenmeye çalışıyoruz, tartışıyoruz. Kimi zaman bildiklerimizi reddediyor ve “sağduyumuzu” kullanarak yeniden yaratımı esas almaya çalışıyoruz. Performans ise bir İstanbul Devlet Konservatuvarı hocası olan Yeşim Alıç’ın yeteneği ve geçmişten bugüne taşıdığı birikimin ve bizimle birlikte “reddetmeyi” istemesinin sonucu. Oyuncunuz bir hareket uzmanı olan koreograf ise bu avantaj, hedeflediğiniz performansın gücünü çok yükseğe taşıyor. Oyundaki müzikler oyunun bir parçası olarak, onlarca eser denemesinin ardından, defalarca kez sözleri ve partisyonları yeniden yazılarak ortaya çıktı. Işık tasarımcımız Önder Ay’ın, 33 yıllık tecrübesini görmemek imkansız. Gururla çalıştığım bir tasarımcı. Hamit Mutlu’nun mask tasarımı ne kadar çarpıcı, değil mi? Ezcümle, evet benim hayal ettiğim yapı ile yönetmenimizin konsepti ve rejisi, süpervizörümüzün aklı, oyuncumuzun gücü, tasarımcılarımızın imzaları bir araya gelince, hedefimize sandığımızın çok daha üstünde ulaştık. Tek tek teşekkür ediyorum tüm emek verenlere.

Serkan Aydın - Yerma dan aklında kazınmış. 3-4 tane tek cümlelik sözler var mı?

R.Onur Duru - Şöyle söyleyeyim, Lorca ile gizli yazışmalarım var benim bu metinde. 

Mesela;
Lorca’nın Yerma’ya söylettiği; “Kocam bana ekmek ve ev veriyor.” cümlesine devam ederek, “Sevgi buğdaydan mı yapılır, yoksa taştan mı?” diye sordum ben de seyirciye.

Dolores’in, seyirciyle konuştuğu yerlerden birinde;
“Bir kadının iç sesi, tanrılardan bile güçlüdür. Siz mi onu yargılayacaksınız? Hadi oradan…”

Dolores: “Victor’un gidişiyle Yerma, kendini kaybetti, kendini Juan’ın namusunda kaybetti.

Görümcelerin hapsinde, köylünün dilinde, kendini rahminde kaybetti. Doğması gereken bir çocuk muydu yoksa kendi miydi?”

Son olarak, tiyatro edebiyatının en sarsıcı sahnelerinden biri olan Lorca’nın kaleminden hiç bozmadan kullandığımız, Yerma’nın kocasını öldürdükten sonra söylediği o cümle beni çok etkiliyor: “Yaklaşmayın... öldürdüm onu… oğlumu.. Kendi ellerimle öldürdüm oğlumu…”


“Yaklaşmayın... öldürdüm onu… oğlumu.. Kendi ellerimle öldürdüm oğlumu…” / R. Onur Duru

Serkan Aydın - Son olarak " YERMA " için tüm evrene nasıl bir slogan yazardın ?

R.Onur Duru - Sloganist olmamak için kendimi zor tutuyorum zaten. Büyük Plan’da sloganlarla dalga geçen bir özgün metin var. Ama yine de sorunuzu cevaplamaya çalışayım; 

“Kadının adını, ERK koymasın, Kimse ERK’e alet olmasın” ya da esinlenerek diyebileceğim:

“Herkesin hayatına hiçbir ERK karışamaz”

Serkan Aydın - Çok teşekkür ederim. Başarılar dilerim.

Yazar R. Onur Duru ile yaptığımız bu güzel söyleşi için kendinisine çok teşekkür ederim. Yeni dönemde  ve bundan sonra ki yazarlık serüveninin de başarılar dilerim.

Tabi oyunun yönetmeni Can Ali Çalışandemir'e merak ettiklerimizi sordum. Çalışandemir her soruya itina ile cevap verdi.


Can Ali Çalışandemir / Yönetmen 

"Su içmek istiyorum, ama ne bardak var, ne su. Tepelere çıkmak istiyorum, ama ayaklarım yok. Eteklerime nakış işlemek istiyorum, ama ipliğim yok. Çaresizim, ben ne olduğumu bile bilmiyorum artık."

Serkan Aydın - Can bey öncelikle böylesine başarılı bir oyunu sahnediğiniz için çok teşekkür ederim Federico García Lorca’nın 
"YERMA"sını oyunlastırnak nereden aklınıza geldi. Biraz bu süreçten bahsedermisiniz, neden YERMA?

Can Ali Çalışandemir - Lorca, külliyatına ve dünyasına her zaman büyük bir hayranlık duyduğum, bir yönetmen olarak da çok önemsediğim bir yazar. Aslında bu yolculuğun kökleri biraz daha geriye gidiyor; 2019 yılında Proje No2 bünyesinde “Bernarda”yı sahnelemiştik. O dönemden beri yazarımız R. Onur Duru ile Lorca’nın bu meşhur kırsal tragedyaları üçlemesini tek kişilik bir kadın anlatısı olarak tamamlamayı hep hayal ediyorduk. Doğru zamanı ve doğru sahne enerjisini bekleyen bir fikirdi bu. Yeşim Alıç gibi güçlü, devasa bir aktrisle yollarımız kesiştiğinde, "Tamam, artık zamanı geldi," dedik ve büyük bir heyecanla kolları sıvadık.

Serkan Aydın - Yazım süreci zor oldu mu? Gördüğüm kadarıyla oldukça katmanlı bir oyun. R. Onur Duru ile bu süreçte neler yaşadınız?


"Kocam bana ekmek verdi, ev verdi. Sevgi, buğdaydan mı yapılır yoksa taştan mı?" / Can Ali Çalışandemir 

Can Ali Çalışandemir - Kolay olduğunu kesinlikle söyleyemem. Masaya oturduğumuzda önümüzde yanıtlanması gereken üç büyük ve zor soru vardı: "Yerma’nın asıl derdi ne? Onu böylesi bir trajediye sürükleyen psikolojik ve toplumsal sebepler neler? Ve en önemlisi; İspanya kırsalından günümüz Türkiye’sine uzanan o evrensel köprüleri sahne üzerinde nasıl inşa ederiz?"

Bu soruların cevaplarını bulmak için uzunca bir süre tartıştık. Fakat Onur’un disiplinli, titiz yazım süreci ve metne olan hakimiyeti tam olarak hedeflediğimiz o derinlikli sonucu elde etmemizi sağladı. Sanat üretiminde aynı estetik dili konuştuğunuz insanlarla bir arada olmak müthiş sonuçlar doğuruyor. Biz Onur’la hem Devlet Tiyatroları bünyesinde hem de Tiyatro Proje No2 çatısı altında aynı dili konuşmayı öğrendik, defalarca yan yana ürettik. Bu yüzden ne kadar zorlu ve sancılı olsa da bir o kadar keyifli, verimli ve bizi olgunlaştıran bir ön çalışma süreci geçirdik.

Serkan Aydın - Peki, Yeşim Alıç gibi güçlü bir performansı projeye dahil etmek nereden aklınıza geldi?

Can Ali Çalışandemir - Aslında buna güzel bir "tevafuk" diyebiliriz. Geçtiğimiz sezon “Büyük Plan”oyunumuzu sahnelerken tanıştık. Onur ile Yeşim’in geçmişe dayanan bir tanışıklıkları vardı zaten; Yeşim de o dönem hareket tasarımımızı üstlenerek bize destek olmak için provaya geldi.

Provalar ilerledikçe ve ben Yeşim’i sahnede, üretim esnasında gözlemledikçe ne kadar muazzam bir yeteneğe, ne kadar çok yönlü bir aktris kumaşına sahip olduğunu hayranlıkla fark ettim. Bir gün büyük bir heyecanla Onur’a dönüp, "Galiba Yerma’mızı bulduk!"dedim. Sevgili Yeşim Alıç’ın da bu projeye aynı heyecanla yaklaşması ve teklifimizi kabul etmesi, bugün sahnedeki o müthiş birlikteliği yarattı.


"Değmez be kuzum... Ne kadar zor, ne kadar imkânsız görünürse görünsün; her zaman başka bir hayat, başka bir 'sen' mümkün." / Can Ali Çalışandemir 

Serkan Aydın - Rejiniz oldukça başarılı, avangard ve çok katmanlı. Neredeyse oyunda saniyede iki bin üç bin ilmek atmışsınız. Dekor, kostüm, hareket düzeni, danslar, ışık, müzik ve ses efektleri inanılmaz. Reji tekniğinize bayıldım. Sizden bu süreci dinlemek isterim.

Can Ali Çalışandemir - Çok teşekkür ederim, bu derinlikli takdiriniz benim için çok kıymetli. Bir oyun sahnelemek benim için sadece teknik bir iş değil; zihnimde sürekli uğuldayan, benimle yaşayan, çok ciddi ve sancılı bir içsel yolculuk. Rejiyi kurarken doğru dramaturji, katmanların netliği ve oyunun kendine has o sahne stili benim vazgeçilmezlerimdir. Fakat sahnede istediğiniz kadar sağlam, kusursuz bir iskelet kurun; eğer ekibinizle aynı dili konuşamıyor, aynı frekansta buluşamıyorsanız sonuç maalesef "idare eder" bir seviyenin ötesine geçemez.

Bu anlamda kendimi çok şanslı bir yönetmen olarak görüyorum. Yeşim Alıç müthiş bir aktris; provalar boyunca son derece işbirlikçi, disiplinli ve yaratıcıydı. Ben reji adına ona bir birim alan açtıysam, o sahnede bunu beş birimlik bir zenginlikle geri getirdi. Yazarımız Onur da tüm anlayışı, esnekliği ve taze fikirleriyle her an provada, bizimleydi. Süpervizörümüz Çiğdem Yıldız ise sürecin en kritik yerindeydi; uzun süren provaların getirdiği o kaçınılmaz "performans körlüğünü" yaşamamamız adına bizim için çok büyük bir şans ve dış göz oldu. İşte tüm bu kolektif emeğin, sanatsal iş birliğinin ve inancın toplamı, bugün izlediğiniz “YERMA” yı doğurdu.

Serkan Aydın - Can Bey oyunda sizi etkileyen birkaç cümle desem?

Can Ali Çalışandemir - Beni metinde en derinden yakalayan ve oyunun tüm felsefesini sırtlayan iki kesit var:

"Kocam bana ekmek verdi, ev verdi. Sevgi, buğdaydan mı yapılır yoksa taştan mı?"

Ve karakterin o sıkışmışlığını, çaresizliğini çok şiirsel anlatan şu sözler:

"Su içmek istiyorum, ama ne bardak var, ne su. Tepelere çıkmak istiyorum, ama ayaklarım yok. Eteklerime nakış işlemek istiyorum, ama ipliğim yok. Çaresizim, ben ne olduğumu bile bilmiyorum artık."

Serkan Aydın - Evrene, Can Ali Çalışandemir olarak "Yerma" için nasıl bir mesaj yazardınız?

Can Ali Çalışandemir - Ona ve onun nezdinde kendini bir çıkmazın içinde hisseden tüm ruhlara dönüp şefkatle şöyle fısıldamak isterdim:

"Değmez be kuzum... Ne kadar zor, ne kadar imkânsız görünürse görünsün; her zaman başka bir hayat, başka bir 'sen' mümkün."

Yazar R. Onur Duru ve Yönetmen Can Ali Çalışandemir'le yaptığımız söyleşinin peşinden. Çok  iyi kurgulanan oldukça başarılı ve ayakta alkışlamayı hakeden performansı gösteren Afife  Ödüllü Yeşim Alıç ile çok güzel bir söyleşi gerçekleştirdik. 


YEŞİM ALIÇ / Oyuncu-Koreograf

 "Eksik olan kadın değil; onu eksik sayan dünyadır."

Serkan Aydın - “Yerma”yı ve Yeşim Alıç ile Yerma arasındaki güçlü bağı anlatmak ister misiniz?

Yeşim Alıç - “Yerma” kadının, bedeni üzerinden yargılandığı, eksik sayıldığı, susturulduğu ve sonunda kendi varlığıyla hesaplaşmak zorunda bırakıldığı çok derin bir hikâye.
Yerma ile kurduğum bağ uzun yıllardır oyunculuk, beden, hareket, hafıza ve benlik algısı üzerine sürdürdüğüm çalışmaların sahnedeki görünür hali. Ben Yerma’yı oynarken onu dışarıdan temsil etmiyorum; onun bedende birikmiş sessizliğini, baskısını, arzusunu, öfkesini ve isyanını görünür kılmaya çalışıyorum.
Oyunda beni çok etkileyen bir cümle var: “Her günahın bir hikâyesi, her hikâyenin bir sebebi vardır.” Ben Yerma’ya da biraz buradan bakıyorum. Hiçbir insan yalnızca yaptığı şeyden ibaret değildir. Her davranışın arkasında bir geçmiş, her suskunluğun arkasında bir yara, her isyanın arkasında bir sebep vardır. Oyuncu olarak bu görünmeyen geçmişi yalnızca sözle değil; bedenle, ritimle, nefesle, bakışla ve eylemle görünür kılmak.

Yerma’nın trajedisi de burada derinleşiyor. O eksik değil, eksik olduğuna inandırılmış. Toplumun baskısı, kadınlıkla ilgili yerleşmiş kodlar, doğurganlık üzerinden kurulan değer yargıları onu zamanla bir hezeyanın içine sürüklüyor. Buna rağmen Yerma’nın koruduğu çok önemli bir şey vardır: onuru. Ben onu yalnızca acı çeken bir kadın olarak değil; iradesi, yanılgısı, bedeni, arzusu ve onuru, saflığı ve duruluğu ile… insan oluşu ile… var olan bir insan olarak ele alıyorum. Kim?- Ben. Benliğimin renkleri ile yeni bir tablo yapıyorum. Bir bağ kurmak ise, tüm yaşanmışlıklarımla yeni renkler oluşturuyorum.

Dolores oyunun anlatıcısı, Yerma’nın karşısına yalnızca köyün büyücüsü olarak çıkmıyor. O, hikâyenin görünmeyen bilgisini taşıyan; Yerma’yı kendi iradesiyle, arzularıyla ve karanlığıyla baş başa bırakan çok renkli bir figür. İçinde hem sezgisel bir bilgelik hem de ayartıcı bir gölge var. Ben bunu “her insanın içinde şeytan vardır” gibi düz bir cümleyle değil, insanın içinde onu kendi değerlerinden uzaklaştırabilecek bir gölge ses vardır diye tarifliyorum. Çünkü insanın yönü, tam da böyle eşiklerde belli olur: Hangi arzunun peşinden gidecek, hangi değeri koruyacak, hangi eylemin sorumluluğunu üstlenecek? Yerma’nın sınavı da burada başlıyor. Ben de yönetmenim Can Ali Çalışandemir ve Lorca’dan yola çıkarak oyunu yeniden yazan Onur Duru ile bu farklı karakterleri ölçülü ve dozunda kurgulamak, anlamlı, hissettiren ve bütünlüklü bir kurgu için çalıştım.  


"Her beden bir hikâye taşır; görünmeyen hikaye, bedende görünür." / Yeşim Alıç 
 
Serkan Aydın - Sahnede adeta bir kasırga gibi hiç durmadan hareket hâlindesiniz; sanki kalabalık bir koro görüyoruz. Sizin için zor olmadı mı? Çalışma sürecini anlatır mısınız?

Yeşim Alıç - Bu oyun çok katmanlı bir oyunculuk çalışması gerektiriyor. Çünkü sahnede tek kişiyim ama oyun boyunca 11 farklı karakteri canlandırıyorum; bunların ikisi erkek karakter. Dolayısıyla mesele yalnızca karakterler arasında hızlı geçişler yapmak ya da sahnede sürekli hareket hâlinde olmak değil. Her karakterin başka bir bedeni, başka bir geçmişi, başka bir tonusu, başka bir ritmi, başka bir bakışı ve başka bir iç zamanı var.
Dolores, Yaşlı Kadın, Maria ve Juan başta olmak üzere her karakter oyunun dünyasına farklı bir renk, farklı bir iklim taşıyor. Dolores hem su gibi akışkan, sezgisel ve karanlık bilgiyi taşıyan; hem de ateş gibi kışkırtıcı, Yerma’nın iradesini sınayan tehlikeli bir eşik figürü. Yaşlı Kadın toprağın bilgisini, köklenmiş hayat deneyimini ve bedene dair eski hakikati taşıyor. Maria’da daha genç, canlı, çoğalan bir hayat enerjisi var. Juan ise, kendi kusurunu kadın üzerinden örtmeye çalışan kapanma, sertlik ve baskı üzerinden beliriyor; yalnızca bir erkek karakter değil, Yerma’nın karşısındaki duygusal çoraklığın da taşıyıcısı.

Bu nedenle sahnedeki hareketlilik benim için fiziksel bir yoğunluktan ibaret değil. Her karakter geçişi ayrı bir oyunculuk kurgusu, doz ayarı ve gerçeklik duygusu gerektiriyor.

Karakterler birbirinden ayrışmalı ama bu ayrışma dışsal bir gösteriye dönüşmemeli. Seyirci hangi bedenin sahnede belirdiğini hissetmeli; fakat bu, bir teknik gösteri ya da sahne becerisi gibi görünmemeli. Ölçü burada çok belirleyici. Her geçişin kendi hakikati, kendi gerekliliği ve kendi iç nedeni olmalı.

Hareket de benim için yalnızca hareket etmek ya da sahneyi doldurmak anlamına gelmiyor. Hareket, metnin ve karakterin gerekliliğinden doğmak zorunda. Bir beden neden döner, neden durur, neden gerilir, neden çöker, neden ileri atılır ya da geri çekilir? Bunların her birinin dramaturjik, duygusal ve oyunculuk açısından bir karşılığı olmalı. “Yerma”da hareket, metnin ikinci dili ; kimi anlarda sözün söyleyemediğini beden söylüyor.

Oyunun dünyasında su, hava, ateş ve toprak elementleri de bu bedensel anlatının içinde dolaşıyor. Su akış ve arzu; hava ses, söylenti ve köyün görünmeyen baskısı; ateş öfke, ayartı ve isyan; toprak ise doğurganlık, kuraklık, kök ve bedenin hafıza gibi sahnede farklı biçimlerde var oluyor. Bu elementler dışarıdan semboller olarak değil, karakterlerin bedensel niteliği, ritmi, hareket kalitesini belirleyen unsurlar olarak ele aldım.

Evet, sahnede zaman zaman bir kasırga gibi görünüyorum; ama bu, önüne çıkan her şeyi yutan kontrolsüz bir kasırga değil. Daha çok içinde dört mevsimi barındıran gerçek bir zaman akışı gibi. Yerma’nın içinde ilkbaharın umudu, yazın yakıcı arzusu, sonbaharın çözülüşü ve kışın donmuş sessizliği var. Bazı anlarda beden hızlanıyor, bazı anlarda zaman neredeyse duruyor. Bazı karakterler keskin bir enerjiyle, bazıları bir tortu gibi, bazıları bir gölge gibi, bazıları da Yerma’nın içindeki eski bir ses gibi beliriyor.
Sahnedeki koro etkisi de buradan doğuyor. Tek bir beden, birçok bedene, birçok sese ve birçok toplumsal baskı katmanına dönüşüyor. Yerma’nın içindeki kadınlar, köyün sesi, erkek bakışı, gelenek, arzu, korku, ayartı, öfke ve isyan aynı bedende çoğalıyor. Ama bütün bu çoğalma içinde temel mesele hep aynı kalıyor: Her hareketin, her geçişin, her susuşun ve her bakışın karakterin iç zorunluluğundan doğması. Benim için “Yerma”nın çalışma süreci tam da bu ölçüyü aramakla geçti: bedensel yoğunluğu gerçeklikten koparmadan, karakter farklılıklarını biçimsel gösteriye dönüştürmeden, metnin ve oyunculuğun gerektirdiği derinliği sahnede görünür kılmak.


"Her insanın içinde onu kendi karanlığıyla sınayan bir ses vardır." / Yeşim Alıç 
 
Serkan Aydın - Boğma sahnesi çok etkileyici. Tek başınıza bu performansı gerçekleştirirken nelere dikkat ettiniz? Seyircinin yüz hatları  ve beden dili de çok gergindi. Açıkçası bende çok etkilendim. Çalışırken nelere dikkat ettiniz ?

Yeşim Alıç - Boğma sahnesinde benim için önemli olan yalnızca fiziksel bir şiddet anını göstermek değildi. O sahne, Yerma’nın bütün yaşamı boyunca maruz kaldığı baskının, sıkışmanın, susturulmanın ve kendi bedeni üzerinde kurulan tahakkümün yoğunlaştığı bir an.

Tek başınıza böyle bir sahneyi oynarken hem çok teknik hem de çok içsel bir denge kurmanız gerekiyor. Çünkü sahnenin etkisi abartıdan değil, ölçüden doğuyor. Nefesin nerede kesileceği, bedenin nerede direneceği, gözün ne zaman boşalacağı, kasın ne kadar gerileceği, sesin ne zaman susacağı çok hassas. Bir saniye fazla oynarsanız sahne melodrama kayabilir; bir saniye eksik bırakırsanız içindeki yıkıcı gerilim görünmez kalabilir.

Seyircinin bu sahneden etkilenmesi, gerilmesi , nefesinin kesilmesi, boğazının düğüm düğüm olması, bedeninin kasılması izlediği isyan ve acının gösterişsiz aktarımı ve kendi deneyiminde de olması. Seyirci orada tanıdığı bir baskıyı, tanıdığı bir acıyı, tanıdığı bir çaresizliği ve isyanı bedende görüyor. Yani duygu yalnızca sözle aktarılmıyor; beden aracılığıyla seyircinin bedeninde de yankılanıyor. Bu kinestetik empatidir. Seyirci sahnedeki bedeni yalnızca görmüyor; onun gerilimini, sıkışmasını, nefessizliğini kendi bedeninde de hissediyor.

Bence tiyatronun en güçlü taraflarından biri bu: görünmeyen acıyı, bedende görünür ve hissedilir kılabilmesi.
 
Serkan Aydın - “Yerma” ile ilgili sizi etkileyen 3–4 ayrı cümle yazar mısınız?

Yeşim Alıç - Her günahın bir hikâyesi, her hikâyenin bir sebebi vardır.Doğacak olan bir çocuk muydu, yoksa kendi miydi? İçine doğmayan bebeğin ebesi olur mu insan? Bu kuralı siz koydunuz Tanrılar; ne zaman bir eksik tamamlansa yerine yenisini yaratıyorsunuz. Kocam bana ev verdi, ekmek verdi. Sevgi taştan mı yapılır , buğdaydan mı? Erkeğin onuru vardır diyorsun, kadının neyi vardır? Kendine ait bir yaşamı olmayan bir gölge mi kadın? Erkek tarlada çalışır, ağaçlarını budar, kadın ne yapar? Bekler, hep bekler; bebeğini, kocasını… Günün sonunda kendini bekler. Anne değilsem ben neyim?
Bir kadının iç sesi Tanrılardan bile güçlüdür.
 
Serkan Aydın - Yeşim Alıç “Yerma” için tüm evrene nasıl bir slogan yazardı?

Yeşim Alıç - "Eksik olan kadın değil; onu eksik sayan dünyadır."
"Her beden bir hikâye taşır; görünmeyen hikaye, bedende görünür."
"Her insanın içinde onu kendi karanlığıyla sınayan bir ses vardır."
"Kadının ahlakını bedeni üzerinden tanımlayan dünya, Kadının bedeninde kendi şiddetini görünür kılar."

Sevgili, Tiyatronline.com okurları "YERMA" tam da bizim içimizden bir hikaye . Kadın erkek farketmeksizin herkese bir yerden dokunuyor dokunduruyor. Oyundan çıkarken kendinizi sorguluyorsunuz ve sorgulatıyor. Yazarından yönetmenine, oyuncusundan projede çalışan tasarım ekibine kadar  emek veren herkesin bu oyuna tüm kalbini koyarak çalıştığını ileklerinize kadar hissediyorsunuz. Bence yeni sezonda kaçırmayın derim..Sadece sezonda değil yıllarca oynaması gereken ve Türkiye'de ve dünya çapındaki festivallerde yer alması gereken bir oyun. Tüm ekibi kutlar, röportaj boyunca sabırla sorularıma cevap veren R. Onur Duru,  Can Ali Çalışandemir ve Yeşim Alıç 'a çok teşekkür ederim.


KÜNYE

Yazan: R. Onur Duru
Yöneten: Can Ali Çalışandemir
Oynayan: Yeşim Alıç
 
Süpervizör: Çiğdem Yıldız
Koreograf: Yeşim Alıç

Işık Tasarım: Önder Ay
Dekor Tasarım: Sinan Yardımedici
Mask Tasarım: Hamit Mutlu
Müzik - Ses Tasarım: R. Onur Duru
Kostüm Tasarım: Dilşad Ayral Ünal
Fotoğraf: Jiyan Kızılboğa

Reji Asistanı: Buğra Akyüz
Genel Koordinatör: Mısra Candanadam
Tanıtım Videosu: Melis Alıç

Yapım: Proje No2

Dram, 80 dakika
Yaş Sınırı 12+


Serkan Aydın
[email protected]

#FedericoGarcía #lorca
#yerma #projeno2 #ronurdur #canalicalisandemir #serkanaydin

Anahtar Kelimeler: yerma, Proje No: 2, FedericoGarcía, lorca, projeno2, ronurdur, canalicalisandemir, serkanaydin



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir