MAKALELER

Kahkahanın Deviremiyeceği Zorbalık Yoktur!

2026.06.24 00:00
| | |
769

Paylaş:
Emrah Eren, 1979 yılında Bandırma’da doğdu.

"KAHKAHANIN DEVİREMEYECEĞİ ZORBALIK YOKTUR !" 

KAPALI GİŞE OYUN REKORTMENİ YÖNETMEN EMRAH EREN, Meçhul Paşa” ve "Şebbaz"
 
Ahmet Sami Özbudak’ın kaleme aldığı, Emrah.Eren'in yönettiği ve Sabahattin Ali, Aziz Nesin, Rıfat  Ilgaz ve karikatür sanatçısı Mustafa Mim Uykusuz gibi ustaların mücadele dolu Markopaşa Gazetesi 'nin serüvenini anlatan Meçhul Paşa – Bir Hınzır Neşriyat piyesi oldukça başarılı, vurucu, hüzünlü, mizahı ve direnişi anlatan çok değerli bir oyun.
1946 yılında Sabahattin Ali, Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz ve karikatürist Mustafa Mim Uykusuz tarafından kurulan Markopaşa, dönemim baskılarına ve sansürlerine rağmen halkın sesi olmayı başarmıştır. Yazarlar, "derdimi kime anlatayım" diyenlere hitaben çıkardıkları bu yayında eleştirel dillerini korumuşlar ancak sık sık hapis ve kapatılma cezalarıyla karşı karşıya kalmışlardır. 
Söyleşimizin asıl konusu ve konuğu, aynı dönemde yaklaşık 10-14 civarında piyesi ilgiyle izlenen, gerçek ödülün seyirci olduğundan yola çıkarak tüm oyunlarını kapalı gişe izlediğimiz tiyatro yönetmeni Emrah Eren...Tiyatro sahnelerinde oynayan piyesler arasında uzun zamandır takip ettiğim başarı ve ilginin her gün biraz 
daha arttığı Meçhul Paşa var. Tabi ki diğer oyunları ve yeni oyunu “Şebbaz”. Başarılı projelere imza atan yönetmen Emrah Eren’i, Tiyatro Hayali ekibini, yeni projelerini ve oyunların çalışma süreçlerini hayata  dair herşeyi konuşacağız.
 
Emrah Eren, 1979 yılında Bandırma’da doğdu. İlköğrenimini Bandırma’da, ortaöğrenimini İzmir’de tamamladı. 2001 yılında Bilkent Üniversitesi, Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi Tiyatro Bölümü’nden mezun oldu. Aynı yıl İstanbul’a yerleşerek Bakırköy Belediye Tiyatroları’nda oyuncu olarak çalışmaya başladı.
 
"Delilik denilen şey, aslında çok fazla hissetmekti..."
 
Rol aldığı oyunlardan bazıları;
 
Dilekçe, Bahar Noktası, Cephede Piknik, Klakson, Borazanlar ve Bırtlar, Sezuan’ın İyi İnsanı, Günün Adamı, Yağmurcu, Dava, Külhanbeyi Müzikali, Sıkıyönetim ve Sokak Kızı İrma (19. Sadri Alışık Oyuncu Ödülleri, Mü-
zikal ya da Komedi dalında Yardımcı Rolde Yılın En Başarılı Erkek Oyuncusu adaylığı), Yanlışlıklar Komedyası... 2009 yılında konuk oyuncu olarak çalıştığı Kent Oyuncuları’nda Cimri’de rol aldı. 2022 yılında Zorlu PSM ve 
Talimhane Tiyatrosu ortak yapımı “Damdaki Kemancı” adlı müzikalde Sütçü Teyze rolünü üstlendi. Oyuncu olarak başladığı kariyerine Aysa Prodüksiyon Tiyatrosu yapımı Kadınlar Devleti adlı oyunda Yücel Erten’in; BBT yapımı “Sezuan’ın İyi İnsanı” adlı oyunda Ali Taygun’un asistanlığını üstlenerek devam etti. 2003 – 
2011 yılları arasında Turgay Kantürk’ün
yönettiği 7 oyun da yönetmen yardımcısı olarak çalıştı. (Klakson, Borazanlar ve Bırtlar – BBT; Ful Yaprakları – İDT; Kıyamet Suları
EBBŞT; Tersine Dünya – BBT; Bavul Hikâyesi – İDT; Dava – BBT; Benim Adım Rachel Corrie- A-Z Kültür Ajansı)2003 yılında Sanat İşliği Tiyatrosu’nda “Tüccar Kentin Melekleri” adlı müzikli oyunu; 2004 yılında B.B.T.’de 
“Şimdi’den Son’a Cahit Külebi” adlı şiir gösterisini ve 2006 yılında yine B.B.T.’de “Pırtlatan Bal” adlı çocuk oyununu yönetti. Aralık 2007’de Galataperform bünyesinde gerçekleştirilen “Yeni Metin Yeni Tiyatro” projesinde “Nereye?” adlı oyunun ilk okumasını yönetti. Ocak 2009’da Talimhane Tiyatrosu’nun düzenlediği Oyunyaz Festivali bünyesinde “Münafık” adlı oyunun ilk okuması
gerçekleştirdi. Şubat 2009’da Turgay Kantürk ile birlikte kurduğu İstanbul Şiir Tiyatrosu ile şiir ve tiyatroyu aynı disiplinde buluşturdukları “Aziz İstanbul” konseptli çalışmaya imza attı.
2019-2025 yılları arasında İstanbul Aydın Üniversitesi ve İstanbul Okan Üniversitesi Tiyatro Bölümünde konuk öğretim görevlisi olarak da çalışan Emrah Eren, kariyerine yönetmen olarak devam etmektedir.
 
Yönettiği Oyunlar;
2009 – Sokağa Çıkma Yasağı, Yazan: Civan Canova (Bakırköy Belediye Tiyatroları)
2011 – Nereye?, Yazan: Hüseyin Alp Tahmaz (Diyarbakır Devlet Tiyatrosu)
2012 – Turnike, Yazan: Nur Can Kara (TiyatroHal)
2014 – Hayvan Çiftliği, Yazan: George Orwell (Bakırköy Belediye Tiyatroları)
2015 – Kıran Resimleri, Yazan: İnci Aral (Bakırköy Belediye Tiyatroları)
2016 – İvan İvanoviç Var Mıydı, Yok Muydu?, Yazan: Nazım Hikmet (tiyatroadam)
2017 – Bir Baba Hamlet, Yazan: Sebastian Seidel (Baba Sahne)
2017 – İntiharın Genel Provası by Duşan Kovaçeviç (tiyatroadam)
2017 – Cıngıllı, Yazan: Irmak Bahçeci (Bakırköy Belediye Tiyatroları)
2018 – Meçhul Paşa, Yazan: Ahmet Sami Özbudak (Tiyatroadam) 
2018 – Don Kişot’um Ben, Yazan: Cervantes (Baba Sahne)
2019 – Kazanova, Yazan: Dürrenmatt (Bakırköy Belediye Tiyatroları)
2019 – Tartuffe, Yazan: Moliere (Mam’art Tiyatro)
2021 – Ver Parayı, Yazan: Andreas Sauter- Bernhard 
Studlar (İstanbul Okan Üniversitesi)
2021 – Irgat, Yazan: Irmak Bahçeci (Duru Tiyatro)
2022 – Taxim, Yazan: Álex de la Iglesia ve Jorge Guer
2022 – Ver Parayı, Yazan: Andreas Sauter- Bernhard 
Studlar (Bakırköy Belediye Tiyatroları)
2022 – Eşeğin Gölgesi, Yazan: Haldun Taner (İstanbul Aydın Üniversitesi)
2023 – Yıllar Sonra #tbt, Yazan: Hüseyin Alp Tahmaz (Kadıköy Boa Sahne)
2023 – Aşk Hikayen Düşmüş, Yazan: Ahmet Sami Özbudak (Tiyatro Hayali)
2023 – Dogville, Yazan: Lars von Trier
(İstanbul Aydın Üniversitesi)
2023 – Meçhul Paşa, Yazan: Ahmet Sami Özbudak (Tiyatro Hayali)
2023 – Tarihte Yaşanmamış Olaylar, Yazan: Ülkü Tamer (Kadıköy Boa Sahne)
2024 – Dullar, Yazan: Ariel Dorfman (İstanbul Aydın Üniversitesi)
2024 – İlerleme, Yazan: Matei Visniec (İstanbul Aydın Üniversitesi)
2024 – Mercaniye Çok Yaşa, Yazan: Ahmet Sami Özbudak (Tiyatro Hayali)
2024 – Çok Büyük Romulus, Yazan: Friedrich Dürrenmatt (Tiyatro Hayali)
2025 – Kısa Süren Saltanat, Yazan: John Steinbeck 
(Bursa Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu)
2025 – Neredeyse Eşittir- Yazan: Jonas Hassen Khemiri (İstanbul Aydın Üniversitesi)
2025 – Taş- Yazan: Marius von Mayenburg (İstanbul Aydın Üniversitesi)
2026 – Şebbaz- Yazan: Ahmet Sami Özbudak (Tiyatro Hayali
 
Emrah Eren’i detaylı bir şekilde araştırıp incelediğimizde kariyer basamaklarını istikrarlı, disiplinli ve çalışarak çıktığını yönettiği oyunlara baktığımızda net olarak görebiliriz. Dolayısıyla her dönem minimum 10 piyesin sahnede olması da kaçınılmaz oluyor. Bir gün Fatih Koyunoğlu ile karşılaştık sohbet ederken kendileriyle bir röportaj yapmak istediğimi özellikle yönetmen Emrah Eren’le konuşmak istediğimi belirttim. O da “Tabi olur” diyerek iletişim kurmamızı sağladı. 
 
Kendisini aradığımda çok kibarca teklifi kabul etti. Hemen peşinden randevu günü gelmişti. Her şeyi detaylı bir şekilde konuşmak istiyordum. Hiçbir sorumu yanıtsız bırakmadı. Çok mütevazı ve samimi şekilde başladık  sohbete. Ve beraberce daldık söyleşinin en derin detaylarına.
 
EMRAH EREN / Yönetmen 
“ACIMADI Kİ !”
 
Serkan Aydın - Sizin birçok oyununuzu izledim. Son dönemde de “Şebbaz” adlı oyununuzu çıkardınız. Hepsini konuşacağız ancak asıl konumuz, iki kez izlediğim Meçhul Paşa; söyleşimizin asıl konusu da bu piyes. Meçhul Paşa’yı her izlediğimde daha çok etkilendim. İnanılmaz bir sihir var sahne üzerinde. Piyesi izlemek isteyen bir daha izliyor ve her oyun kapalı gişe. Meçhul Paşa serüveni nasıl başladı, nereden geldi aklınıza? Üstelik içinde çok önemli, büyük usta yazarlar var; Aziz Nesin, Sabahattin Ali, Rıfat Ilgaz, karikatür sanatçısı Mustafa Mim Uykusuz.
 
Emrah Eren - Fatih Koyunoğlu’nun biriktirdiği hikayeler vardı. O dönemde biriktirdiği hikayelerden birisi Meçhul Paşa’ydı. Diğer biriktirdiği hikayeleri de bizimle paylaşmıştı zaman içinde. Aslında bu konu bizi çok  çekti, Marko Paşa Dergisi’nin hikâyesi ve serüveni. Dönem oyunlarında o dönem için bir imzaydı; Ahmet Sami Özbudak, İstanbul Şehir Tiyatroları’nda Hayal-i Temsil’i yazmıştı. Bakırköy Belediye Tiyatrolarında da Sherlock Hamit’i yazmıştı. Dönem oyunlarının aranılan yazarıyken Fatih Koyunoğlu’na bahsettim “Ahmet Sami Özbudak’tan, “Bu oyunu yazabilir, başarabilir” dedim. Bendeki eserlerini paylaştım Fatih’le. “Ben tanımıyorum, tanıştırır mısın?” dedi, ben de tanıştırdım. Ahmet Sami’ye açtık elimizdeki tüm bilgileri, “Bizim gönlümüz Marko Paşa’dan yana ama şu diğer konulara da bak” dedik. Sami de Marko Paşa hikâyesini sevmişti. Başladık araştırmaya ve çalışmaya. Fatih ile yol arkadaşımızın biri daha belliydi, Erdem Akakçe. Diğer yol arkadaşımız belli değildi. Erdem, Fatih, Sami ve ben yavaş yavaş bir okuma sürecine girdik.Fatih o dönemi şöyle anlatıyor... Yeniden konservatuar okuyoruz gibi heyecanla Aziz Nesin’in şu kitabını ben aldım. Sabahattin Ali’nin bu kitabı bende, Rıfat Ilgaz’ın Sarı Yazması’nı ben okuyorum. Sami’ye diyorum ki, “Şu alıntı pasaj kullanılabilir.” Ahmet Sami’nin okuduğu Levent Cantek’in Marko Paşa araştırması bize yön verdi bir taraftan. Bir araştırma daha vardı, Mehmet Saydur’un Çınar Yayınları’dan çıkmış Marko Paşa araştırması. Bu iki araştırmanın verdiği hizmetle yavaş yavaş birkaç sahne gelmeye başladı. Sami ile çalışmaya  başlamamızın böyle bir öyküsü var. Sami ile girdiğimiz her iş biraz tefrika usulü çıkıyor. Beş sayfa geliyor, okuyoruz, değerlendiriyoruz; 
üstüne bir 10 sayfa daha geliyor, biraz daha okuyor ve değerlendiriyoruz ve geri  bildirimlerde bulunuyoruz. Birinci perdeyi bitiriyor, getiriyor ve nutkumuz tutuluyor. “Birinci perdede bunları yazdıysan ikinci perdeye ne kaldı ki?” deyip yol boyunca bir atölye çalışmasına giriyoruz. Tam da o an üçüncü arkadaşımız Bülent Çolak katıldı aramıza.
 
Serkan Aydın - Meçhul Paşa serüveni size ne hissettirdi? Neden hu hikâye üzerinde bu kadar çok durdunuz? Piyeste vermek istediğiniz mesaj neydi?
 
Emrah Eren - Büyük yazarlar aslında bize orda tüm mesajı veriyorlar. Diyorlar ki “Acımadı ki”. Öyle bir inatları var ki hayata karşı doğru bildiklerini savunmaları bize mihmandar oluyor. Fazlasını onlar yapmış aslında 
geçmişte, biz ne yapıyoruz ki? Mihmandar, rehberlik yapan kişilere denir.
 
Serkan Aydın - Bu bakış açısı çok mütevazı bir bakış açısı. Çok şey yapmışsınız bence.
 
Emrah Eren - Ancak onlar çok büyük bedeller ödemişler. Bir de büyük büyük laflar etmişler. Bizim şu an edemediğimiz lafları onlar o zamanın tek hükümetine karşı çatır çatır savunmuşlar inandıkları değerleri.
 
Serkan Aydın - Fakat bu kadar ciddi ve trajik konuları komediye çevirmek zor bir iş.
 
Emrah Eren - İnan onların işinden çok zor değil bizim işimiz... O kuşak, Cumhuriyet kuşağı. Cumhuriyet’in ilanı sonrası yavaş yavaş eğitim devrimiyle bizleri yetiştiren o kuşak başka bir kuşak. Yani o kuşağın çektiği zorlukları, çileyi bugünle karşılaştırmak bence o kuşağa haksızlık ve hakaret olur. Bizim yaptığımız sadece o kuşağın hikâyesini bugüne bir kulak çekme yapıyoruz. Bak böyle şeyler olmuş, sence neden? gibi sorular soruyoruz.
 
"Gidiyoruz be usta, bari camı aç gökyüzüne bakalım..."
 
Serkan Aydın - Gerçekten verdiğiniz mesaj sahne üzerinde de çok iyi anlaşılıyor...Hazırlık aşaması zor oldu mu? Prova süreci nasıl ilerledi, iyi bir piyesin başarılı olması için maksimum prova süreci nedir?
 
Emrah Eren - Elimizde ki tekst çok çok güçlüydü. Çok çalıştık tabi herkes var gücüyle fedakârca çalıştı. Sinirlerimiz bozuldu. Birçok sahneyi çalışırken hem çok güldük hem de bazı sahnelerde sinirlerimiz bozulup kapanıp ağladık. Trajikomik bir süreci biz 77-78 sayı çıkmış gazetenin, derginin sadece 22 sayılı serüvenini anlatıyoruz. Bu 22 sayısının sonunda zaten isim değiştirmeler de dahil olmak üzere Sabahattin Ali’nin ölümüyle bitiyor zaten. Böyle ağır bir konu etrafından geçince bir yandan işi hafifleten bir şey vardı, bu Meçhul Paşa serüvenini üç tane ilham perisi oynuyor. Aziz Nesin, Sabahattin Ali ve  Rıfat Ilgaz’ın anlattığı bir masal. Yani ilham perilerinin anlattığı bir masal... Aslında üç tane meddah yani hikâye anlatıcısı. Üç ilham perisi meddahın hikayesi olarak aldık mevzuyu. 
 
“Meddah neden yararlanır ses tekniğinden? Bunu nasıl bulabilirim?” diye düşündüm ve aklıma daha önce başka bir oyunda kullandığım loop station geldi. “Bu oyunda 
kullanabilir miyiz acaba?” dedim, yani oyuncuların ürettikleri sesleri çoklandırarak kompleks efektler yaratmak için. Eminönü meydanı, polis baskını vs. gibi. Dolayısı ile rejinin ana omurgasını bu sistem oluşturdu. 
Bir sürü detay var ancak oyun loop station sistemi ile oynanıyor. İki loop station ve iki mikrofon ile oynanıyor. Arkadaki dekor hariç tabi. Biraz da dönem işi çalıştık o dönem şarap mesela köfteci bile var ama şarap bardaklarında değil, su bardaklarında içiliyor. Baya dönem işi oldu aslında. Açıkçası provalar keyifli geçti, çok güldük, çok eğlendik.
 
Serkan Aydın - Ne kadar prova yaptınız peki? Piyasa da birçok oyun üç beş prova ile sahneye çıkıyormuş. Bana göre başarılı bir iş çok iyi çalışılmalı. Siz ne düşünüyoruz?
 
Emrah Eren - Sahne provası için takvim sürecine baktığımızda iki ayı geçti. İki ayın öncesinde de yaklaşık bir sekiz ayımız var. Yani 10 ay gibi. Serkan Aydın- 10 ay çok ciddi bir süre. Emrah Eren- Genelde bizim prova hazırlık süreç-lerimiz uzun. Başarıda bunun büyük etkisi olduğunu düşünüyorum. Teksti provaya çıkmadan önce çok iyi çalışmak gerek. Metni anladıktan sonra ve dramaturgi tam olarak istediğinizi veriyorsa işiniz kolaylaşıyor. Tüm bunlar yapılmasına rağmen 10 ay. Ahmet Sami’nin şöyle bir güzelliği var. Ben oyunu yazdım deyip kenara çekilmiyor. Bence piyasada çok kötü oyun olmasının 
sebebi metne tekrar dokunulmaması ve üstünde çalışılmaması.
 
Serkan Aydın - Sizin oyunlarınızın neden çok başarılı olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum.
 
Emrah Eren - Ahmet Sami Özbudak ve tüm ekip aslında bu konuya çok önem veriyor.
 
Serkan Aydın - Prova esnasında unutamadığınız önemli bir anınız var mı?
 
Emrah Eren - Oyunun finaline doğru aslında doğrusu henüz oyunun finalini tam belirleyemedik. Aslında vardı da Ahmet Sami’nin de içine sinmiyordu, bizim de 
içimize sinmiyordu o final. Daha önce de söylemiştim Ahmet Sami ile tefrika usulü çalışıyoruz. Ofiste toplantı halindeyiz, okuma provasındayız. Bazen okuyup bazen de sahneye dönüyorduk, enteresan çalışıyorduk o dönem. Camda da açık masada da atış-
tırmalıklar var. Cama bir kumru geldi. Biz de finale dair Sabahattin Ali’nin ölümüne gelmişiz tekstte. Hepimizin tüyleri diken diken oldu. Sonra o kumru içeri girdi, masada gezdi, tekstin üzerine geldi gagaladı. Sanırım Ahmet Sami de oradaydı ya da biz Ahmet Sami’ye bunları bildirdik, fotoğrafları attık. Ahmet Sami de şu an oyunda olan “Bir kumru geldi, hayat yazdı” diye devam eden cümlelerle bizi finale götürdü.
 
Serkan Aydın - Şu an benimde tüylerim diken diken oldu, sanırım sizin emeğinizi gören ilahi adalet ve usta yazarlar hissetmiş olacak. Finalin bununla bağlanması ve dahil edilmesi çok etkileyici.  Bunu ilk kez mi anlatıyorsunuz?
 
Emrah Eren - Ben ilk kez anlattım. Sanırım Fatih Koyunoğlu bir ya da iki yerde anlatmış.
 
"Biliyorsun Paşalar fena karıştı! Biz kendi aramızda Meçhul Paşa deyip çıkıyoruz işin içinden."
 
Serkan Aydın - Aziz Nesin, Sabahattin Ali, Rıfat Ilgaz ve mim sanatçısı Mustafa Mim Uykusuz; Cumhuriyet dönemlerinde tek partili hükümet için oldukça sıkıntılı yazarlar olarak görülürdü. Cumhuriyet için mücadele eden insanlar; Abdülhamid, Turgut Özal, Adnan Menderes ve Erdoğan gibi siyasiler yüzünden çok mücadele verdi, vermeye de devam ediyor. Muhalif kesim de bundan asla vazgeçmedi. Oyunda siz bu noktaya çok iyi değinmişsiniz. Başa kim gelirse gelsin asla inadından vazgeçmedi ve hep cezalandırdı. Cumhuriyetçiler de sağ tarafta asla inançlarından vazgeçmedi. Olan ülkeye oldu. 
Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
 
Emrah Eren - Piyes 1946 ve 1948 senesinde geçiyor ve bu yıllarda Demokrat Parti yoktu ülkede. CHP hükümeti vardı, Recep Peker hükümeti vardı, zaten o Demokrat Partiyi de üreten CHP’nin içindeki yapılanmaydı. Gökten zembille inmedi, Adnan Menderes de 
CHP’liydi.
 
Serkan Aydın - Ama yine de bir tutucu tarafı vardı.
 
Emrah Eren - Tabi, bu oyunun geçtiği yıllara bakacak olursak İkinci Dünya Savaşı sonrası ekonomik buhranların olduğu görülüyor. Milletin kimlik bunalımı, karartma gecelerinin sonrasında halka bir can suyu olmuş Marko Paşa. İkinci Dünya Savaşı’nda da Rusların kaybetmesi üzerine Amerikalılar kazandığında bizimkiler Rusya’yı bırakıp Amerika’ya yaklaşmışlar. Monroe Doktrinini kabul etmişler. Menderes döneminde de Marshall yardımıyla da ülkeye giriş yapmış Amerikan emperyalizmi. Ama ilk 1946, Monroe Doktrini ile Amerikan emperyalizminin kök salma çabalarını görüyoruz. Bu Marko Paşa dergisi çalışanları, yazarları; Aziz Nesin, Sabahattin Ali, Rıfat Ilgaz, Mustafa Mim Uykusuz. Bu ülkede sinsi bir zehir gibi yayılan Amerikan emperyalizmine karşı ve yardımcılarına karşı bir savaş yürütüyorlar. Aslında verilen savaş, sağ-sol savaşı değil, memleket davası aslında. Ülkeye sokulmaya çalışılan Amerikan rüyasına karşı düşüncelere açılmış bir savaş.
 
Serkan Aydın - Aslında her iki tarafta kendini kurtarmaya çalıştı. Emperyalizm de yeni uşaklar yaratıyor aslında. Siz öyle bıçak sırtı işlemişsiniz ki konuları etliye sütlüye dokunmadan.
 
Emrah Eren - Evet zülfüyâra da dokunmuyoruz. Her iki tarafta izliyor, tiyatro ayrım yapmaz, tek amacı vardır, insanı anlatmak ve anlatmaya da devam edeceğiz.
 
Serkan Aydın - Yapılan eleştirileri de okurum, genel olarak yorumlar dikkat çeker. Yorumların başında eleştirenler finalde överek ve alkışlayarak bitirmişler. Bu çok önemli.
 
Emrah Eren - Geçmişten şöyle bir ders aldık. Biz hiçbir zaman tek mahalleye tiyatro yapmadık. Tek mahalleye yapılan tiyatroların vaktiyle derdiyle derman olmadığını gördük. Politik tiyatro diye bize empoze edilen şeyin aslında kendi mahallesinde top çeviren bir grup olduğunu gördük. Sadece birbirlerini karşılıklı rahatlattıklarını, diğer mahalleye dertlerini anlatamayıp bu tarafki öfkeyi de absorbe ettiklerini gördük.
 
Serkan Aydın - Seyirciye de bırakıyorsunuz. 
 
Emrah Eren- Önyargıda bulunmadan seyirciye de soruyoruz, “Böyle şeyler yaşandı, neden sizce?” diyoruz. Düşünmesini sağlamaya ve bizimle beraber soru sormaya davet ediyoruz. Doğru soruları sormak önemli.
 
Serkan Aydın - İzlerken bir taraftan seyirciyi de gözlemledim bence çok keyifli ve  memnunlardı.
 
Emrah Eren - Evet, seyirci kendini yargılanmış gibi hissetmiyor. Başka bir memleketin çocuğu gibi değil, aynı memleketin çocuğu olduğumuzu çok iyi anlıyor.
 
Serkan Aydın - 2002 yılından 2010 yılına kadar herhangi bir projeniz görünmüyor, herhangi bir oyun yapmadınız mı ya da oynadınız mı? Şu dönemde bile yaklaşık 10-14 projeniz halen devam ediyor.  Bu kadar yoğun çalışan bir yönetmenin açıkçası boş duracağını düşünmüyorum. 
 
Emrah Eren - Boş durmadım, hatta en çok çalıştığım dönem. Kuruma girer girmez aslında bir oyunu öneri olarak verdim. Dekor falan aslında her şey çizilmişti. Yönetim kurulu da bana gülmüş; “İçerde 21 yaşında bir  çocuğun bize önerdiği şeye bak” diye. “Burası koskoca bir kurum tiyatrosu” diyerek alay edip söylemişler. İçerde gülmeyen tek kişi Turgay Kantürk’tü. Dışarıya çıkıp “Gel buraya bakalım, projen gayet güzel, şimdi değil ama ileride güzel olacak. Gel önce bir beraber çalışalım, benim asistanım ol” dedi. Kendisinin yönettiği 9-10 oyunluk bir serüvenin içine dahil etti beni. Hem Bakırköy Belediye Tiyatrolarında hem İstanbul Devlet tiyatroları ile Eskişehir Şehir Tiyatroları’nda yönettiği oyunlar için beni asistan olarak yanından ayırmadı. Dışarda Yücel Erten ile çalıştım. Onun bir eseri baştan sona nasıl oluşturduğunu, alıp götürdüğünü gördüm. Bakırköy Belediye Tiyatrolarına Ali Taygun gelmişti, onun yönetmen yardımcılığını yaptım. Turgay Kantürk ile yaptığım 9-10 oyun bana çok şey öğretti. Yücel Erten ve Ali
Taygun’dan da çok şey öğrendim. Gelecekteki bir yönetmen adayı olarak çok iyi deneyimlerdi, herkese nasip olmaz.
 
"Gökten düşen üç ilham perisi elmalarını yazarlarına paylaştırmış; muratlarına ermişler mi bilinmez, kerevete çıkmadan görülmez..."
 
Serkan Aydın - 2002’den 2010 kadar hiç de boş durmamışsınız.
 
Emrah Eren- Arada bazı işler yaptım, bu işlerin bazılarını kendimi sınamak için yaptım, bazılarında battım çıktım. 2004 yılında bir şiir gösterisi yaptım, Bakırköy Belediye
Tiyatrolarında, 2006 senesinde bir çocuk oyunu çıkardım, 2008 de ise “Sokağa Çıkma Yasağı”nı yaptım. Bu şekilde yavaş yavaş profesyonel yönetmenlik kariyer geçişini yapmış oldum.
 
Serkan Aydın - Oldukça verimli geçmiş o süreç.
 
Emrah Eren - Çok verimli geçti. Aslında bütün kademelerinde yer aldım ve yaşadım tiyatronun. Bütün bu kademeleri hazmederek çıkmamı sağladı bu süreç.
 
Serkan Aydın - O zaman usta çırak ilişkisi sizin için çok önemli anladığım kadarıyla. Bu konuda neler söylemek istersiniz.Günümüzde usta çırak ilişkisi olduğunu düşünüyorsunuz?
 
Emrah Eren - Çok önemli, yaparken değil ustayı izlerken yapılması gerekenle yapılmaması gerekenleri de görür ve öğrenirsiniz. En önemli şey de sorumluluk sizde değil. Siz yönetmen olduktan sonra sorumluk sizde ve hata yapma lüksünüz yok. Ama ustalarınız yaptığı hataya, “Usta hata yaptın” diyebiliyorsun. Sorumluluk 
sende olmadığı için rahat söyleyebilirsin. Bu işin en önemli kısmı, akademik olarak kendi gelenek ve görevlerine göre eğitim veren programını oluşturmuş reji fakültesinden mezun olmayı bende isterdim.
 
Serkan Aydın - Bildiğim kadarıyla bir reji fakültesi yok bizim ülkemizde.
 
Emrah Eren - Bilkent Üniversitesi’nde bir reji bölümü vardı ancak kapandı. İngiltere, Rusya ve Almanya’da var. Ben o treni kaçırdım, tırmalaya tırmalaya basamakları çıka çıka.
 
"Bu gazete cuma günleri saat sekizde çıkar. Sekizle dokuz arasında fırsat bulursa satılır. Dokuzda toplatılır. Saat onda yazarları sorguya çekilir." 
 
Serkan Aydın - Bence en doğusunu yapmışsınız. Akademik bir eğitim ile reji eğitimi alsanız da usta çırak ilişkisi kesinlikle şart,bu iş sahada öğrenilir diyedüşünüyorum.
 
Emrah Eren - Çok haklısınız ama keşke akademik olarak bir reji eğitimi de alsaydım. Reji fakültesi okumadan, reji yüksek lisansta ders verirken buldum kendimi.
 
Serkan Aydın - Eski den çoğu projenin dramaturgisine dikkat edilmez açıkçası, önem verilmezdi. Son dönemlerde daha da çok önem veriliyor ve dikkat ediliyor.
 
Emrah Eren - Eskiden dramaturg için bir meslek tanımını kimse bilmezdi. Sadece oyun okuyan masa memuru olarak bakılırdı. Sadece oyun hakkında rapor yazan bir meslek olarak görülürdü. Böyle olmadığını, dramaturg arkadaşlarla çalışarak anlatmaya çalıştık. 
İstanbul Üniversitesi, Dokuz Eylül ve Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi mezunu
arkadaşlarımın sahada aktif çalışmalarıyla dramaturg tiyatrosu diye meslek oluştu. Benim de mesai arkadaşlarım olarak rejilerimi dış açı ve dış göz olarak onlara emanet ediyorum ve 
beraber çalışıyoruz
 
Serkan Aydın - Meçhul Paşa’nın başarısındaki en büyük etkenlerden biri de dramaturgi. Ahmet Sami Özbudak oldukça başarılı, siz ne düşünüyorsunuz?
 
Emrah Eren - Meçhul Paşa, olduğu gibi dramaturgi ile çalışılan bir oyun. Baştan sona dergilerin de konuştuğu, sadece piyeste adı geçen yazarların ve perilerin değil; dergi sayılarının da aynı birer bireymiş gibi konuştuğu bir piyes oldu. Bunu kesinlikle bu şekilde istemiştik. Sadece karakterlerin konuştuğu değil, derginin de bir birey gibi konuşmasını istedik. Bu da bir santex getirdi yani bir dizinim getirdi. O kısımda çok
memnun Ahmet Sami ve ekipte herkes taşın altına elini dramaturgi olarak koydu açıkçası. Bir dramaturg ile çalışılmadı ama hepimiz birer dramaturg olduk piyesi çalışırken.
 
Serkan Aydın - Bence harika olmuş, işin başarısı da sinerjinizin ne kadar iyi olduğunu net olarak gösteriyor. Dolayısı ile biraz da oyuncuların performansı ve uyumundan bahsetmek istiyorum. Seyirci de izlerken çok  keyif alıyor. Prova sürecinde siz neler yaşadınız, yönetmen olarak? 
 
Emrah Eren - Çok keyifli bir süreçti. Enteresan anlar da yaşadık. Daha önce bahsettiğim kumru hikâyesi gibi duygusal anlarda yaşadık. Bazı konuları çözemediğimiz zaman bazı yazarlar gibi olmadığını hissettiğimiz an, 
aşağıdaki balıkçı restoranda bulduk kendimizi. Masa kuruldu, hepimiz toplandık, provaya masada devam ettik. Ben şimdiye kadar hiçbir provamı bitirip provayı meyhane masasına taşıdığımı hatırlamıyorum.
 
Serkan Aydın - İlginç, peki bunu bilinçli mi yaptınız?
 
Emrah Eren - Hayır asla, o kadar sancılı süreçler yaşıyoruz ki, kıvrandık resmen. İki üç prova yapıp hadi aşağıya iniyoruz dedik. Nasıl olsa Mercan Meyhane var ve ekip olarak da sofrayı seviyoruz. Bitirelim şu an demek  önemli, bir şeyi uzatmanın anlamı yok. Rahatlamak da keyifli bir ortamda olmak en iyisi bize göre.
 
"Korku dağları beklermiş, şimdi matbaaları bekliyor."
 
Serkan Aydın - Derdi olan bir iş tabi.
 
Emrah Eren - Tabi. Yazarlar gibi Cumhuriyet meyhanesinde oturup karar veriyor Sabahattin Ali ve Aziz Nesin. Dergiyi çıkarmak için bizim de Mercan Meyhanemiz vardı, garson Ali abi bizimle ilgileniyordu. Neredeyse iki üç
provamız meyhanede sonlanıyordu.
 
Serkan Aydın - Zorlandığınız çok anlar oldu o zaman. Peki oyuncularla unutamadığınız ortak komik bir anınız var mı?
 
Emrah Eren - Oyunu izlediğiniz için biliyorsunuz, 43 sahne boyunca düşmeyen bir tansiyon var ve hiçbir oyuncu işsiz kalmıyor sahnede. Dekor falan da çok değiştiriyorlar. 
41. sahneyi çalışıyorum, Sabahattin Ali ve Rıfat Ilgaz’ın vedalaşma sahnesi, aktif olan sahneler Fatih ve Bülent, dolayısı ile onlarla çalışıyorum. Erdem de arkada onlara servis yapan köfteci rolünde. 40 sahne boyunca herkes aksiyona o kadar çok alışmış ki öndeki oyuncularda aksiyon var, Erdem kendini atıl, yalnız hissetti arka tarafta. Arkada dolaşıyor, köfteleri
getiriyor, rakı ve turşu ile uğraşıyor; bildiğin doğaçlama yapıyor. Ben de Fatih ve Bülent ile çalışmaya devam ediyorum. En son küser gibi gitti arkaya, durdu. Onu ben o an arkada karanlık bir gölge gibi düşünüyorum. Vedalaşma ve köftecinin ajan olduğunu anlayacağız sona doğru. Bir iki üç dört beş derken Emrah en son dayanamadı, dedi ki: Emo. “Efendim abi” dedim. “Abi ben burda s.. gibi, mal gibi duracak mıyım?” dedi. Bir an bana geldiler, 40 sahne boyunca oradan buradan oyuncuyu işsiz bırakmamışız, kıçları yer görmemiş, kostüm değiştirmişler falan ama bir sahnecik durmaya tahammülü yok oyuncuların. Biz de koptuk tabi. “Evet abi, öyle s.. mal gibi duracaksın” dedim.
 
Serkan Aydın - Oyuncu bazen konuşmayabilir, yani hatta oyun sonuna kadar konuşmayanlar vardır.
 
Emrah Eren - Yani “Ben burada bir şey
yapıyorum, benimle ilgilenmiyorsun da niye bunlarla ilgileniyorsun” dedi.
 
Serkan Aydın - Çok komik, kıskanmış açıkçası; güzel bir anı. Yaklaşık 14 oyununuz sahnede görünüyor. Bazıları sonlanmış olabilir, ancak maximum da oldukça var. Bir yönetmen için bence başarı, ben de bunu görmemezlikten gelemedim açıkçası, bu başarının sırrı nedir?
 
Emrah Eren - Her şeyden önce ekipler, onların başarısı, sadece benim başarım olamaz. Eğer bir sırrı varsa birincisi canım çok sıkılıyor, uzun uzun bir şeyler izleyemem, uzun konsantre olamam. Canım çok sıkıldığı için de sıkıcı işler yapmamaya çalışıyorum. Canı sıkılan insan, üretken olabilir. Canımızın sıkılma duygusunu 
unuttuk galiba. Canımız sıkılmasın diye
hepimiz sosyal medyada, Instagram ve YouTube da sürekli oylanan bireyler olduk.
 
Serkan Aydın - Instagram veya başka bir sosyal medyanız yok sanırım.
 
Emrah Eren - Ben kapattım, vakitlice hepsinden kurtuldum. Çok zamanımı alıyor ve benden çok şey çalıyordu. Bir de kendimi röntgenci gibi hissediyorum, insanları tek tek izlemek istemedim. Kimseyi merak etmiyorum, ki kimse de beni merak etmesin. Oyunculuk da yapmadığım için bir görünürlük anksiyetem yok. Aksine görünür olmamaya çalışıyorum. O yüzden kapattım. “İşin sırrı nedir?” kısmına gelirsek... Birincisi, can sıkıntısı. İkincisi de ortalama bir salon adına düşünüp karar verme becerisi diyebiliriz. O salona sadece benim gibi insanların gelmeyeceğini bilmek. Her meslekten, her toplumdan, mezhepten, dinden, ırktan ve gelenekten gelen, beslenen insanlarla yan yana, omuz omuza izleyeceğimizi bilmek gerekiyor. Bunu unutuyor bazen sanatçı ve yapımcılar. Bu iş, toplumsal bir iş. Bana kalırsa bence tiyatro yapmanın birinci şartı üç unsurdan oluşur; oyuncu, mekân ve seyirci. Seyirci olmazsa olmaz, çok net. O seyircinin de niteliği ve niceliğine biz karar veremiyoruz. Sanat alıcılarının ortalama beğenisini
gözetmemiz şart. Bir işi kimlerle, nasıl, nerde; 5N1K gibi soruları sormazsak kanımızca çıkacak iş sorunlu olur. Mutlaka seyirci ile buluşmasında sorunlar yaşanır. Bunların çok iyi hesaplanması gerekiyor.
 
"Ey cılız bir kalemden dile gelen hakikat... Sen devleri bile korkutacak kadar mı korkunçsun?" 
 
Serkan Aydın - Bu sebeple de sahnedeki oyunlarınız oldukça fazla. İyi bir analiz ve hesaplama yapıyorsunuz diyebiliriz o zaman.
 
Emrah Eren - Az önce “İnternette satılan bir kazaktan farkımız kalmadı” demiştim. Fiyat-performans dengesi gibi benim puanım 7.7, niye 7.8 değil diye soracağım. Seyirci yorumları da oluyor ama özüne baktığımızda o seyirci yorumları, sıcak canlı aldığımız yorumlarda bize bir şey söylüyor aslında. Çok dikkate almasak da almak gerek.10 seyirciden 8’i oyunun ilk perdesi sıkıcıydı diyorsa sıkıcıdır, dikkate almak gerek. Eskiden alamıyorduk bu geri bildirimleri, artık bazı platformlar
sayesinde alabiliyoruz. Ancak asıl o geri bildirimleri; salon, alkış, final alkışı. Dolu salon ortalaması bizim için tamamdır.
 
Serkan Aydın - Şu dönemde oynayan 10-14 civarında oyununuz var. Çoğu yönetmen şöyle bir hata yapıyor. Bir yıl içinde birkaç oyun geliyor, özellikle ilk oyun ya da herhangi bir oyun tuttuğunda gişesi yükseldiğinde diğer yapımcı ve tiyatrolarda aynı tasarımda oyunlar istiyor. Dolayısı ile yönetmenler tekrara düşüyor. Bir bakıyorsunuz dekor, kostüm konu; neredeyse tüm tasarım aynı. Ne etken oluyor; yapımcı mı, yoksa seyirci mi? Bu konuda sizin düşünceniz nedir?
 
Emrah Eren - İmza diye bir şeye inanmıyorum, tiyatroda imza denilen şeyin yaratıcılığı kısıtlı insanların kendilerine uydurduğu bir yalan olarak görüyorum. Ama bir noktadan sonra da yaratıcılığınız azalıyor, benim mesela azalmaya başladı. 20’li yaşlarımla 30’lu 
yaşların pervasız yaratıcılığı yok mesela bende.
 
Serkan Aydın - Sizin işlerinize baktığımızda çok fazla benzerlik göremiyorum. Siz nelere dikkat ediyorsunuz?
 
Emrah Eren - Benim dikkat ettiğim şey röpriz yapmamak. Daha önce sahnede denediğim bir şeyi bir daha sahnede göremezsiniz. Röpriz yaşım gelir, herhâlde 60 yaşından sonra bu işi yapmak zorunda kalırsam, şu oyunda şunu yapmıştım, çok tutmuştu; gibi bir kafaya girmem umarım. O an mesleği bırakmam gerekiyor diye düşünüyorum kendi yaratıcılığım açısından. İmza bir yalan...! Bir yoğurt yeme şekli oluşuyor. Onu kırabildiğimiz ölçüde iyi bir yönetmen olacağız. Onu kırama-
dığımız takdirde ben başarısız olmuş olurum.
 
Serkan Aydın - Bence başarılı olmanızın sebebi de bu. Minimum da halen 10 oyunun bu dönemde sahnede olması bunu kırmış olmanızdır. Bu bence gerçek anlamda risk almaktır.
 
Emrah Eren - Şebbaz’ı izlediğinizde göreceksiniz, Şebbaz benim son yıllarda çalıştığım en riskli işlerden biriydi. Daha önce olmayan bir iş, gölge tiyatrosu da katıldı işin içine. Sahnede iki aktör bir yandan oyunu manipüle eden iki kişi başrolü oynayacaklar, bir yandan da yan karakterleri konuşacaklar. “Nasıl becereceğiz, zaten iki boyutlu bir iş gölge tiyatrosu, üçüncüsü nasıl katılacak” diye çok düşündük.
 
"Namuslu olmak ne zor şeymiş meğer! Bir gün Almanların pabucunu yalayan, ertesi gün İngilizlere takla atan soysuzlar gibi olmak istemedik." 
 
Serkan Aydın - Çok merak ediyorum.
 
Emrah Eren - Deli bir risk, büyük sorular ve başka şeyler anlatacağız. Arkadaşlık anlatacağız, dostluk anlatacağız ve Türkiye panoramasını anlatacağız; karşı mahalle, yan mahalle. Anlatılacak bir sürü şey var ve iki saat içinde insanlara nasıl anlatacağız korkusu. Bir 
de çocuk oyunu formatına düşmemek gerek. Aldığımız risk çok büyüktü. Ama o risk işliyor işte. Doğru yapıldığında kendini sıfırladığında oluyor. Fatih’in bir lafı vardır. “Brövelerimizden, apoletlerimizden arınarak başladığımızda o zaman oluyor. Aldığın riske de-ğiyor.”
 
Serkan Aydın - Egodan arınmış bir ekip açıkçası bu sahnedeki uyumdan anlaşılıyor. İşin başarılı olmasının sebebi; çoğu zaman oyuncunun yönetmene teslim olduğu gibi bazen yönetmenin de dramaturgi ve akışa göre oyuncunun hislerine güvenerek teslim olması, işin başarılı çıkmasına sebep oluyor.
 
Emrah Eren - Bizim tiyatromuzda egolu insan yok. Bazen sahne amiri bile olmadı diyebiliyor. Biz ona, “Tamam haklısın” diyebiliyoruz.
 
Serkan Aydın - Bu uyumu ve senkronu yakalamanız gerçekten çok güzel. Peki sizden “Meçhul Paşa” ile ilgili tek cümle istesem…
 
Emrah Eren - “ACIMADI Kİ !”
 
“Gölge sureti çağırır, hikâye ışığın koynunda ses bulur… Şeb gece demektir. Işığın hüneri gecedeyse şebbaz, gölgenin hünerini gösterendir.”
 
Serkan Aydın - Biraz da henüz yeni oynamaya başlayan Şebbaz’dan bahsedelim.
Ne dersiniz? Ben de çok merak ediyorum, izlemedim ama ilk fırsatta izleyeceğim. Oyunlarınız Türkiye’nin her yerinde ama bir türlü denk gelemedim. Ben başka yerdeyim, siz başka yerlerde.
 
Emrah Eren - Benim yönetmenliğini yaptığım; ‘Bir Baba Hamlet’, ‘Meçhul Paşa’, ‘Şebbaz’, ‘Aşk Hikayen Düşmüş’ ve ‘Mercaniye Çok Yaşa Türkiye’yi defalarca dolaştı ve her oyun da dolu. Bizim bir salonda üç- dört kişinin kurduğu bir hayal, binlere ve hatta yüzbinlere 
ulaşıyor. Bu benim için çok özel. Ben sinema yönetmeni olsam, kafayı yerdim herhâlde.
 
Serkan Aydın - Neden düşünmedin?
 
Emrah Eren - Başka bir alan, herkes bildiği işi yapsın isterim, tiyatro bana yetiyor.
 
Serkan Aydın - Bir on yıl daha kapansanız bence olurdu bu iş. Belki de orada başka bir illüzyon yaratacaktınız.
 
Emrah Eren - Kapanamam artık, sanat çok uzun soluklu bir serüven. Bu kadarı bana yeter ve beni tatmin ediyor.
 
“Şebbaz da zengin ve güçlünün haklı sayıldığı bir düzende, yalnız ve örgütsüz olanın çaresizliğini anlatır.”
 
Serkan Aydın- Şebbaz’a geri dönelim mi?
 
Emrah Eren - Şebbaz’da on aylık bir emeğin ürünü. Karagöz ve Hacivat ile ilgili ben yıllarca bir şeyler yapmak istiyordum. Fatih de düşünüyormuş, kasım ayında aradı beni, turnede aklına gelmiş; “Karagöz-Hacivat, ne diyorsun Emo?” dedi. “Olur tabi” dedim. Ahmet Sami ile görüştük, onun da aklına yattı, “Tamam” dedi. Karagöz ve Hacivat’ın
neresinden başlamamız gerek bulamadık ilk başlarda. Fatih’in aklında başka bir şey vardı, her dönem ölen Karagöz ve Hacivatlar başka bir dönem tekrar canlanıyor. Buna çok yanaşmadı Ahmet Sami, “İşçi cinayetleri üzerinden mi bir Karagöz Hacivat okuması yapsak acaba?” dedi. Tarih boyu işçi cinayetlerine baktık. “Kasvetli bir şey olur” deyip ondan da vazgeçtik. Sonra ben başka bir şey önerdim. Karagöz-Hacivat’ta benim için biri olmadan diğeri olmuyor, düşünülemez de zaten. Karagöz-Hacivat demek bir toplumu ortadan ikiye bölmek demek. Toplumun da bir tarafı Karagöz, diğer tarafı Hacivat; ancak ikisi bir arada olunca tamamlanır. “Bana bunun oyununu yaz” dedim Ahmet Sami’ye. Sonra hikâyenin iskeleti oluştu, 9-10 gün süren bir atölye çalışması yaptık. Herkes işleyen ve işlemeyen yerleri not alıyor. Ahmet Sami, bizim eleştirilerimizi dinliyor ve sahneleri yeniden yazıyor. Bize sadece 9 gün bu çalışmaları hep beraber yapıp tasarımcılar da dahil olmak üzere tekstin bitmiş hâlini getiriyor.
 
Serkan Aydın - İşte bu çok önemli tekstin çok iyi çalışması gerek. Teksti çok önemsemeyen yazar veya yönetmenler var. Çoğu oyuncu ile prova esnasında çözmeye çalışıyor. Bu konuya önem vermemiz önemli bir detay.
 
Emrah Eren - Bir yönetmenin yol arkadaşı öncelikle oyunun metni sonra da tasarımı. En önemlisi de yol arkadaşları yani bu karakterlere hayat verecek oyuncu arkadaşlar.
 
"İnandığımız bir dünyanın içinden mi geçmekteyiz, yoksa böyle bir dünyaya mı inandırıldık?"
 
Serkan Aydın - Çok turne yapan bir tiyatro olarak dekor konusunu belli ki çözmüşsünüz.
 
Emrah Eren - Fatih bu konuda bütüncül bakan bir yapımcı. İstanbul’da prömiyerde nasıl sahnelendiyse Anadolu’da aynı şartlarda sahneleniyor olması lazım, birinci önceliğimiz bu. Barış Dinçel de neredeyse 400 küsür oyun dekorunu yapmış bir tasarımcı. Muhtemelen yarısı da özel tiyatrolardır ve özel tiyatro şartlarını çok iyi bilen bir tasarımcıdır. Ayrıca işçiliği de çok iyidir. Turne şartlarında o dekor 150 parçaya bölünüp nasıl yapılacağını bilir. Lego gibidir tüm tasarımları. Tabi ki Fatih’in bize bu olanakları sunmaktaki cömertliği bizi 
rahatlatıyor.
Mesela Şebbaz dekoru 12 metre tasarlandı, ancak işi çok iyi bilen ekip şu sahnelerde
girmez uymaz diyen profesyoneller, dekorunda en uygunboyutlarının oluşturulmasını sağlıyor. O yüzden gözümüz arkada kalmıyor.
 
Serkan Aydın - Ne kadar şanslısınız böyle bir ekip ile çalıştığınız için. Her fırsatta bunu dile getirmek ve gözlerinizde o keyfî görmek güvendiğinizi de gösteriyor. Dolayısı ile Şebbaz da çok iyi olacak diye düşünüyorum,  alkışı ve gişesi bol olsun.
 
Emrah Eren - Teşekkürler, seyirci doldukça sahip çıktı, 4 Ekim’de başladı, bu tarihe kadar 50 oyunu geçti. Ayda sanırım 8-10 oyun net oynuyoruz.
 
Serkan Aydın – Meçhul Paşa şimdiye kadar kaç oyun oynadı?
 
Emrah Eren - Sanırım 250 oyunu geçmiştir.
 
Serkan Aydın - Emrah Bey yeni projeler  var mı ufukta?
 
Emrah Eren - Tiyatro Hayali ve Ahmet  Sami Özbudak ile bir oyun çalışacağız. Ekip  belli değil ve konusu edebiyat dünyasından Sait Faik ve Orhan Kemal. Şu an dönem 
okumalarını yapıyoruz. Yine Yunus Emre Gümüş bir oyun yazıyor, Tiyatro Hayali için. Baba Sahne için bir uyarlamamız var, sezon sonuna kadar oyunlar azaldıkça Şevket Çoruh ile planlıyoruz. Yine kendi kurumum, Bakırköy Belediye Tiyatrolarında önümüzdeki yıl ikinci sezon bir oyunum olacak. Hali hazırda bir oyunum yok kurumda. “Ver Parayı” oyunum bu sezon ortasında bitti. Yeni oyun da önümüzdeki sezon çıkar. 
 
"Şebbaz yalnızca bir oyun değil; iktidar, sanat, adalet ve toplum vicdanı üzerine bir yüzleşme çağrısıdır.”
 
Serkan Aydın - Son olarak, evrene nasıl bir mesaj göndermek isterseniz?
 
Emrah Eren- “Anlatacak hikayelerimiz bitmesin. Seyirci ile buluşmaya hep devam edelim.”
 
Emrah Eren’in Tiyatro Ödülleri:
 
2025, 16. Savaş Dinçel Tiyatro Ödülleri- En İyi Yönetmen- Mercaniye Çok Yaşa, Tiyatro Hayali
2025, Yeni Tiyatro Dergisi Emek ve Başarı Ödülleri- Jüri Özel Ödülü
2019, Direklerarası Seyircileri Tiyatro Ödülleri– 
Yönetmen– Meçhul Paşa, tiyatroadam
2018, Afife Tiyatro Ödülleri – Yılın En Başarılı Yönetmeni – Bir Baba Hamlet, Baba Sahne
2017, Ekin Yazın Dostları Tiyatro Ödülleri – Yılın Yönetmeni- İvan İvanoviç Var Mıydı, Yok Muydu?, tiyatroadam 
2015, Ekin Yazın Dostları Tiyatro Ödülleri – Yılın Yönetmeni – Hayvan Çiftliği, Bakırköy Belediye Tiyatroları
 
 
Emrah Eren’e bu keyifli ve samimi sohbet için zaman ayırdığı için çok teşekkür ederim. Emrah Eren'in tüm oyunlarını ilgiyle takip ediyorum. 2026-2027 sezonunda sizlerde bu renkli repertuvarı kaçırmayın.
 
Serkan Aydın
 
#emraheren #meçhulpaşa #serkanaydin #serkanaydin_onstage

Anahtar Kelimeler: Emrah Eren, emraheren, meçhulpaşa, serkanaydin, serkanaydin_onstage



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir