SATICININ ÖLÜMÜ" HALİT ERGENÇ (WİLLY LOMAN)
“Bugün evin son taksidini ödedim. Ama artık evde kimse olmayacak.” - Linda
Zorlu Psm, Arthur Miller’ın Pulitzer ve Tony ödüllü başyapıtı "Satıcının Ölümü", hayaller, başarı arzusu ve aile bağları üzerine kurulu zamansız hikâyesini her anlamda güçlü bir prodüksiyonla sahneye taşımış. Amerikan Rüyası’nın ardındaki kırılgan gerçekleri anlatan bu güçlü dram, Willy Loman’ın umutları, hayal kırıklıkları ve ailesiyle olan ilişkisi üzerinden izleyiciyi derinden etkileyen bir yolculuğa davet ediyor.
“Çünkü çok yalnız hissediyorum yollarda - özellikle iyi de satış yapamadıysam, arabada öyle kös kös, konuşacak kimse de yok.” - Willy Loman
Yönetmenliğini, 2015–2025 yılları arasında Londra’daki National Theatre’ın genel sanat yönetmenliğini Rufus Norris üstleniyor. Çevirisini ise Hira Tekindor yapmış. Prodüksiyonun sahne tasarımı, Olivier ve Tony ödüllü tasarımcı Es Devlin’in imzasını taşırken; kostüm tasarımı ise Londra’da sahnelenmeye devam eden Harry Potter and the Cursed Child’ın Tony ve Olivier ödüllü tasarımcısı Katrina Lindsay tarafından hazırlanıyor. Işık tasarımı, daha önce Royal Shakespeare Company, English National Opera ve West End’de birçok önemli prodüksiyonda imzası bulunan Oliver Fenwick’e ait. Oyunun müzikleri, başarılı projeleriyle Türkiye’yi uluslararası alanda temsil eden besteci Oğuz Kaplangı tarafından hazırlanırken; işitsel atmosferi Tony ödüllü ses tasarımcısı Adam Cork şekillendiriyor. Olivier ödüllü koreograf Javier de Frutos ise çarpıcı bir ensemble yorumuyla oyunun sahne diline güçlü bir hareket katmanı ekliyor.
“Hep şey dedim kendime “hayatımı boşa harcamayacağım, hayatımı boşa harcamayacağım”. Ama tabii geliyorum buraya, bir görüyorum: hayatımı boşa harcamışım.” - Biff
Uzun zamandır tiyatro sahnesinde izlemediğimiz Willy Loman rolünde gördüğümüz Halit Ergenç bir aranın ardından tiyatro sahnesine dönerken; ona sahnede Türk tiyatrosunun en güçlü oyuncularından biri olan Zerrin Tekindor ile birlikte Fatih Artman, Kerem Arslanoğlu, Kubilay Karslıoğlu ve Beyti Engin eşlik ediyor. Kalabalık oyuncu kadrosu, 1940’ların Amerika’sını güçlü bir duygusal yoğunlukla sahneye taşıyor. Hayaller, başarı arzusu ve aile bağları üzerine kurulu bu sarsıcı hikâye; güçlü oyunculuklar, etkileyici sahne tasarımı ve çağdaş rejisiyle izleyicilere unutulmaz bir tiyatro deneyimi sunuyor.
“Ben baban büyük adamdır demiyorum. Hiç öyle büyük paralar da kazanmadı. Adı gazetelere de çıkmadı. Dünyanın en iyi insanıdır da demiyorum. Ama sonuçta o da can.” - Linda
Oyunun yorumuna gelecek olursak;
Öncelikle Halit Ergenç'in performansına hayran kaldım. Bambaşka bir adam gördüm sahnede. Ters köşe diyebiliriz, başarısızlığın dibini yaşayan bir satıcının hikâyesini tam olarak hisettirdi bizlere. Ergenç, karekterin tüm psikolojik durumunu, girizgahlarını, anksiyyetesi ile birlikte jest, beden dili ve ses tonuyla katmanlı olarak abartısız bir şekilde tüm ustalığını gösterdi.
Halit Ergenç ve Zerrin Tekindor, Kubilay Karslıoğlu, Beyti Engin başta olmak üzere tüm oyuncular rollerinin hakkını verirken seyirciden de tam not alıyor. Soyut dekor anlayışı oyunun ilk başlarında biraz garip ve itici gelebilir. Bundan ötürü olayların bütünlüğünü kavramak ve içine girmekte biraz zorlanabilirsiniz. Ancak bir süre oyunun soyut dekor tasarımı, ışık ses müzik ile ensamble performanslar ile sizi tamamen içine alıyor. Işık, ses ve müzik tasarımı ise diğer tasarımlar gibi oyunun amacına tam anlamıyla hizmet ediyor.
Sahne üzerindeki tasarımlar en az oyunculuklar kadar kurguyu destekliyor. Hayatını gezgin bir satıcı olarak geçiren Willy Loman’ın yaşlılık dönemindeki fiziksel ve zihinsel çöküşünü odağına alıyor. Yaşanan bu çok katmanlı oyunda ise İkinci Dünya Savaşı sonrası Amerika'nın ekonomik olarak parladığı, Amerikan Rüyası’nın zirve yaptığı ve sadece insan ilişkilerinden ibaret olan ticaret döneminin sonuna gelinen bir dönemde geçiyor. Halit Ergenç, Willy’ çok çalışkan bir adam, günün birin de mutlaka zengin olacağına dair saplantılı inancını hayli ustalıkla katmanlı bir şekilde yorumlamış. Açıkçası mesafeli durmak isteyeceğiniz bu karektere sempati ve yakınlık hissediyorsunuz. Onun ve ailesinin mutlu olmasını isterken buluyorsunuz kendinizi. Hepinizin ailenizi mutlu etmek gibi bir derdi vardır öyle değil mi ? Bu mücadeleyi izlerken sahne ile seyirci arasında inanılmaz bir bağ oluşuyor oyunda.
“Orman karanlıktır Willy ama elmaslarla doludur.” - Henry
Willy ve eşi Linda’nın geçmişteki anılarıyla şimdiki zaman arasındaki gidiş gelişleri, bireyin sadece ekonomik yeterliliğine göre değer gördüğü ve toplumsal düzeni, hatta ebeveynliği bile sorgulamanıza yol açabiliyor. Zerrin Tekindor, fedakâr eş rolünü hayli güçlü bir şekilde canlandırıyor. Ancak Linda’nın eşine destek olmaya çalışırken ebeveynliği ihmal etmesine ve çocuklarının hayatlarını düzene sokmakta belirgin bir rol almamasına sinirlenmeden yapamıyoruz.
Kubilay Karslıoğlu ise Henry yani Willy Loman'ın abisi olarak karşımıza çıkıyor. Açıkçası dekorun etkisi de Karslıoğlu'nun gelişi ile daha da bir anlam kazanıyor. Sahne üzerindeki duruşu ve performansı takdire şayan ustalıkla tüm ustalığını gösteriyor bizlere. Gelelim Charley karekterine hayat veren Beyti Engin e komşusu ve arkadaşı da olan karekteri canlandıran Beyti Engin ses tonu ve performansı ile diğer oyuncular gibi Türkçe'yi düzgün kullanma ustalığını gösteriyor sempatisi ile seyirciyle güzel bir bağ kuruyor. Willy Loman'ın oğlunu Biff karekterine hayat veren Fatih Artman ise rolünü iliklerine kadar yaşıyor ve hissettiriyor bizlere. Sempatisi ve aynı zamanda itici tavrı ile rolüne kattığı katman ve ustalık net bir şekilde görülüyor. Willy'in ikinci oğluna hayat veren Kerem Arslanoğlu yani Happy evin yaramaz çocuğu ve umursamaz sorumsuz gününü gün eden tek derdi kızlar ve hayatı yaşamak. Bu karekterin tüm inceliklerini gördük kendisinde oldukça başarılıydı ve alkışlamaya değer. Finalde ki değişimi seyirciyi daha da yaklaştırıyor karektere.
“Ne halt ediyorum ben gerçekten, haftada yirmi sekiz dolar kazanacağım diye elalemin atlarıyla vakit öldürüyorum oralarda.” - Biff
Oyunun tüm yaratıcı ekibinden bahsedecek olursak :
Yönetmen Rufus Norris, Flashbackler ve Flashforwardlar aracılığıyla izleyiciye müthiş bir bakış açısı sunuyor. Farklı mekanlardaki iki farklı sahneyi birbiri ardına aynı sahne üzerinde gerçekleştiriyor yorumunu. Yani, doğrusal zaman akışı olmadığı için geçmişe yapılan bu ziyaretlerin ardından şimdiki zamana dönülerek hikayeye olduğu yerden devam ediliyor. Yönetmenin ustalığı her cm karesinde yaşıyorsunuz izlerken. Hira Tekindor'un günlük konuşma diline çevirme becerisindeki başarısı oyunculara inanılmaz bir kolaylık sağlıyor. Minimal müzik tasarımını Oğuz Kaplangı yapmış. Soyut dekor tasarımı ise Es Devlin inanılmaz bir ilizyon yaratmış. Kostüm tasarım ise Katrina Lindsay oyunun tüm ana fikrine hizmet ediyor aslında oldukça başarılı. Oyunda ki koreografi ve hareket tasarım ise Javier De Frutos'un sahne üzerindeki ensamble tasarımı oyunu oldukça başarılı kılmış. Işık tasarımı Oliver Fenwick yapmış oldukça başarılı ve girizgah yaratmış ve gizemi korumuş sahne üzerindeki geçişlerde.
Aslında İngiltere'de klasik metinleri sahneye koyan büyük prodüksiyonlu National Theatre oyunlarında izlediğiniz tam da budur. West End'de sahne biraz daha sürpriz hareketli ve şaşırtıcı olur. Böyle bir production da oyun yüzde yüz Türkçe. Açıkçası uzun süredir her kelimesini anladığım, bu kadar net ve temiz türkçe konuşulan bir yapıma denk gelmedim. Üretilen dizi ve filmler dahil çoğu çöp. Tüm oyuncular diksiyon şovu yaptı çünkü metin konuşma diline uyarlanması ve çevirisi ise son derece başarılıydı. Çeviriyi Hira Tekindor çok iyi yaptığından Dramaturgi de başarıyı perçinlemiş. Açıkçası güçlü bir yorum olmuş.
Klasik bir metnin çağdaş bir yorumla buluştuğu bu özel prodüksiyonu kaçırmayın.
0 Yorum