
"Ben Mustafa". 1881 yılında Selanik'te doğdum.Geniş sokakları, denizin esintisini hep hatırlarım.
Nurullah Özdemir’in yazıp yönettiği oyun, bir liderin yalnızca tarihsel başarılarını değil; ardındaki insanı, duygularını ve iç çatışmalarını görünür kılıyor. Zaferlerin gölgesinde kalan yalnızlık, kararlılığın ardındaki kırılganlık ve umutla örülen bir hayat hikâyesi, sahnede sade ama çarpıcı bir anlatımla hayat buluyor. Bu yönüyle "BEN MUSTAFA" seyirciyi sadece izlemeye değil, hissetmeye davet ediyor.
Oyuncu kadrosunda Azra Deniz Çeliksoy ile birlikte Nurullah Özdemir de yer alıyor. Bu iki güçlü yorum, Mustafa Kemal’in iç dünyasını sahneye taşırken seyirciyle doğrudan ve samimi bir bağ kuruyor. Sahnedeki her an, bir anlatıdan çok bir yüzleşmeye dönüşüyor.

"Bir millet, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetiştirmedikçe geleceğini güvence altına alamaz!"
Oyun da insan heyecanlanmadan yapamıyor. Dinamik, özgün ve son derece samimi. Tabi ki bunda oyuncunun performansının yanı sıra Makyaj da oldukça başarılı Gamze Saylan ve Işık da Zafer Bozdağ'ın tasarımları oldukça etkili. Özellikle Işık tasarımı o kadar başarılı ki oyunda çoğu fotoğraf inanılmaz bir anlam kazanıyor. Gamze Saylan ve Zafer Bozdağ' sanatsal bakış açısı sahnedeki Atatürk portresini bizlere net olarak gösteriyor.
Oyunun başında karanlıktan sahneden gelen yeşil ışık, koltuğunda oturan seyircilere teker teker dokunuyor. Aslında inanılmaz bir ortam yaratıyor seyirci açısından ve kendinizi direk oyunun içinde hissediyorsunuz. Ses ve dekor kullanımı oldukça başarılı. Sahne de Nurullah Özdemir'in partneri Azra Deniz Çeliksoy oyunun ruhuna uygun bir performans sergiliyor. Tabi ki Süpervizor Hakan Alkan müthiş bir matematik kurmuş sahne üzerinde. Performans ritim hic düşmüyor.

"Mustafa, hayatta cesur olmalısın. Her zaman öğren, sorgula ve kendine inan. Büyük insanlar, büyük işleri ancak böyle başarır."
Katarsis Sahne’nin bu özgün yapımı, tarihsel bir figürü yeniden anlatmaktan ziyade, onu yeniden hissettirmeyi amaçlıyor. "BEN MUSTAFA", geçmiş ile bugün arasında köprü kuran, izleyicinin zihninde olduğu kadar kalbinde de iz bırakan güçlü bir sahne deneyimi sunuyor.
Ve perde kapanırken geriye tek bir soru kalıyor:
"Ben Mustafa" ya hayat veren Nurullah Özdemir ile oyuna dair güzel bir sohbet gerçekleştirdik.

Nurullah Özdemir Yazar- Yönetmen
“Kahramanları sevmek kolaydır; onları insan olarak anlayabilmek ise gerçek saygıdır.”
Serkan Aydın - Nurullah, seni biraz tanıyabilir miyiz?
Nurullah Özdemir - Ben Nurullah Özdemir. 1993 yılında Ordu’da doğdum. İlk, orta ve lise eğitimimi Ordu’da tamamladıktan sonra Bülent Ecevit Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Anasanat Dalı Oyunculuk Bölümü’nde eğitim aldım.
Mezuniyetimin ardından İstanbul’da çeşitli sahne ve kamera önü projelerde yer aldım. Ancak sanatsal üretimin yalnızca merkezlerde değil, kültürel birikimini yaşatmaya devam eden şehirlerde de nitelikli biçimde sürdürülebilmesi gerektiğine inanıyordum. Bu düşünceyle doğduğum ve büyüdüğüm şehir olan Ordu’ya geri döndüm ve bugün Genel Sanat Yönetmenliği görevini sürdürdüğüm Katarsis Sahne’yi kurdum.
Tiyatroyu yalnızca estetik bir ifade alanı olarak değil, toplumsal hafızanın canlı tutulduğu bir düşünce ve sorgulama alanı olarak görüyorum. Bu nedenle çalışmalarımda tarih, insan ve kültürel bellek arasındaki ilişkiyi merkeze almaya özen gösteriyorum.

"Bir insan, bir ulusun kaderini yazarken kendi iç dünyasında hangi hikâyeyi yaşıyordu?"
Serkan Aydın - “Ben Mustafa”yı yapmak nereden aklınıza geldi?
Nurullah Özdemir - Mustafa Kemal Atatürk üzerine bugüne kadar çok sayıda eser üretildi. Ancak bu eserlerin büyük bölümü onun askerî ve siyasi başarılarına odaklandı. Oysa benim ilgimi çeken şey, bu tarihsel figürün arkasındaki insandı.
“Ben Mustafa” fikri, Atatürk’ü bir kahramanlık anlatısının merkezinde değil, insan olmanın bütün kırılganlıklarıyla ele alma düşüncesinden doğdu. Çünkü tarih çoğu zaman sonuçları anlatır; tiyatro ise o sonuçların arkasındaki insanı görünür kılar.
Mustafa Kemal’i büyük yapan yalnızca kazandığı savaşlar ya da gerçekleştirdiği devrimler değildir. Onu büyük yapan şey; yalnızlıklarına, hastalıklarına, kayıplarına ve tüm insani yüklerine rağmen yürümeye devam etmesidir. Bu nedenle oyunda Atatürk’ü anlatmaktan çok Mustafa’yı anlamaya çalıştım.
Serkan Aydın - Bu oyunla anlatmak istediğin şey neydi? Ne kadarını başarabildin?
Nurullah Özdemir - Bu oyunla seyirciye yeni bilgiler öğretmekten çok yeni bir bakış açısı kazandırmak istedim.
Toplum olarak Atatürk’ü çok iyi tanıdığımızı düşünüyoruz. Ancak çoğu zaman onun tarihsel kimliğini biliyor, insani tarafını ise gözden kaçırıyoruz. Ben seyircinin karşısına bir devlet adamından önce bir insan çıkarmayı hedefledim.
Çünkü empati, çoğu zaman bilgiden daha güçlü bir öğrenme biçimidir.
Oyunun ardından aldığımız geri dönüşlerde seyircilerin “Atatürk’' e ilk kez bu kadar yakın hissettik” demeleri benim için son derece kıymetli. İnsanlar salondan yalnızca bilgi edinmiş olarak değil, duygusal bir deneyim yaşamış olarak ayrılıyorlar. Sanırım oyunun en önemli başarısı da burada yatıyor.

"Bir insan, bir ulusun kaderini yazarken kendi iç dünyasında hangi hikâyeyi yaşıyordu?"
Serkan Aydın - Işık, müzik ve makyaj oldukça başarılı. Çalışma sürecinde hangi zorluklarla karşılaştınız?
Nurullah Özdemir - En büyük zorluk, tarihsel gerçeklik ile sahnesel gerçeklik arasında sağlıklı bir denge kurabilmekti.
Atatürk gibi toplumun ortak hafızasında çok güçlü bir yere sahip bir karakteri sahneye taşırken en küçük ayrıntı bile önem kazanıyor. Bu nedenle oyunun bütün tasarım unsurlarını dramaturjik bir bütünlük içerisinde ele almaya çalıştık.
Işık tasarımında Zafer Bozdağ’ın çalışmaları oyunun atmosferinin kurulmasında önemli bir rol üstlendi. Makyaj tasarımında Gamze Saylan, Mustafa Kemal’in yaşamının farklı dönemlerini görünür kılan son derece titiz bir çalışma gerçekleştirdi.
Sanat danışmanımız Hakan Alkan ise süreç boyunca hem metnin yapısına hem de sahneleme anlayışına önemli katkılar sundu. Oyuncumuz Azra Deniz Çeliksoy da prova sürecindeki özverisi ve yaratıcı katkılarıyla bu yolculuğun önemli parçalarından biri oldu.
Ben tiyatronun özünde kolektif bir sanat olduğuna inanıyorum. Seyirci sahnede tek bir oyuncu görüyor olabilir; ancak perde arkasında ortak bir emeğin, ortak bir düşüncenin ve güçlü bir ekip ruhunun bulunduğunu unutmamak gerekiyor.
Serkan Aydın - Performansı oldukça yüksek bir oyun. Provalar ne kadar sürdü, zorlandın mı? Bu süreci anlatmak ister misin?
Nurullah Özdemir - Yaklaşık üç aylık yoğun bir prova süreci geçirdik. Ancak bu süreçte beni en çok zorlayan şey ezber ya da fiziksel performans değil, Mustafa Kemal’in yaşamındaki farklı dönemlerin duygusal karşılıklarını sahnede dürüst bir biçimde kurabilmekti.
Tek kişilik oyunlar, oyuncunun yalnızca teknik becerisini değil, zihinsel ve duygusal dayanıklılığını da sınayan özel çalışmalar arasında yer alıyor.
Bir sahnede çocuk Mustafa’yı, başka bir sahnede Çanakkale’deki komutanı, başka bir sahnede annesini kaybetmiş bir evladı, başka bir sahnede ise ömrünün son günlerinde geçmişiyle hesaplaşan bir insanı canlandırıyorsunuz.
Dolayısıyla prova süreci benim için yalnızca bir oyunculuk çalışması değil, aynı zamanda tarihsel bir karakterin insani katmanlarını keşfetme yolculuğuna dönüştü. Özellikle Mustafa Kemal’in mektuplarını, anılarını ve yakın çevresinin tanıklıklarını incelerken onun tarihsel kimliğinin ötesindeki insan tarafına yaklaşmaya çalıştım. Sanırım oyunun duygusal gücü de biraz buradan geliyor.

“Bu millet artık iradesini kendi eline almalıdır. Egemenlik kayıtsız şartsız milletin olmalıdır.”
Serkan Aydın - “Ben Mustafa”dan aklında kazınan birkaç cümle var mı?
Nurullah Özdemir - Oyunda beni en çok etkileyen cümlelerden biri şu:
Bu cümle yalnızca bir siyasi dönüşümü değil, aynı zamanda bir milletin özne hâline gelişini ifade ediyor. Cumhuriyet fikrinin özünü tek bir cümlede özetleyen çok güçlü bir ifade olduğunu düşünüyorum.
Bir diğer bölüm ise oyunun finalinde yer alıyor:
“Halkımı görüyorum… Dolmabahçe’nin etrafında toplanmışlar… Gözleri yaşlı… Halkım neden toplanmış? Annemi görüyorum… Anne… Bana gülümsüyor… Mustafa’m diyor… Mustafa…”
Bu bölüm beni her temsilde yeniden etkiliyor. Çünkü burada artık tarih kitaplarında gördüğümüz lider değil, annesinin sesine özlem duyan bir evlat var. Oyunun bütün ruhu da aslında bu iki kutup arasında şekilleniyor: Bir milletin kaderini değiştiren lider ve özlem duyan bir insan.
Serkan Aydın - Son olarak “Ben Mustafa” için evrene bir mesaj bırakacak olsaydınız ne söylerdiniz?
Nurullah Özdemir - “Kahramanları sevmek kolaydır; onları insan olarak anlayabilmek ise gerçek saygıdır.”
Çünkü "Ben Mustafa", bir kahramanlık anlatısından çok bir insan hikâyesidir. Mustafa Kemal’i yalnızca zaferleriyle değil; yalnızlığıyla, özlemleriyle, kırgınlıklarıyla ve mücadeleleriyle anlamaya çalıştık. Bana göre gerçek saygı, büyük insanların başarılarına hayran olmak kadar onların insan tarafını da görebilmektir.
"Beni Unutmayın"
"Ben Mustafa
"Ben Mustafa" 2026-2027 sezonunda siz değerli tiyatro severlere Mustafa Kemal Atatürk'ün iç dünyasında neler olup bitiyor. Cumhuriyet yolunda ilerleyip, hedefine ulaşmışırken bir komutan ve lider olmasının yanı sıra insan olarak neler yaşıyor, Nurullah Özdemir'in güçlü yorumuyla sizlere farklı bir deneyim ve bakış açısı sunuyor. Yeni sezonda tiyatro programınıza almayı unutmayın.
Anahtar Kelimeler: benmustafa, urullahözdemir, serkanaydin
0 Yorum