Kişiler: Nesrin Kazankaya

NESRİN KAZANKAYA

Görevi

ÇevirmenMüzikOyuncuUyarlayanYazarYönetmenYönetmen Yardımcısı

Sosyal Medya

Oyunlar


|
0
|
144


Paylaş:


Ödüller

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Ödülleri  2003 – 2004  -  Nesrin Kazankaya “Dobrinja’da Düğün”, Tiyatro Pera

4. Direklerarası Seyirci Ödülleri 2003 - 2004  Oyun Yazarı:  Nesrin Kazankaya,  Seyir Defteri, Tiyatro Pera

7. Direklerarası Seyirci Ödülleri 2006-2007  Oyun Yazarı:  Nesrin Kazankaya, Şerefe Hatıralar, Tiyatro Pera

Tiyatro Tiyatro Dergisi Ödülleri - 2007 YILIN YÖNETMENİ ADAYI  Nesrin Kazankaya / Şerefe Hatıralar-İstanbul 1955 / Tiyatro Pera

Tiyatro Tiyatro Dergisi Ödülleri - 2008 YILIN YÖNETMENİ ADAYI Nesrin Kazankaya (Venedik Taciri / Tiyatro Pera)

Tiyatro Tiyatro Dergisi Ödülleri - 2009 ”Yılın Yönetmeni” ödülü: Nesrin Kazankaya

9. Direklerarası Seyirci Ödülleri 2008-2009 Yönetmen:  Nesrin Kazankaya, Rahat yaşamaya övgü, Tiyatro Pera

13. Afife Tiyatro Ödülleri - 2009  Yılın En Başarılı Yönetmeni Nesrin Kazankaya - Rahat Yaşamaya Övgü (Brecht Kabare) - Tiyatro Pera

Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema Oyuncu Ödülleri - 2009   MÜZİKAL YA DA KOMEDİ DALINDA YILIN EN İYİ YAPIMININ YÖNETMENİ: NESRİN KAZANKAYA - "RAHAT YAŞAMAYA ÖVGÜ" TİYATO PERA

Tiyatro Tiyatro Dergisi Ödülleri - 2010 YILIN YÖNETMENİ ADAYI NESRİN KAZANKAYA – “Annemin Cesareti”-İstanbul Devlet Tiyatrosu

Tiyatro Tiyatro Dergisi Ödülleri  - 2011   YILIN ÇEVİRMENİ ADAYI Nesrin Kazankaya, (Vanya Dayı-Tiyatro Pera)

24.SADRİ ALIŞIK TİYATRO & SİNEMA OYUNCU ÖDÜLLERİ KAZANANLARI 2018-2019 ÇOLPAN İLHAN SANATA DEĞER KATAN KADINLAR ÖZEL ÖDÜLÜ • Nesrin Kazankaya  

44. İsmet Küntay Tiyatro Ödülleri (2019) Yılın En Başarılı Uyarlama Ödülü:  Hans Fallada'nın yazdığı 'Herkes Tek Başına Ölür' adlı romandan, Nesrin Kazankaya'nın sahneye uyarladığı, yönettiği ve oynadığı “Tiyatro Pera” yapımı 'Herkes Tek Başına Ölür' adlı oyun nedeniyle Nesrin Kazankaya'ya.

Üstün Akmen Tiyatro Ödülleri 2023  Yılın Yerli Oyun Yazarı Nesrin Kazankaya Barda Son Gece Tiyatro Pera



Eleştirmen Notları

Barda Son Gece Tiyatro Pera

" Barda Son Gece " ince duyarlıklarla örülmüş bir komedi olduğu kadar mükemmel bir ekip oyunu da.Ve Nesrin Kazankaya çağdaş sahne dili, dinamik rejisi, oya gibi işlenmiş bir tekstle bir defa daha tiyatro yazınımıza geçecek bir eser ortaya koymuş.

Pınar Çekirge 


Babalar Ve Oğullar Tiyatro Pera

Ve gelelim Nesrin Kazankaya imzalı " Babalar ve Oğullar " a, sahne üstü plastiği, sahne üstü eylemi, büyüsü her zaman olduğu gibi gözalıcı ve etkileyici...Nesrin Kazankaya rejisi yine son derece başarılı...zamansızlığa değinmiş Nesrin Kazankaya.1864 senesinde geçen romanda hem dönem giysileri, hem kaskı motosikletiyle Bazarov...damatlığının altına spor ayakkabı giyen Arkadiy, Katya'nın ışıklı patenleri ile bugüne ustaca geçişler yapılmış.

Tiyatro Pera ve Nesrin Kazankaya, Ivan Sergeyeviç Turgenyev'e,  tiyatromuza yaraşır çok ama çok titiz bir çalışmayla izleyiciden tam not alan bir oyuna daha imza atmışlar.Kutluyorum !

Pınar Çekirge 

 

Rahat Yaşamaya Övgü - Tiyatro Pera 

Nesrin Kazankaya yönetimindeki Tiyatro Pera, “Rahat Yaşamaya Övgü” ana başlığı altında bir Bertolt Brecht (1898-1956) “seçkisi” oynuyor. Yani Nesrin Kazankaya, almış Brecht’in “Schweyk İkinci Dünya Savaşı’nda”sını, “Arturo Ui’nin Önlenebilir Yükselişi”ni ve “Üç Kuruşluk Opera”sını bir potada eritmiş. Sonra süzmüş. Yetinmemiş, bir de imbikten geçirmiş, damıtmış. Her oyun için Dramaturg Şafak Eruyar ile birlikte bin bir titizlikle hazırladıkları oyun kitapçıklarının sonuncusunda, yani “Rahat Yaşamaya Övgü”ye ait olanında; “Tiyatro Pera’da sahnelenen her oyun, söylenmesi gerekli ‘söz’ün önderliğinde yeni bir estetik arayışını da birlikte getirir” diyor ya, eksiği var fazlası yok söylediğinin. Yeri gelmiş orasını burasını kıyısından köşesinden eleştirmiş olsam da, daima yeni bir estetik anlayış getirdiğini asla inkâr edemem Tiyatro Pera’nın. Gerçekten de Ariel Dorfman’ın “Ölüm ve Kız”ı da, Shakespeare’in “Yanlışlıklar Komedisi” de, “Venedik Taciri” de, Coline Serreau’nun “Bir Çöküşün Güldürüsü (Tavşan Tavşan)” de, Nesrin Kazankaya’nın “Seyir Defteri (Julia)” de, “Dobrinja’da Düğün”ü de, “Profesör ve Hulahup”u da gerçekten söyleyecek sözü olan, estetik arayan, estetik yaratan oyunlardı. 

Bertolt Brecht… Alman tiyatro adamı; oyun yazarı, kuramcı, dramaturg, yönetmen, epik tiyatronun kurucusu ve baş temsilcisi, çağdaş tiyatronun en çok etkilendiği kişi; şair, öykü yazarı, romancı, sanat adamı… Ve onun üç önemli yapıtı… Bu üç önemli yapıtındaki savaş, faşizm ve çarpık ahlak dayatması temaları, Nesrin Kazankaya’yı kışkışlamış. Üstüne üstlük bir de yazarın “Faşizm Üzerine Yazılar”ından seçki yapınca ve de yaptıklarını kabare dünyasının ışıltılı estetiği içinde yoğurunca, ortaya (Kazankaya’nın oyun kitapçığında dediği gibi) vahşi kapitalist sistemin göz boyayan görünümü kabarenin ışıltıları arasında ortaya dökülüvermiş.

Nesrin Kazankaya, oyun kitapçığında; “Nasıl oluyor da, yarım yüzyıl öncesi bir yazarın kaleminden çıkmış olan yapıtlar, günümüz dünyası sorunlarıyla böylesine güzel ve şaşırtıcı bir biçimde örtüşebiliyor? Sorunlar mı değişmedi? Yoksa insanlık tarihi kendini yineleyen bir kader dizgesi mi” diye sormuş. Sormuş, ama için için yanıtını da aramış, seyircisine de arattırmış. Uyarlarken, Brecht’in eleştirel gerçekliğe verdiği ağırlığı içine sindirmiş, sindirdiğini yönetirken aynen sahneye taşımış. Karakterlerin doğasını değil, toplumsal ilişkiler içindeki yerlerini ve duygu-akıl ikiliği içindeki davranışlarını ve bunun sonuçlarının altını çizmiş. Örneğin, “Üç Kuruşluk Opera”da Macheath’in suç işleme çarkında, toplumun bir imgesini daha da sivri yaratmaya çalışmış. Brecht’in, burjuva kapitalist ilişkilerin çözümünü parodili bir eğretileme içinde ortaya koyuşunu hafif abartarak daha da etkili kılmış. Burjuva kapitalist dünya, Kazankaya’nın uyarlamasında sanki daha bir “yeraltı suç dünyası” olarak örneklendirilmiş. Üç oyunun çerçevesini Brecht’in istediği ölçüde bilinçli olarak toplumsal olarak çizmiş, ancak üç oyunun özündeki “insan”ı çekip en öne çıkarmış. 

Evet… Müzikal oyun “Rahat Yaşamaya Övgü”yü dilimize Yücel Erten-Nesrin Kazankaya ikilisi kazandırmış. Detaylarına önem verilmiş, sözdizimi ile anlambilim arasındaki ilişki bilinçli olarak iyi ayrıştırılmış, buram buram kapsamlı bir kültür anlayışı kokan çeviri, Erten-Kazankaya ikilisinin çevirisi. Kapitalist sömürü düzenini, paylaşım savaşlarını, faşizmin yükselişini ve bunun karşısında küçük burjuvazinin vurdumduymaz tavrını ve genelde ahlak anlayışını konu alan oyunda kullanılan Kurt Weill, Hanns Eisler ve Turgay Erdener’in müziklerini Ahmet Kara yönetmiş. Ezgi Kasapoğlu (piyano), Ozan Bayraşa (gitar), İzi Eli (bas gitar), Hasan Dağlar (klarinet/saksafon), Zafer Oğuz’dan (davul) oluşan orkestra, müzikleri mükemmel icra ediyor. Ezgi Kasapoğlu’nun şarkıların kimilerini soprano sesiyle söylemesi ise kabareye ayrı bir renk katıyor. 

Üstün Akmen


Profesör ve Hulahop - Tiyatro Pera

Giderek ustalaşan oyun yazarı Nesrin Kazankaya’yı, yazarken dönemsel fotoğraf çeken bir gözlemci olarak tanımlıyorum. Aklıyla çektiği fotoğraflarda, politik hataların insan yaşamını nasıl altüst ettiğini mükemmel bir kurguyla işaretlemesini, kıyasıya eleştirmesini, bundan önceki oyunlarında ayakta alkışlamış bir eleştirmenim ben. Gerek “Dobrinja’da Düğün”, gerekse “Şerefe Hatıralar-İstanbul 1955” başlıklı oyunlarını izlerken, hep Herb Cohen’ın: “Suda yürümenin gizi, taşların nerede olduğunu bilmektir” sözü gelmiştir aklıma. Dolayısıyla, Nesrin Kazankaya benim indimde taşların nerede olduğunu bilen, söyleyecek sözü olan bir oyun yazarıdır. Cumhuriyet tarihiyle, yakın tarihimizle yüzleşme cesaretini göstererek aydın sorumluluğunu yerine getiren asil bir kahramandır. 

12 Eylül’ün bir toplumu yiyip bitirmesi 
Nesrin Kazankaya, titizliliğin başarısı örneği, belgesel nitelikteki oyun kitapçığında, bilim insanlarının yaratım ve buluşlarını olumsuz sonuçlarıyla suçlamanın beklenmedik bir kısırdöngüye dönüşebileceğini savlıyor. Savlarken, “Atom ve hidrojen bombalarının kitle imha silahlarına dönüşmesi; Einstein, Oppenheimer, Saharov gibi ünlü bilimcilerin tüm çalışma süreçlerini karalamaya yeterli midir” diye de soruyor. Düşüncelerinin oyun içinde soru haline gelmesi için doğal olarak izleyiciye “Kuantum mekaniği”ni; kuantumun fizikte enerji, yük, açısal momentum ya da başka fiziksel niteliklere ilişkin doğal kesikli birim ya da paket anlamına geldiğini; atom ve moleküllerindeki çekirdeğin davranışını anlatmak zorunda kalıyor. 

Nesrin Kazankaya’nın, oyunu yazarken Antik Çağ’ı, Rönesans’ı, Aydınlanma Çağı’nı, Dünya Savaşlarını, Soğuk Savaş Yıllarını çok iyi irdelediğini kim yadsıyabilir ki! Keza Bruno’yu, Laplace’ı, Kelvin’i, Einstein’ı, Tolman’ı, Oppenheimer’ı, Prigogine’i, Saharov’u didik didik ettiğini de… Emeğine dirlik. Ama işte böyle yoğun “mütemmim” bilgi aktarımı, replikleri giderek didaktik kılıyor. Bu denli öğretme ereği güdümü altında, 12 Eylül’ün militarist etkilerinin cesur eleştirisi de ne yazık ki güme gidiyor. 

Bu arada, sahneye koyuş değinmelerimi Yönetmen Nesrin Kazankaya’ya üç soru sorarak noktalamam gerekmekte. 
Bir: İlk, son ve kimi ara tablolar neden o denli ağır? 
İki: Ceketiyle, paltosuyla, kalın boyun atkısıyla lokantaya tespih böceği gibi giren Profesör, kapıyı açıp dondurucu soğuğa gömleğiyle çıktığında hiç mi üşümüyor ve açık kalan kapının hemen önünde masaya kapanmış kadın, ardına kadar açık kapıdan giren “dondurucu” soğukta nasıl oluyor da donmuyor? 
Üç: Engin Alkan, söylediği anlaşılmasın diye mi kimi bölümlerde mırıl mırıl konuşuyor? 
Vallahi art niyetim yok, anlamadım soruyorum. 
Diğer taraftan, yerli yerinde kullandığı hulahop ve yoyo öğelerini övmeden diğer paragrafa geçmiyorum.

Gerek Kazankaya, gerekse Alkan, en az benim kadar iyi bilirler ki oyuncu, sahnede coşkularını yönetmeyi bilmeli. 
Kimse oyuncuyu can verdiği karakterin duygularını gerçekten yaşamaya zorlamıyor, zorlayamaz ki! Oyuncunun “mış” gibi yapıp duygulanımlarını soğukkanlılıkla üretmeyi bilmesi de son derece önemli bence. Bu üretim, en azından kendiliğindenliğe bağımlı kalmamak adına yapılmalıdır diyorum. Çünkü, Lee Strasberg’in dediği gibi: “…oyuncunun tekniğinin temel sorunu, kendiliğinden gelen duygulanımların güvenilirsizliğidir”. Öyle değil mi ama? 

İzlerken, oyunun iki karakterinden biri olan Kadın’da Nesrin Kazankaya’nın ve diğer karakter Profesör’de Engin Alkan’ın duygulanımlarının iç hakimiyetinden çok, yorumladıkları duygulanımların izleyici tarafından okunabilir olmadığını gözlemledim. O nedenle bunları yazıyorum. Oyuncunun, gerçek yaşamdakinin aynısı olması gereken duygulanımları yakalaması, dolayısıyla duygulanımlarını yarı isteksiz olarak dışa vurması gerekli değil ki! Tanığımdır, her iki oyuncu da duygulanımlarını nice oyunda bir oyunculuk biçemi içinde kodlamışlardır. “Profesör ve Hulahop”ta neden olmamış, işte orasını bilemem ben, “olmamış” der geçerim. 

İyi oyuncunun, sahne üzerinde üretici-sanatçı olduğunun unutulmasına asla izin vermediğini, çünkü gösterimin üretimin “temsil edilmesinin” ve izleyicinin aldığı hazzın bir parçası olduğunu ben de öğrenmiştim, bilirim. O halde, iki değerli oyuncu Nesrin Kazankaya ve Engin Alkan, hareket ve metni ya da hareket ve sesi birbirinden ayırmak yerine, içlerinde daha sonra başka birimlerle birleşmesi olası, tutarlı ve uygun bir bütün neden oluşturamamışlar acaba? 
Bilemedim. 
Ne yalan söyleyeyim, “Profesör ve Hulahop”u pek sevmedim.

Üstün Akmen

 

Şerefe Hatıralar - Tiyatro Pera

BATAKLIĞA DÜŞMEMİZDEN ÖNCEKİ SON FOTOĞRAF
Nesrin Kazankaya, son yazdığı ve halen Tiyatro Pera’da sahnelenmekte olan yukarıda andığım oyununda, 1955-56 yılları arasında İstanbul’da Nişantaşılı soylu ve zengin bir ailenin yaşamı ekseninde gelişen olayları anlatıyor. İki bölümlük oyunun ilk bölümünde, yeni kurulan çok partili demokratik rejimle liberal ekonomik atılımlar yapan Türkiye’deki siyasal süreçte, bir ailenin varoluşunu konu edinmiş. Oyunun ikinci bölümündeyse aileyle ilişkili ikinci kuşak figürlerin toplumsal ve siyasal çalkantılar doğrultusunda yaşadıkları 70’li yıllar yer almakta. Bu iç içe geçen iki öyküde, aile bireylerinin farklı dönemlerde de olsa siyasal sistemin yol açtığı sorunlarla yaşadıkları parçalanmalar, yitirilen yaşamlar var. Dediğim gibi, benim de pek iyi bildiğim yıllar bu yıllar. Toplumumuzun şu anda içinde bulunduğu bataklığa düşürüldüğü yıllar o yıllar.

UMUT FAKİRİN EKMEĞİ
Nesrin Kazankaya sanki bir dönemsel fotoğraf çekmiş. Bu fotoğraf içinde politik hataların insanların yaşamını nasıl alt üst ettiğini mükemmel bir kurguyla işaretlemiş. İnsanların kaderi, ülkelerinin kaderinden ayrılamıyor, ne doğru bir “teşhis”! Gelin görün işte, 1950’lerde yapılan hatalar, ister istemez gelecek yılları da olmazcasına etkiledi. Bakmayın siz oyunun sonundaki: “Güzel 80’li yıllara” repliğine. Esasında insanın içini yakan bir son bu! 80’lerde de bulamadık beklediğimiz güzelliği. 90’lı yıllara başlarkenki umutlarımız da heder oldu. 21. yüzyılın ilk altı yılını da yedik, umutlarımız hâlâ ekmeğimiz. 

SUAT’IN PSİKOLOJİK DURUMU, SİYASAL TUTUMU
“Şerefe Hatıralar – İstanbul 1955” oyunu ile Nesrin Kazankaya’yı öncelikle Cumhuriyet tarihiyle yüzleşme cesaretini gösterdiği için, aydın sorumluluğunu yerine getirdiği için kutlamak isterim. Bugüne değin hep insana değgin oyunlar yapan, bu oyunlarda Türkiye’nin geçmişine sürekli göndermelerde bulunan, seyircisini geçmişiyle yüzleştiren Tiyatro Pera’yı da övmeden duramayacağım. Türkiye’nin gerçek dönüm noktası olarak 1955’i saptamalarından ötürü, Nesrin Kazankaya’yı ve Şafak Eruyar’ı da huzurlarınızda alkışlıyorum. Osmanlı anlayışının devam ettiği yıllarda Cumhuriyet coşkusunu yaşamak gibi bir ikilemin politik aymazlığı getireceği noktasının altının bu ikili tarafından kısa, öz, ama böylesine kalın çizilmesini “taktirle” karşıladığımı da itiraf edeceğim. Diğer taraftan, dönemin mutsuz aydını Suat’ın psikolojisi ve siyasal tutumu daha net çizilebilir miydi diye lütfen ısrar etmeyin sormayacağım. Suat muhalif mi, devrimci mi, nihilist mi varsın seyirci çözsün diyeceğim. 

NESRİN KAZANKAYA’NIN REJİSİ
Oyunu, aynı zamanda yazarı da olan Nesrin Kazankaya yönetmiş. Yönetirken dramatik bir yapı yeğlememiş, ama titiz bir estetik arayış içine girmiş. Oyunun kimi yerlerini cam arkasına taşımış, kimi yerlerde de oyuncuları dondurmuş. Şampanyalı yılbaşı partisiyle, tango ezgileri eşliğinde Suat/Sanay/Celal’in dans tablolarıyla görsel zenginlik sağlamış. Sam Amca güdümlü kalkınma politikası, 6-7 Eylül olayları, Erol Güney’in bir yazısı nedeniyle sınır dışı edilmesi, “Stalin bataklığında gömülen şair”, “ormanda sırtından vurulan yazar”, “denizin ortasında bir kürek darbesi ya da bir kurşun sesi ile yok olmak” da konunun içinde yer almış. Yani Kazankaya, eseri yazarken düşünüp tasarladıklarını soyutluktan ve imgesellikten kurtarmış, sahnede somut ve gerçek bir yaşayışa kavuşturmuş.   

Üstün Akmen


 Quintet  - Tiyatro Pera

Nesrin Kazankaya yönetimindeki Tiyatro Pera’nın 2009–2010 sezonu oyunu “Quintet-Bir Dönüşün Beşlemesi”,“Karşılaşma/Uzlaşma/Çatışma/Vedalaşma/Ayrılma” olmak üzere beş bölümden oluşmakta ve her bölüm, İlker Yeğen, Mehmet Aslan-Zeynep Özden ikilisinin çekip kurguladıkları özgün film kesitleriyle birbirlerine bir güzel bağlanmakta.


”Quintet”in konusu özetle şöyle: 1980 askeri darbesiyle geride bir oğul bırakıp yurt dışına iltica eden Kadın (Nesrin Kazankaya), yıllar sonra İstanbul’a döner. Kadın’ı havaalanında, hapishanede doğup terk edilen ve yıllarca annesinin aramadığı genç bir delikanlı olan oğlu (Erdinç Anaz) karşılar. Gerilimli karşılaşmanın ardından Kadın, üniversite yıllarından tanıdığı bir arkadaşını (Defne Halman) ziyarete gider. Uzun zamandır görüşmeyen iki kadın, geçmişi hüzün ve coşkuyla anımsayarak özlem giderirler. Kadın, sosyalist dünya görüşünden ödün vermeyen bir savaş muhabiridir. Ailesiyle bir yaşam paylaşmanın ötesine geçemeyen Arkadaş ile gece boyunca geçmişi ve bugünü konuşurlarken, öğrenci derneğinde birlikte çalıştıkları bugünkü var oluşunu liberalizmin evrilmesine borçlu olan Arkadaş’ın kocası Adam (Can Başak) çıkagelir. Üçlü tamamlanmıştır.


“Quintet” yine Nesrin Kazankaya’nın geçtiğimiz yıllarda yazıp yönettiği ve 1955’ten 1960 darbesine uzanan dönemi anlattığı “Şerefe Hatıralar” ile 1980 darbesinin hemen ardından, 1981–82 yıllarında yaşananları konu edindiği “Profesör ve Hulahop” oyunlarından oluşan üçlemesinin son oyunu. Yukarıdaki konu özetinden de anlaşılabileceği gibi demokrasinin kırılma noktası olan 1980 Türkiye’sinin sancılı dönemiyle yüzleşen günümüz aydın insanlarını, dolayısıyla yitip giden kimlikleri, yitirilen yaşamları, yitmiş kuşakları konu almakta. Konu almakta, ama Kazankaya bu kere de sadece nalet olası o 1980 darbesini anlatmayı amaçlamıyor. Diğer iki oyununda olduğu gibi bu kere de, insanı ve insana dair öyküler anlatıyor. İnsana, insanımıza değgin sıcacık öyküler bunlar. Bu öyküleri, oyunun “Quintet” olan başlığından da kolayca anlaşılabileceği gibi beş figürle anlatıyor. Darbenin darmadağın ettiği dört karakter ve İstanbul kenti hep birlikte beşli oluşturuyor ve böylece ortaya beş bölüm çıkıyor. Yirmi yıl sonra karşılaşılanlar, yüzleşilen gerçekler, yeniden uzlaşma çabaları, uzlaşılırken yaşanılan çatışma, çaresizlikten vedalaşma, çaresiz ayrılık. Kazankaya asla didaktik olmayan öyküsünü görsel anlatım ve Bach, Barber, Ravel, Enescu, Bizet, Bellini, Shostakovich, Gubaidulina, Reich, Debussy, Johnson gibi bestecilerden aldığı 18 eserle destekliyor, mükemmel bir sahne estetiği yaratıyor. 

Hiç kuşkum yok ki artık usta bir oyun yazarıdır Nesrin Kazankaya. Daha önce de söylediğim gibi (tiyatro… tiyatro Dergisi/Kasım 2007), Kazankaya yazarken dönemsel fotoğraf çeken bir gözlemci. Aklıyla çektiği fotoğraflarda, politik hataların insan yaşamını nasıl alt üst ettiğini mükemmel bir kurguyla işaretliyor, kıyasıya eleştiriyor. 


Ne yalan söyleyeyim “Quintet”i izlerken de Herb Cohen’ın: “Suda yürümenin gizi, taşların nerede olduğunu bilmektir,” sözü geldi aklıma. Nesrin Kazankaya’nın taşların nerede olduğunu bilen, söyleyecek sözü olan bir oyun yazarı olduğuna bu kere iyiden iyiye inandım. Oyunun bitimindeyse Nesrin Kazankaya’yın cumhuriyet tarihiyle, yakın tarihimizle yüzleşme cesaretini gösteren, aydın olma sorumluluğuyla donanımlı asil bir kahraman olarak ilan ettim. İtirazı olanın, Kazankaya’yı fazla köpürttüğümü savlayacak olan ya da olacakların beri gelmelerini rica ederim! 

Üstün Akmen


Ah Smyrna'm, Güzel İzmir'im - Tiyatro Pera

KAZANKAYA’YI SEVERİM
Nesrin Kazankaya, hiç kuşkum yok; söyleyecek sözü olan, içinde kendisini yıpratan ya da sürekli diri tutan dertleri olduğu için tiyatro yapan bir değerimiz. Bu oyununda da oyun yazarlığındaki üstün gözlem gücünü ortaya döküyor, yazarken dönemsel fotoğraflar çekiyor. Aklıyla çektiği fotoğraflarda, politik hataların insan yaşamını nasıl alt üst ettiğini mükemmel bir kurguyla işaretlerken, kıyasıya da eleştirmeyi amaçlıyor. 

SAHNELEME
Nesrin Kazankaya oyunu sahnelerken devinimlerin, jestlerin, tavırların bütününü; fizyonomilerin, seslerin, sessizliklerin uyumunu pek güzel sağlamıştı. Gel gelelim, örneğin ilk tabloda Eleni’nin gazetelerin tarihlerini incelemesi, Ilias’ın sahneye girip, salonda dolaşması, sonra bahçeye gelmesi gibi bölümlerin oyunu sarkıtmasını önleyememesine takıldım. Lehçe sorununa çare bulamamış; Ali Rıza’yı, Theo ile Mehmed’in kavgaları sırasında başına yorganı çekip uyutmakla hata etmişti. Lefkothea’nın hamile olduğunu açıklamasından sonra kimseden bir hayret nidası çıkarmasını ya da şaşkınlık emaresi göstermesini sağlamamış olmasına; Theo-Mehmed çatışmasında Eleni’nin tepkisizliğine fırça dokundurmamasına vallahi kızdım(!). 

Üstün Akmen


Venedik Taciri - Tiyatro Pera

KAZANKAYA'DAN TAM ANLAMIYLA "BRAVO"LUK BİR YORUM: "VENEDİK TACİRİ"

Tiyatro Pera Shakespeare’in ünlü “Venedik Taciri (The Merchant of Venice)“ini oynuyor ya, ben de bu oyunu gittim gördüm, şimdi de değerlendireceğim ya, bu kere “usulü, adabı” rafa kaldırıp önce konuyu anımsatarak başlayacağım işe. Efendim, Shakespeare’in, 16. yüzyıl Venedik’inde geçen zamandan bağımsız komedi-draması “Venedik Taciri”, bir grup Hıristiyan asilzadesinin yazgısını, talihini ve Yahudi tefeci Shylock’la ilişkilerini konu almakta. Antonio (Can Başak) meteliksiz dostu Bassanio’nun (Kayhan Teker) güzel Portia’ya (Nesrin Kazankaya) evlenme teklif etmek için ihtiyaç duyduğu miktarı temin etmek üzere Shylock’tan (Mehmet Ali Kaptanlar) borç alır. Antonio’nun geçmişteki davranışlarından olumsuz etkilenmiş Shylock, borç verdiği paranın geri ödenmesine ilişkin sözleşmeye çok kesin koşullar koyar. Antonio’nun teslimat işleri fırtına yüzünden sekteye uğrarken, Shylock kızının asilzade Lorenzo’ya (Erdinç Anaz) kaçmasından ötürü her zamankinden daha öfkelidir. Borcun vadesi geçince, Shylock diyet olarak Antonio’nun yarım kilo etini ister. Bassanio, Antonio’yu umutsuzca bu cezadan kurtarmaya çalışırken, beklenmedik bir yerden beklenmedik bir yardım gelir.

KAZANKAYA GÜNÜMÜZE GÖNDERME YAPMIŞ

Karmaşıklığı nedeniyle bir çok yönetmen ve yapımcının Shakespeare’in en zorlayıcı oyunlarından olan “Venedik Taciri”ni tiyatroya aktarma konusunda tereddüt etmesine neden olduğunu biliyoruz. Tiyatromuzun “Donkişot”larından Nesrin Kazankaya kollarını bu kez işte bu “Venedik Taciri” için sıvamış. “Venedik Taciri”ni çevirmiş, yönetmiş ve Portia karakterini üstlenmiş. Çevirirken akıcı bir sahne dili kullanmış, sözcükleri titizlikle seçmiş. Tekste dokunmamış, bildiğimiz anlamda uyarlamamış da… Sadece zamanı günümüze aktarmış. Venedik dediğin, ilk borsanın, ilk gettonun kurulduğu kent… Venedik dediğin, azınlıklara yönelik davranış bozukluklarının ilk filiz verdiği yer. Venedik dediğin, maddi çıkar dünyasının boy attığı ilk mahal. Bunları öne çıkarmış. Kenarda, A. Şirin Dağtekin’in tasarladığı Venedik’teki “canaletto”lardan birinin simgesi, ekranda “tower”lar… Etnik kökenlerin kışkırtıldığı, provokasyonların ardı ardına sıralandığı, küresel pastadan pay alma savaşının kızıştığı günümüz dünyasına bir gönderme Kazankaya’nın yaptığı. Antonio'nun son moda İtalyan takım elbiseleri içinde muhtemelen San Marco Meydanı’nda cep telefonuyla borsadaki parasını kovalaması, uğruna Yahudi'den borç aldığı arkadaşı Bassanio'nun evlenmek istediği Portia’nın bir iş merkezinde internet üzerinden babasına verdiği sözü tutup kocasını seçmeye çalışması, ona eş olmak isteyen örneğin Arragon Prensi’nin, örneğin Fas Prensi’nin borsadaki servetlerini internet üzerinden Portia'nın önüne sermeleri ve de sonra altın, gümüş, kurşun kutular arasında internette seçim yapmaları, bilgisayar başında atılan Shakespeare tiratları hep bu göndermenin parçaları.

NESRİN KAZANKAYA’NIN YORUMU

Nesrin Kazankaya böylelikle, sanırım Şafak Eruyar’ın dramaturgi desteğini de yanına alarak, oyunun trajik ve komik öğeleri arasında dinamik bir denge sağlarken, dramayı da canlı ve anlaşılabilir kılmış. Günümüz toplumunda da fazlasıyla var olan kıskançlık, önyargı ve kadının gücü gibi temaların altını koyu renkli kalemle çizmiş. Oyunda sözü edilen “Belmont”u gökdelenlerin olduğu bir kapital merkezi olarak düşünmüş. İnsanların iktidar düşkünlüğü olgusunu öne çıkarmış, kendine özgü bir biçem belirlemiş. Sözcükleri, sesleri, imajları ustaca düzenlemiş. Shylock’u önce oyunun “hain”i, nefret ve kinin ön kişisi olarak belirginleştirmiş. Shylock’un, Antonio ile üç çift genç sevdalının Bassanio ile Portia’nın, Gratiano (Mehmet Aslan) ile Nerissa’nın (Başak Meşe) ve Lorenzo (Erdinç Anaz) ile Jessica’nın (Zeynep Özden) temsil ettikleri büyülü mutluluk ağını parçalayacak kimse olmasını titizlikle öne çıkarmış. Shakespeare’in eserinde hangi karakteri sevip sevmediğine bakmamış, törelerine uygun davranan beyefendileri Shylock’a karşı, Shylock’un onlara karşı tutumunda olduğu kadar gaddar olacağını varsaymış. “Ne kadar sevda ile dolup taşsalar, sevgiyle yoğrulsalar gene de sevemezler,” diye düşünmüş. Nesrin Kazankaya’ya göre, Shylock asla bir canavar değil. Ona katlanamayacak, tahammül edemeyecek bir dünyaya sokuşturulmuş bir kişi sadece.

Üstün Akmen

 

Quintet - Tiyatro Pera

    Kadın (Nesrin Kazankaya), yirmi yıldır yurt dışında savaş muhabirliği yaptıktan sonra ilk kez İstanbul’a gelmiştir. Gelişinin asıl nedeni yirmi yıl önce bırakıp gittiği oğlunu tanımaktır aslında… Oğul (Erdinç Anaz), engel olamadığı bir dürtüyle annesini havaalanında karşılar, soğuk, mesafeli ve kırgındır haliyle…


    Kadın (Nesrin Kazankaya), yirmi yıldır gelmediği İstanbul’da, yirmi yıldır görmediği fakülte arkadaşının (Defne Halman) evinde kalır. Bu sahnede iki arkadaş eski günleri anımsayıp dertleşirler, bıraktıkları yerden devam edebildiklerini düşünseler de, hayat herkesi farklı bir noktaya sürüklemiş, gençlik heyecanlarını alıp götürmüştür. Gençliklerinde sosyalist hareketin bir parçası olan bu ikiliden yalnızca savaş muhabiri olan Kadın, ideallerinden ve politik duruşundan ödün vermemiştir, arkadaş ise tüm ideallerini, evine ve ailesine feda etmiş, tatminsiz ve mutsuz bir kadındır.

    Nesrin Kazankaya’nın yetkin metni önderliğinde Tiyatro Pera ekibi, darbenin/darbelerin uzun yıllara yayılan sosyo-psikolojik etkilerini öyle incelikli ve yüreklere dokunan biçimde anlatıyor ki, etkilenmemek elde değil. Psikolojik ve fiziksel şiddetin alt üst ettiği yaşamlar, geçmişle hesaplaşamamanın sancıları, hangi coğrafyada olursa olsun insanın kendi vicdanıyla yüzleşememesinin yarattığı tahribat ile siyasi bir dönemin yıkımları çok yalın ve estetik bir biçimde insani duygular üzerinden aktarılıyor. Bir yandan epik bir yaklaşım izlenirken, bir yandan da benzetmeci tiyatronun illüzyon özelliğinden güçlü bir şekilde yararlanılıyor ve hem döneme ilişkin bir harekete geçirme, farkındalık sağlanıyor, hem de izlerken oyunun duygu boyutunda kayboluyor insan. Bu iki nokta arasında kurduğu denge ve bir çok dönem oyunundan farklı olarak kör gözüm parmağına şeklinde olmayan dramatik hikayesiyle fark yaratıyor Quintet… Bu oyunla 2010 Afife Jale Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu Ödülü’ne layık görülen Defne Halman’ı, Nesrin Kazankaya’yı ve tüm Tiyatro Pera ekibini her yıl oyunlarına ve detaylı program dergilerine gösterdikleri özen nedeniyle kutluyorum. 

Başak Sakızlıoğlu

 

Dobrinja'da Düğün - Tiyatro Pera

    Nesrin Kazankaya'nın tiyatroya kazandırdığı bu metin başlı başına trajik bir öyküyü konu almaktadır. Olayın konusu Bosna-Hersek'te, havaalanına yakın mahalle olan Dobrinja'da geçmektedir. Savaşın en acımasız yüzüyle karşılaşan Bosna'da insanlar iki günlüğüne verilmiş ateşkesin sonunu beklemektedir. Bu mahallede iki aile arasında düğün hazırlıkları yapılmıştır. Bombalar gölgesinde yapılacak olan düğün, yeni bir ailenin doğuşu içindir. 

Sayın Nesrin Kazankaya'nın yazdığı metnin tarihsel doğruluğu gerçekle ilintili!! Şimdi olaya şurdan girmek istiyorum Steven Spielberg ya da bir çok yönetmen Yahudi katlimları üzerine filmler yaptı. Yapılan her film bir çok ödülle geri döndü sahibine. Çünkü dünya tarihinin en acımasızca soykırımına maruz kalan bu milletin acısı herkesin acısıydı. Metin, konu, reji filmlerde çok yetersizdi belki, ama yaşanılan acılar yüzünden bu metinlerin güçlülüğüne pekte bakılmadı. “Piyanist” filmi söylediğime en iyi örnektir. Değerli Kazankaya'nın da metni zayıf; ansiklopedik bilgiler çok yoğun. Fakat işlenişi ve rol yapma yetisi yüksek bir oyun oluşmuş. Özellikle ilk bölümde seyirciler arasında konuşmalar yaşandı. 

  Oyunla ilgili son bir not daha eklemek istiyorum. Sayın Nesrin Kazankaya'nın oyunda yer alması iyi olmuş. Kendide yaşayarak oynuyor oyunu; kendisi anladığım kadarıyla Boşnak! Fakat başka bir oyuncu oynasa ve oyununu kendisi oturduğumuz koltuktan izlese, ufak tefek eksikleri fark edecektir.

Yaşam Kaya


Kazaen - Tiyatro Pera

 Bu yıl 10.yılını kutlayan Tiyatro Pera Nesrin Kazankaya’nın özverili çalışmalarıyla son 10 yılda hafızalarımıza kazınan yapıtlara imza attı.  Oyun kitapçığında “Tiyatro Pera bu oyunuyla adını aldığı semtin sokaklarında dolaşıyor. Şöyle küçük bir tur atsak Pera sokaklarında, gören gözlerle baksak nasıl bir harikalar diyarına düşeriz.”  Gerçekten Tiyatro Pera’nın olayları, neşesi, cümbüşü ve kozmopolit kalabalığı bir an eksik olmayan Beyoğlu sokaklarındaki sıradan insanların hayatlarına eğilerek oyun sahnelemesi fikri beni oldukça heyecanlandırdı. Tiyatro Pera’nın her zaman evinizde hissedeceğiniz o küçük sahnesinde yerimi aldığımda Candan Erçetin’in “Git” şarkısının sözleri duyulmaya başlayınca daha da mutlu oldum. Çünkü afişindeki karakterleriyle bile her gün gördüğümüz sıradan insanlardı bunlar, bizdik. Ne var ki 2 perdelik oyun beklentilerimin oldukça altında kaldı, belki de QUINTET-Bir Dönüşün Beşlemesi, "Rahat Yaşamaya Övgü" gibi Tiyatro Pera’nın bol ödüllü ve bizi çok şaşırtan oyunlarına alışık olduğumuz için de olabilir bu. 

  Entelektüel düzeyi yüksek üniversitede Edebiyat Hocası Berna ( Nesrin Kazankaya) , kocası Kutay (Mehmet Aslan) ile evlilik sorunları yaşamaktadır. Çünkü kocası son kitabında kendi yaşamlarını tüm açıklığıyla ortaya koymuş üstelikte onu aldatmıştır. Rengin (Zeynep Özden) uyuşturucu bağlımlısı, Virginia Woolf’un sözlerinden hayat çıkarsamaları yapan bir üniversite öğrencisidir. Berna ve Kutay’la İstiklal’in bir cafesinde karşılaşırlar. 

Oyunun hem yazarı hem de yönetmeni hem de oyuncusu “Nesrin Kazankaya” tiyatromuz adına çok özel bir kadın, oyunu düşünürken de çok güzel noktalar bulmuş ancak sahnelenmede ve oyunculuklardaki eksiklikler yüzünden Beyoğlu’nun büyülü havasını oyunda bulamadım. Metin olarak yaratılan gerçek, kanlı, canlı karakterler bazı yerlerde karikatürize kalıyor. Sahnenin oyunculuk olarak en iyisi usta isim Nesrin Kazankaya. Kentli kadının içsel sıkıntıları ve bedeninin dinamiğini görebiliyoruz. Mehmet Aslan’da genç yazar Kutay rolünde ona iyi eşlik etmiş. Ancak Bahar Karaoğlu’nun ve İlker Yiğen’in karakterleri rolü anlamaktan ve farklılık yaratmaktan çok çok uzak. Zira genç oyuncu Zeynep Özden’in nevrofik ve bağımlı üniversite öğrencisi rolü üzerinden çok malzeme çıkarılabilirmiş ama hep aynı çizgide giden düz bir oyunculuk tercih etmiş. Dilan, rolündeki Linda Çakır’ın diksiyonu ve şivesi role çok uygun. Zaman zaman oyunda çıkışlar yapsa da oyunun bütünlüğü içinde bazı noktalarda istenilen pırıltıyı veremiyor. 

Elçin Gürler




Yorum

0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.


E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir