
Tarih kimi zaman kostümünü değiştirir, dekorlarını yeniler, mahkeme salonunu başka salona çevirir ve başka çağa taşır ama insanların yönetme biçimini değiştirmez.
Bir gün cadılıkla suçlananlar dar ağacına çıkar, düşünceleri sakıncalı olanlarla sanık sandalyelerine mahkum edilir…
Suçun adı değişir, suçlananlar değişir; hakikatle kurulan ilişkiler yüzyıllar geçse de sahneden inmeye niyetli görülmeyecektir.
Bir çağın korkusu, tüm evreni ürkütür…
Arthur Miller’ın Bir Yaşam adlı kitabından, ‘’Cadı Kazanı’’ oyunun yazılması sürecinden ve Amerikan Karşıtı Araştırma Faaliyetleri Komitesi’nin mahkeme kayıtlarından hazırlanan eser, tarihsel belgeler ile tiyatronun anlatım gücüyle seyirciyi buluşturuyor.
McCarthy döneminin korku ve ihbarlarla dolu siyasi kabusu ve 1950’lerin iklimi…

Birde 17.yüzyılın karanlık salem kasabası takvimler, farklı olsa bile insanın insana hükmetme arzuları, kalabalıkları korkunun peşinden sürükleyen gücü ve iki çağ arasında ürkütücü benzerlikler var. Yüzyıllar geçse bile insanlar bazı alışkanlıklarından kurtulmaktan vazgeçemiyor.
Arthur Miller Amerikan Karşıtı Faaliyetleri Araştırma Komitesi’nde yargılandığı dönemde, Salem’e gider ve 1692’de cadılıkla suçlanan ve idam edilen insanların mahkeme kayıtlarını araştırır. Bu araştırmalardan Cadı Kazanı ortaya çıkar.
Dashiell Hammett ve Lillian Hellman gibi edebiyat dünyasının en önemli isimlerinden yargılandığı bu dönemde en tartışmalı isimlerden biri, ünlü yönetmen Elia Kazan’dır.
Arthur Miller’ın yaşam öyküsünde Kazan’nın dostluk tutumu sadakat ve ihanet kavramlarınıda tartışmanın merkezine taşımaktadır. Kimi ihanetler yüksek sesle ilan edilirken kimi ihanetler ise sessizce, bir imzanın altına gizlenmiştir.
Miller’ın eşi sinema yıldızı Marilyn Monroe’nun mahkemeyi izleyenler arasında olması, bu tarihsel hesaplaşmaya o dönemin kültürel çarpıcı bir ayrıntısını ekler. Sanatın, siyasetin ve şöhretin kişisel bağlılıklarıyla kesiştiği atmosferde kimin neyle suçlandığı değil; kim kimin yanında olduğunda ve sustuğunda bedel ödemeyi göze almış olmasıdır.
‘’İhanet Yıllarında Yaşamak” adlı oyunda insanın düşüncesi nedeniyle yargılanması, yalnızca kişinin özgürlüğünün elinden alınması değildir; Toplumun düşünme, sorgulama ve itiraz etme hakkına yöneltilmiş derin bir tehdittir. Düşüncenin suç sayıldığı bir yerde susmak kurtuluş gibi sunulmaktadır. Oysa bazen sessizlik haksızlığın en sadık tanığına dönüşebilir.

Oyun bugünün sorularıyla seyirciyi ister istemez bir tercih noktasına getiriyor.
Kalabalığın güvenli tarafında durmak mı, yada hakikatin yalnız bırakıldığı yerde gür bir sesle sesini yükseltmek mi? Bence önemli olan hangi tarafta durduğumuzdur…
Oyunun sahne dünyasında 1950’lerin caz tınılarıyla dönemin müzikal ruhu sahnede Salem’in mistik ilahileriyle karşılık buluyor.
Tiyatro Pera, sahnesinin kapılarını ‘’İhanet Yıllarında Yaşamak’’ ile açarken seyirciyi adaletin, özgürlüğün ve vicdanın anlamını düşünmeye çağırıyor. Bazı hikayeler ve mahkemeler dağılır, kararlar arşivlere kaldırılır, insanın yüreğinde açılan dava ise kolayca kapanmaz. Dekorun harika oyuncuların ise kusursuzca sahneye yakışması seyirciye gerçek anlamda kaliteli oyun izleme mutluğu veriyor.
Nesrin Kazankaya’nın tarihsel belgelerle hazırlayıp araştırdığı, düzenlediği ve yönettiği ‘’İhanet Yıllarında Yaşamak’’ adlı oyunun, Dramaturgu Şafak Eruyar Dekor ve Kostümü Adnan Berke Şenyüz, Hareket Düzeni Melisa Pelit Demirci, Işık ise Kemal Edis gerçekleştirmektedir.

Oynayanlar:
Barış Yalçınsoy
Oğuz İşçi
Bahar Karaoğlu
Gökçe Burcu Zümrüt
Kaan Kurtoğlu
Seval İnan
Esel İsrafilova
Rozita Almozlino
Zeynep Su Polat
Selin Gümüşkay
Anahtar Kelimeler: tiyatro pera, ihanet yıllarında Yaşamak
0 Yorum