Adile Naşit bizim kuşağın çocukluğudur. Masalcı annemdir....
Özlem Erben İle Adile Naşit’i ve Tiyatro’dan konuştuk.
• Hayal Perdesinde ADİLE oyununu neden yazmak istediniz?
- Adile Naşit bizim kuşağın çocukluğudur. Masalcı annemdir. Ondan aldığım feyz ile yıllarca hem çocuklara hem yetişkinlere masallar yazdım, anlattım. Masalların uyandırmak için anlatıldığını ilk onunla öğrendim. Diğer taraftan geleneksel tiyatroya olan bir gönül borcudur Adile Naşit. Ayak izini önce tiyatro sahnesine bıraktığından mesleki bir bağım var kendisiyle. Gönül verdiğim tiyatro sanatının da atasıdır, yazarlığımın, oyunculuğumun da.
• Hayal Perdesinde ADİLE adlı oyunda seyirciyi neler bekliyor kahkahalar mı? hüzün mü?
- Aslında her ikisi de. Yaşamın kendisi böyle. Haliyle, hepimizin hayatında olduğu gibi Adile Naşit’in hayatında da hem gözyaşı hem kahkaha biriktirdiği anılar var. Bu oyunda da hem eğlendiğimiz, kahkaha attığımız hem de hüzünlendiğimiz, gözyaşı döktüğümüz an’lar var.
• Hayal Perdesinde ADİLE nasıl bir kadın bahsedebilir misiniz?
- Hayal Perdesinde Adile, hepimizin tanıdığı o neşeli, şefkatli, sıcacık kadının ardındaki insanla tanıştırıyor bizi. Herkesi güldürürken kayıplarını, acılarını tek başına göğüsleyen, sınandığı tüm kederlere inat başkalarının hayatına neşe katmaktan vazgeçmeyen bir kadın. Ben onun yalnızca gülen yüzünü değil, suskunluklarını, hayal kırıklıklarını, kederlerini de anlatmak istedim. Çünkü bazen insanın en büyük hikâyesi, kimseye anlatamadığı yerde gizlenir. Adile Naşit benim için sadece bir sanatçı değil; sevgisiyle tüm memleketin annesi olmuş, kırılganlığına rağmen yaşamla bağını koparmamış çok güçlü bir kadın. Üstelik hayatı o kadar çok seviyor ki. Kopmak istemiyor hiç yaşamdan. İki tutkusu var: Yaşamak ve oyunculuk. Sahne iştahı da epey fazla. Maddi – manevi zorluklar karşısında dimdik durmasını sağlayan şey işte bu sarsılmaz karakteri.
• Hayal Perdesinde ADİLE oyununda geleneksel olarak kukla ve tuluatı ve ibiş yer alacak mı? Bir kukla seyirciye insanoğlundan daha çok şeyler katabilir mi?
- Adile Naşit deyince, tuluattan bahsetmemek olur mu hiç? Sahneye daha on dört yaşında adımını atmış. Öncesinde babasını hayranlıkla izlerken sahne tutkusu ilmik ilmiş işlenmiş yüreğine. Dolaysıyla geleneksel tiyatro, bu oyunun ruhunu besleyen en önemli kaynaklardan biri. Tuluat ve İbiş (kukla) yalnızca birer gösteri unsuru değil; geçmişle bugün arasında kurduğumuz bağın taşıyıcıları. Kuklanın çok özel bir tarafı da var: İnsanın gölge yanına göz kırpıyor. İnsan bazen söyleyemediğini ona söyletir bazen de onun gözlerinden dünyaya bakar. Belki de bu yüzden bir kukla, insanın kendisi hakkında itiraf edemediği gerçekleri bile dile getirebilir. Asıl mesele sanatın bize kendimizi hatırlatması, görülmeyenin ardındakini aydınlatmasıdır. Anlatılan hikâyenin bizi mananın, anlamın ardına taşıyabilmesi gerekir.
• Adile Naşit’i sahneye nasıl taşıdınız Onu yeniden anlatarak mı, yoksa yıllardır tanıdığımızı sandığımız Adile’yi yeniden keşif ederek mi?
- Adile Naşit’i sahneye taşımak biyografik anlatının ötesinde bir sorumluluk. Kendi derin kederini kahkahaların ardına gizleyip bir ülkenin çocuklarına anne olmayı seçmiş bir kadının ruhunu hayal perdesiyle buluşturmak hiç kolay değil. Seyirciye sadece bir karakteri değil, kaybettiğimiz o kolektif şefkati hatırlatma sorumluluğu taşıyor. Bu oyunda hem bildiğimiz Adile Naşit’i yeniden anacağız hem de hiç bilmediğimiz, annesinin “Adela” diye seslendiği bu özel kadınla tanışmış olacağız. İnsan göründüğünden fazlasıdır. Adile de çok daha fazlası…
• ‘’Masalcı teyzenin kendi masalında mutlu bir sonu olacak mı?
- Keşke aramızdan ayrılan tüm sevdiklerimize bu soruyu sorup yanıtını alabilseydik. Oyunda şöyle bir diyalog var.
*Manzarası güzel mi bari? Yolun….
- Sahibinin kim olduğuna bağlı.
En iyisi bu sorunun yanıtını seyirciye bırakmak. Adile’nin hikayesindeki naiflik yaşadığı acılara rağmen başkalarının hayatında güzel bir iz bırakabilmesidir. Herkes yaşarken kendi masalını yazar. O da öyle yaptı. Hayatında açılan tüm yaraları kapatıp kapatamadığını bilemeyiz. Lakin geride bıraktığı sevgi seli eminim ruhuna iyi gelmiştir. Adile aramızda olmasa da nice kuşakların masallarında, kalbinde yaşamaya devam ediyor.
• Zorluklarla tiyatrolar yapılıyor. Tiyatro sahnesini açmadan önce ne gibi zorluklar yaşadınız bunlardan bahseder misiniz?
- Göçebe tiyatro olmanın da sahne açmanın da kendine göre ayrı zorlukları var. Bizim gibi coğrafyalarda sanatın öncelik olmaması, giderlerin kazançtan kat be kat daha fazla olması, mesleğinize olan inancınızın sınanması ve daha pek çok durum söz konusu.
• Hep merak etmişimdir Sekizde Tiyatro’nun sanata başlangıcı nasıl oldu?
- Sekizde Tiyatro 2022 yılında İzmir’de kuruldu. 2023 yılından bu yana yine İzmir’de açılan kendi sahnesi Sekizde Sahne’de üretimlerine devam ediyor. İki yıldır da İstanbul sahnelerinde şehrin seyircisiyle buluşuyoruz. Lisans hayatım boyunca hep hayalini kurduğum bir şeydi bu. İlham kaynağım bitmeyen merakım aslında. Okuduğum yeni metinler, farklı coğrafyaların yazarlarının yaklaşımları, disiplinlerarası çalışmalardan aldığım haz… Yüksek Lisansımı da metinlerarasılık, göstergelerarasılık üzerine tamamladım. Dolayısıyla repertuarımız yeni metinler ve postmodern prodüksiyonlardan oluştu. Önceliğimiz tiyatro izleyicisini yeni modern metinler ve seyir deneyimleriyle buluşturan oyunlar sahnelemek. Bu sanatsal vizyona sahip olmamızın yegâne sebebi, doğrudan yaşadığımız çağ ve bu çağın insanı ile ilgili aslında. Her şeyin çok hızlı tüketildiği, uzun soluklanmalara izin vermeyen bir düzenin içinde var olmaya çalışıyoruz. Parçalanmış zihinlere ancak parçalanmış hikayeler sunabilirsiniz. Tiyatro işaret eder. Bakın burada ne var der. Dolayısıyla bizden olanı evrensel noktaya taşırken bunu “nasıl” yapacağınıza odaklanmak önemli. Duygular cinsiyetsiz ve özgürdür. Herhangi bir kültüre, herhangi bir dile sığmaz. Ama onları anlatış biçiminiz yaşamın dinamizmi ile örtüşmeli bana göre. Sadece yazar olarak değil, oyuncu, tasarımcı, yönetmen olarak da böyle bu. En nihayetinde insan yaşadığı çağın ruhuyla şekillendiği gibi onun ruhunu da şekillendirir.
Bu multidisipliner yaklaşım ile izleyicilere ve sanatçılara ne tür bir deneyim sunmayı amaçladığınızı açıklar mısınız?
- Hem sahneye hazırladığımız metin düzeyinde hem de sahneleme biçiminde konvansiyonel olanın dışına çıkmayı arzuluyoruz. Çünkü artık postmodern bir dünyada yaşıyoruz. Bu dünyanın alımlama ve yazım estetiği çizgisellikten çok uzak. Nitekim modern yaşamın aksayan akışı, bireyin zihninde gedikler açtığı gibi, kurmacaları ve dramatik olanı da yapı bozuma uğrattı. Değişen ve dönüşen gerçeklik algısı, anlatıların yapısını ve yazım estetiğini etkiledi haliyle. Çağa egemen olan şizofrenik algı, teatral estetiğin içinde yeniden yorumlanarak güncellenmeli diye düşünüyorum. Artık neden sonuç ilişkisiyle ilerleyen, takibi kolay anlatımlar yerini postmodern zihnin yansıması olan kopuk, çok sesli, çok anlamlı anlatım ve sahneleme biçimlerine bırakıyor. Aslında bu durum anlamın ve alımlamanın çağlar boyunca kazandığı dönüşüm yolculuğuyla ilgili. Sanatçı gibi alımlayıcı da dış dünyanın ve yaşadığı çevrenin etkisi altındadır. Yeni dünya her şeyi içine çeken, sınırların belirsizleştiği, çoğul anlamların ürediği bir yaşam alanı sunuyor bize. Her şey her şeyle ilgili ama bir o kadar da kendinde bağımsız. Zihnin de bir palimpsesti vardır. Orada da her şey bir arada ama bir o kadar birbirinden kopuk yaşamaya devam eder. Bu yüzyılın bireyinin zihni böyle. Buradan hareketle, dsiplinlerarası karşılaşmayı mümkün kılan metinler üretmeyi, çoğul anlamlar üreten sahneleme biçimlerini tercih ediyoruz. Dolayısıyla seçtiğimiz ve ürettiğimiz yapıtlar, seyirciden izleyici olmasını bekliyor; ona hikâyeyi bütünlemesi için yol açıyor, ödev yüklüyor. Sahneden üretilen anlamın bir başka üreticisi de izleyicinin zihni oluyor böylece. Hep söylenegelen sözdür “Bir oyun metni ancak sahnede tamamlanır” diye, aslında alımlayıcının zihninde tamamlanır. Tiyatronun güzelliği de bu zaten. Her oyunun aynı oyun olmamasını sebeplerinden biri de bu zenginlik işte.
• Hayal Perdesinde ADİLE oyunu haricinde başka yazacağınız bir tiyatro oyunu olacak mı?
- Aslında Adile’den sonra yazdığım pek çok tiyatro oyunu oldu. Ömrüm ve dimağım izin verdiği sürece yazmaya devam edeceğim. Bu da benim hayatla ve insanlarla konuşma biçimim. Başka türlüsü çok az bir oksijenle yaşamaya çalışmak gibi olurdu.
• İçinizdeki dramaturg ile yazar anlaşamayınca son sözü kim söylüyor?
- Lisansım Dokuz Eylül Üniversitesi Dramatik Yazarlık ve Dramaturgi. Dolaysıyla üniversitede hem oyun yazarlığı hem de dramaturg olarak yetiştim. İkisi birbirini tamamlayan disiplinler aslında. Roland Barthes yazmayı örme işlemine benzetir. Dramaturg ise örülmüş olanı sökme işidir. Dolayısıyla burada bir çekişmeden ziyade birbirini besleyen, birbirine yol açan karlı bir ortaklık var. Dramaturg her şeyden önce yazılan metni “yazarın metni üretme motivasyonu”nu anlama üzerinden okur. Dolayısıyla önce yazıyorum, sonra da bir dramaturg olarak anlatmak istenilenin ne kadarının anlatıldığını, ne kadarının eksik kaldığını tartıyorum. Anlatılmak istenen ile anlatım biçiminin yani yapının uyumunu değerlendiriyorum. Çünkü benim için oyun metni bir şarkı bestelemek gibidir. Kısaca içimdeki dramaturg ile yazar iyi anlaşılıyor, birlikte hareket ediyor. Çünkü ikisinin de derdi anlatılmak isteneni doğru ritimde aktarmak. En azından benim için işler böyle yürüyor ????
• Adile Naşit bugün karşınıza otursa benim hikayemi niçin böyle yazdınız deseydi ona nasıl bir cevap verirdiniz?
- “Adile Naşit’in içinde yaşayan Adela’yı gördüğüm için böyle yazdım” derdim. “Yüreğini işittiğim için, kahkahandan süzülen gözyaşını anladığım için böyle yazdım.” Oyunun kalbinin attığı cümleyi burada not düşmek isterim : “Zihin ne garip bir şey”
• Dersaadet Yokuşu, Canfeda Çıkmazı, Önceleri Senden Hiçbir İz Yoktu ve Hayal Perdesinde Adile gibi oyunları kaleme aldınız her oyunun farklı hikayeleri var. Oyunu yazmaya nasıl başlıyorsunuz? En önemli destek aldığınız kaynak nedir? Araştırmak mı? Düşünmek mi? Üretmek mi?
- Dersaadet Yokuşu ve Hayal Perdesinde Adile geleneksel tiyatroya bir saygı duruşu niteliğinde yazdığım oyunlar. Bu oyunların motivasyonu bu oldu. Canfeda Çıkmazı, Oyuk, Gettoda Boks Başkadır oyunlarım ise “öteki”nin merkeze alındığı, hayata onların gözünden bakan oyunlar. Önceleri Senden Hiçbir İz Yoktu ise çağın temel varoluş sorunu olan “duyarsızlaşma”yı merkeze alan bir oyun. Sanırım en temel kaynağım pek çok oyun yazarının olduğu gibi “insan” ve insanın inşa ettiği yaşam-yaşamak halleri. Araştırmak ve yazacağım mesele/meselelere dair okumalar yapmak olmazsa olmazımdır. Yazmak için bildiğinizi bile yeniden bilmek zorundasınız. Her şeyden evvel yazar, dert edindiği meseleyi yazar. Ben uzun süredir, ötekileştirilenleri, delileri, meczupları, kıymet verilmeyenleri, kaybedilen değerleri yazıyorum. Yanlış olana spot tutup bakın burada ne var demek için yazıyorum. Hayal Perdesinde Adile oyunu da seyirciye sadece bir karakteri değil, kaybettiğimiz o kolektif şefkati hatırlatma sorumluluğu taşıyor. Seyirciden tek bir ricam var: ona sahip çıkın! Masallarınıza sahip çıkın. Bu toprakların değerlerine sahip çıkın. İnsan olmanın naifliğine sahip çıkın. Sahnelere, hakiki sanatçılara sahip çıkın. Geleceğin adımları, geçmişimizin ayak izleriyle örülür. Güzel izler bırakanlar bunu hak ediyor.
• Tiyatro haricinde beyaz perdeye taşımak istediğiniz bir projeniz var mı?
- Evet polisiye bir dizi projem var. Bekliyor ????
• İstanbul’da bir oyun atölyesi açmak istiyor musunuz?
- Elbette isterim. Tabii önce bunun için bir mekân ile iş birliği gerek. Tekliflere açığım. İstanbul’u seviyorum.
• Yazar & Oyuncu olmak isteyen genç tiyatro gönüllülerine hangi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?
- Ön yargılarınızı bir kenara bırakın. Bu katilleri, manyakları, acımasızları sevin anlamına gelmiyor. Sadece anlamadığınızı yazamazsınız ve oynayamazsınız demek istiyorum. Ön yargı, anlamanın önündeki en ciddi, en büyük engeldir. Gerçekten başka hiçbir iş yapamayacak durumdaysanız sanat üretin derim. Çünkü yazarlık da oyunculuk da gerçekten özveri, çokça çaba, dirayet gerektiren tutku isteyen bir meslektir. Eğer sanat üretmek için yaratıldığınıza inanıyorsanız hiç durmayın. Ömrünüz boyunca öğrenciliğiniz bitmeyecek. O yüzden çalışın, çalışın ve çalışın. Önünüzü değil ardınızı noktalayın. Demek istediğim, kendinize yeni şeyler öğrenmek için engel olmayın ???? Kendi koltuk değneklerinizi de kendiniz yapacaksınız, unutmayın. Yolunuz da yol da hep açık.
0 Yorum