TOLGA KILIK VE TİYATRO

Uzun bir aradan sonra, Tolga Kılık İle Tiyatro ve Sinema’dan konuştuk.
• 2007 yılında Ferhan Şensoy ile yollarınız nasıl kesişti? Tiyatro ile ilgili neler konuştunuz?
Üniversite dönemimde Konservatuar’ da müzik bölümü okumama rağmen tiyatro hep hayatımda vardı. Ama zorunlu sebeplerle tiyatro ve oyunculuğa bir süre ara vermek zorunda kaldım. Müzik öğretmenliğine başladım.2007 yılında kasım ayının bir hafta sonu aldığım gazetede “Nöbetçi Tiyatro için seçmeler yapılacaktır” ilanını okuyan ben hızlıca başvuruda bulundum ve seçmelere katıldım. Büyük bir mucize gerçekleşti ve ben 3 Aralık 2007 de resmi olarak nöbetçi tiyatro da ses tiyatrosu çatısı altında rahmetli Ferhan hocanın kanatları altına girdim.
Tiyatro’ya dair çok şey konuştuk metin kavramı ve oyunculuk üzerine kendi alanını yaratma fikrini ondan öğrendim. Önemli bir özelliği karakterle metnin dansını harika yaratmasıydı.
Geleneksel Türk Tiyatrosun’da müzik kullanma fikri kanto ve çalgı geleneği var olan bir durumdu. “Direkler arası ve çadır tiyatrosu” kavramlarının tarih içinde var olduğu her süreç içinde müzik ve tiyatro temaşa sanatının iki temel yapı taşıydı. Ferhan hoca kendinden bir imza atarak hikâyenin anlatısına kendi yazdığı müzik sözlerini ekledi. Bu sayede hikâye devam ediyordu. Epik biçimle anlatıyı müzikle devam ettirip hem sahnede seyircinin hikâyeden kopmasını engelliyor, hem de zaman ve mekân geçişlerini kolaylaştırıyor bu fikirle batı’nın Opera Komik fikrine de harika bir göndermede bulunuyordu. Bu sayede Geleneksel Türk tiyatrosu ve klasik tiyatro felsefesi arasında harika bir sentez yaratıyordu. Oyunlarında bunu yakından gözlemlemek ise benim için muazzam bir dersti.
• Ferhan Şensoy felsefesi, bugünün dijital çığlıklarıyla nasıl baş ederdi? Siz sahneye çıkarken kulağınızdaki o "Ferhanî" uğultularınız devam ediyor mu?
Baş etmezdi yani tenezzül dahi etmezdi bence. Muhalif kimliği zaten açık ortadaydı. Dik duruşu ve oyunlarıyla kendi düşüncesinde yolunda yürümeye bakar “BANA NE KARDEŞİM!” der.
Modern çağın gerekliliklerini olması gerektiği kadar kullanıp kendi olmaktan da vazgeçmezdi, vazgeçmedi de zaten. Haddim olmayarak böyle yorumluyorum. Daha fazlası vardır. Onunla daha uzun zaman geçiren kıymetli tiyatro ustalarımız daha da farklı şeyler söyleyecektir mutlaka ama bende ki “Ferhan hoca” yansıması böyle. Bende ona dair uğultudan ziyade net bir ses vardır. Disipilini, anlatı harikası fikirleri ve müzik fikrini oyunda kullanma becerisini kendime hep örnek aldım. Canlı bir derstir benim için onunla geçirdiğimiz zaman dilimi.

• 2010 yılında Ortaoyunculara geçtiğinizde Ruhundan Tramvay Geçen adam oyununda karakterinizi canlandırırken zorluk yaşadınız mı?
Hayır karakterim “HİTLER”di. “Keman çalan HİTLER nasıl olurdu?” Fikrini biraz sorguladım. Tabii bir de oyuncu arkadaşım sevgili Ebru’nun desteğini unutmam. Üzerine Ferhan hocanın reji yönlendirmeleri de girince ortaya keman çalan bir Hitler çıktı . J
• Ortaoyuncularla oynamak nasıl bir duyguydu?
Hayatımın en mucizevi dönemiydi. Hocamın bana seslendiği gibi “Dümbülsüz” oldum orada . İyi ki vardı. İyi ki onunla yollarım kesişti.
• Geleneksel Orta Oyunu "meydan" işidir. Bugünün meydanı sizce YouTube veya sosyal medya dijital sokakları mı? Bakırköy’ün kalabalığında yürürken mi insanı daha çok "doğaçlama" yakalıyor yoksa dijital dünyanın o öngörülemez durumu mu?
İnsan anlatmaya hep ihtiyaç duydu. Bir derdi vardı ve bu derdi farklı anlatı biçimleriyle ortaya koydu. Bu sebeple tarihsel akışta görüyoruz ki görünür olmak için ne gerekiyorsa da yaptı. Bu çağın meydanı da sanırım sosyal medya evet. Hepimiz yaptığımız işlerle görünür olmak için sosyal medyayı kullanıyoruz. Kısaca derdimizi anlattığımız her yer bizim için “meydan” olmak zorunda. Sokaklar da çok iyi gözlem yeri ayrıca.

• Tiyatro ve drama insanın kusurlarından, çatışmalarından ve ritim bozukluklarından beslenir. Kafanızın içinde bu iki zıt kutbun savaşı mı, yoksa müziğin matematiğiyle dramanın kaosunu barıştırdığınız gizli bir formülünüz var mı?
Tiyatro ve müzik çatışmanın sözler ve melodi ile uyumla anlatılmasıdır. Bende de savaş yok uyum var. Ben sözlerin melodisine bakıyorum. Kolayca akan ve duyguyu anlatan bir söz dizimi yazmak birincil hedefim.
• Hali hazırda yazdığınız veya canlandıracağınız tiyatro oyunu var mı?
Yazdığım bir oyun üzerine düzeltmeler yapıyorum. Canlandıracağım hali hazırda yeni bir projem yok.

• Yakın zamanda bir sinema projeniz olacak mı?
Bilmem evrene soralım soruyu cevabı o versin
• Ölüm temalı ‘’Hanımeli’’ kısa filmini seslendirdiniz. Yeniden seslendireceğiniz filmler olacak mı?
Kısa filmlerde olmayı seviyorum. Son dönemde sevgili Berke Bayrak tarafından yönetilen bir kısa film oldu. Orada farklı alanlarda yer aldım. Olur sanırım ben boş durmam mutlaka burnumu bir yerinden işin içine sokarım .
• Sizi yeniden televizyon ekranlarında görecek miyiz?
Yeni projeler oldukça evet. Uzun soluklu bir yolculuk olması dileğimi de burada eklemek istiyorum.
• Seçmek için bir hakkınız olsaydı hangisini tercih ederdiniz? Kısa filmde oynamayı, tiyatro’da bir karakteri canlandırmayı, enstrüman çalmayı, şarkı söylemeyi?
Hepsini seçtim. Seçiyorum, seçmeye de devam edeceğim
• ‘’Neye ağırlık veriyorsan kader seni oradan yürütüyor’’ sözünüzle ile neyi ifade etmek istediniz?
Hayallerinin ve umut ettiğin işlerin peşinden gitmeye devam etmek fikrini savunuyorum. Burada da “kader gayrete aşıktır” tam da söylenmesi gereken bir söz bence.

• Aynı sahneyi birlikte paylaşmak istediğiniz bir sanatçı oldu mu?
Oldu ve paylaştım zaten. ‘Ferhan Şensoy’ Ustamdı.
• "Defolarımız" kanalında keyifli bir sohbete imza attınız. Büyük baş yapıtlar, karakterlerin kusurlarından (Hamlet’in kararsızlığı, Othello’nun kıskançlığı) doğar. Bir senarist ve yazar olarak, yoksa insanlık defolarını sizce daha mı derinlere saklamaya başladı?
Ben saklamıyorum. Bu durum kişisine ve o kişinin karakterine göre değişiyor bence gerçek hayatta. Yarattığım hikâyelere ve onun kahramanlarına gelecek olursak karakterin bir defosu varsa hem bu defoyu hem de bu konudaki mücadelesini net gösteriyorum. Kimse mükemmel olmak zorunda hissetmemeli.
• Yönetmen yardımcılığını ve ses-efekt tasarımını üstlendiğiniz "Yüzleşme" ve "İntihar mı? Cinayet mi?" gibi oyunlarda, ses sadece bir arka plan ögesi olmamakla beraber oyunun kendi haline geliyor. Seyircinin gözünü kapattığında sadece oyunun ses tasarımıyla o duyguyu (gerilimi, dramı) yaşayabilmesi bir tasarımcı için ne kadar zor? Kulisteki ve sahnedeki Tolga’yı sesle nasıl nasıl destekliyor?
Hayat seslerin bütünü. Bir filmi izlerken hissettirilen duyguları birebir canlı şekilde tiyatro yaparken seyirciye hissettirmek müthiş bir illüzyon. Bu anlamda son dönemde çok başarılı işler yapan ses getiren müzisyenler var.
Haziran ayında “Neveser” isimli oyunu sahneledik. İçinde yazar olarak da emek verdiğim bu oyunu “Müzikal oyun okuması” kavramı ile sahneledik, yönetmenliğini yaptım. Rejiyi oluştururken hikâye bana ne fısıldıyor diye bakıyorum. Hikâyenin bir ses tonu var. Bu sesi ışık tasarımından ,oyuncunun tavrına kadar herkes ve her şeye yaymaya çalışıyorum. O zaman harika bir armonik uyum elde ediyorum.
. Eğitimci kimliğiniz ile yeni nesil oyuncu adaylarına kusursuz iyi bir oyuncu olmak için hangi önerilerde bulunmak istersiniz?
Çalışmak, çalışmak, çalışmak ve kendi emeğinin farkında olmak. Verilen emekleri de iyi görmek. Mütevazı olup yeni fikir ve bilgileri öğrenmeye açık olmak.
Anahtar Kelimeler: tolga kılık
0 Yorum