
FELATUN BEY İLE RAKIM EFENDİ…
İzmir Devlet Tiyatrosu'ndan Bir Türk Tiyatrosu Klasiği…
Osmanlı Reformu olarak nitelendirilen Tanzimat Dönemi, Sultan Abdülmecit zamanında, 3 Kasım 1839 tarihinde Tanzimat Fermanı'nın okunmasıyla başlayıp, 1876'da II. Abdülhamit'in tahta çıkmasının yanı sıra Meşrutiyet'in ilanı ile sona ermiş olarak kabul edilen bir modernleşme ve yenileşme sürecidir. Tanzimat Dönemi'nin özünde, toplumsal değerleri yitirmeden, batının medeniyet düzeyine ulaşma amacı vardır. Gelenekçi Osmanlı toplumunda gerçekleştirilen bu batı odaklı reform sonucunda, alaturka ve alafranga değerler arasında kaçınılmaz olarak birtakım çelişkiler ortaya çıkmıştır. Bu değişim, toplumun dar bir çevresinde kültürel yozlaşmaya neden olsa da, aslında Tanzimat Dönemi'nin Osmanlı toplumunun modernleşme ve kültürel gelişim sürecindeki rolü yadsınamaz. Ekonomiden sanata kadar pek çok alanda etkisini gösteren Batılılaşma çabası, elbette edebiyata da yansımış, dönemin yazarları batı edebiyatı türlerinden yoğun bir biçimde etkilendikleri eserler vermişlerdir.

İzmir Devlet Tiyatrosu 2008-2009 tiyatro sezonuna Türk Edebiyatı'nın iki klasik eseri ile başladı… Biri Orhan Kemal'den uyarlanan “Üçkağıtçı”, diğeri ise “Felatun Bey ile Rakım Efendi”… Ahmet Mithat Efendi'nin 1875 yılında yazdığı “Felatun Bey ile Rakım Efendi” adlı romanından Türel Ezici tarafından uyarlanan oyunda, Tanzimat Dönemi'yle birlikte Osmanlı toplumunun sosyal ve kültürel yaşamındaki değişimin yanı sıra, Felatun Bey ve Rakım Efendi karakterlerinin zıtlığı özelinde doğu-batı karşıtlığı yansıtılmaktadır.

İlk Türk Romanı…
Günümüz edebiyat eleştirmenleri tarafından ilk Türk romancısı olarak kabul edilen Ahmet Mithat Efendi, eserinde ulusalcılığı ön plana çıkartarak doğu-batı değerleri arasındaki uçurumu vurgulamakla birlikte, Batılılaşma hareketine destek vermiş, Tıpkı Mustafa Kemal Atatürk gibi, batının olumlu yönlerini yozlaşmadan benimsemenin gerekliliğine inanmıştır.

Elbette her geçiş döneminde olduğu gibi Tanzimat Dönemi'nde de, toplumun belli bir kesiminde yozlaşma görülmüş, batılılaşmayı sefahat düşkünlüğü olarak yorumlayıp benliğini yitirerek, özenti yaşamlar süren sosyetik bir kesim ortaya çıkmıştır... Ahmet Mithat Efendi, eserindeki komedi öğeleriyle bu kesime yönelik bir eleştiri yapmakla birlikte, doğu-batı sentezi bir eğitim almış olan Rakım Efendi karakteri özelinde Tanzimat Dönemi'nin olumlu kazanımlarını da aktarmaktadır. Ulusal kimliğine sahip çıkarak yüzünü batıya dönen Rakım Efendi, tam bir Tanzimat aydını modelidir. Oysa Levent Suner rejisiyle izlediğimiz Devlet Tiyatrosu yorumunda, Tanzimat Dönemi bütünüyle özenti ve sığ bir süreç olarak yansıtılmaktadır. Araya Fransızca kelimeler serpiştirerek konuşmaktan öte gidemeyen sefahat düşkünü bir Tanzimat İstanbul'u profili çizilerek, bu dönemin toplumun Batılılaşma sürecindeki önemi göz ardı edilmektedir.
Uyarlamanın Zayıf Yönleri…
Eserin sahne yorumunda, Tanzimat Dönemi'nin sosyo-kültürel anlamda toplumu olumlu yönde etkilediği, dönem aydınlarının kültürel ve düşünsel yönden çok iyi yetişmiş oldukları gerçeği vurgulansaydı, bu ilk Türk romanının repertuara alınma nedeni daha fazla işlev kazanırdı diye düşünüyorum! Oysa dönem aydını, sadece İzmir Devlet Tiyatrosu Sanatçısı Özkan Gezgin tarafından canlandırılan Rakım Efendi özelinde yansıtılıyor ve ezici curcuna çoğunluğu içinde o da yitip gidiyor. Rakım Efendi kişiliği aslında Ahmet Mithat Efendi'nin etkilendiği Romantizm akımının izlerini taşıyor… Karakter boyutu güçlendirilirse, dürüst, efendi, merhametli kişiliği, yumuşak kalbi, nazik tavırlarıyla gerçek bir romantizm kişisi olabilir Rakım… Cariye Canan'ı sırf özgürlüğüne kavuşturmak amacıyla satın alması, paraya ihtiyacı olmasına rağmen onu satmaması, insanların ticaret malzemesi yapılmasına karşı çıkması, onun modern fikirlerini yansıtırken, Canan'a aşık olduğu halde bir kardeş gözüyle bakması da onun dürüst ve namuslu kişiliği ile örnek bir dönem aydını oluşunu ön plana çıkartıyor.

Oyunda İzmir Devlet Tiyatrosu sanatçısı Tamer Yılmaz tarafından canlandırılan Felatun Bey karakteri, batılılaşmayı yüzeysel olarak yorumlamış sefa hayatı süren biridir. İsmini filozof Platon ile özdeşleştirerek kendince felsefe yapan Felatun karakteri özelinde, ulusal özelliklerini hiçe sayarak, batı özentisi bir hayat süren Osmanlı sosyetesi eleştirilmektedir. Rakım Efendi, Felatun Bey'e karşıt bir karakterdir. Bir yanda gazellerimizi ve dilimizi belleten bir öğretmen, diğer yanda ise pek çok yabancı dil bilen iyi eğitim almış, çalışkan, tutumlu, merhametli, özgürlük ve eşitlikten yana biridir Rakım Efendi... Kısacası, benliğini yitirmeden doğu- batı kültürünü özümsemiş örnek bir karakterdir. Oyunun finalinde, Tanzimat dönemi romancılığından bekleneceği üzere Rakım Efendi, yani oyunun iyi ve örnek karakteri dilediği mutlu yaşama kavuşurken, Felatun Bey düştüğü sefahat hayatında yaptığı hataların sonucuna katlanmak zorunda kalır. Bu noktada, “değişim süreci”ni yeterince kavrayamamış kesimin batı özentisi yaşam şeklini yeren dönemin tüm ulusalcı yazarlarının öykülerinden çıkarılacak ders hep aynıdır: Değerlerini yitirmeden modernleşen “iyi” karakterler daima kazanır.
Felatun Bey ve Rakım Efendi isimlerinde kullanılan "efendi" ve "bey" kavramları da karakterlerin temsil ettikleri değerlerin sembolüdür . Çünkü o dönemde üst sınıftan gelenler “Bey”, orta ve alt sınıfa mensup kişiler ise “efendi” dir toplumun gözünde… Günümüzde, özünde ve sözünde “bey” lik sıfatına erişememiş olduğu halde “bey”likle ödüllendirilen pek çok “efendi” için ibret niteliğinde bir metin aslında… Türk roman yazımının emekleme sürecinin ürünlerinden biri olan bu eser, edebi nitelik açısından, yazarın örnek aldığı batılı eserler kadar yetkin olamamıştır. Örneğin, yazar 17. yüzyılda yaşamış olan Moliere'in yarattığı karakterler kadar derinlemesine toplumsal eleştiri yapamamış, özellikle de kişilerin neredeyse karikatüre yakın halleri nedeniyle romanın karakter boyutu zayıf kalmıştır. Türel Ezici'nin uyarlaması ve Levent Suner tarafından yapılan reji, göstermeci tiyatronun öğelerinden yararlanmak suretiyle bu açığı bir ölçüde kapatmaya çalıştıysa da yetersiz kalmış.
Sahnede Danslı-Müzikli Bir Curcuna…
Oyun, romanda var olan Geleneksel Türk Tiyatrosu'nun Karagöz ve Meddahlık öğeleriyle Ortaoyunu mantığında sahnelenmeye çalışılmış, fakat ne yazık ki, pek çok detay göz ardı edildiği için hem türler birbirine karışmış, hem de kavramlar… İtalyan Halk Tiyatrosu Commedia dell'Arte'ye özgü jestler, mimikler ve maske kullanımı, davranış biçimlerini yerme amaçlı tiplemeler, Grotesk tiyatroya özgü zıtlıklar, abartılı oyunculuk, kostüm ve makyaj ile Ortaoyunu'nun sahneleme geleneği… Hepsi bir araya geldiğinde tam bir curcuna ortaya çıkmış… Bu karmaşa yüzünden İzmir Devlet Tiyatrosu'nun Felatun Bey ile Rakım Efendi yorumu müsamereden öteye gidememiş maalesef. Ayrıca, kadın oyuncuların kulak tırmalayıcı tizlikte, ses kontrolünden yoksun biçimde bağıra çağıra konuşmaları oyunu itici bir hale getiriyor. Özellikle de Mihriban adlı oyun kişisinin yorumu adeta bir amatör tiyatro izlenimi uyandırıyor. Elli yıllık tiyatroya yakışmayan, profesyonellikten yoksun bir yorum izlemek, hem eserin “Türk Edebiyatı'nın ilk romanı” olma özelliğine, hem de Tanzimat Dönemi'ni bilerek ve bilmeyerek oyunu izlemeye gelen seyirciye haksızlık diye düşünüyorum.
Geleneksel Türk Tiyatrosu Öğeleri ve İzmir'in 50 Yıllık Tiyatrosu…
İzmir seyircisi danslı-müzikli oyunlara bayılır, bu oyunu da eğlence yönüyle seveceklerinden eminim… Zira, selam sırasında salonda alkış kıyamet koptu, hatta ön sıradaki genç bir bayan “burada daha önce hiç bu kadar iyi bir oyun izlememiştik” dedi! Oyun boyunca salondan kahkahalar yükselirken, arada sırada patlayan eklektik esprilere acı acı gülümsedim, 50 yıllık İzmir Devlet Tiyatrosu'nun “hala gelemediği noktayı” düşünüp üzülerek... Eğer 2008 yılında Ahmet Mithat Efendi sahneleniyorsa, oyunun gerçek anlamda günümüze uyarlanması gerekirdi. Modern yorum adına bulunan tek çözüm, yazar Ahmet Mithat Efendi'yi rejisör olarak oyuna katmak ve bir çeşit “sağduyu” olmasını sağlamak olmuş… Ayrıca, rejisör'ün tabela gösterme yöntemiyle uyguladığı, Ortaoyunu'nu çağrıştıran pratik dekor çözümleri ve yine illüzyonu kırmak adına sahnede canlı orkestra bulundurulan danslı müzikli oyunun bazı sahnelerine hip hop tarzı bir iki müzik serpiştirmek… Tanzimat Dönemi'nde, yani 19. yüzyılda yazılmış bir romanın günümüz Türkiye'sindeki dramaturgi çalışması bundan ibaret!
Tekrar yazar Ahmet Mithat Efendi'ye dönecek olursak, kendisi; oyuncularına bilgiler ve öğütler vermesi nedeniyle döneminde “ilk hoca” sıfatıyla anılan bir kişiliktir. Ayrıca, romanlarında okuyucuyla diyalog kurma alışkanlığı olduğu için illüzyonu yok etmekte, bu yönüyle göstermeci tiyatroyu çağrıştırmaktadır. Yazarın bu özelliği, uyarlama metne eklenen rejisör karakteriyle vurgulanıyor… Metne bağlı kalarak oynamaya alışkın olmayan oyuncular, prova sırasında yazarın kitabi bilgilere dayanarak oyunu yönetmesini sürekli eleştiriyorlar, ciddiyetten sıkılıyorlar, bazen oyunu gerçek olarak algılayıp kişisel hırslarına kapılarak kavga çıkartıyor, kıskançlık dürtülerine yenik düşüyorlar… Prova yapan oyuncular arasındaki rol kapma mücadelesinin veya kişisel ilişkilerin yansıtılması aracılığıyla, geleneksel Türk Tiyatrosu'nda çok sık rastladığımız oyun içinde oyun mantığından yararlanılmış oluyor… Böylece dönemin disiplinsiz ve genellikle eğitimsiz oyunculuk anlayışı ile yazarların rejisörlük sevdasıyla çoğu zaman sahnede didaktik olma yanılgısına düşmeleri de vurgulanıyor. Oyun içinde oyun kurgusu ile; Ortaoyunu geleneğimizin illüzyona girmeden farkında olma niteliği ortaya konuyor.
Oyunda, 19. yüzyıl Türk Tiyatrosu'nda kadın oyuncuların Gayrimüslim vatandaşlardan oluşması, Müslüman kadın oyuncunun sahneye çıkmasının yasak olması vurgulanıyor. Bu yönlerden bakılırsa oyun, hem Tanzimat Dönemi İstanbul'una, hem de Türk Tiyatro tarihine ait detayların ipuçlarını veriyor.
Dramaturgi Çalışmasının Göz Ardı Edildiği Rejiler…
Sahnedeki curcuna bu kadarla bitmiyor: dönemin kozmopolit İstanbul'unda yaşayan gayrimüslim vatandaşları canlandıran oyuncuların aksanları da sorunlu… Konuşmalar ne tam İngiliz, ne Fransız, ne de Rum aksanı… İngiliz ailenin, Rum kantocuların ve diğer oyuncuların aksanları ayrı tellerden çalıyor… Aynı şekilde dadı kalfanın konuşması da evlere şenlik… Tıpkı Osmanlı tebaasına mı yoksa İtalyan Halk Tiyatrosu oyuncularına mı ait olduğu belli olmayan çeşitlilikteki kostümler, bir ölçüde grotesk diyebileceğimiz fakat estetik kaygıdan yoksun makyajlar ve çirkin perukalar gibi… Her detay, oyunun sirk havasını biraz daha pekiştirmiş ve maalesef ortaya karmakarışık bir oyun çıkmış.
Felatun Bey ile Rakım Efendi oyununda işin içinden çıkılamayan bir sorun da süre olmuş. İki saat on dakikalık oyunla yine bir rekor kırılıyor ve insan, Devlet Tiyatrosu süre konusunda televizyon dizilerini mi örnek almaya başladı acaba diye düşünüyor.
Tanzimat Dönemi İstanbul'unda Alafranga hayranlığının bir sonucu olarak araya Fransızca kelimeler yerleştirerek konuşma özentisi olduğu yansıtılmaya çalışılırken öyle abartıya kaçılıyor ki; konuşmaların Tanzimat Dönemi'ne mi, Türk filmlerine mi, yoksa günümüz Türkçe'sine mi gönderme yaptığı belli değil. Kaldı ki, şimdiki gençlerin konuşma ve ifade bozukluklarına yönelik eleştiri de sadece bir-iki kelimeyle ortaya konuyor. Böylece, “her şeyden birazcık olsun “ şeklinde bir reji çalışması yapıldığı izlenimi uyandırıyor.
50. Yılın Sorumluluğu…
Eğer oyunun Dramaturg'u Pınar Merterkek tarafından titiz bir dramaturgi çalışması yapılmış olsaydı, Türk temaşa geleneğinin ipuçlarını taşıyan bu oyun sayesinde hem Türk Tiyatro tarihine ışık tutulmuş olurdu, hem de Tanzimat'tan bugüne hala ağırlığını hissettiren doğu-batı karşıtlığı sorunu, günümüze yönelik bir taşlama şeklinde uyarlanabilirdi. Metin ve reji yönünden güçlendirilmiş bir Felatun Bey ile Rakım Efendi kuşkusuz, başarılı bir seçim olurdu.
İzmir'imizin sevgili tiyatrosunun, potansiyel kadrosu ve mevcut repertuarı ile daha nitelikli oyunlar ortaya çıkartabilecek kapasiteye sahip olduğuna inanıyorum… Bizim onlardan beklentimiz ise; daha derinlemesine dramaturgi, reji ve oyunculuk çalışmaları yaparak, tiyatronun işlevinin sadece eğlendirmekten ibaret olmadığını kanıtlayacak kalıcı projelere imza atmalarıdır. 50. Yılın ve devletin tiyatrosu olmanın sorumluluğu bunu gerektirir.
Anahtar Kelimeler: Felatun Bey İle Rakım Efendi, izmir devlet tiyatrosu
0 Yorum