MAKALELER

Tiyatromuzda "Selena Demirli Doğan Gerçeği"...

2024.06.10 00:00
| | |
1147

Selena Demirli Doğan başarıları, aldığı ödüller, mesleğine olan saygısı, kendini aşma çabası, sahne ışığıyla son dönemin...

Selena Demirli Doğan başarıları, aldığı ödüller, mesleğine olan saygısı, kendini aşma çabası, sahne ışığıyla son dönemin, hiç kuşkusuz, en özel oyuncularından biri.Telaşları, heyecanları hep tiyatro merkezli.Bakmayın henüz yirmili yaşlarının başında olmasına...sahnede bir hayat, kocaman bir hayat yaşadı şimdiden.

Selena ile röportaj yapmak nicedir aklımdaydı.Ancak devam eden temsiller, hiç bitmeyen çalışmalar, ödül törenleri şimdilerde okuma provalarına başladığı yeni oyunun ön hazırlıkları arasında, yine de sonsuz nezaketiyle ricamı geri çevirmedi.Zaman ayırdı.

- 2021 yılına dönelim önce, Oda Tiyatrosu ve kimsenin tanımadığı gencecik bir oyuncu..." Ağladım " ve Selena Demirli...neydi bu projenin mucizesi ? Ne oldu da böylesi bir başarıya eriştin ? 

- 'Ağladım’ projesi, kaç yaşıma gelirsem geleyim, anımsadığımda yüreğimin telini titretecek, gözlerimi dolduracak, burnumu sızlatacak, çok özel bir proje olarak başladı benim için. Yirmi iki yaşındaydım, İstanbul Şehir Tiyatrosu’ndan yeni mezun olmuştum, Bahçeşehir Üniversitesi Konservatuvarı’nda yüksek lisans yapıyordum. Pandemi sebebiyle, fiziksel derslere ara verilmiş olmasına ve artık İstanbul’da kalacak bir yerim kalmamış olmasına rağmen, sadece ‘Ağladım’ için cesaretle İstanbul’a geldim. ‘Ağladım’ geçirdiği maddi, manevi tüm mücadelelerin sonunda, aradığı mucizeye kavuşan küçük bir kız çocuğunun umut öyküsü olarak başladı. Tutunma aşkı. Tiyatroya tutunma aşkı, bu mesleği yapabilme aşkı, günün birinde, bu meslekle birlikte hatırlanabilme aşkı. Oda Tiyatrosu’na bardaktan boşanırcasına yağmur yağan bir akşamüstü gittim. O akşamüstü, elimde ‘Ağladım’ın metniyle çıktım. Yazarımız, Oda Tiyatrosu’nun yönetmeni  Kaan Erkam ve oyunun yönetmeni Levent Tayman’ın ‘Şenay’ı bana emanet etmesiyle başladı her şey. O günden sonra Oda Tiyatrosu ailesinin bana güveni ve inancı, devam etme gücümüzün birleşmesi, özellikle pandemi döneminde tiyatroların geçirdiği maddi zorluklara rağmen, ‘Ağladım’ı devam ettirebilmek için Kaan Hoca ile direnişimiz, benim projeyi hayatımın ve içimin tam orta yerine koyarak büyütme ve sahiplenme isteğim, hepimizin emeği, bizi bu güzel günlere kavuşturdu. Başlı başına bir azim öyküsü ‘Ağladım’. Bence bizim gönül telimizin sızısı ve heyecanlı ritmi seyircimize de yansıdı. Yüz iki oyun, üç yıl. Ne mutlu…

- Ve ardından Asmalı Sahne.Çok önemli bir oyunda yepyeni bir Selena Demirli Doğan.Biraz bu oyundan bahsetsen ?

- Bir gün, Asmalı Sahne’nin bir duyurusunu gördüm. Yeni projeleri için kadın oyuncu aradıkları yazılıydı. Asmalı Sahne’yi hep takip ederdim. Yıllardır… Başvurdum hemen. Seçmelere katıldım. Sonra, ‘İzlanda’nın Başkenti’nin kadın oyuncusu ben oldum. Hayatıma böylelikle, ikinci bir mucize daha doğdu. İzlanda’nın Başkenti’nin yazarı Zeynep Kaçar, yönetmeni Muharrem Uğurlu, yönetmen yardımcısı Serap Can, ortak yapımımız 1Oda1Tiyatro’nun sahibi ve kıymetli oyun partnerim Olcay Tanberken, ekibimizin diğer oyuncuları Eren Süloğlu, Ekrem Böncü, Burak Vuraloğlu… Teknik kadromuzda Ezgi Çatalkaya, Mahmut Çaymaz ve Ceren Güvenli yer alıyor. "İzlanda’nın Başkenti"üç sezon, yetmiş sekiz oyun oynadı. “İzlanda’nın Başkenti” metnini sahnelemek, bir oyuncu için başlı başına sıra dışı ve çok geliştirici bir deneyimdi. Bir distopya örneği. Kimliksizleştirilmiş insanlar, kanıksanan anlamların içinin boşaltılması, kabul ettiğimiz görevlerinden koparılmış objeler, ters yüz edilmiş bir ‘zaman’- ‘mekan’ algısı, düzene bir başkaldırı ve en önemlisi mizahla harmanlanma…Üç ödüle layık görülmüş, konvansiyonel olanın tamamen dışında kurgulanan, çok yönlü bir projeydi "İzlanda’nın Başkenti". Beni, Asmalı Sahne’yle kavuşturdu. Ekibimi çok seviyorum.

- Hiç kuşkusuz sanat hayatının en önemli dönüm noktalarından ikisini peşpeşe 2023-2024 tiyatro sezonunda yaşadın.İki oyun birden yönettin.Yönetmen Selena Demirli Doğan'ı anlatır mısın bize ? Nasıl bir yönetmen, sinirli mi, dediğim dedik mi ?

- Oda Tiyatrosu-ApplausHaus yapımı  ‘Montaigne’ ve Münferit Tiyatro yapımı ‘Kuşları Bile Vurdular’… Yönetmenliğini üstlendiğim iki oyun… Yönetmenlik, benim için bir süreliğine ressam olmak gibi. Ellerine renk renk boya kalemleri alıyorsun. Sonra o kalemlerin bıraktığı izlerin hangi kağıtta daha doğru ve estetik duracağını keşfediyorsun; hangi renkler birbirine karışabilir, hangi renkler yan yana veya tezat durmalı, düşlediğim imgelerin, hayallerin hangileri bu uyuma hizmet ediyor ve o manzarada uyumlu bir tutarlılık yaratıyor; analiz ediyorsun, “öngörüyorsun.” ve başlıyorsun oyunu ‘kurmaya.’ Aklım, eylemim ve düşüncem bir an olsun susmuyor. Tiyatronun her bir alanına açmak istiyorum algımı, öğrenme gücümü.. Yönetmenlik bunun için benzersiz, bu ise yönetmenlik için mecburi bir deneyim. Benim, oyunculara müdahale ettiğim nokta, onların yarattıkları karakter olmuyor hiçbir zaman; o karakterler, onların sesinde, bakışında, bedeninde gayet doğalında, onların doğasına özgü bir yaratıcılıkla can buluyor hep inanın; ikisinde de öyle oldu. Benim müdahale ettiğim nokta, onların vücudunda, kendi doğalında yaratılmış olan karakterlerin, nerede, ne zaman ve nasıl hareket ettikleri oluyor hep. Öncelediğim unsurlar hep aynı:  Doğallık, gerçeklik, samimiyet ve tutarlılık. Karakterin ve anın ‘yaşar’lığı. Eğer oyuncunun yarattığı karakter onun bedeninde ‘doğal’ duruyorsa, sahici ve samimidir her şey. Çünkü karakter, yaşıyordur artık. Sola bakan da sağa bakan da o ‘karakter’in kendisidir. Oyuncunun karakteri kendi bedeninde doğurma sürecine alan tanımak, hayal gücünü harekete geçirmesine izin vermek, bizi en doğru ve en organik noktaya  taşıyacaktır diye düşünürüm; oyuncunun bu süreçte de bir fikre veya yardıma ihtiyacı olduğunda, elbette ki çeşitli önerilerde bulunmaya çalışırım. Neticede oyuncunun metinde görmekte zorlanabileceği malzemeleri görünür kılmak da yönetmenliğin bir inceliği, en azından ben, benim “gözüm” ve “kulağım” olan hocalarım sayesinde çok şey  gördüm, öğrendim, dinledim hep. Karakter sahnede yaşamaya başladığı an ise, oyuncunun bedeninde doğurduğu karakterin, artık sadece sağa veya sola bakmasını söylerim.. Sahnenin doğası, doğal olarak bana neyi öneriyor, hangisi daha doğru, sahici ve estetik duruyor, bunu dinlerim; eylem kurarım. Bu bakış açım, sahnedeki diğer tüm unsurlar için de geçerli. Önemli olan, o an için, ‘doğru’ ve ‘tutarlı’ olanı yakalamak: oyunculukta, ışıkta, dekorda, eylemde, kostümde, müzikte, hepsinde geçerli. 

- Neredeyse ödül rekortmeni bir oyuncusun, şu ödülleri bir listele desem ?

- Çok teşekkür ederim. Güzel seyircilerimizin sevgisi, onlarla hikâyelerimiz sayesinde kurduğumuz bağ, en güzel, en kıdemli ödülümüz tabii ki. 
 Bu sene ilk kez, yönetmen olarak da bir ödül aldım. Sanırım hayatımın en heyecanlı anını, o ödülü alırken yaşadım.

2024 Direklerarası Tiyatro Ödülleri- Ragıp Ertuğrul Özel Ödülü (Montaigne)
- 2023 Ekin Yazın Dostları Tiyatro Ödülleri- Yılın Genç Yeteneği (Ağladım)
- 2023 Üstün Akmen Tiyatro Ödülleri- Yılın Umut Veren Kadın Oyuncusu (Ağladım)
- 2022 Yeni Tiyatro Dergisi Emek ve Başarı Ödülleri- Umut Veren Kadın Oyuncu

Aynı zamanda, yönetmenliğini üstlendiğim ‘Montaigne’ oyunumuz, bu sezon toplam beş farklı kategoride ödüle layık görüldü. ‘Kuşları Bile Vurdular’ oyunumuz ise yazarlık kategorisinde adaylık aldı.

- Selena oyuncu olmaya ne zaman karar verdin ?

- Henüz üç yaşındayken, oynadığım oyunlar hep tiyatro, müzik, dans ile ilgiliymiş. Örneğin, anneme hep, ‘anne bana bir şey söyle, ben o olayım.’ Dermişim.. Annem ‘sandalye’ derse sandalye, ‘tepsi’ derse tepsi olmaya çalışırmışım.
 Sonra beni, hep tiyatroyla, sanatla iç içe olabileceğim okullara yazdırdı ailem. Sizi çok iyi gözlemleyen bir anneniz varsa şanslısınız. Türk Alman Kültür Vakfı’nda ilkokul,ortaokul sürecimde tiyatroya olan ilgim çok büyüdü. Orada sayısız kez sahne aldım, eğitim aldım.Tiyatro hayatımın tamamı olmuştu artık, eğitimim hep tiyatroyla bütünleşti, birlikte yürüdü. Liseye geldiğimde artık mesleğimin oyunculuk olacağından emindim. Lisansımı farklı bir alanda tamamlasam da tiyatro eğitimimi sürdürmeye ve bu mesleği yapabilmenin profesyonel yollarını aramaya devam ettim. Vazgeçmemek, hayati konularda her koşulda kararlılık çok kıymetliydi benim için.

- Ailenin tepkisi ne oldu ?

- Ailem zaten tiyatroyla birlikte devam eden tüm eğitim sürecim boyunca benim yanımdaydı. Ben büyürken,  her gün daha fazla büyüyen ve artık ruhumdan taşan ve hiç susmayacak tiyatro sevdama adım adım şahit oldular. Annem, en başından Güzel Sanatlar Lisesi’nde okumamı istedi hep. Bu serüvendeki kahramanım annem. Beni küçücük bir bebekken bile an be an gözlemlemiş, keşfetmiş, yeteneklerimin ne olduğunu anlamaya çalışmış, filozof bir annem var diyebilirim. Canım babam başta tiyatroyu meslek olarak seçmemle ilgili korkular taşıyordu içinde. Bir de onlardan uzakta, farklı bir şehirde olunca… Mesleki anlamda hiç bilmediği, tanımadığı, şahit olmadığı bir alandı tiyatro. Büyüdükçe çok daha iyi anlıyorum babamın korkularını da endişelerini de. Ama zamanla içimden taşan kelebekleri avuçlarına alıp sevdi o da. Her oyunumu onlarca kez seyrediyor. Öyle huzurluyum ki… Maddi, manevi bu mesleği yapabilmem için, ailem her koşulda çok emek verdi. Şimdi en büyük destekçilerimden biri de eşim. En büyük minnetim onlara.

- Eğitimini sorsam ?

- Ben ilkokul, ortaokul ve liseyi İzmir’de, Türk Alman Kültür ve Eğitim Vakfı’nda okudum. Ardından İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı lisans eğitimimi tamamladım. Lisans sürecim boyunca yine sınavla kabul edildiğim, İstanbul Şehir Tiyatrosu Darülbedayi Atölyesi’nde eğitim ve sahne aldım. Mezun olur olmaz, Bahçeşehir Üniversitesi Konservatuvarı Tiyatro Yüksek Lisans eğitimime başladım. Geçtiğimiz yıl, “Heiner Müller'in Son Dönem Tiyatro Metinlerinde Konvansiyonel Tiyatroya Ait Yapı Unsurlarının Kırılış Biçimleri”  başlıklı yüksek lisans tezimi ve Heiner Müller’in “Medea Material” isimli mezuniyet oyunumu sunarak mezun oldum. 

- Müzikallerde de ufak rollerin oldu değil mi ?

- İstanbul Üniversitesi’ndeki lisans sürecimde İstanbul’u keşfetmeye çabalarken okulumuzun tiyatro kulübünde bir sene oyunculuk, bir sene de oyunculuk ve yürütücülük yapıyordum. Tam o aşamada, İstanbul Şehir Tiyatrosu Darülbedayi Atölyesi’nin sınav açtığını görerek başvurdum. On dokuz yaşındaydım, nasıl bir heyecandı anlatırken bile sesim titriyor. Kazandığımı öğrendiğimde, benim için bir müzikal serüveni de başlamıştı. Çünkü şan hocamız Hakan Elbir, bizi hep müzikallerden çeşitli parçalarla çalıştırırdı.  Ödevlerimiz hep müzikaller üstüneydi. Dünya ve Türk müzikallerini, sayesinde aklıma kazıdım. Sonra kendisinin şefliğinde, ‘Müzikallerden Seçmeler’i Şehir Tiyatrosu Darülbedayi Atölyesi kapsamında sahneledik. Sonraki sene, 2020’de, İstanbul Kültür Sanat Sezon Açılışı kapsamında, İstanbul Şehir Tiyatrosu ile birlikte Haliç Kongre Merkezi’nde çeşitli müzikallerden sahneleri canlandırdığımız büyük bir gece düzenlendi. Küçücük de olsa o büyük gece için, Zihni Göktay Hoca ile aynı sahneyi paylaşmışlığım, aynı provayı almışlığım var. Hayatımın çok özel yılları, hiç unutmayacağım.

- 2054 - 2055 tiyatro sezonunda " Ağladım " ı canlandıracak oyuncuya ne söylerdin ?

- Duy, gör, kokla, hisset. Şenay’ın içinde sürekli çalan, o hisli bestenin peşine takıl.’ derdim.  “O beste seni sadece Yüksekova’nın değil, Dünya’nın bütün masum çocuklarının bakışlarına, hayvanların sadık dostluğuna,  koparılmamak için inatla büyüyen, filizlenen dalların, çiçeklerin yamacına götürecek. Hepsini hisset. Hepsini anlat. Konfor alanının dışına çıkmaktan, esnemekten, bilmediğini öğrenmekten sakın korkma. Cesur ol ve söyle şarkını derdim. O şarkı bana ve çok kişiye ilham oldu, ‘iyi’ kalan, ‘özgürlüğünü’ arayan çok kişiye ses oldu; avazın çıktığı kadar yüksek sesle söyle bu şarkıyı.”, derdim.

- Buğulu bir pencere camına ne yazarsın ?

- “Bir ‘yol’ bulacaksın.” Bu benim sihrim ve şifam. ‘Yol’ çok güzel, çok anlamlı bir sözcük. Yolda kalmak, yol bulmak, yol aramak, yol göstermek. Çareyi, barışı, amacı, dermanı, devam eder halde olmayı ifade eder ‘yol’. İster koş, ister yürü, ister dur biraz. Ama yoldan vazgeçme. En ümitsiz, en sessiz anlarımda, ‘bir yolunu yine bulurum.’ derim ben hep. İnançtır, azimdir, emektir yol benim için. Arayıştır. Hep bir yol bulmalı. Hiç vazgeçmemeli.

- Ayşen Gruda ' Tiyatro dinleme sanatıdır,' dermiş.Bu konuda yorumunu sorabilir miyim ?

- Nasıl anlamlı bir cümle… Ucu bucağı yok sanki. Doğayı ‘dinlemek’, sonra doğayı anlamak ve anlatabilmek. Kalbini ‘dinlemek’, kalbinin söylediği duyguyu ve anı ‘anlatmak.’ Bir derdi ‘dinlemek’, o derdi alıp sahnenin tam ortasına bırakmak ve binlerce kişi tarafından ‘dinlenme’sini sağlamak. Oyun arkadaşını ‘dinlemek’, sonra algılamak ve tepki vermek. Özümsemek. Yönetmenini, yazarını ‘dinlemek’, dünyasını doğru  kavramak. Denizi, yaprakları, rüzgarı, haykırışları, kahkahaları dinlemek, ‘ilham almak.’ Bazen tek bir ses, doğru anın ve eylemin ilhamı ve çaresi, ‘yol’u olmaz mı? Tiyatro hayatın ta kendisi. Hayatın içindeki her şey, tiyatroda var. Anlayabilmenin ve anlatabilmenin en içten, en berrak ilk yolu ‘dinlemek.’ Hayata dair ve ait olan her şeyi,  “dinlemek”le başlıyor ‘oyun.’ Sesin hiç susmaması dileğimle…

 

Anahtar Kelimeler: Selena Demirli Doğan



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir