
Geçtiğimiz günlerde, Papirüs Yayınları etiketiyle raflarda yerini alan Songül Kişioğlu imzalı " Bir Kızıl Mavi Türküdür Yaşamak " adlı piyesi, bir tesadüf sonucu iki ya da üç kadar yıl önce Serkan Aydın'ın yorumuyla dinlemiş, çok beğenmiştim. Son derece çağdaş, kusursuz, lirik bir anlatıma sahipti...
" Bu oyun; insanoğlunun beden ve ruhunun bilinmezliğinin şifrelerinde sırlanmış, sularla gelip sularla uğurlandığımız “mavide özgür, kızılda öfke olup yaş aldığımız zaman diliminde” dünya kazanımlarına esir olan ruhlarla, ilahî aşk ile barışı kucaklayan ruhların yeryüzüne saçılmış tohumlarının öyküsüdür.
O tohumlar ki kimi zaman güle, kimi zaman küle dönüşür. Acıyla kül olanda, sevdadan gül olanda, bir damladan ırmaklara dönüşüp akarken, gün gelecek, çatlağını bularak dünya günlerinden ayrılacaklar… Çatlağa kadar kim ne öğrendi, ne yaşadı ve nelerle harmanlandıysa, ardında o izleri bırakarak vedasını yapacak.
Ardımızda bıraktığımız izler ise yeni ruhların kalbine bir kızıl mavi türkü olup düşecek. Hayat yolculuğunuzda öfkenin kızılından uzaklaşarak mavinin özgürlüğünü kucaklayın. Bırakın kuşlar uçsun..."

Songül Kişioğlu'nu aradım hemen ve ilk sorunu yönelttim:
- Yaşamak neden kızıl mavidir? Ve neden bir türküdür?
Tiyatroya emek veren; yazar, yönetmen, yapımcı, oyuncu, dekorcu, ışıkçı, işçi ve okuru ve izleyicilerine hoşgörüyle bezenmiş bir ömür dileklerimle sözlerime başlamak isterim.
“Bir Kızıl Mavi Türküdür Yaşamak” isimli tiyatro oyunumun okurlarla buluşması için emek veren yazar, şair belgesel yönetmeni İsmet Arasan Beyefendi ile başta Alpay Batur Beyefendi olmak üzere Papirüs Yayınları çalışanlarına teşekkür ederim.
İnsan görünen bedenden öte ruhuyla insandır ve asıl varlığı ruhudur.
İnsan doğumdan vedasına kadar hüzünleri ve sevinçleriyle farklı farklı ruh hâllerindedir.
Bu hâller kiminin öfkesinin ateşinde kızıl, kiminin huzurunda mavinin dinginliğine bürünür.
Halk arasında “çok öfkelenildiğinde yüzü kıpkırmızı oldu, ağladığında ise gözleri kan çanağına döndü” derler.
Savaşın renginin kırmızı olması akan kanın rengiyle özdeşleştirilir.
Âşık olursunuz “yürek yangını var” derler.
Aşkın heyecanının, tutkusunun neredeyse her yürekte karşılığı kırmızıdır.
Aşk hüzünle bittiğinde insan için şafak kızıl olur.
Kızıl renkle ilgili hayata dem vurmuş deneyimler vardır.
Mesela, Sabah kızıllığı için denizciler “dikkat” diye uyarı verirler.
Kuşların hiçbir işaret olmamasına rağmen rotasını bulduğu yerdir gökyüzü.
İnsan ruhu mavinin dinginliğinde gelecek için kendisine yeni bir rota oluşturabilir.
Üzgün olduğunuzda baktınız mavi bir deniz ruhunuza şifa olabilir.
Mavi umudun varlığıdır.
İşte bu nedenle yaşamak kızıl ve mavidir.
Yaşamın türkü olmasının nedeni ise sestir.
Birçok insan görerek dünyayı tanıdığını düşünse de bana göre aslında “ses” ile tanır.
Yeni doğmuş bir bebek duyduğu seslerin olduğu yöne bakar. Baktığında gördüğü insan, cisim vs. vs. ile dünyayı tanır.
Şiirle bütünleşen notalar ezgileri oluşturur.
Şüphesiz insanın duygularının en etkin anlatım yolu ezgiler, türkülerdir.
Kitabımın isminde “türkü” ifadesine yer verdiğim gibi bizzat tasarladığım, çizdiğim ve ardından “camaltı sanatı” ile yaptığım kitap kapağında da “türkülerin hayat bulduğu bağlamaya” yer verdim.
Türküler “Anadolu halkının coğrafyasının birliği, dirliği, hüzün, sevinç, mücadele ve yürek yangınlarının yeryüzüne akan sesidir.”

- Yazdığınız ilk piyes sanırım... Bu proje nasıl şekillendi?
Evet, yazdığım il piyes. Daha önce kültür, sanat ve edebiyat dergilerinde şiirlerim ve nesir yazılarım yer bulmuştu ancak 2023 yılında “Su Duyar” öykü kitabım ile edebiyat dünyasına ilk adımımı attım.
Tiyatro Oyuncusu Serkan Aydın beyefendi ile yeni tanıştığımız zamanlardı, bana içeriğinde “Anadolu ozanlarının ve hayatın olduğu bir piyes yazabilir misiniz?” dedi. O gün ilk cümleler doğdu.
Tiyatro piyesi yazmak konusunda deneyimim yoktu ancak bağımsız sinemacı, yazar, şair ve belgesel yönetmeni İsmet Arasan beyefendi ve Serkan Aydın beyefendinin yol göstericiliğinde tiyatro edebiyatına ilk adımımı attım.
Yazarken kendimi tiyatro sahnesi önünde bir koltukta izleyici olarak hayal ettim. Oyuncunun ağzından cümleler dökülürken; üzerinde nasıl bir giysi olmalı, sahneye hangi renk ışık düşmeli, arka fondan hangi sesler duyulmalı ve sahnede hangi eşyalar - cisimler olmalı sorularının cevapları ile yazdım.

Tiyatro sahnesinden oyuncunun izleyici ile iletişime geçmesi hatta kısa da olsa oyuna dâhil edilmesi benim izleyici olarak ilgimi çeker. Bu nedenle tiyatro oyununda yer verdim.
Şiir ve öykü yazarken “insanların kalbine usulca bir demet gül misali hoşluk bırakacak nahif anlatımları” seviyorum.
“Bir Kızıl Mavi Türküdür Yaşamak” isimli tiyatro oyununu yazarken izleyicinin yüreğiyle kucaklaşacak şiirsel anlatımı tercih ettim.
Bir kamu kurumunda orta kademe yöneticiyim, yaklaşık on yıldır camaltı sanatı ile hemhâl oluyorum. Ama yazmak çocukluk yıllarımdan beri tutkum.
Geçmişte Anadolu’da ölen insan için bugün kullanmakta olduğumuz “öldü” tabiri yerine “su çatlağını buldu” derlermiş.
Hayat, çatlağını bulma yolcuğundan ibarettir.
Yolda yolcuları bulmak isterken çatlağa kadar akan Su’nun “damlalarının birleşerek akar oluşturduğunu” düşünecek olursak; birleşme, birlikte hareket etme ve hayatı ortak sürdürme gayreti olduğunu da göreceğiz.
Bu durumda birlikten kardeşlik ve su kardeşliği doğar.
Çatlağımıza varıncaya kadar “insan-insan, insan- diğer canlılar” su kardeşidir.
Tüm canlılar özü, mayası aynı olduğu Su’dan yaratılmıştır.
Su Kardeşliği bağı, sadece kan, sadece vatandaşlık bağı ile devlete veya bir ideolojiye bağlılık anlamına gelmiyor, daha evrensel düzeyde tüm dünya canlılarını, insanları, hayvanları ve ağaçları birbiriyle birleştiriyor.
Yazılarım, şiirlerim, hikâyelerim ve tiyatro oyunum “Su ve Su Kardeşliği” teması baskındır.
Piyes hakkında kısa bilgi vermek isterim.
Bir damla Su’nun yolculuğunu anlamaya, anlamlandırmaya, hakikate ulaşmaya vesile olmaya, çatlağımıza varıncaya kadar yolculuğumuzda hepimizin aslında su kardeşleri olduğumuz gerçeğini evrensel bir bakış açısı ile dile getirmeye çalıştım.
Bir damla suyun dünyaya gelişi ile ayrılışı arasında ki zaman dilimi hayat olduğuna göre; Ben’likten biz’liğe, su kardeşliğine, birliğe götürme gayretinde olan insanlarla, yolunu kaybetmiş, arayışta olan insan/insanlar piyesin hedef kitlesidir.
Bir damla su ile dünyaya geldiğimiz ve sularla uğurlanacağımız zaman diliminde yeryüzünde yaşayan insan dâhil tüm canlıların huzur, barış, sevgi ve kardeşliği piyesin kazanımı olacaktır.
- Her oyun yazarı eserinin sahneye taşınmasını ister... ama kimi yönetmen ve yapımcılar, oyuncular için en iyi oyun yazarı " ölü oyun yazarı" dır. Çünkü bazı oyun yazarları provalarda çok şeye karışır, tek bir sözcüğümü değiştirtmem, derlermiş. Siz eserinizin birebir sahneye taşınmasında ısrar eder misiniz, yoksa önerilen olası ufak tefek değişiklikleri kabul eder misiniz?
Kimi yönetmen ve yapımcılar, oyuncular için en iyi oyun yazarı "ölü oyun yazarı" dır deseler de bu düşüncelerine katılamıyorum. Ölen yazarın bedenidir ancak eserleriyle yaşarlar. Usta yönetmen ve yapımcıların artık aramızda olmayan yazarlara ve eserlerine hayattaymış gibi özen gösterecekleri düşüncesindeyim.
Bu nedenle yaşayan bir yazar için aynı özeni göstermek ustaca bir eylem olacaktır.
Elbette yazdığım tiyatro oyunun sahnelenmesini çok arzu ediyorum ancak her şeyin bir vakti olduğuna da inanırım.
“Su akacak ve yatağını bulacak” sözünü yolumun ışığı bilip, kucaklaşacağımız günü heyecanla bekliyorum.
Tiyatro edebiyatı okurlarıyla ”Bir Kızıl Mavi Türküdür Yaşamak” isimli tiyatro oyunu kitabım ile ilk kez selamlaşmış, tanışmış, izleyicisi ile buluştuğunda ise sanırım artık kucaklaşmış olacağız.
Eserimin tiyatro oyunu olarak sahneleneceği zaman elbette ufak tefek değişikliklere uğrayabileceğini tahmin ediyorum.
Kitapta kurduğum bir cümle sahnede aynı gücü bulamayabilir, bunun farkındayım.
Ben yazan kişiyim ancak sahnelenmesi ustalarının bilgisinde, dizelerinde hayat bulacaktır.
Tiyatro yönetmenlerinin bilgisine müdahalede bulunmayı düşünmem.
Demirci ustası demiri ateşte döverken, çömlekçi toprağı testi yaparken müdahale ne kadar yanlış ise tiyatro yönetmenine müdahale de sanırım aynı ölçüde yanlıştır.
Tek beklentim o şiirsel anlatımın sağlanması ve oyunun ana fikrinin korunması olacaktır.
- Oyun yazarı, dramaturg, yönetmen işbirliğine inanan biriyim. Siz bu konuda ne düşünürsünüz?
Düşüncemi “tarladan mahsulün toplanması” ile “tiyatro eserinin sahnelenmesi” gayretlerini benzeştirerek ifade etmek isterim.
İmece Anadolu’nun mayasıdır.
Öte yandan tiyatro eserinin sahnelenmesi başlı başına bir yol, yolcu ve yol arkadaşlığı hikâyesidir. Yolculukta yol arkadaşlığı emin adımları gerektirir, emin adımlar ise danışarak, fikir üreterek ve birlikte karar vererek atılabilir.
“Oyun yazarı, dramaturg, yönetmen işbirliğinin” yeni tiyatro oyunlarına kutup yıldızı olacağını düşünüyorum. Ayrıca oyun yazarının gelişimine katkı sunacaktır.
- Tiyatro edebiyatına katkı değerindeki " Bir Kızıl Mavi Türküdür Yaşamak " adlı eserinizin ardından yeni proje ve çalışmalarınız var mı?
İnsanlarla birlikte nefes alan veren her türlü canlı örneğin ağaçlar, çiçekler, kuşlar, solucanlar ve daha nice hayvan ve bitkilerin kardeşliği dünyaya barışı getireceğinden ömrü veren izin ve fırsat verdiği müddetçe “Su’nun Kardeşliğine Dem Vuracak” oyunlar, şiirler, yazılar, hikâyeler ve romanlar yazmaya devam edeceğim.
Yaklaşık üç yıldır “İstanbul’da hem İstanbul’u hem göç hikâyelerini hem de aşka dem vuran” bir roman yazıyorum. Arada ateşini harlıyorum sonra soğutmaya bırakıyorum.
Şiirlerimi camaltı sanatı ile yaptığım eserlerimi bütünleştiren ve aynı zamanda geleneksel camaltı sanatını anlatan kitabın hazırlığını yapıyorum. Birkaç tane daha camaltı eseri yaptıktan sonra okurlara sunacağım. Bu sanat dalının yaşatılması, duyulması ve geleceğe taşınabilmesi için edebiyatın desteğine ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Bu kitap için şiir yazmak kadar camaltı eseri üretmekte hayli zaman istiyor.
Kamu mesai saatlerim dışındaki zamanlarımı sanat ve edebiyat için özellikle değerlendiriyorum.
- Yerli oyun yazarları arasında en beğendikleriniz... sizi etkileyenler?
Benim için her yazar ve eseri önemlidir, çünkü her biri dünyaya açılan başka bir penceredir.
Anadolu renk renk olduğu gibi yazarları ve şairleri de renk renk.
Namık Kemal’in “Vatan Yahut Silistre” oyununu lise yıllarımda izlemiştim ve çok etkilenmiştim. Güngör Dilmen’in yazımında ki evrensel bakış açısından ve şiirsel dili hayli ilgimi çekmişti.
Memleketim Kars’ın bağlarıyla ünlü Kağızman ilçesidir. Rahmetli babam ise tayin ile Anadolu’nun çeşitli ilçelerinde görev yapmış bir kamu görevlisiydi. Yıllık izinlerimizde Kağızman’a gittiğimizde mahallede büyüklerimiz bazı akşamlar toplanırlardı. Atışmalar yapılır, doğaçlama tiyatro benzeri oyunlar oynanırdı.
Taşrada büyüdük, taşra çocukları daima derin tiyatro yoksulluğu yaşarlar. Duyarsınız, varlığını bilirsiniz ama bir türlü göremezsiniz.
İşte ben o çocuklardan biriyim,
Annesi gebe iken babası ölen tiyatro yetimiyim.
Varlığını bilme nedenim ise memleketim âşıklar şehri Kars ve rahmetli babamın kitap okuma, tiyatro ve sinema hakkındaki öğretileridir.
Lise yıllarımda okul tiyatroları izleyici olarak ilk deneyimimdir.
Ama beni en çok etkileyen ise daha okula gitmediğim yıllarda halamın iş yaparken dinlediği radyo tiyatrolarıdır.
Radyo tiyatrolarını hâlen çok severim.
Zaman zaman Ankara’ya ve İstanbul’a gittiğimde tiyatro izliyorum.
Bartın gelenek, görenek ve şivesini sahneye aktaran Servet Çınçın Tiyatrosu’nu yakın takip eder ve izlerim.
Kış sezonunda Bartın’a gelen tiyatro topluluklarının oyunlarına mutlaka giderim.
Anahtar Kelimeler: papirus yayınları, Songül Kişioğlu
0 Yorum