
" Zühre’nin Hikâyesi Bu Ey Ahâli!”
Ersin Doğan'ın yazdığı, Selena Demirli Doğan'ın yönettiği " Sakla Saklan " adlı oyunun müzik tasarımını İlker Karsavuran, dekor tasarımını Zafer Metin ve Recai Erol, kostüm tasarımını Sefa Eraslan, ışık tasarımı ve ses operatörlüğünü Mert Şener Kahraman, afiş tasarımını Coşkun yaşar, yardımcı yönetmenliğini Barış Arslan, yapımcılığını ise Layla Tiyatro üstlenmiş.Oyun fotoğraflarını Volkan Erkan çekmiş.Bu arada hemen belirteyim, Başak Polat Karsavuran yaşar kıldığı Zühre yorumu ile üst düzey bir oyunculuk sergiliyor ve tüm övgüleri fazlasıyla hak ediyor.
“ Hatıralar, daha küçücük bir bebekken gelip ince ince yerleşiyorlar içine. Bir kez tutundular mı bir daha iflah olmuyorsun.”
Zühre ve Adis aslında tanıdığımız, bildiğimiz, hiç yabancımız olmayan insanlar.Kıran zamanlarından çıkıp gelmişlerdi.Hayatın sesleriyle doluydu kulakları.
Uyumaktan korkuyordu Zühre.Öldü diye bırakılmıştı.Yaşıyor gibi gözükse de Zühre çoktan ölmüştü aslında.Tıpkı Adis gibi.
Sadece o kırmızı...kan kokan, ağır, ağdalı kırmızı.Yedeğinde türküler, ağıtlar vardı Amasya'lı Zühre'nin.Issız bir ormanda da, kalabalıklar arasında da olsa fark etmiyordu.Yalnızdı.Hep yalnız...
Türkülere tutunmuştu, yedeğinde taşıdığını söylediği türkülere ve şiirlere, şairlere tutunmuştu....insan kalıp, insan biriktirmek istemişti aslında.Hepsi bu !

Evet, kendini duygularını saklamayı, saklanmayı öğrenmişti Zühre.Evet, evinin kapısında bir sabah koskoca bir çarpı işareti bulmuştu.
Eski zamanlardan, yorgun gün batımlarından geriye ne kalmıştı ? Mücadeleyle geçen bir hayat, hayal ve umut kırıklıkları dışında...Sahi, ne kalmıştı başka ? İki eksik bir bütünü oluşturabilir miydi ?
Zühre gözlerinde çoğalan, ama akmasına izin vermediği yaşlarla bizden hesap soruyordu.Zühre'ye ne diyecek, kendimizi nasıl savunacaktık ?
Geçmişin bütün hayaletleriyle yüzleşen, bazen çok eski, çok uzak bir zamandan, bazen tam da şu andan çıkıp gelmiş, yüreğinin sesini kaybetmemek için direnen Zühre karakterine kattığı sahicilik ve atmosfer ile Başak Polat Karsavuran sahnenin tüm duvarlarını, bilinen klişeleri yıkıp geçiyor ve alkışını alıyor.
Selena Demir Doğan eldeki malzemeyi çok iyi kullanmış, bir yönetmen olarak, kelimenin tam anlamıyla düzey sergilemiş.Değil saatler, günler, aylar boyunca etkisini yitirmeyecek bir rejiye imza atmış.
Ersin Doğan " Şairler Mezarlığı " nda olduğu gibi, yine tertemiz, şiirsel bir dil ile yazdığı, tiyatro edebiyatımıza katkı niteliğindeki " Saklan Sakla " adlı eseriyle bir defa daha farklılığını ortaya koyuyor. Yer yer soluk kesen, büyülü, gerçek ile gerçeküstünü başarıyla alaşımladığı bir dili var.Belki de " Saklan Sakla " ve " Şairler Mezarlığı " nı böylesine özgün kılan, hayatın gerçeklerine dair içgörüleri...
Ersin Doğan ile oyunun hemen sonrasında kısa bir röportaj gerçekleştirdik.

Pınar Çekirge - Ersin, bileğinin hakkıyla kalem kuşanmış, Türkçeyi böylesine güzel kullanan sayılı oyun yazarlarımızdan birisin.Bu sezon iki oyunun birden sahneye taşındı.Bu konuda neler düşünüyorsun ?
Ersin Doğan - Sözleriniz benim için çok kıymetli.
'Şairler Mezarlığı' ve 'Sakla Saklan' taşıdığı tüm dertlerin meyvelerini toplumumuzun iki ayrı bahçesine sarkıtan; gövdesi güçlü, kökü hâyli derinde iki ağaç gibi benim için. Çok ayrı zamanlarda yazılmalarına rağmen ortak dertlere yani insanın insanla olan mücadelesine farklı dünyalardan ve mekânlardan ses oldular. Bu iki sesin de seyirciler tarafından kuvvetle duyulması, emek harcadığım zamanlara şifa, yeni eserler yazma gücüme de ışık oldu.
P.Ç - " Sakla Saklan', Amasya’dan İstanbul’a uzanan bir direnişin ve ait olduğu seslerden, kokulardan, notalardan ayrı düşmemek için yüreğiyle, nefesiyle mücadele eden iki insanın yaşam hikâyesini anlatıyor," demişsin.
E.D. - Üstelik kimi kez çareyi de şifayı da notalarda, şiirlerde ve satırlarda arayan Zühre ve Adis’in, bulunduğu coğrafyaya her koşulda daha fazla tutunmak pahasına, birleşenlerin, birleştirenlerin hikayesini, anlatmaktı isteğim.
P.Ç - Biraz daha açar mısın, konuyu...
E.D - Zühre ve Adis iki 'eksik' insanın bir 'tam' olabilme gayretiydi benim için. Bu öyle bir eksiklik ki siz doğarken farkında olmadığınız ama akan zamanın içinde günden güne size anlatılan, öğretilen, hücrelerinize tesir etmesine engel olamayacağınız zorunlu bir eğitim hâli. Bu eğitimin sizde bırakacağı izler, derin yaralardan ibaret olabileceği gibi türkülere, şiirlere ya da bulunduğunuz coğrafyaya beslediğiniz tutkulu sevgiyle farklı bir kimliğe de bürünebilir. Sakla Saklan'da bunların tüm hâllerine şahit oluyoruz.
P.Ç - Beyoğlu'nun eski sokakları, çıkmaz dar yollarına götürüyorsun okur/ izleyiciyi ve derken...
E.D - Elif’in hecesi, Zühre’nin bazen kızıla bazen siyaha çalan güneşi, gazete sayfaları... yani hatıralarla yüzleştirmekti amacım.Sökün eden hatıralarla da.

P.Ç - Her oyun yazarı gibi, belleğinde mutlaka hep insanlar, hadiseler, notalar, sözcükler vardı.Hepsi birikti bir yerlerde.Günü geldiğinde yerlerini bulacaklardı nasılsa.Buldular da.Ne dersin ?
E.D - Her yazar heybesine doldurduğu maziden esintileri, yaşayıp gördüklerini, duyup hissettiklerini günün birinde kalemine yansıtır. Bu yansıma, dönüp dolaşıp sahne üzerinden seyircinin kalbine ulaşabildiyse, geçmişte yaşananları bugünün fikir deryasına taşıyabildiyse yazdıklarım benim için de yerlerini bulmuşlar demektir.
P.Ç - Oyunda kullanılan kostüm çok ilgimi çekti.Bu kostümün özelliğini oyunun yönetmeni Selena Demirli Doğan'a sormak istiyorum.
Selena Demirli Doğan - Kostümümüz Sefa Eraslan tarafından tasarlandı, dikildi. Aslında tek bir bedende iki farklı hayatı taşıyan özel bir tasarım. Seyirci, oyunun ilk yarısında Zühre’yi Adis’le tanışmadan önce tanıyor; onun yaşadığı coğrafyanın, ruhunun, karmaşasının izlerini taşıyan, hardal detaylı koyu kahverengi, yöresel bir elbise içinde görüyor. Canlı ve hareketli bir Anadolu kadınının gündelik haliyle karşımızda Zühre. Ancak Adis’le tanıştıktan sonra iki yıl geçiyor ve sahnede, oyuncunun tek bir hamlesiyle kostüm dönüşüyor. Daha sade, şık ve modern bir forma bürünüyor—Zühre’nin değişen hayatını, aldığı eğitimi, içsel dönüşümünü simgeliyor.
Ama bu değişim hiçbir zaman tam bir kopuş değil. Zühre sahnede dans ettikçe, türkü söyledikçe, hareket ettikçe, eski kostümüne ait motifler yeni elbisenin altından zaman zaman beliriyor. Kostüm tasarımcımız Sefa Eraslan’ın da dediği gibi: “Zühre, geçmiş hayatından ona miras kalan parçaları üstünde taşımaya devam ediyor.” Bu tasarım, Zühre’nin geçmişiyle bugünü arasındaki köprüyü, birleşimi, hatıraların yeni benliğe nasıl karıştığını anlatan çok özel bir anlatım dili kuruyor. Zühre’nin geçmişinden bir parça, oyun boyunca yeni hayatına karışıyor ve Zühre, yeni bedeninde, duruşunda, sesinde ve varlığında geçmişinden parçaları taşımaya hep
devam ediyor.
Bu yüzden kostüm, oyunumuzun en güçlü anlatı araçlarından biri.
Anahtar Kelimeler: ersin doğan, Selena Demirli Doğan, sakla saklan
0 Yorum