MAKALELER

Sade Yapım – Kar Küresinde Bir Tavşan

2025.12.12 00:00
| | |
16194

Paylaş:
Adeta masalın parlak kabuğunun altında yatan psikolojik dehlizlerin ürperten titreşimi duyuluyor.

SADE YAPIM – KAR KÜRESİNDE BİR TAVŞAN

Masal ile gerçeğin birbirine sürtünerek ışık çıkardığı, kırılganlığın sahnede görünür bedenlere dönüştüğü oyunlardan sonra insanın zihninde kendiliğinden bir yankı kalıyor. Sade Yapım bünyesinde tiyatroseverlerle buluşan Kar Küresinde Bir Tavşan, bu yankıyı sadece metniyle değil, diğer teatral bileşenlerin birçoğuyla kuran ve seyircisini görünen dünyanın dışındaki çatlaklara çağıran bir yapıyla ilerliyor. 

Ahmet Sami Özbudak’ın kalemiyle Burcu Salihoğlu’nun rejisinin uyumu, oyunu hem masalsı bir yumuşaklıkla hem de sarsıcı bir reel ambiyansla sunuyor. Adeta masalın parlak kabuğunun altında yatan psikolojik dehlizlerin ürperten titreşimi duyuluyor.
 

Özet
Şelale, kendi yarattığı evrende oğlunu ve kendisini dış dünyanın sertliğine karşı korumaya çalışır. Oğul Mutlu, bu dünyanın merkezinde dururken dışarıdan içeri süzülen Kadife hem bu evreni hem de annenin zihinsel dengelerini sarsan bir misafir olarak gelir. Üç kişinin hikâyesi, görünmez bir evin duvarlarındaki yarıklara yerleşir. Şelale’nin kapalı iç dünyası ile Kadife’nin sokak kökenli açıklığı karşılaşırken Mutlu’nun sığınağı çatırdar ve bir anda aile içi ilişkiler, ebeveyn tavrı, mecburî yalnızlık, cinsel arzular ve hayâl-gerçek ikiliği gibi hususlar tartışılır. Olay örgüsü basitçe ilerler ama ilerledikçe metnin psişik katmanları derinlik kazanır.

Yazar
Özbudak, iki kadının kederli yerlerinden birbirine tutunmasını anlatırken hiçbir noktada ajitasyona yaslanmıyor. Teatral atmosferin içinde kuvvetli bir psikolojik derinlik filizleniyor. Özellikle Şelale’nin çift kişilikli yapısı, kaygılarının bozukluk seviyesindeki sıkışmışlığı ve kısmen şizofrenik infilakları, metinde sade bir üslûpla yer buluyor. Bu göstergeler, yazarın psikolojiyi yüzeysel bir unsur değil, dramatik yapının aslî bileşeni olarak ele aldığını gösteriyor.
Özbudak’ın dili, lirik bir müzikalite taşıyor; imgeler ve yinelemeler oyunun atmosferini sağlamlaştırıyor. Metin, bir yandan masal unsurlarını koruyor bir yandan da psiko-dramatik gerilimi besliyor. Bu minvalde, metnin güçlü taraflarından biri de aile içi dinamiklerin ve zorunlu yalnızlığın bireyin dünyayı algılayışındaki çarpıklığa sebebiyet verişini görünür kılması oluyor.

Eserdeki komik damar ise hassasiyetle işleniyor. Dramın açtığı yara, mizahın hafifletici diliyle onarılıyor ve bu sayede ucuz melodramlardan uzak tutuluyor. 
Piyes, ne yazık ki Kadife’nin arka plânını gerektiği ölçüde açmıyor. Onun geçmişine dair neredeyse hiçbir nüans verilmemesi karakteri havada bırakıyor. Yazar, Kadife’nin yolculuğunu salondakilerin sezgisine veya tahayyülüne bırakarak riskli bir alan açıyor. Bu alan, bir müphemlik olarak kalıyor. Metin edebî kurgu bağlamında, bütün karakterlerin nereden geldiğini ve hikâyeye nasıl dâhil olduklarını daha somut işlememesinden ve ufak arka plân kırıntıları vererek karakterin ağırlığını dramatik bütünlük açısından muhkem kılmadığından eksiklik arz ediyor. Aynı şekilde Mutlu’nun gerçek babasıyla ilgili imaların yokluğu, gizemden çok tamamlanmamışlık hissi uyandırıyor. Bu da izleyicinin tamamlayıcı algısını köreltiyor; böyle bir boşluğun seyirciye bırakılacak bir iş olmamasından dolayı, yazım açısından zaaf hanesine yazılıyor. Zira bu tür boşluklar, edebî ve teatral yapı kurma açısından da konstrüksiyonun zedelenmesine yol açan noktalar arasında duruyor. Metnin güçlü olduğu psikolojik betimlemeler ile zayıf kaldığı geri plân açıklıkları arasında dikkatli bir denge kurulması gerekiyor. 

Reji
Reji, metnin ana damarını dağıtmadan ilerliyor. Salihoğlu, oyunun mekanik ritmini değil, iç devinimini esas alarak duygusal akışı titizlikle işliyor. Sükûnetli anlarda bile sahnenin nabzı hissedilir bir ritimde atıyor. Temponun düştüğü yerde, iç gerilim sönmüyor ve es olan epizotlarda dahi salonla kurulan bağ kopmuyor.
Salihoğlu’nun en güçlü hamlelerinden biri, komedi ile dram arasındaki geçişleri abartısız, doğal ve işlevsel biçimde düzenlemesi... Mizah, darbeli bir kopuş yaratmadan izleyenlerin nefes aralığı hâline geliyor. Bu kontrol, özellikle Kadife’nin sözde umursamaz ve vurdumduymaz tavırları ve Şelale’nin psişik gelgitleri arasında kurduğu karşıtlıkla oyunun balansını güçlü tutuyor. 

Yönetmenin kullandığı dil, masalın sembolik yapısını gündelik hayatın çelişkileriyle ustaca buluşturmaya yarıyor. Reel ile masal arasına çekilen çizgiyi koruyor; bu çizgi üzerinde dans eden oyuncuları konumlandırma biçimi, kompozisyonu teatral olarak zenginleştiriyor. Rejinin tercihleri – minimal patetik denge, anın sürekliliğine sadakat, mânâsızlık üretmeme – temsilin mantığını güçlendiriyor. Bu düzenleme, metnin psikolojik katmanlarını perdeye taşıma konusunda rejinin doğru okuma yaptığını gösteriyor.
Şebnem Telci Dereli’nin dramaturjik katkısı, tablolar arası geçişlere ve oyunun düşünsel bütünlüğüne akıcılık kazandırıyor. Ayrıca karakterlerin ruhsal tabakaları ve piyesin tematik omurgası sahneye son derece rafine bir çerçeveyle taşınıyor.  Bu uyum sayesinde reji bir yandan komedinin canlılığını bir yandan da ruhsal derinliği dengeli biçimde var edebiliyor.


Oyunculuklar


Sevinç Erol (Şelale)
Sevinç Erol, çatlakları olan bir karakteri ustalıkla göğüslüyor. Şelale’nin zihinsel dalgalanmaları, kaygılarının iç sesleri ve şizofrenik çatırtıları, oyuncunun bedeninde ve ses tonunda kesintisiz bir akış hâlinde görünür oluyor. Yine rol kişisinin çift kişilikli hâlleri, manik-majör dalgalanmaları ve içe kapanma anları, Erol’ün kontrolünde duygudurum yelpazesine dönüşüyor. Oyuncu, ani geçişleri zorlamadan, mikrofiziklerle çalışıyor. Bu performans, oyunun bilişsel omurgasının en ayakları yere sağlam basan taşıyıcısı oluyor. Çoklu hâlleri bir senteze dönüştürmesi de ruhu belirleyen temel güçlerden biri hâline geliyor.


İrem Kâhyaoğlu (Kadife)
İrem Kâhyaoğlu, oyunun komik damarını besleyen isim olarak öne çıkıyor. Kadife’nin alaycı ama sevecen tonu, sokaktan taşıdığı hafif pervasızlık ve masalsı evrene girerken yaşadığı uyumsuzluk, oyuncunun doğal mizahıyla birleşince sahne ritminde gevşeme anları yaratıyor. Dramdan komediye akarken en ufak bir zorlama hissettirmemesi, Kadife’yi oyunun duygusal dengesi açısından kritik bir yere yerleştiriyor. Kâhyaoğlu, şanoya her çıkışında atmosferi rahatlatan ama karakterin kırılgan alt kesitlerini de asla ihmâl etmeyen bir yapı kuruyor.
Genel olarak, oyunculuklar rejinin kılavuzluğunda doğal, içten ve ritmik bir birliktelik sergiliyor; bu birliktelik, tutarlılık ve duygusal süreklilik sağlıyor. 

Sanatsal Tasarımlar
Dekor, ışık, kostüm ve müzik, temsilin masalsı kabuğunu incelikle örüyor. Cihan Aşar’ın dekor tasarımı, görünmez bir evin sınırlarını hem belirgin hem geçirgen hâle getirerek seyirciyi içeri davet eden bir mekân dili kuruyor. Cem Yılmazer’in ışığı ise çöküşlerin ve çıkışların ritmini görünür kılan bir dramaturjik araç olarak çalışıyor. Atilla Gündoğdu’nun müzikleri ve Şebnem Telci Dereli’nin şarkı sözleri, oyuna duygusal derinlikle beraber atmosferik süreklilik kazandırıyor. Sedat Çiftçi’nin kostümleri, karakterlerin psişik hâllerini ve toplumsal kökenlerini sembolik düzeyde işaretleyerek hikâyeye eşlik ediyor. Seda Özgiş’in hareket tasarımı ise sahnenin görünmez gerilimini bedensel bir akışa dönüştürüyor.

Her bir tasarım unsuru, temaşanın doğasını güçlendirirken aynı zamanda hikâyenin sosyolojik ve psikolojik tabanına ustaca temas ediyor. Hiçbir ayrıntı gelişigüzel bırakılmıyor; estetik bütünlük her noktada kendini hissettiriyor.

Psikolojik ve Sosyolojik Dokunuşlar
Metin ve sahneleme, bireysel psikopatolojilerin aile içindeki yankılarını sorguluyor. Şelale’nin hâlleri, bir annenin endişeli ve beraberindeki korumacı tutumunu uç noktada gösteriyor; bu, Mutlu için hem koruma kalkanı hem de realiteden kaçış eğilimi sağlıyor. Kadife’nin dışarıdan gelen gerçekliği, aile sistemine sokulan bir tazelik kadar ters bir ayna da getiriyor: Toplumun marjinal bireyleriyle ailenin iç çarkları arasındaki iletişim arızları ortaya çıkıyor.


Sosyolojik açıdan oyun, dışlanmışlık ve iletişimsizlik temalarını irdeliyor. Eser, bireylerin toplumsal bağlarını nasıl oluşturduklarını ve bu bağların kırıldığında neye dönüştüğünü masalsı bir mitoloji üzerinden tartıyor. 


Sonuç
Kar Küresinde Bir Tavşan, masalsı dünyanın ışıltılı tozunu, hakikatin karanlık köşeleriyle harmanlayarak hem duygusal hem zihinsel düzlemde zengin bir deneyim yaşatıyor. Metin, reji ve oyunculuklar bir üçleme hâlinde birleşirken, piyesin sanatsal tasarımları bu bütünlüğü titizlikle tamamlıyor.
Seyirciyi efsunlu bir evin içine çeken bu hikâye, bir yanıyla gülümseten bir yanıyla da sızlatan bir dünyanın kapısını aralıyor. O kapıdan içeri girmek ise izleyicinin masal ile gerçeği yeniden tartmasına olanak tanıyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Anahtar Kelimeler: Sade Yapım, kar küresinde bir tavşan



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir