MAKALELER

Övül Avkıran

2010.07.07 00:00
| | |
9312

Paylaş:
9 – 30 Nisan 2010 tarihleri arasında, Berlin Kreuzberg Ballhaus Naunystrasse’de Mürtüz Yolcu tarafından düzenlenen 14. Diyalog Tiyatro Festivali’ne

 

     Oyunların, dans gösterilerinin, konserlerin, edebiyat okumalarının yeni adresi garajdan bozma garajistanbul ve ÖVÜL AVKIRAN…
 
     garajistanbul, mekanı Beyoğlu’nda, Galata Kulesi’ne paralel olan cadde de,tüm gelirini sanatsal üretim için kullanan uluslararası bir çağdaş gösteri sanatları kurumu. Kooperatif olarak örgütlenmiş bir sivil toplum kuruluşu. Bir otopark’tan dönüştülen mekanı, her gösteri için yeniden tasarlanabilen, sanatçılar ile seyircilerin, alışıldık gösteri mekanlarından farklı olarak, aynı zeminde oldukları 600 m2 boş bir alan. Yıl içinde farklı sanat disiplinlerinden 50’den fazla yapım sergilenmektedir. Garajistanbul’un bünyesinde yer alan garajistanbulpro ve 10+ yapımevlerinin ürettiği yapımlar Türkiye’yi ve Avrupa başta olmak üzere dünyayı dolaşıyor. Garajistanbul aynı zamanda gist adında da bir dergi çıkarıyor.
 
     garajistanbul’un geçen sezonları
 
    garajistanbul Ocak 2007-Ocak 2008'i kapsayan ilk yılında, 30 farklı dans performansı ile 55 dans gecesine, 8 ayrı yapım ile 52 tiyatro performansına, 8 ayrı müzik projesi ile 14 müzik gecesine, 4 ayrı edebiyat okumasına, 2 festivale, 1 kukla performansına, fotoğraf ve grafik tasarımı alanlarında 3 sergiye ev sahipliği yaparak 15.617 seyirciyi misafir etmiş. Yazılı ve görsel basında garajistanbul’la ilgili 592 yazı, makale, haber, röportaj, eleştiri çıkmış. garajistanbulpro 4 dans, 2 müzik ve 3 tiyatro projesi üretti. garajistanbul uluslararası bir oluşum. Hollanda’nın dört büyük kentinin kültürlerarası diyalog projesi “Kosmopolis”in uluslararası ilk ortağı olmasının yanı sıra, İsveç'de Riksteatern, Belçika'da 0090 ile sürekli işbriliği içinde olmuş.

 


 
    garajistanbul'da 2008-2009 sezonunda Çağdaş Tiyatro ve Çağdaş Dans alanında 31 farklı yapım sergilenmiş. Bunların 8 tanesi garajistanbul'un kendi yapımı. Bu işlerle birlikte, Medya performans, Okuma Tiyatrosu, Festival, Müzik, Sergi, Ödül Töreni, Söyleşi, Konferans ve Defile gibi alanlarda 211 gün 62 farklı etkinlik gerçekleştirilmiş. garajistanbul, 8 farklı yapımıyla, 8 ülkede, 11 şehirde, 17 kez, yurtdışında seyirci ile buluşmuş.
 
     Garajistanbul’un manifesto’su...
 
Zamanı geldi...
 
Ezberi bozmanın, yanyana durmanın zamanı geldi.
Bir tasarım kültürü, bir seyir ve seyirci kültürü yaratmanın
ve bunu sürekli kılmanın zamanı geldi.
Yokluk, yoksulluk ve yoksunluk söylemlerini bozmanın,
koşulsuz üretmenin, üretileni göstermenin zamanı geldi.
Gösteri sanatlarının zamanı geri geldi.
Sadace düşünüp, konuşup, unutma zamanlarının sonu geldi,
Üretimin, üretimi kışkırtacak, zorlayacak süreçler oluşturmanın zamanı geldi.
 
Biz ilk değiliz ve de yeni bir şey yapmıyoruz.
Biz, eklemlene eklemlene 1980 lerden bu yana oluşan sürecin şimdiki zaman haliyiz.
Biz, çağdaş gösteri sanatlarının yeni adresi, görünürlük projesiyiz.
Beyoğlu’nda 1840 lardan bugüne yapılanları biliyoruz, gücümüz de bu.
 
Yapıları, yapılanları görmezden gelmek yerine, geçmişin anlaşılması, anlatılması, tartışılmasını, gelecek için işaret olmasını doğru buluyoruz, inancımız bu.
Söylediğini bilen, kullandığı sözcüklerin içini dolduracak, İstanbul’u garajistanbul yapacak, çok sesli, çok renkli, çok kültürlü bir oluşum bu!
Aşağıdan yukarıya örgütlenen, aynı amacın etrafında, sivil bir oluşum, bağımsız, çoğulcu, paylaşımcı bir yapı bu.
Sahici ve samimi.
Gündem değişiyor, gündem değişecek!
 
Bildiklerimize, biriktirdiklerimize inanarak, çoğaltarak, dönüştürerek oluşturduğumuz bir gücümüz var artık.
İstanbul’un göbeğinde, günde üç milyon insanın yürüdüğü Beyoğlu’nda,
Anadolu kültüründen beslenip kendi kültürünü yaratacak, dünyadaki herkesin kolayca ulaşabileceği, buluşabileceği bir muhabbet alanımız var.
 
İhtiyaçtan bir garaj, garajdan bir yaramazlık, bir yararlılık, konforlu bir hangar.
Tarafsız bir mekanımız var.
Varolan işleri görünür ve sürekli kılmak için garajistanbul var artık.
Varolacak işler için garajistanbul var artık.
Mustafa – Övül Avkıran.

 


 
    Evet, garajistanbul üzerine de bilgi verdikten sonra gelelim Övül Avkıran ile yaptığım sohbetime:
 
      Sanat yaşamım 6 yaşında başladı...
 
    1971 İstanbul doğumluyum. Belediye Konservatuarı’nın Bale Bölümü’ne başladığımda 6 yaşında idim. Daha sonra da Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nın Bale Bölümü’nde okudum. Ailemde benden başka tiyatro ile uğraşan yok. Konservatuarda okuduğum sırada sakatlandım. Devam edebilirdim; geçecek bir sakatlanmaydı. Fakat o dönemde tiyatrodan çok arkadaşlarım vardı. Tiyatro daha cazip gelmişti. Çok iyi bir dansçı olduğum halde, hocalarım bir yaz boyunca peşimde koşmalarına rağmen, ben tiyatro bölümüne girmeyi tercih ettim. 1994 yılında Bale’yi orada bitirdim, İstanbul Devlet Tiyatro Bölümü’ne geçtim. İlk zamanlar çok pişman oldum; “Ne yaptım, ben çok iyi dansçı idim, senelerce bale eğitimi aldım, nasıl bir anda hepsini sildin?..” gibi düşüncelere düştüm. Bir de tiyatro eğitiminin ilk yılları çok amatörce oluyor; sahnede nasıl durulur gibi sıkıcı dersler veriliyor.

 


 
      Mustafa Avkıran’la tanışınca...
 
    Ancak tam o sıkıcı ve pişman olduğum sıralarda Mustafa Avkıran’la tanıştım. O, Devlet Tiyatrosu’nda rejisör ve oyuncuydu. Onunla ve onun tiyatrosuyla tanıştıktan sonra, tiyatronun sadece bize okulda öğrettikleri gibi yapılmadığını gördüm. Ve ben yıllarca yaptığım bale öğrenimimin de tiyatroda işe yaradığının farkına vardım; “iyi ki tiyatroyu seçmişim” dedim. Hocalarım arasında Yıldız Kenter, Haldun Dormen, Müjdat Gezen, Mehmet Birkiye, Engin Uludağ, Güngör Dilmen ve Suat Özturna gibi değerli kişiler vardı.
 
     5. Sokak Tiyatrosu...
 
    Eşim Mustafa Avkıran, kendisine (1993-1995) Antalya’da Devlet Tiyatrosu kurma teklifi gelince Antalya’ya gitti. O ara zaten evliydik. Ben de mezun olduktan sonra Antalya’ya onun yanına gittim. Ben Devlet Tiyatrosu’na girmek istemedim. Bir yıl dışardan çalıştım. Sonra da Mustafa ve Naz Erayda ile beraber Antalya’da bir garajda 5. Sokak Tiyatrosu’nu kurduk. Benim hikayem asıl o zaman başlar. Çünkü beni Garaj’a taşıyan, bugünkü garajistanbul’a taşıyan hikayemin başlangıcıdır. Ben 22 yaşındaydım. Büyük bir garajı sanat merkezine çevirdik. Orada iki yıl çok önemli işler yapıldı. Antalya için çok erken bir tarihti; şehir sahiplenemedi. Çünkü çok avangarttı. O dönem İstanbul’da bile yapılması erken olurdu. Bugün de zorlanıyoruz. İki yıl sonra Antalya’da kapadık garaj’ı.
 
      Ve İstanbul’a dönüş...
 
    Antalya’da açtığımız garaj’ı iki yıl sonra kapadık ve İstanbul’a dönüş yaptık. Göçebe bir tiyatro yapmaya karar verdik. Çünkü mekan bulmak İstanbul’da çok zor. Biz de biraz dünyayı dolaşalım dedik. Her ürettiğimiz ilgi görüyordu; yurtdışından davetler almaya başlamıştık. Bavulumuzu aldık, on yıl süresince uluslararası platformda hareket etmeye başladık. 5. Sokak Tiyatrosu ve Mustafa Avkıran ismi Türkiye’den çok yurtdışında tanınır oldu; bir marka haline geldi. O kadar çok yurtdışında dolaştık ki, Türkiye’de seyirciyle buluşamıyorduk. Festivalden festivale koşuyorduk.
 
      “...ÖVÜL AVKIRAN’IN KOREOGRAFİSİ
 
    Genç eleştirmen Eser Rüzgâr’ın “Tiyatro… Tiyatro” dergisi portalındaki yazısında, “Kassandra’nın seyirlik boyunca örgü bir bereyle saçlarını ve saçlarının yaratacağı etkiyi gizlemesi” eleştirisine katılıyorum da, “keman, kanun, ud, ney sesleriyle alaturka nağmeler eşliğindeki antik Yunanlı Kassandra görüntüsünün de örtüşmediği” düşüncesini okumazdan geliyorum. Gösterimde kimi zaman vurmalılar, kimi zaman, tambur, kimi zaman yaylı tambur ile yayılan atmosferin yaratımı sırasında, dinleyici durum saptaması yapıyor, soluk alıyor, sonrasını tasarlıyor. Müzik tasarımı kimin bilmiyorum, ola ki “anonim”… Ama bu atmosfer, kimi kez tam bir akustik dekora dönüşüyor, birkaç nota eylemin yerini belirtiyor. Bazen de, tek amacı bir durumu tanıtmak olan tek ses efektinden başka bir şey değil sanki. Ama Övül Avkıran, sahne üzerindeki zamanı enstrümanları çalan müzisyenler gibi duyumsuyor. Müzikli olarak düzenlenen bu gösterim, Övül Avkıran için, içinde müzik yapılan bir gösterim değildir artık. Sadece, ritmik partisyonu olan bir gösterimdir, hepsi bu. Onun için bu gösterim, zamanı çok kesin biçimde düzenlenmiş bir gösterimdir. Koreografiyi ona uygun döşüyor.
 
      OYUNCU OLARAK ÖVÜL AVKIRAN
 
    Övül Avkıran’ın Kassandra olarak sesinin anlambilimsel derinliği, cisimliliği, kösnüllüğü, müzikalitesi fevkalade. Söyleyişinin biçimsel yetkinliği, tümcelerin uzaya yayılımı, ritim duygusu, titizliği bir oratoryo etkisi uyandırıyor. Övül Avkıran, Kassandra’yı daha iyi belirginleştirmek için, hiç kuşkum yok ki kendi sesinin parametrelerini değiştirme sanatına sahip bir oyuncu. Sadece bedensel tavrını, jestselini, mimiklerini, “psikolojik jesti” değil, yanı sıra sanki Kassandra’nın ses kimliğini de araştırmış gibi. Karışık bir söyleme direndiği noktada fiziksel şaşırtmalara, çığlığın ve şiddetli jestin devingenliğine yaslanıyor. Sesinin bedensel özdekliğini ve onun öngörülemeyen, hatta betimlenemeyen etkilerine dayandırdığı etki yardımıyla, seyircisine doğrudan ulaşma yeteneğini kullanıyor.
 
     DANSÇI OLARAK ÖVÜL AVKIRAN
 
    Dansçı olarak da Kassandra’nın köpürttüğü duygularını, coşkularını bire bir duyumsuyor, ama jestlerinin çabukluğunda hiçbir aykırılığa rastlanılmıyor. Ve seyirci ardından daha dingin ve düşünceli anların geldiği anlık ivmelere alışıyor. Bu türden kısa durgunluklar, izleyicinin düşüncesini kamçılıyor. Böylece Övül Avkıran, beden değiştiriyormuş ya da sahip olduğu bedeni tamamlıyormuş izlenimini veriyor.
 
    Gösterimin bence tek yanlışı, Avkıran’ın giydiği lastik ayakkabı. O ayakkabı, kullandığı kostüme hiç mi hiç yakışmıyor, seyircinin gözünü lekeliyor. Kostümün gömleğindeki düğmeler de göz tırmalıyor
 
    Ama her ne olursa olsun, “Kassandra”da Övül Avkıran, hiç abartmadan deyiveriyorum, övülmeyi hak ediyor...”
Üstün Akmen / Evrensel Gazetesi
 
     Politik tiyatro yaptık...
 
    Ben ve Mustafa Avkıran, 1995 yılında 5. Sokak Tiyatrosu’nu kurduk. 1995 yılından bu yana bugün 10+ adını aldı. Özellikle 5. Sokak Tiyatrosuyla başlayan, 95’ten bu yana, „gerçek“ bilgisiyle çok ilgileniyoruz. Şimdi ne oluyor?, ayağımızı bastığımız yerde ne oluyor? Ve biz, burada nasıl duruyoruz? Bu soruları kendimize çok soruyoruz. Kişisel olandan evrensel olana hareket ettik.. Evrensel olanla ilgilendik. Oradaki kişisel olanı bulduk, kişisel olanla ilgilendik, onun evrensel olanını bulduk; hep buralarda yüzdük. Politik tiyatro yaptık. Ancak kaba politikayla hiçbir zaman ilgilenmedik. Çünkü sanatsal seçimlerimiz, tercihlerimiz her zaman bizim için önemli oldu. Hiçbir zaman yazılmış metinden yola çıkmadık. Biz neyle ilgileniyoruz? Derdimiz ne? Bugün ne oluyor? Hep bu fikirlerle ilgilendik.
 
      Garajistanbul...
 
    Buralarda böyle yüzerken; azınlıklar, kaybolan diller, dinler, kültürler, kadına yönelik şiddet... gibi temalarla ilgili iş yürütürken, 2005 yılında Mustafa ile garajistanbul’u kiraladık. Kimlerle ekip kuralım, kimlerle yola çıkalım diye düşünüyorken, Memet Ali Alabora ile yollarımız kesişti. “Memet Ali bize nasıl destek olabilir?” diye sohbet ederken, “Ben de destek olabilirim, fakat projenin içinde olmak istiyorum” dedi Memet. Ne güzel, kenarında değil de içinde olmak istiyor diye sevindik. ”Peki, hadi gel, kolları sıva” dedik. O da kolları sıvayıp yapımın içine girdi. Ve arkadaş olduk. O senelerde Memet Ali televizyon yıldızıydı. Çok az tiyatro deneyimi vardı. Üstelik ilk defa bir tiyatronun içinde olacaktı.
 
      Muhabir’in oluşması...
 
    Yaklaşık iki yıl sonra, sohbetlerimiz sırasında yine hikaye anlattığı bir günde –Memet Ali çok hikaye anlatmayı sever, o sadece anlatır. O anlatırken “Acaba Memet Ali o hikayelerin neresinde?” diye sorarsınız- çok şiddetli bir mafya hikayesini anlatıyordu. 17 yaşında iken girdiği “A Takımı”nda Muhabirliği sırasında tanık olduğu bir mafya cinayetinin haberini anlatıyordu. Çok ta komik anlatıyordu. Aslında durum hiç te komik değildi. 17 yaşında gencecik bir çocuğun bu olaya tanık olması komik olamazdı... Defalarca heyacanla anlattı bu hikayeyi. Ben de o anlatırken onu inceledim. “Ya, bundan bir iş çıkar” dedim Memet’e. Muhabir oyunu böyle çıktı ortaya. Muhabir psikodrama gibi bir yöntemle çalışıldı diyebilirim. Profesyonel bir psikolog-hasta ilişkisi içinde değil de, o teknikleri de içinde barındıran, o soyunmayı gerektiren bir üslupla çalışıldı. 6 ay gibi süreç içinde bütün bildiği hikayeleri bir değil, defalarca anlattırdım. Ben projeyi anlatırken hep şunu anlatmışımdır: Memet’i ameliyat masasına yatıracağım ve bir operasyon yapacağım. Tabii o kişinin de bu işi istemesi lazım. Memet Ali, son derece açık, hiçbir duvarını örmeden, önüne perde çekmeden kendini sonsuz bir güvenle o ameliyat masasına yatırdı. Ben de didik didik edip, hikayeleri defalarca anlattırdım. Sonunda bugünkü Muhabir oyunu ortaya çıktı. Bunu oluştururken de Hollandalı dramaturgumuz Lex Bohlmeijer yardım etti.
 
      Muhabir sınırları zorlayan bir oyun...
 
    Muhabir, kendine has, tiyatronun sınırlarını zorlayan, “hani bu kadar bir insanın özeline inilebilir mi?” dedirtecek kadar sınır zorladı. Ben, bu oyunu Memet Ali’nin yaşadıklarını anlatmak için yazmadım. Seyredenler de bu boyutuyla seyretmemeleri gerekli. Memet Ali’nin hayat hikayesini anlatmak için yola çıkmadık. Onu aracı ettik. Bu bir değişim hikayesiydi. Bu defa, kendimize çok yakın gördüğümüz birisini, Memet Ali’yi merkeze koyduk. Bu bir bellek tazeleme oyunudur aynı zamanda. Bunu anlatırken insanların hafızasını tekrar harekete geçiriyoruz.
 
Oyuncu ve yönetmen açısından...
 
    Ben oyuncunun soyunmasını ve doğal, sahici ve samimi olmasını istiyorum sahnede. Ona oyna diyorum, ama tırnak içinde oynama diyorum; yani sahtekarlık yapma diyorum aslında. Ama diyorum ki, sen bir oyuncusun, bunu her akşam oynayacaksın diyorum. Çok ince bir sınır bu; hem çok sahici, samimi olacak, hem kendi hikayesini anlatacak ve aynı zamanda da oynayacak. Yani hem oynayacak, hem de oynayacak. Burada bir dil oyunu var. Tabi ki her akşam oynuyor. Ama her oynayışında da samimi ve sahici olmasını istiyorsunuz. Her seferinde soyunabilmeyi başarabilmeli sahne üzerinde. Bunu bir oyuncuya sağlatabilmek yönetmenin zorluğu ve işi. Kolay bir iş değil...
 
İşte yine Üstün Akmen’den birkaç satır:
 
“1995 yılından beri politik tavırlarını, sanatsal seçimlerini, ürettikleri işlere taşıyan, kendilerini ulusal ve uluslararası platformda bağımsız yapıtlar üzerinden var etmeyi seçen, değerleri tartışılmaz iki tiyatrocu Övül Avkıran ve Mustafa Avkıran, bu kere İstanbul'a bir “güzelleme” yapmak istemişler. Avkıran çifti, bugüne değin içinde bulundukları zamanı, çalıştıkları disiplinler arası platformu, yaşadıkları toprağı, o toprağın sosyo-politik olaylarını saptamış ve saptadıklarını anlatma gereksinimini duymuş kişilikler. Göç, azınlık, kadın, öteki olmak gibi kavramları bugüne değin hep kendi kişilikleri üzerinden derinleştirdiler. Her yeni proje ile kullandıkları dili, seçimlerini, bazen tüm üretim araçlarını yeniden gözden geçirerek sorguladılar. Seçtikleri fikir, dilin gereksinimlerine göre kendi metinlerini oluşturdu ya da o metinlerin oluşumuna aracılık etti. Dramaturgi, ışık, müzik, hareket anlayışını sorgulayıp, projenin hangi disiplinler ile ilişki kurabileceğini araştırdıktan sonra kollarını sıvadılar. Kimler neler derse desin, onlar tiyatro sanatına çok ciddi katkı sağladılar. İşte böyle! Onlar işte böyle başarılılar. Baksanıza, yeni projelerinde cesaretle İstanbul'u ele almışlar. Kemal Gökhan Gürses'in aynı adlı çizgi romanından yola çıkarak, besteci Evrim Demirel ile kurulan işbirliğiyle ortaya garajistanbul projesi “Histanbul”u çıkarmışlar. Bu işlerinde de, farklı disiplinlerden yaratıcılarla bir araya gelmişler. Nasıl söylediklerini; ne söylediklerinin, neyi söylediklerinin gene önünde tutmuşlar…” Üstün Akmen / Tiyatronline
 
      2010 projesi İstanbulpoli...
 
Garajistanbul’un Kültür Başkenti İstanbul için ürettiğimiz bir projemizdir.
 
    Proje kapsamında, çağdaş gösteri sanatları alanında dünyaca ünlü 5 tasarımcı, İstanbul’a dair ve İstanbul için 5 farklı oyun hazırlayacak. Oyunlardaki oyuncular profesyonel değil. Beş uluslararası ismin İstanbul’a gelerek İstanbullularla, İstanbul için bir proje üretmesini düşündük. Beş uluslararası sanatçının bir çatı altında beş ayrı iş üretecekleri bir konzept bu.
 
    Çalışmalarımdan bazı örnekler...
 
    İlk filmim “Pandora’nın Kutusu”ndaki Güzin rolüyle “Yardım Kadıncı Oyuncu Altın Portakal Ödülü”.
 
    Histanbul, Oyunu Bozuyorum, Muhabir, Semiha Berksoy’un da oynadığı “Bu Bir Rüya”, Geyikler, İstanpoli’nin ilk oyunu Kassas... ve Ashura... gibi.
 
 
 
ADEM DURSUN
Temmuz 2010
[email protected]

07.Temmuz.2010

Anahtar Kelimeler: övül avkıran



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir