MAKALELER

Nejat Uygur

2010.02.02 00:00
| | |
9041

Birkaç gün önce (Ocak 2010) , Nejat Uygur'un iki oğlu da; Behzat ve Süheyl Uygur, televizyonda, basından ve internet haberlerinden şikayet ettiler.


 

    "Kavanoz Dipli Dünya"nın sahnesinde yarım asırdır genç kalan bir tiyatrocu: NEJAT UYGUR:...
 
    "Ben ölmedim, yaşıyorum!.."
 
    Birkaç gün önce (Ocak 2010) , Nejat Uygur'un iki oğlu da; Behzat ve Süheyl Uygur, televizyonda, basından ve internet haberlerinden şikayet ettiler. Babasının ölmediği halde, yalan yanlış haberler yapıldığını, öldüğü yazıldığını söylediler. Aynı günlerde, bana da telefon edip, Nejat Uygur'un ölüp ölmediğini soranlar oldu. Bu telefon edenler arasında Nejat Uygur'un çok sevdiği başarılı boksörlerimizden Oktay Urkal'da vardı. 31 Ocak 2010 günü Oktay'a "Bana inanmıyorsan gel evine telefon açalım; duyduğun haberin yalan olduğunu sen de gör!" dedim. Nejat Uygur'un İstanbul'daki evine telefon ettik. Telefona Nejat Bey'in eşi Nejla Hanım çıktı. Eşinin durumunu sorduğumuzda;

 


 
    "Şu anda Nejat yanımda, sizi soruyor. Basında çıkan yalan yanlış haberler hepimizi üzdü. Niçin böyle haberler yaparlar, anlamıyoruz. Ellerine ne geçiyor; ölmeyen bir sanatçıyı "öldü" diyerek yazmakla? Sadece bizi üzmekle kalmayıp; yüzlerce hayranınıda üzüyorlar. Hem sonra Nejat Uygur'da bir insan, Allah korusun, ölmüş olsa niçin saklayalım!..Telefona sizi istiyor..." dedi ve telofonu Nejat Uygur'a uzattı:

 


 
"Merhaba Komutanım, nasılsınız? Sıhhatınız nasıl? Sizinle ilgili bazı haberler bizleri üzdü..."
"Merhaba Komutan. Ben iyiyim. Haberlere inanmayın!.. Duyduğun gibi yaşıyorum."
"Komutanım, en son İstanbul'da sizi evinizde ziyaret ettiğimde, bana "Berlin'de organize et, yer ayarla da seyircimle buluşayım. Yeni bir oyunum var..," demiştiniz. Unutmayın sözverdiniz..."


"Evet, unutmadım, hele biraz daha iyileşeyim..."
 
    Kendisine Berlin'den acil şifalar dilerken, onun yaşadığının ispatı olarak yukarıdaki yaptığım telefon konuşmasından bir alıntıyı sizlerle paylaştım.


 
    Kısa bir süre önce, İstanbul'da, onu evinde ziyaret ettim...
 
    Beraber çaylaştık, tiyatro üzerine sohbet ettik. Sizlere hem o ziyaretimi, hem de çeşitli tarihlerde yaptığım sohbetlerimi aktarmak istiyorum:

 


 
    Hem gazeteci hem de bir aile dostu olarak senelerdir görüştüğüm Nejat Uygur'un, bir kaç aydır rahatsız olduğu için Berlin'den telefonla da olsa sağlık haberlerini alıyordum. Hazır İstanbul'a gelmişken kendisini ziyaret ettim. Cam kenarında beni beklyordu. İçeri girdiğimde "Komutanım nerede kaldın? Sabahtan beri camdayım, yolunu gözlüyorum..." diyerek sitem etti.

 


 
    Değerli eşi Nejla Uygur'un yaptığı lezzetli pastayı demlediği çay eşliğinde hem yedik hem de eski günleri hatırladık. Nejat Uygur'un rol aldığı Beyaz Melek filminin Diyarbakır'ın sıcağındaki çekimlerinde biraz hırpalandığını ve yorgun düştüğünü anlattı Nejla Uygur. Ancak o zorluklara rağmen çekimlerde çok mutlu olduğunu da söyledi. Kendisine "Komutanım" diye hitap ettiğim yılların oyuncusu Nejat Uygur ise yeni projeleri olduğunu ve Berlin de dahil olmak üzere Avrupa turnesine çıkmak arzusunda olduğunu belirtti. Arada eşine ve yardımcılarına takılmadan da edemeyen Nejat Uygur'un yaptığı esprilere hep beraber gülüştük.
 
    Komutanım 82 yaşında; hala hayat dolu. Gülüyor, güldürüyor. Hep genç kalan bir sanatçımız: NEJAT UYGUR...
 
    Hani bazı kişiler vardır; ellisini biraz aştı mı, yerinden kalkmaya üşenirler; yaşlandıklarını "ununu eleyip, eleğini astığını" söylerler.
 
    Bir de bazı kişiler vardır ki; onlar son nefeslerini verinceye kadar genç kalırlar. Hele o kişi bir sanatçıysa, yılmadan, yorulmadan yaratıyor; topluma hizmet veriyorsa; o'nun ne eleyecek unu ne de duvara asacak bir eleği olur.
 
    Ne mutlu böyle bir insana, ne mutlu böyle bir sanatçıya sahip olan topluma!..
 
    Sanat yaşamında "yarım asır"ı devirmiş olmasına rağmen, hala sahneye yeni çıkmış bir genç dinamikliğine sahip; ununu eleyip eleğini duvara asmayanlardan biri de Nejat Uygur.
 
    75 yaşında genç bir sanatçı Türkiye'yi karış karış gezip, kendi yazdığı oyunları sergiliyor; oynadıkça seyircilerinin karşısında gençleşiyor. Türkiye'nin dışında Avrupa turnelerine çıkıyor. İşte yılların eskitemediği, bir türlü eleğini asmayı bilmeyen bu "genç" tiyatro sanatçısı Nejat Uygur'la hem Berlin hem de Hamburg'ta buluştum. Kendisinin boksa düşkünlüğünü ve başarılı Türk boksörlerinden 1996 Olimpiyat İkincisi ve Avrupa Şampiyonu Oktay Urkal'a olan sevgisini bildiğimden, ikisini Hamburg'ta buluşturdum. Kaldığı oteldeki sohbetimize Universum tesislerinde Oktay'ın antrenmanı sırasında devam ettik. Gençliğinde üç dört sene amatör boks yapan ünlü tiyatrocu Nejat Uygur, sadece boks değil, spor dallarının hemen hemen hepsini yaptığını, 75 yaşında hala sahneye çıkabiliyorsa bunu spora olan düşkünlüğüne borçlu olduğunu söyledi. Nejat Uygur, Universum'un tüm ünlü şampiyonlarıyla tanıştı. Bir ara yanımıza gelen Oktay'la sohbet ettikten sonra boks eldivenlerini giymeye başladı. Derken Oktay'la birlikte ringe çıktı ve Oktay'ın şubat ayında kazanmış olduğu Avrupa şampiyonluk kemerine talip olduğunu ilan etti. İlerlemiş yaşına rağmen bir boksörün sahip olması gereken boks stillerini kendisine mahsus esprili hareketleriyle Oktay'a gösterdi. Oktay'a " Haftaya zorlu karşılaşman var. Seni fazla yormayayım Oktay! " diyen Nejat Uygur, bir raundla yetinerek ringten galip indi ve Avrupa şampiyonluk kemerini beline taktırdı. Hamburg'ta yaklaşık 800 seyirciye sergilediği "Sizinki Can da Bizimki Patlıcan mı?" oyununun sonunda yaptığı konuşmada Oktay'ı seyircilere överek sahneye davet etti. Sahnelerin şampiyonu Nejat Uygur, ringlerin şampiyonu Oktay Urkal'a sarılarak, karşılaşmalarını her zaman takip ettiğini, kendisiyle gurur duyduğunu söyledi ve başarılarının devamını diledi. Oktay Urkal ise imzaladığı boks eldivenlerini sahnelerin şampiyonu Nejat Uygur'a sundu. Hamburg'ta ve Berlin'de sergilediği oyunu iki kez seyretme şansına eriştiğim Nejat Uygur'la yaptığım sohbetlerin bir özetini sizlerle paylaşmak istiyorum:
 
     Kısaca özgeçmişiniz?
 
    Gaziantep'in Kilis'inde 1927 yılının 9 Ağustos'unda şu kavanoz dipli dünyaya hoşbulduk dedik... Öğretmen bir ananın ve subay bir babanın üç oğlundan ortancasıyım. İlkokul, ortaokul, Güzel Sanatlar Akademisi, çocuk tiyatrosu, amatör tiyatro ve 1949'da profesyonel Nejat Uygur Tiyatrosu acısıyla tatlısıyla 53 buçuk yıl tiyatro, tiyatro, tiyatro. Eşim Nejla Uygur ve çocuklarımla adım adım değil, ayak ayak, karış karış Anadolu'yu arşınladık.
 
     Çocuklarınızda tiyatrocu oldular... Tiyatrocu olmalarını siz mi istediniz?
  
    Çocuklarımdan sadece Süheyl ve Behzat armut ağacının dibine düştüler. Ama kendi arzularıyla tiyatroya başladılar ve Nejat Uygur okulundan mezun olup, "Genç Uygurlar" tiyatrosunu kurdular.
 
     50 yıldır tiyatro yapıyorsunuz. Hiç konu sıkıntısı çektiniz mi?
 
    50 küsur yıldan bu yana hiç konu sıkıntısı çekmedim. Bizde ve dış ülke politikacılarından çok komik olaylar bulunuyor. Allah razı olsun politikacılardan. Evvelallah konu ve espri kaynağı oluyorlar.
 
    50 yıldır hep güldürüyorsunuz. Peki siz nelere gülersiniz?
 
    Meclisteki parodilere, küfür etmelere, birbirlerine saldırmalarına, su atmalarına... çok mühim oturumlarda kameraların yakaladığı şekerleme yapanlara, uyuyanlara gülüyorum.
 
     Kendinizi eleştiriyor musunuz?
 
    Tabii, "kişi kendi kusurunu da bilmeli" cümlesi benim sanat sloganımdır.
 
     75 yaşındasınız. Daha ne kadar sahne?
 
    Allah'ın ne zaman "Nejat Uygur, sen artık çok yoruldun, istirahat et" dediği güne kadar sahnedeyim. Benim en büyük arzum seyircime sahnede veda etmek... Ben 75 değilim. İnsan hissettiği yaştadır. Yaşamımla ve giyimimle hep gencim.
 
     Avrupa ve Türkiye turnelerine çıkıyorsunuz. Bu kondisyonu nereden buluyorsunuz?
 
    Bu yorucu ama seyirci ve alkış dolu bir aylık Avrupa turnesinden sonra Anadolu turnemiz başlayacak ki; Anadolu'nun her köşesine gideceğiz. Bol bol spor yapıyorum; hareketliyim. Gıdama çok dikkat ederim. Et yemem. Yeşil sebzeleri çok yerim. Ben kolay kolay doktora da gitmem, ilaç ta fazla almam. Bir de beni bu yaşıma kadar sahnede dinç tutan seyircilerimin alkışlarıdır. O alkışlar benim dopingimdir. Alkışları ve kahkahaları duydukça gençleşiyorum.
 
     Neler okursunuz?
 
    Her şeyi okurum. Geçenlerde Türk Denizcilik Tarihi ile ilgili bir kitap geçti elime. Biz padişahlık zamanında ahşap denizaltı yapmışız. Genel kültür çok önemli. Ben bir de çok iyi karikatüristim. Altan Erbulak ve Bedri Koraman çizdiğim karikatürleri çok beğenirlerdi.
 
    Genç tiyatroculara neler tavsiye edersiniz?
 
    Her şeyden önce kültür! Çok okumaları gerekli! Matematiği iyi bileceksin. Konuşmalar, sahnedeki hareketler hep ölçülü ve matematikseldir.
 
     Boks sporuna olan düşkünlüğünüz nereden geliyor?
 
    Boksa 1943 yılında Sarıyer Halkevi'nde başladım. Sarıyer Halkevi Spor Akademisi gibi bir yerdi. Atletizm, yüzme, boks, müzik, tiyatro gibi her dal mevcuttu. Askere gidinceye kadar boks çalışmalarına devam ettim. Atletizm, boks ve tiyatro çalışmalarını bir arada yürüttüğüm için bana "komple atlet" ismini takmışlardı. Ben aynı zamanda kule atlayıcısı idim. Değerli hocam Dr. Mahir Canbakan'ın en sevdiği talebesiydim. 1946'da boksta ordu birinciliğim var. Atletizm 100-200 metre de birinciliklerim var. Yüzme İhtisas Kulübü'nde su topu oynadım. İyi de ata binerim. Bende müsabaka heyacanı var. Bu heyacanımı ömrüm boyunca hiç kaybetmedim. Ben bütün sanatçıların genel kültür yanında sporla uğraşmalarını salık veririm. Benim dolu dolu bir dünyam var. 24 saat bana yetmiyor. Oyunum bitince gece üçe dörde kadar okurum.
 
    Sahnelerin delikanlısı Nejat Uygur,
 
    Sakıp Sabancı'nın hayatını oynayacak
 
    Nisan ayında geçirdiği rahatsızlık sonucu ameliyat edilerek kalp pili takılan usta tiyatrocularımızdan (Komutanım) Nejat Uygur, vefat eden ünlü işadamı Sakıp Sabancı'nın hayatını oynayacak. Kalp atışlarını ayarlayan kalp pili takıldıktan sonra 25 yıl gençleştiğini belirten Nejat Uygur yaptığım telefon konuşmasında bana:
 
"Komutanım, benim cephem sahne. Ben tiyatronun bir neferiyim. Asker hastalıktan ölmez; kurşunla ölür. Ben de cephede yani sahnede alkışlarla ve alkışların arasında ölmek istiyorum!.."
 
dedi.
 
    Kendisiyle yaptığım "geçmiş olsun" sohbetinin özeti şöyle:
 
Adem Dursun: Merhaba Komutanım. Geçmiş olsun. Son zamanlarda sık sık hastaneye yatıyorsunuz. Son olarak kalp pili takıldı.
 
Nejat Uygur: Evet, kalbimin atışlarını ayarlayan bir pil taktılar. Ben "pili boşverin takmışken, akümülatör takın daha güçlü kuvvetli olurum" dedim. Dinletemedim.
 
Adem Dursun: Kaç yaş gençleştiniz?
 
Nejat Uygur: En az 25 yaş gençleştim sanıyorum.
 
Adem Dursun: En son hangi oyunu oynadınız?
 
Nejat Uygur: "Türkiye'nin Delisi"ni oynuyordum.
 
Adem Dursun: Daha kaç yıl sahnedesiniz komutanım? Size yapılan takviye pilden sonra performansınız ne durumda?
 
Nejat Uygur: Tiyatroya devam. Kendimi gayet iyi hissediyorum. Mayıs ayında Türkiye içinde deplasman turnelerim var. "Türkiye'nin Delisi"ni sergilemeye devam edeceğim. Vatanımda gidemediğim köşeler var.
 
Adem Dursun: Rahmetli Sakıp Ağa'nın hayatını sahneleyeceğinizi duydum. Doğru mu?
 
Nejat Uygur: Evet, doğru. Vefatından 6 ay önce kendisini ziyaret etmiştim. Sanıyorum şimdiye değin yaklaşık 20 oyunumu seyretti. Kendisiyle sohbetimiz sırasında kendisine "sizi oynamak istiyorum Sakıp Ağam" dedim. O da "Nejat'çığım, beni en iyi sen oynarsın" dedi. Sakıp Bey, dolu dolu bir insandı. Erciyeş Dağları'nın rüzgarları ile palazlanan, pastırma çemeniyle beslenen bir "Kayseri Aslanı"ydı o. Hayatını anlattığı kitapları baştan aşağı mizah dolu. Bunları benim yazdığım yazılarla birleştirip, Sakıp Sabancı yüzüyle değil, Nejat Uygur yüzüyle oynayacağım. Yani kendi yüzümle. Aceleye getirmek istemiyorum. Eylül-ekim gibi oynamayı düşünüyorum. O'nun yaşadığı yerlere gidip, eski arkadaşlarıyla, yaşıtlarıyla konuşmak istiyorum. Oturduğu, büyüdüğü evi görmek istiyorum. Bu ziyaretlerden ve sohbetlerden çok espriler çıkacağına inanıyorum. Oyunun ismini "İnsan SA" koydum.
 
Adem Dursun: Komutanım, verdiğiniz bir demeçte, "Asker cephede ölür. Ben de sahnede ölmek istiyorum" demişsiniz...
 
Nejat Uygur: Biz sanatçılar için cephede yani sahnede ölmeği istememiz çok doğal. Ben tiyatronun bir neferiyim. Asker de hastalıktan ölmez; kurşunla ölür. Ben de cephede yani sahnede alkışlarla ve alkışların arasında ölmek istiyorum. Bu sözlerim çok samimi ve içten söylenen sözlerdir; sadece gösteriş için söylenmiş sözler değildir!.. Allahın izniyle daha çok seneler sahnede kalacağım. Tabiki kaidelere dikkat edersem 30-35 sene sahnedeyim. Bana pil taktılar, ben "akümülatör takın daha kuvvetli olayım" dedim. Dinlemediler.
 
Adem Dursun: Komutanım, size tekrar geçmiş olsun diyor, daha nice oyunlar diliyorum.
 
 
     Nejat Uygur'un oynadığı filmelerden bazıları:
 
2007 - Beyaz Melek
2004 - Vizontele Tuuba
1974 - Cafer'in Nargilesi
1971 - Cafer Bey İyi, Fakir Ve Kibar
1970 - Cafr Bey
 
    Oynadığı bazı oyunlar:
 
Zamsalak
Aman Özal Duymasın
Hastane mi? Kestane mi?
Minti Minti
Hanedan
Cibali Karakolu
Benim Annem Evden Neden Kaçtı?
Şeytandan 29 Gün Evvel Doğan Çocuk
 
     Ve ödülleri:
 
2007 - Altın Kelebek TV Yıldızları Yarışması „Tiyatroya Destek Özel Ödülü"
2006 - Kemal Sunal Kültür Sanat Ödülü „En İyi Tiyatrocu"
1999 - 22. Avni Dilligil Tiyatro Ödülü „Belkıs Dilligil Onur Ödülü"
 
ADEM DURSUN
Şubat 2010
adem-dursun@versanet.de
 

Anahtar Kelimeler: nejat uygur



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir