MAKALELER

Metin Serezli

2008.10.18 00:00
| | |
3758

1934 İstanbul doğumluyum. Ailenin içinde sanatçı yoktu. Ancak sanatla çok yakından ilgilenen aydın bir ailenin içinde büyüdüm.

    Fenerbahçe Futbol Kulübü'nden Türk Tiyatrosu'na transfer olmuş, yaşamını Türk Tiyatrosu'na adamış bir sanatçımız: METİN SEREZLİ...
 
    3 - 9 Mart (2008) tarihleri arasında İstanbul'da yapmış olduğum "Söyleşi Turu"mun üçüncü günü (5 Mart), 7. durağım Kadıköy Halk Eğitim Merkezi idi. Seyrettiğim oyun ise "Kim O?".

 


 
Yönetmeni Nedim Saban, oynayanlar Metin Serezli ve Özlem Tekin.
Keyifle izlediğim bu komediden önce, her iki oyuncuyla da kuliste söyleşi yaptım.
Bu oyunuyla 77. oyununu oynayan usta oyuncu Metin Serezli'yi daha seneler öncesinden, Çevre Tiyatrosu'ndan tanıyorum.
 
    Özlem Tekin'e gelince;
 
    Gençler onu pop rock sanatçısı olarak tanıyorlar. Ayrıca, Cem Yılmaz ile oynadığı "Hokkabaz" filminin dışında Şener Şen ile oynadığı "Mucizeler Komedisi"nden. Oradaki gösterdiği oyun performansından kendisine hayran olmuştum. Ve onu Şener Şen ile beraber seyrederken "işte Türk Tiyatrosu'na yeni bir taze kan" diye düsünmüştüm. Oynarken Şener Şen ile adeta yarışıyordu. Bu yeni oyunda ise yine yılların usta tiyatrocusu Metin Serezli ile de yarışır gibi oynadı... Tek kelimeyle Bravo!..

 


 
     Kim O?
 
    Tiyatrokare prodüksiyonu olan, Nedim Saban'ın yönettiği bu oyun, kendi halinde yalnız yaşayan devlet memuru ile (Metin Serezli) üst katta oturan hamile bir genç kızın (Özlem Tekin) aralarındaki kültür çatışmasını yansıtıyor. Erkek arkadaşı (Harun Öngören) ile kavga eden hamile genç kız, alt kattaki komşusunun zilini çalar ve içeri girer. Bu içeri girişle, kendi halinde yalnız yaşayan, geleneklerine bağlı olan memurun hayatı da yavaş yavaş değişir, hareketlenir. Aralarındaki kültür çatışmasına rağmen, her ikisinin de özlemi aslında birdir: sevgi dolu sıcak bir aile yaşantısı...

 


 
    Ne memurun gönlü genç kızın evinden gitmesine razı olur, ne de genç kızın evden gitmeye niyeti yoktur.
 
    Zaman zaman gülmekten gözyaşlarımı tutamadığım oyunun bitmesinden korktum.
 
    Sanatının 50. yılında olan usta oyuncu Metin Serezli'nin yanında, oyunun yüksek performansına büyük katkısı olan Özlem Tekin, yukarıda da yazdığım gibi; adeta Metin Serezli ile sahnede yarış edercesine oynuyor...

 


 
     Yeşil futbol sahalarından tiyatro sahnelerine transfer...
 
    Lise yıllarında okulun futbol takımının yanı sıra, Fenerbahçe Kulübü'nde de oynayacak kadar iyi bir futbolcu olan, ancak daha sonra yeşil futbol sahalarından tiyatro sahnelerine transfer olan Metin Serezli'nin, 50 yıllık sanat yaşam hikayesiyle sizleri başbaşa bırakıyorum:

 


 
    Top oynamayı çok iyi beceriyordum..
 

    1934 İstanbul doğumluyum. Ailenin içinde sanatçı yoktu. Ancak sanatla çok yakından ilgilenen aydın bir ailenin içinde büyüdüm. Babam Vakıflar Müdürü idi. Büyük ağırlığını avukatlar, ilk, orta ve lise ögretmenleri ile dolu bir aile yuvasının içinde, Teşvikiye semtinde geçti çocuklugum. Taksim Atatürk Lisesi'nde okudum. Sporu, bilhassa futbolu çok iyi beceriyordum. Okulun takımında ve Fenerbahçe Kulübü'nde oynuyordum. Futbolcu olmak istiyordum. Liseden sonraki Hukuk ögrenimine başladığımda hemen okulun takımına girmiştim. Benim Fenerbahçe'de oynadığım senelerde, profesyonellik diye bir şey yoktu. İnsan Fenerbahçeli doğar, Fenerbahçeli ölürdü. Ya da Galatasaray veya Beşiktaşlı doğar-ölürdü. Oyuncular takım değiştirmezlerdi. Kulüp degiştiren oyuncular ayıplanırdı. Şimdi profesyonellikte böyle bir şey söz konusu bile değil.

 


 
      Kendime tiyatro oyunculuğunu yakıştıramıyordum... 

    Dediğim gibi, sanatla yakından ilgilenen ailenin çocuğu olarak, 8 yaşından sonra ben de onların yanında tiyatrolara giderdim. Her hafta hemen hemen hep aynı koltukta seyrederdik oyunları. Tabii ben, o zamanlar da tiyatroya ilgi duyar, beğenirdim, fakat oyuncu kabiliyetimin olup olmadığı üzerine hiç düşünmemiştim. Belki de kendime oyunculuğu yakıştıramıyordum. Ya da cesaretim yoktu.
 
    Ve Hukuk Fakültesi... futbola devam...
 
    Liseden sonra İstanbul Hukuk Fakültesi'ne girdim. Fenerbahçe Kulübü'nde futbol oynadığım için, Fakülte'nin de futbol takımına alınmıştım. Hukuk Fakültesi'ne girerken, bir üniversiteli gencin sadece sporla değil de, sosyal bir faaliyetle de uğraşması gerektiğini düşünüyordum. Ancak ne gibi bir sosyal faaliyete girebilirim? diye karar vermeye çalışırken, Fakülte'nin kantinindeki bir ilanda İstanbul Üniversitesi Talebe Birliği'nin Gençlik Tiyatrosu'nun tiyatro çalışmalarına katılacak öğrenciler aradığını ögrendim ve müracaat ettim. Benim bu gruba katılmaktaki maksadım oyuncu olmaktan ziyade, daha çok bu çalışmalarda onlara yardımcı olabilmek, perdecilik, aksesuarları taşımak, dekorları değiştirmek gibi yan işleri yapıp, o atmosfere girmekti niyetim. Benden üst sıniflardaki abla ve abilerimin tiyatro konusundaki görüşlerinden, bilgilerinden yararlanmak istiyordum. Fakat onların hepsi mezun oldular, bizler, iki üç kişi tiyatro sanatçısı olduk. Oyuncu olmak aklıma bile gelmemişti.Yönetmenimiz rejisör ve oyuncu Avni Dilligil idi.
 
    Birinci Erlangen Tiyatro Festivali...
 
    İlk zamanlar hukuk öğrenimim yanında tiyatro çalışmalarını sürdürürüyorum, sene 1954-55, Almanya Erlangen Üniversitesi Tiyatro Festivali'ne katılacağız. Orada sergilenecek oyun için tiyatro hocamız Avni Dilligil, oyuncu seçimini yaparken bana "sen de oynayacaksın" dedi. Ufak bir rolüm vardı oyunda. Erlangen Üniversiteler Arası Tiyatro Festivali'nde sergilediğimiz oyun "Yarın Başka Olacaktır" idi. Brezilyalı Pascal Carlos'un bir oyunuydu. Biz grup olarak üçüncü seçildik. Sebebi de yabancı bir yazarın oyunuyla katılmamızdı. Jürideki rejisörler bunu daha sonra şöyle belirttiler: "Oyunculuk konusu üzerinde Türk gençlerinin diğer bütün üniversite tiyatrolarından (ki 20-21 oyun katılmıştı festivale) çok üstün olduğunu gördük. Ancak size birincilik vermeyişimizin sebebi bir yabancı eseri seçmiş olmanızdi. Kendi ülkenizden, kendi lokal renklerinizden bir oyun getirmiş olsaydınız, bu oyunculukla çok daha büyük başarı kazanırdınız".
 
   İkinci Erlangen Tiyatro Festivali ve birincilik...
 
    Ertesi yıl yine Erlangen Tiyatro Festivali'nde katılmamız için davet geldi.
 
    Hocamız Avni Dilligil, Necati Cumalı'nın "Boş Beşik" oyunuyla katılmaya karar verdi. Ve o sene birinci olduk. İkinci gittiğimizde grubumuzda benden başka Erol Keskin, Nejdet Aybek ve Nisa Ersan (Serezli) gibi oyuncular vardı. İlk zamanlar hukuk öğrenimim yanında tiyatro çalışmaları devam ediyor, fakat tiyatro çalışmalarıyla dersler çakışıyordu. Üçüncü sınıfa geçmem için iki sınav vermem gerekiyordu. Tabii öyle bir niyet bende yoktu. Ben aktör olunca, bir tiyatro sanatçısının, ya bir konservatuar eğitimi, ya da yüksek eğitimde bir takım altyapı kültürüne sahip olması gerektiğini düşünüyordum. Ve aynı dersleri gördüğümüz, aynı hocaların geldiği bölüm, bugünkü Basın Yayın Yüksek Okulu olan İktisat Fakültesi'nin Gazetecilik Bölümü'ne geçiş yaptım. Niyetim gazeteci olmak değil, tiyatro için bir altyapı olsun diye başladım. Basın Yayın'da okurken Vatan, Tan gibi gazete ve dergilerde yazılar yazmaya, hatta bir ara tiyatro kritikleri yazmaya da başlamıştım. Fakat profesyonel oyunculuğa geçince bunların hepsini bıraktim...
 
    Profesyonelliğe geçiş... DORMEN TİYATROSU...
 
    Üniversitenin Gençlik Tiyatrosu'nda iki sene oynadım. Gençlik Tiyatrosu'nun gayesi şuydu: okul süresince, yani yüksek tahsil sırasında öğrenciler bu tiyatronun oyunlarında oynayabilirler, ama mezun olduktan sonra bu hakları ellerinden alınır. Çünkü yeni gelen gençler de aynı haklardan yararlansınlar diye. Çok güzel bir sistemdi. İkici Erlangen Tiyatro Festivali'nden döndükten sonra, Amerika'daki tiyatro eğitimini tamamlayıp, Türkiye'ye yeni dönmüs olan Haldun Dormen'den teklif aldım. O da, o ara, Türk Tiyatrosu'ndaki havayı tanımak için kadro kurup, seçtiği "Papaz Kaçtı" oyunu için kadro tamamlamaya çalışıyordu. Beni "Boş Beşik"te seyretmiş olan Hamit Belli, Haldun'e tavsiye etmiş. Bu kadroyla bir aylık bir deneme yapmak istiyordu. Fakat bu arada ben yine Gençlik Tiyatrosu ile ilişiğimi koparmıyorum. İki oyun sahneliyorum. Bu iki oyunda da biri Tuncel Kurtiz diğeri ise Tunca Yönder oynuyorlar. 1954 yılında Amerika'dan dönen Haldun Dormen, Muhsin Ertuğrul ile beraber Küçük Sahne'de çalışmış, görev almıştı.
 
    Haldun Dormen, Muhsin Ertuğrul ve Kazım Taşkent'in kurduğu Küçük Sahne'de Dormen Tiyatrosu'nu açmak istiyordu. Ancak bundan önce ikimiz de askere gittik. Dormen Tiyatrosu ilk defa Süreyya Sineması'nda 1955 yılında "Papaz Kaçtı"yı sergilemiş; çok tutmuş, 7-8 ay oynanmıştı. Resmen de 1957'de Küçük Sahne'de Dormen Tiyatrosu kuruldu. Ve 1971'den ilk kapanmasına kadar Dormen Tiyatrosu'nda beraber 15 yil çalıştık.
 
"Metin'le 1970'den bu yana hiç bir oyunda işbirliği yapmamıştım. Zaten Metin, Dormen Tiyatrosu'nun son yıllarında Altan Erbulak'la birlikte ayrılıp Kocamustafapaşa'daki Çevre Tiyatrosu'nu kurmuştu. On bir yıllık bir ayrılıktan sonra yeniden Metin Serezli'yle çalışmak benim için ilginç olacaktı. Eski Dormen Tiyatrosu'nda onu birçok oyunda yönetmiş, on beş oyunda karşılıklı oynamış ve giderek sanki birbirimizi tamamlar olmuştuk.
 
Dormen Tiyatrosu'nun simgelerinden biri haline gelmiş olan Metin, rolü okuyup çok beğendiğini söyleyince oyunun en önemli "casting" sorunu çözümlenmis oldu...
 
... Papaz Kaçtı'yı ilk kez Dormen Tiyatrosu'nun açılış prodüksiyonu olarak 1955 yılında oynamış, ben de, Ayfer Feray, Erol Günaydın, Saadettin Erbil, Metin Serezli ve bir takım gençlerin yanı sıra Teğmen Clive rolünü üstlenmistim.
 
İkinci Dormen Tiyatrrosu'nun dördüncü mevsiminde Papaz Kaçtı'yı yeniden oynamaya karar verdik. Bu kez kadroda benimle beraber Metin Serezli, Nilgün Belgün, Ayşen Gruda, Sevil Üstekin, Kemal Uzun, Necati Bilgiç, Alpay İzer, Hakan Ökten ve Tuncay Kantürk vardı..." İkinci Perde / Haldun Dormen
 
       Çevre Tiyatrosu ve Altan Erbulak...

      Dormen Tiyatrosu 1971 yılında kapandı. Altan Erbulak'la beraber "Çevre Tiyatrosu"nu kurduk. 1971 - 78 yılları arasında başarılı bir tiyatro çalışması içinde 8 oyun hep kapalı gişe oynadık. Biletlerimiz bir ay öncesinden satılırdı. Ancak 70'li yıllarda terör vardı Türkiye'de; anarşik olaylar çoğalmıştı. Kapalı salonlara bombalar atılıyordu. Bizler de çok politik oyunlar oynuyorduk. Kendimizden değil de, seyircilerimize bir şey olur diye korkuyorduk. Biz de olaylar biraz yatışsın diye tiyatromuzu maalesef kapatmak zorunda kalmıştık. Zaten iki sene sonra ortalık duruldu. Fakat biz de o ara başka işlere dalmıştık. Tekrar tiyatroyu kurmak zordu. Haldun Dormen, tekrar tiyatrosunu açınca 1984 yılında ben tekrar Dormen Tiyatrosu'na geçtim. Altan Erbulak benim ilk ve son ortağım oldu. O, Türk Tiyatrosu'nun gelmiş geçmiş en büyük aktörlerinden bir tanesidir. Gerek sempatisi, gerek çalışkanlığıyla, gerekse de komedi oyunundaki üstün maharetleriyle inanılmaz bir oyuncuydu. Çok erken vefat etmesi Türk Tiyatrosu için büyük kayıp oldu. Benim hayatımdaki ilk ve son ortağım oldu. Ondan başkası ile de ortak iş yapmadım. Altan'ın oyunculuğu tartışılmaz...
 
      "... Hiç kuşku yok ki Altan Erbulak, Dormen Tiyatrosu'nun efsane isimlerinden biriydi. Dormen Tiyatrosu'nun kendini kabul ettirmeye çalıştığı ilk yıllarda Zafer Madalyası, Kamp 17, Sokak Kızı İrma, İkinci Baskı, Ayı Masalı gibi oyunlarda üstlendiği roller onu hem Türkiye'nin en sevilen komedyenlerinden biri yapmış hem de Dormen Tiyatrosu'nun sağlam temeller üzerine oturmasında büyük etken olmuştu... Altan'la birlikteligimiz 1970 yılına kadar sürdü. O yıl Metin Serezli'yle kurdukları Çevre Tiyatrosu'na geçmek üzere bizden ayrıldı ve 1985 yılında Her Evde Hır Var oyunundaki rollerden birini oynamak üzere yeniden bize katılıncaya dek Dormen Tiyatrosu'nda oynamadı... Altan Erbulak'ın ölüm haberini Ankara'da İkinin Biri oyununu oynarken aldık ve Metin'le şoka girdik. O gece oyundan sonra arabalarımızla İstanbul'a dönüp, cenazeye yetişerek Füsun'la kızları Ayşe ve Sevinç'in yanında bulunduk. Altan'ın ölümü yalnız Dormen Tiyatrosu'nun değil Türkiye'nin de büyük bir kaybıydı. İstanbul en canlı renklerinden, en ilginç kişiliklerinden birini yitirmişti onun ölümüyle. Özellikle altmışlı yıllarda eğlence hayatımıza damgasını vurmuş insanlardan biriydi Altan. Tiyatronun dışında karikatürleriyle, sinemada yarattığı tiplerle, gece kulüplerinde yaptığı show'larla da sosyal yaşamımıza unutulmaz şeyler katmış, yıllar yılı insanları güldürüp mutlu etmişti. Ortada bir gerçek vardı. Yıllar geçtikçe yukarıdaki kadro, aşağıdakinden çok daha güçlü olmaya başlıyordu..." İkinci Perde / Haldun Dormen
 
    Oynadığım - yönettiğim oyunlar...
 
    Toplam 77 oyunda oynadım. "Kim O?" oyunu benim 77. oyunumdur.
 
    Yönettiğim oyun sayısı da 37. Bunların 5'i müzikaldir. Yerli ve yabancı önemli yazarların oyunlarında oynadım. Ben çok talihli bir oyuncuyum. Bana gelen roller daima sevilecek rollerdi. Hepsini çok sevdim. 77 oyunun içinde, size itiraf edeyim; sadece iki oyunu sevmeden ve hoşlanmadan, ama vazifemi yerine getirmek için oynadım. Yerli yazarlar oldukları için isimlerini söylemeyeyim; gücenirler.
 
Benim en son oynadığım oyun, en çok sevdiğim oyundur. Geçen sene oynadığım oyun en sevdiğim oyundu. Bu sene en sevdiğim oyun "Kim O?"dur.
 
Oyunlardan örnekler: Ayı Masalı, Beş Parmak, Müfettiş, Ben Bir Fotoğraf Makinasıyım, Cengiz Han'ın Bisikleti, Sokak Kızı İrma, İkinci Baskı, Komik Para, Zafer Madalyası, Hangisi Karısı, Papaz Kaçtı, İkisinin Biri, Çılgın Sonbahar, Bu Filmi Görmüştüm, Sylvia, Kaç Baba Kaç, Tepe Taklak, Pembe Pırlantalar, Çılgın Hafta Sonu, Bu Filmi Görmüştüm... gibi.
 
     Film çalışmalarım...
 
    1957'de tiyatro çalışmalarımla birlikte film çalışmalarım da başladı. İlk filmim 1957'de "Son Saadet" filmi idi. Fikret Hakan'la beraber oldu. Tam sayısını bilmiyorum. Fakat sanıyorum 50 civarında. 1969-70 yılları arasında Haldun Dormen'den film çalışmaları için iki yıl izin almıştım. Her ay bir film çalışmam oluyordu. 1972'den sonra ise hiç film çalışması yapmadım. 1975-76'dan sonra da televizyon çalışmalarına ağırlık verdim. Hele özel televizyon şirketleri çoğalınca film çevirmek aklıma gelmedi.
 
    Örnegin "Olacak O Kadar"la on senem geçti.
    Fakat tiyatroyu hiç ihmal etmedim. Bu çok zor; düşünün, sabah saat 9:30 - 10'da çalışmaya başlayacaksınız, akşam saat 20:00'de de tiyatroda olacaksınız. Bu çalışmalarımı on yıl hiç ara vermeden ve gocunmadan yaptım.
    25-30 ödülüm var. Bunların içinde "En İyi Oyuncu Ödülü"m 7 tane. Bir tane de "En İyi Yönetmen Ödülü"ne sahibim.
 
    Film çalışmalarımdan örnekler...
 
Sihirli Annem 2003, Son 2001, Yüzleşme 1996, Palavra Aşklar 1995, Darbe1990,
Necip Fazıl Kısakürek 1988, Kavanozdaki Adam 1987, Nefret 1984, Metres 1983,
Gecelerin Kadını 1983, Sarışın Tehlike 1980, Zübük 1980, Talihli Amele 1980
Özgürlüğün Bedeli 1977, Ceza 1974, Beddua / Günahsız Kadın 1973, Sisli Hatıralar 1972, Gümüş Gerdanlık 1972, Kopuk 1972, Falcı 1973,
Unutulan Kadın 1971, Senede Bir Gün 1971, Son Hıçkırık 1971,
Bütün Anneler Melektir 1971, Melek mi Şeytan mı? / Asrın Kadını 1971
On Küçük Şeytan 1971, Aşk Uğruna 1971, Hayat Sevince Güzel 1971
Sürgünden Geliyorum 1971, Ömrümce Unutamadım-Ömrümce Aradım 1971
Ayşecik Ve Sihirli Cüceler Rüyalar Ülkesinde 1971, Ayşecik Sana Tapiyorum 1970
Yavrum Ali 1970, Seven Ne Yapmaz 1970, Şoför Nebahat 1970,
Dağlar Kızı Reyhan 1969, Yaralı Kalp 1969, Ayşecik'le Ömercik 1969,
Kuduz Recep 1967, Damgalı Kadın 1966, Bozuk Düzen 1965,
Güzel Bir Gün İçin 1965, Sensiz Yıllar 1960, Ayşe'nin Çilesi 1958 ve
Son Saadet 1958... gibi
 
    Unutamadığım iki anım...
 
    Unutamadığım ilk anım ilk sahneye adım attığım gündür: Çünkü gömleğimin üstünden kalbimin atışları gözüküyormuş. İlk amatör Gençlik Tiyatrosu'ndaki Erlangen Tiyatro Festivali'nde üçüncü olduğumuz "Yarın Başka Olacak" oyunu idi.
 
    Bir de, Bergama'daki eski üç bin yıllık Antik Tiyatro'da 10 bin seyirci karşısında oynamıştık. Kuşadası'ndaki bir festivalde 3 bin seyirciye de oynamıştık. Fakat Bergama'daki Antik Tiyatro'da 10 bin seyirciye oynamak beni çok heyecanlandırmıştı...
 

 
ADEM DURSUN
Ekim 2008
adem-dursun@versanet.de

Anahtar Kelimeler: metin serezli



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir