MAKALELER

Metamorpho

2021.12.23 00:00
| | |
3647

Kendimi eski Rum evinin önünde emlak komisyoncusunu beklerken bulduğumda cebimde tek kuruş yoktu.

Kendimi eski Rum evinin önünde emlak komisyoncusunu beklerken bulduğumda cebimde tek kuruş yoktu.

Kadın anahtarlarla demir kapıyı açarken içeriden kesif bir küf kokusu geliyordu. Tozlu hol kısmına adım attığımda karanlık bir tünele giriyor muşum hissine kapıldım. Mağaralara gün içinde başlarından geçen olayları resmeden atalarımızın tersine, alt katın bütün duvarlarına yapılmış resimlere empatik bir şekilde yaklaştım.

Acaba ne içmiş olabilir?

Acaba neden bunu bu şekilde çizmiş olabilir?

Yüz yıldan fazla bir süredir ayakta duran bu canım Rum evine bu eziyeti hangi insan reva görebilir?

Üç katlı evi dolaşırken hayal dünyamda gelişenler ile gerçek arasında ciddi bir şizofreni hali bulunuyordu.

Emlakçı bile evin halini gösterip; durum bu dilerseniz tutun diyerek güzel bir azar çekti.

Bende yıllık olarak kiralamak istiyorum diyerek şartları konuşmak için büroya geçmeyi önerdim.

Fiyatta anlaşıldı, gün belirlendi.

Ama bilin bakalım ne yok?

Önce yönetmen yardımcıma sonrasında da Sokak Sanatları Atölyesinde bulunan kaldırım kardeşlerime yerle ilgili bilgi verdim.

Ve sıkı bir çalışma sürecine gireceğimizi ilettim.

Para kazanıp binayı kiralamalı ve hak ettiği sanat evi misyonunu ona kazandırmalıydık.

On günlük sıkıntılı bir bekleyiş sonunda ödemenin bir kısmını yapacak para bulunmuş ve sözleşme yapılıp anahtarlar alınmıştı.

İçeriye giren her üyemiz burayı nasıl bu hale getirmişler diyerek sokağa geri kaçıyordu.

İşgal evi mantığına sahip bir önceki kiracılar mekânın özüne çok zarar vermişlerdi.

Boya malzemeleri alındı. Ve yaklaşık on beş gün süren büyük bir mücadelenin sonunda yeni atölyemiz çiçek gibi açılış yaparak sanat dünyasına ‘’Merhaba’’ dedi.

Açılış sürecini bitirip eğitim çalışmalarımıza başladık.

Odalarımızdan birini kütüphaneye çevirip yaklaşık üç bin eserlik bir kitap koleksiyonunu oraya yerleştirdik.

Yönetmen yardımcım Berfu KUVANÇ orada bulunan kitapları karıştırırken bir kitabı ilginç bulup eline aldı.

Ve bizlere birkaç bölümünü okudu. Kitap Türkiye'de kadın olmak kavramını toplumsal olarak ve gelenek görenekler çerçevesinde irdeleyen bir kitaptı.

Kitabı çantasına koydu ve evine götürdü.

O gece saat üç gibi uykumdan bu kitaptan bir oyun yaratmalıyız diye uyandım.

Ertesi gün beyin takımımızla fikrimi paylaştım ve bir gün sonra ilk çalışmamızı aldık.

Yeni atölyeyi tutalı daha 2 hafta geçmeden ilk prova günümüz geldi.

Bir çocuk gelinin gözünden Dünyaya bir sövgü kavramıyla başladık.

O anda yıllar önce sakladığım eski eşyaların içinde bulduğumuz ve hepsi pekiyi olan 1982 mezunu Yeşim BAŞARAN’ın karnesi hikâyenin kahramanını kendiliğinden seçti.

Türkiye'de bulunan kadınların yüzde yirmisi hala okuma yazma bilmezken okumak için çabalayan bir kız çocuğunun hikâyesi.

Oyunu kurgularken birincil önceliğimiz evin bütün bölümlerini kullanmaktı.

Her bölüm için birbirleriyle alt hikayelerle bağlı bir bütün oluşturmayı amaçladık.

Mağdur kız çocuğu kavramını boş verip, güçlü ve ne istediğini bilen bir çocuk gelin hikâyesine odaklandık.

Berfu’nun oynadığı karakter hayal edilenin çok dışında bir söyleme sahip güçlü bir insandı.

Rol çözümlemeleri konusunda özgür bıraktığımız oyuncularımızla her bölüm üzerinde saatler süren fikirsel, felsefik ve sosyolojik beyin fırtınaları gerçekleştirdik.

Sekiz bölüm, sekiz insan ve yedi hikaye hakkında varoluşsal bir fotoğraf çektik.

Toplumun sürekli sorgulayan yanını betimlemek için el fenerleri kullanma fikri hoşumuza gitti.

Oyunu bir izleyici ve bir oyuncu üzerine kurguladık.

Bina girişinde bir mihmandar tarafından karşılanan izleyici odalar boyunca evi dolaşırken yanında bulunan Garson(Tanrı) elindeki fenerlerle karanlığın içinde ona yol gösterecekti.

Pasif olan seyirci kavramını deşeleyip aktif ve söylenenleri yapan bir göz olarak düşündük.

Hikâyelerin içine yerleştirdiğimiz objeler, ışıklandırma ve ses rahatsız edici ve sarsıcı bir kimlik taşısın istedik.

Her bölümde kullanılan replikler ve oyunculuklar üzerine ciddi bir çalışma sergiledik.

Her odada bölüm sonunda izleyiciye hediye edilen objelerle oyunun sonunda seyirciye bir seçenek sunduk.

Seyirci son odada seçtiği obje ile oyunun sonunu kendi belirlesin istedik.

Hikâyemizi dayandırdığımız noktaları Erasmus'un Deliliğe Övgü ve Franz KAFKA’nın Dönüşüm kitaplarından aldık.

Daha önce bir benzerinin Türkiye'de yapılmadığını düşündüğümüz oyun 11 Aralık 2021 gecesi kapılarını  açtı.

Sanatın alınır satılır bir meta olmadığını düşündüğümüz için ücretsiz oynadığımız oyunumuzu ilk izleyen kişi Trans bir hayat kadınıydı.

Sokağımızın köşesinde çalışıyordu ve oyunda bir bölümde hayatına dokunduğumuz hikayelere sahipti.

Kırk üç numara topuklu ayakkabısını bize ödünç vermeyi kabul etmişti. Onur konuğumuz olarak ilk ona oynadık.

Bir izleyicinin baştan sona tüm bölümleri gezerek üç katlı evi mihmandarı ile dolaşması yaklaşık yirmi dakika sürüyor. İlk izleyici üçüncü bölümü bitirdiğinde ardından yeni bir izleyici binaya alınıyor.

Araba üreten bir makinenin işleyişi gibi aynı anda dört izleyici binanın farklı odalarında oyunu izlemeye devam edebiliyor.

İlk gece 47 kişiye oynadığımız oyun saat 19.30 da başlayıp 23.30 da bitti.

Bu bölümlerdeki her oyuncunun en az yirmi set aynı rolü oynadığı ciddi bir performans yarattı.

Objelerin toplanması ve sonrasında dağıtımı;  ayrıca bina içinde mihmandarlar arasında trafiğin çözümü oldukça kritik sorunlardı. En büyük oyuncu eski evin kendisiydi.

Oyunu izleyip çıkan insanların yorumları gerçekten duyulmaya değerdi.

Metamorpho oyunu performans sanatına verilmiş güzel bir hediye.

Türkiye’de bu alanda bir köşe taşı. Değeri şimdiden çok sonraki zamana uzanacak kocaman bir başlangıç.

Anahtar Kelimeler: metamorpho



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir