MAKALELER

Cihat Tamer

2010.06.18 00:00
| | |
8112

2008’de İstanbul’da yaptığım „SÖYLEŞİ TURU“mun son durağı olan Bakırköy semtinde İstanbul Caddesi’ndeki Kültür ve Sanat Konağı’ndaki..




 

     Tiyatro camiasına küskün tiyatro emekçimiz CİHAT TAMER'le sansürsüz bir söyleşi...
 
    2008’de İstanbul’da yaptığım „SÖYLEŞİ TURU“mun son durağı olan Bakırköy semtinde İstanbul Caddesi’ndeki Kültür ve Sanat Konağı’ndaki Bakırköylü Sanatçılar Derneği (BASAD)’ndeyim. BASAD Başkanı tiyatro, sinema, dizi ve film sanatçımız CİHAT TAMER’in konuğuyum.
 
    BASAD, 1993 yılında Bakırköy’de yaşayan sanatçıları bir çatı altında toplama fikri tiyatro sanatçımız Üstün Asutay’a ait. İlk toplantısını prefabrik bir binada yapan dernek, 2002’de de Bakırköy Belediyesi’nin yardımlarıyla Bakırköy Kültür ve Sanat Konağına taşınmış. BASAD’ın kurucularından tiyatro sanatçısı Üstün Asutay, bu binanın Halkevi olduğu 1945 yılında başlamış tiyatroya. Yine Bakırköylü olan Münir Özkul’u ilk olarak bu binada tanımış.


 
    1908 yılında Fransızlar tarafından inşa edilen BASAD binasının Halkevi olarak kullanıldığı daha sonraki yılarda, Münir Özkul’un dışında Muammer Karaca, Belgin Doruk, Kenan Pars, Cem Karaca, Altan Erbulak gibi sanarçılarımız hep burada yetişmişler. Daha sonraları ise, 1950’li yıllarda Cihat Tamer, Ayşen Gruda, Rutkay Aziz ve Tarık Akan gibi Bakırköylü sanatçılarımız da buradan yetişmişler. Halkevlerinin kapatılmasıyla Adalet Bakanlığınca Adliyeye devredilip, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi olarak hizmet veren bina, restore edilerek BASAD yönetiminde Bakırköy Kültür ve Sanat Konağı olarak hizmete açılmış.
 
    BASAD Başkanı tiyatro oyuncumuz CİHAT TAMER’le, Türk tiyatrosuna ve sinemasına birçok değerli sanatçı yetiştiren bu tarihi binada çok keyifli uzun bir sohbetim oldu. Sohbetimiz esnasında zaman zaman beraber çalıştığı sanatçı dostlarına ve ustalarına kırgın ve küskün olduğunu belirtti. Söylediklerinin her satırını yazıp yazamayacağımı birkaç kez sorduğumda ise:

 


 
“virgülüne ve ünlemlerine varıncaya kadar yazabilirsin!.. Sakın sansürleme!..”
 
diye tekrar tekrar belirtti.
 
      Kukla ve Karagöz’le başlayan tiyatro maceram...
 
    1943 İstanbul doğumluyum. Tiyatro konusunda ailem bana hiçbir zaman engel olmadı. Babam birkaç enstrüman çalardı. Annemin sesi çok güzeldi. Ben de bir iki enstrüman çalarım; kulağım iyidir. Tiyatrodan önce orkestrada çalıştım. Tiyatro aşkı bende çok küçük yaşlarda başladı. Mahallede arkadaşlarıma kukla ve Karagöz oynatırdım. Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Akademisi Tiyatro Bölümü’nden 1959’da mezun oldum.

 


 
     Bakırköy Halkevi...
 
    Bakırköy Halkevi’nde, şimdi bulunduğunuz bu binada, 1958-59 yıllarında, tiyatro çalışmalarına başladığımda 15-16 yaşlarında idim. Bu bina 1908’de Fransızlar tarafından yapılmış. Hatta bu yıl (2008) 100. yılı kutlanacak. Bakırköylü Sanatçılar Derneği’nin (BASAD) 15’inci yılını da kutlayacağız. Ben BASAD’ın başkanıyım. Ben burada yetiştim. Bugün tiyatro sanatıyla uğraşmakta olan Bakırkör Halkevi’nde yetişmiş sanatçılar arasında Rutkay Aziz, Üztün Asutay, Ayşen Gruda, Erdoğan Sıcak, Tarık Akan; ilk yıllara gidersek; 1940-1950’li yıllara, Suavi Tedü, Münir Özkul, Altan Erbulak, film sanatçılarından Belgin Doruk, Sırrı Gültekin... gibi birçok sanatçı var...
 
      Havasından mıdır, suyundan mıdır...
 
    Havasından mıdır, suyundan mıdır; Bakırköy İstanbul’un en çok sanatçı yetiştiren bir semtidir. Bir de bizim akıl hastanemiz vardır. Ben şöyle yorumluyorum: Evet, havası, suyu o zamanlar gerçekten güzeldi. Bu kadar kozmopolit değildi Bakırköy. Hep birbirimizi tanırdık; sevgi,saygı, yardımlaşma, menfaatsız komşuluklar ve arkadaşlıklar vardı semtimizde. Akıl hastanesinin de Bakırköy’de olmasını yine kendimce şöyle yorumluyorum: Sanatçı üretkendir. Ama biraz delidir. Sanatçı yaratıcıdır. Fakat iki tahtası da eksiktir. Biraz da onun tesiridir ki; Bakırköy çok sanatçı yetiştirmiştir. Sanatçılar duygusaldırlar, hassastırlar ve zaman zaman da agresivdirler. Sanatçı dürüsttür, hiçbir zaman üçkağıtçılık düşünmez. Politikaya bulaşmak istemez.
 
     İlk amatör oyunculuğum...
 
    1958-59 yılında burada, Bakırköy Halkevi’nde amatör oyunlarda oynamaya başladım. İlk oyunumuz “Kamp 17” idi.
 
    O yıllarda iki hocamız vardı. Bedii Özelginli adında tiyatro aşığı bir abimiz vardı. O çok yardım etti bizlere; oyunlarımızı yönetiyordu. Diğeri Hulki Tuna abimiz ve Kenan Pars. Kenan Pars şu anda çok hasta, 87 yaşında, kızının yanında kalıyor. 1960 yılında Bakırköy Halkevi’nde amatör olarak Gogol’ün “Müfettiş”ini oynarken “Münir Özkul gelecek, oyuncu seçecek” dediler. Münir Özkul geldi ve oyunumuzu seyretti. Oyunculardan sadece beni seçti.
 
    Ve MÜNİR ÖZKUL...
 
    1961-62 sezonunda, ben buradan, bizim kuşaktan, ilk profesyonel olan oyuncuyum. Münir Özkul ile “Generalin Aşkı” oyununda profesyonel oyuncu olarak sahneye çıktığımda 19 yaşında idim. Benimle beraber Suna Selen, Ayşen Gruda, Sezen Kızıltunç, Oğuz Oktay oynuyordu. 1963 yılında askere gittim. Çünkü Münir Özkul o aralar yine alkole düşmüştü ve iyice agresifleşmişti. Ben de onun o haline dayanamamış, askere gitmiştim. İkimiz de Bakırköy’de oturuyorduk. Fındıkzade’deki Münir Özkul Tiyatrosu’nda oynuyorduk. Ben onu hep tiyatroya götürüyor, oyun sonunda ise hep Bakırköy’e götürüyordum. Çünkü hep sarhoştu. O yüzden çok acı çektim. İlk eşi Şadan Hanım’la Bakırköy’de Hatboyu’nda otururdu. Sonra Suna Selen’le flört etti, evlendi. Şadan Hanım’dan ayrıldı. Suna Selen’den bir kızı var. Manken. CNN’de “afiş” programını sunuyordu. Şimdi devam ediyor mu? bilmiyorum.
 
“... İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatrosu’nda Münir Özkul’u hem defalarca seyretme hem de onunla birlikte çalışma şansını buldum. Münir Ağabey inanılmaz bir sahne insanıdır. Bana “sahnede ‘olmak’ nedir, bunun en iyi kim becerir?” diye sorsalar, dünyada hiç düşünmeden örnek vereceğim birkaç kişiden biri mutlaka Münir Özkul’dur. Kuliste o mütevazi, içine kapalı, kendi halinde oturan adamı, sahneye ilk adımını attığı andan itibaren tanıyamazsınız, rolü neyse o “olmuştur” çünkü. Ve bütün bu roller Münir Özkul’un içinden çıkar, ona ait renkler, ona özgü tatlar taşır, asla başkalarına benzemez. Haldun Taner, İsmail Dümbüllü için, “bütün tuluat oyuncularımız gibi, aynı anda hem rolde hem rol dışında olabilme yeteneğine sahipti. Batılı oyuncuların ayrı kurslardan geçmeden beceremediği bu hüneri o ustalarından öğrenmiş, su içer, nefes alır gibi doğal bir alışkanlık haline getirmişti” diyor. Münir Ağabey de o dönemin sonu gelmez “epik tiyatro mu, dramatik tiyatro mu” tartışmalarına, “Ben onu bilmem kardeşim, benim geleneksel tiyatrom zaten epik” diye son noktayı koyar, Haldun Taner’in Şehir Tiyatrosu’nda yıllarca oynanan “Sersem Kocanın Kurnaz Karısı”ndaki Fasulyeciyan rolünde de bunun en güzel örneklerini sergilerdi.. Tam bir gönül adamıdır üstelik Münir Özkul. 12 Eylül öncesinin o civcivli günlerinde ekip sanat yönetmenliği yaptığı Fatih Şehir Tiyatrosu’na “Karar 71” adlı oyunla ilgili çeşitli yerlerden çeşitli tehditler gelince, bırakıp geri çekilmek isteyen sanatçılara “sizin yüreğiniz zayıflamış” diye sitem etmiş ve tarzını benimsemesi olanaksız, oldukça slogancı bir oyunu salt “perde kapatmamak ve sanat dışı tehditlere boyun eğmemek” ilkeleri adına sonuna dek savunmuştu. 12 Eylül sonrasının baskı günlerinde de, provaları izlemeye gelen askerleri, “Bu sahne benim yatak odam, siz benim yatak odama giremezsiniz” diye tiyatrodan çıkardığı anlatılır durur...” Ayşe Emel Mesçi – Tiyatroda Düş Zamanı.
 
      Askerlik... Bulvar ve Üç Maymun...
 
    1965 yılında askerliğim bitti. Askerlik görevim sırasında da boş durmadım; kütüphane açtım, tiyatro çalışmaları düzenledim, orkestra kurdum. Askerliğim bitip, terhis olacağım gün, komutan ”nereye gidiyorsun, senden çok faydalandık, daha da istifade etmek istiyoruz” dedi. Ben de görüşürüz efendim dedim. 1965 yılında terhis olup İstanbul’a dönünce Kenan Büke ve Aziz Basmacı’nın olduğu Bulvar Tiyatrosu’na girdim. Aynı yıl evlendim. Bir iki sene Bulvar Tiyatrosu’nda oynadıktan sonra, Üç Maymun Kabare Tiyatrosu’nun kurucuları Ziya Meriç ve Ümit Akkartal bana geldiler. Tabi bu arada Devekuşu Kabare kurulmuştu. Haldun Taner başta olmak üzere Metin Akpınar ve Zeki Alasya, Ahmet Gülhan ortaklaşa kurmuşlardı Deve Kuşu Kabareyi. Evet, Üç Maymun Kabare’den teklif geldiğinde, Bulvar Tiyatrosu’nda “Deli Dolu Opereti”ni oynuyorduk. O ara da Bulvar Tiyatrosu ile anlaşmazlığım vardı. Yeni ufuklara açılmak istiyordum. Oynayacağım oyun kabare oyunuydu. Değişik bir tarzdı kabare türü. Kabare tarzını Haldun Taner Devekuşu Kabare ile getirmişti Türkiye’ye. İlk kabare 1800’ler de Fransa’da kurulmuş, sonra da Almanya’ya gelmişti. Almanya’ya gidip gelen Haldun Taner, kabareyi bize de getirmişti. Küçük masalarda oturulur, birer içki ile oyun seyredilirdi. Üç Maymun Kabare’nin teklifini kabul ettim.
 
     Devekuşu Kabare’ye geçiş...
 
    Üç Maymıun Kabare’de bir yıl çalıştım. Suavi Sualp’in “Aç Koynunu Ben Geldim” oyununu oynadığım sırada Haldun Taner oyunumuzu seyretmiş. Zaten Devekuşu Kabare ile tiyatrolarımız yanyanaydı. Sonradan Ahmet Gülhan bana söyledi: Haldun Taner “İlle bu çocuğu tiyatromuza alacaksınız” demiş. Yani beni... Ve böylece ben Devekuşu Kabare’ye transfer oldum; dört yıl çalıştım Devekuşu’nda. Ancak gençliğin vermiş olduğu kaprisler, duygusallık falan filan... onlar da; Ahmet, Metin ve Zeki patron sıfatında oldukları için anlaşmazlıklar başlamıştı. Çünkü sahne üstünde –benim tikim vardır- ellerimi yalardım. Bana bu tikimle ilgili bazı hareketler de bulundular; çok kızıyordum. Ayrıca çok rol çalıyorlardı. Ben de ayrılıyorum dedim. Ancak son güne kadar çalıştım. Tabii benim yaptığım da kapris idi. Fakat sanatçıların belli başlı huylarındandır kaprisli olması. Kendisinden iyi oynayan, seyirciden iyi alkış alanın tekerine çomak sokarlar. O yüzden 4 yılın sonunda ayrıldım Devekuşu Kabare’den. Devekuşu Kabare’de oynadığım oyunlar: Vatan Kurtaran Şaban, Astronot Niyazi, Bi Şehri İstanbul ki, Ha Bu Diyar, Generallerin 5 Çayı gibi beş oyunda oynadım.
 
      Gazino çalışmaları... ve ticaret
 
    Devekuşu’ndan ayrılınca para kazanmak adına Halit Akçatepe ile gazinoda ikili şow yaptık. Hatta o ara Sadık Şendil bizi Zeki Müren’le tanıştırmıştı. Fakat patronumuz Fahrettin Aslan bize kazık atınca biz karamsarlığa düştük, ancak 1 buçuk, iki yıl çalıştık gazinoda. O ara Halit’e “Üç Arkadaş” filmi için teklif gelmişti. Ben de tekrar Kenan Büke ve Aziz Basmacı’nın tiyatrosuna döndüm. Bu arada ticaretle de uğraşmaya başlamıştım. Bakırköy’de eşimle beraber ufak bir dükkan açmıştım. Kazandım parayı tiyatrodan değil de ticaretten kazandım. 1974 yılından 1994 yılına kadar ticaretle uğraştım. O ara Devekuşu’ndan gelen teklifleri geri çevirdim. Devekuşu’nun üçüncü ortağı Kulüp 12’nin sahibi Bülent Evci dükkana gelip beni tekrar Devekuşu’na çağırıyordu. Kendilerine kırgın olduğum için kabul etmiyordum. 1972 yılında Dostlar Tiyatrosu’na girdim. İki sene onlarla çalıştım. Orada da Şilide Av, Azizname, Büyük Dümen ve Alpagut Olayı gibi oyunlarda oynadım. Ticaret yaptığım süre içinde tiyatrosuzluğa fazla dayanamadım. 1978 yılında Mete İnsenel Tiyatrosu’na oyun seyretmeye gittim. Dört sene uzak kalmıştım tiyatro sahnesinden. Çünkü Devekuşu’ndaki arkadaşlarım, bilhassa Metin ve Zeki beni çok soğutmuşlardı tiyatrodan.
 
     Taptığım MÜNİR ÖZKUL’u hiç sevmem!..
 
Zeki ile Metin’in dışında, bir de Münir Özkul çok çektirdi bana!..
Herkes onu sever; ben hiç sevmem!..
 
    Ona çok tapardım. “Allahım, beni profesyonel yapacaksan Münir Özkul’un Tiyatrosu’nda profesyonel yap” derdim.
 
    O kadar çok kendisini severdim, sayardım. Fakat içkili olduğu zaman aşırı agresifti. Çok hakaret eder, tükürür, yumruk atar, vurur du. Eşi Suna Selen’e neler yaptı. Ankara’ya çağırmışlardı Münir Özkul’u. O ara “Generalin Aşkı”nı oynuyor. Düşünün, Devlet Tiyatrosu’nda birçok oyuncu varken Münir Özkul’u çağırıyorlar. Çünkü öyle bir elektriği, öyle bir oyuncuydu ki; müthiş bir şeydi. Ama insan değil di bana göre!.. Tabii ben bunları sonradan öğrendim.
 
     Münir Özkul’la ilk oyunum...
 
    Yukarıda da biraz bahsetmiştim. Bakırköy Halkevi’ne gelip beni seyretmiş ve sadece beni seçmişti. Onun tiyatrosuna geçtiğimde “Benim evimi biliyor musun?” diye sormuştu. Ben de “biliyorum efendim” dedim. Hatboyu’ndaki tahtaköprünün orada oturuyordu. “Yarın gel seninle tekst çalışalım” dedi. Gittim. Saat sabah 11 gibi. İçeri girdim. Sofa da yatıyor. Başucunda yarım şişe şarap. Onu dikti, içti, şişeyi boşalttı. Bana “Git bir şişe rakı al” dedi. Gittim rakıyı aldım. Bir taraftan içiyor, bir taraftan oyunu çalışıyoruz. Rakıyı da bitirdi. “Git bana kanyak al” dedi. Onu da aldım. Onu da bitirdi. Biz böyle bir hafta şarap-rakı-kanyak karışımı içinde çalıştık. Fakat nedense ben o süre içinde onun sarhoş olduğunu görmedim. Tabi ben ona tapıyor, onun ağzının içine bakıyorum. Beni tiyatroya çağırdı. Prova yapıyoruz. Üçüncü perdede rahip rolüm var. Ben gittim, kapıdan içeri girdim. Özcan Özgür içeride. “Merhaba” dedim. Tam karşıda Münir Özkul oturıuyor. İçeride de Suna Selen, Ayşe Güler ve Sadık Şendil oturuyorlar. Baktım, suratlarından düşen bin parça. Sanıyorum benden önce bir tartışma olmuş. Münir Özkul ayağa kalkıp, beni gösterek ağır bir şekilde “İşte bu oro... çocuğu” dedi. Ben üstüme almayıp, acaba Özcan’a mı söylüyor diye düşündüm. Ancak arada kapı olduğu için onu göremiyor. Yani bana söylüyor. ”Bana mı söylüyorsunuz abi?” diye sordum. “Sana söylüyorum p..” dedi yüzüme tükürdü ve bana bir yumruk attı. Ben tabi kendimi kaybedip, Münir Özkul’un gırtlağına sarılmışım. Özcan belime dolanıp beni geri çekmiş. Kadınlar, Ayşe ile Suna çığlık çığlığa barışıyorlar. Sadık Şendil “yapma evladım” diye yalvarıyor bana. Özcan beni dışarı çıkardı. “Münir Özkul içtiği zaman böyledir” dedi. Ondan sonra benim çektiğimi bir Allah bilir bir de ben...
 
    Düşünebiliyor musunuz, daha Münir Özkul ile sahnede prova yapmadan neler başıma geldi!..
 
     Münir Özkul ile hiç prova yapmadım...
 
    Münir Özkul ile oynadığım süre içinde onunla hiç prova yapmadım. Hep Suna Selen Münir Özkul’un laflarını söylerdi, ben de onun repliğine karşılık replik verirdim. Oyundan sonra da evine ben getirirdim Münir Özkul’u. Sızsın diye de Aksaray Meydanı’nda taksi ile dolaştırıp öyle eve getiriyordum. Evin önüne geldiğimizde ise her zamanki gibi bağırış çığırış, küfürler, yumruklar havada; komşular dışarı çıkıyor... neler neler.. dayanamadım; en sonunda 1963’ün nisanında askere gitmeye karar verdim. Münir Özkul’u Ortaköy Şifa Yurdu’na yatırdım. Bir hafta sonra da askere gideceğim. Bir ziyaret edeyim de, elini öpüp, Allahısmarladık diyeyim dedim.Ankara Sanat’tan Ayberk Çölok ile gittik. Orhan Boran vardı yanında. Yatağın altından içkiler çıktı ortaya. Bize de ikram ettiler.
 
    Fakat Münir Özkul sadece içki müptelası değildi. Çünkü alkolikti. İçki de yeterli gelmemeye başlayınca hapçılığa başladı. Hap ta yetmeyince başka şeyler almaya başladı. Suna’dan ayrılınca Hacıhüsrevli bir kadınla evlendi. Dünya çapında bir aktörün haline bakın!.. Şimdi de bir arkadaşının kızıyla evli. Zaten şimdi hiç kimseyi tanımıyor; beyni dumura uğradı. Fazla da yaşlı sayılmaz; 1926 doğumlu...
 
“... Küçük Sahne’de Muhsin Ertuğrul’un yönetimindeki bir oyunda o zaman çiçeği burnunda bir genç oyuncu olan Münir Özkul, Ses Tiyatrosu’ndaki küçük rollerinden sonra ilk kez büyükçe bir rol oynuyordu! Münir Ağabey anlatmıştı bir gün; provalarda sahnede rolünü oynamaya çalışıken salonda sırasını bekleyen öbür oyuncuların gülüşmelerinden fena halde alınmış ve sahneden inip fuayeye giderek orada bir köşede hüngür hüngür ağlamış. Biraz sonra Muhsin Hoca yanına gelip sormuş:
 
- Evladım neden ağlıyorsun?
- Bana gülüyorlar hocam!
- Oh oh ne iyi, demek güldürebiliyorsun! Bu, iyi bir komedyen olabileceğini gösteriyor, sevinmelisin!
... Münir Ağabey, “aktör doğmuş”lardan. Her ne kadar Goethe, “İnsan dünyaya bir inci tanesi kadar saf gelir, her şeyi bu dünyada yaşayarak edinir,” demişse de, Münir Özkul’da doğuştan da gelen bir şeyler vardı kesinlikle!

 
... 1925’de doğmuş... Bu kadar rakıya, sigaraya ve de doktorların rakıyı yasakladığı zamanlar içtiği bu kadar “kola”ya karşın 80 yaşını geçmiş olması bir mucize!.. Münir Ağabey ilk günlerin heyecanını yatıştırmak için, oyundan önce içiyor ve hatta sarhoş oluyordu. Oynadığı generale de içki içen bir adammış karakteri verip, oyun içinde de içiyordu! Bu yüzden oyun bozuluyor, ayrıca kuliste huzursuzluklar başlıyordu... Münir Ağabey hem oyun öncesinde hem de sahnede içmeye devam ediyordu. Ertesi gün oyuna çok sarhoş geldi. Bu kez, oyunu iptal etmek zorunda kaldık, seyirci evlerine döndü... Ve böylece oyun gösterimden kalktı...” Yaman Tüzcet – Bir Aktörün Serüvenleri.
 
     Üsküdar Oyuncuları, Ferhan Şensoy...
 
    Dostlar’dan sonra Üsküdar Oyuncuları’nda Suna Pekuysal ve Ergun Köknar’la çalıştım. Bir ara da Ferhan Şensoy’da oynadım. Zeliha Berksoy’la beraber Brecht’in bir oyununda; “Anna’nın Yedi Günü”nde oynadım. Yarı İngilizce yarı Türkçe bir oyundu. Ferhan o ara askerlik görevini yapıyordu. İzin alıp geliyordu. Yukarıda da anlttığım gibi, Bülent Evci arada bir dükkana gelip benim Devekuşu’na tekrar geri dönmem için ısrar edip duruyordu. 1982’de tekrar geldiğinde “Nerde şimdi onlar, ne yapıyorlar?” diye sordum. “Ankara’da Büyük Kabare’yi yapıyorlar. Al şu uçak biletini de onlara git, provalara başla” dedi.
 
     Ve tekrar Devekuşu Kabare...
 
    Evet, Bülent Evci’nin verdiği uçak biletini aldım ve Ankara’ya gittim. Devekuşu ekibi Bulvar Palas’da kalıyorlardı. Hemen provalara başladık. Sonra İstanbul’a döndük. Lalezar’da provalara devam ettik. Konak Sineması’nda meşhur “Beyoğlu Beyoğlu” ile başladık. İkinci senesi “Yasaklar”ı oynadık. O ara ben İzmir’de büyük bir trafik kazası geçirdim. Bana “geçmiş olsun” bile demediler. Ve sahne üstünde Zeki ile Metin yine bir takım numaralar yaptılar ki, o ara İzmir’de “Aşk Olsun”un provalarına başlamıştık. Ben, “siz büyüdükçe küçüldünüz; adam olamadınız!” dedim ve “ “Aşk Olsun”da oynamayacağım; hesabımı kesin!..” diyerek, ertesi günü ilk uçakla İstanbul’a döndüm. Bu arada Metin Akpınar için de birkaç cümle söylemek isterim:
 
     Metin Akpınar...
 
    Metin Akpınar’la Zeki Alasya’nın karşısında herkes oynayamaz. Metin Akpınar bana göre insan değildir!.. Çocuk ve hayvan sevmez; kendinden başkasını sevmez! Tanıdığım en büyük megalomandır Metin. Her konuda çok bilgilidir. Başta Münir Özkul olmak üzere, söylediklerimi harfi harfine yazabilirsiniz!.. Benim gocunacak hiçbir şeyim yok. Onlar kendilerini zaten biliyorlar.
 
     Perihan Abla... Bizimkiler...
 
    Bu arada ben televizyon dizisi olan “Perihan Abla”da başlamıştım oynamaya. Bu diziden sonra da “Bizimkiler” dizisi başladı. Bu dizide üç yıl oynadım, ayrıldım. O dizide oynayanlardan bazıları da yine içki yüzünden sefalet içinde yüzüyorlar. Ercan Yazgan gibi örneğin. Bu dizinin gerçek yapımcısı Umur Bugay, 15 sene bunlara yaz kış ekmek verdi. Her Allahın günü bunlar çalıştı, para kazandılar. Bir de “Yazlıkçılar” dizisini koydu; yazın da para aldılar. Bir de reklam çektirdi, oradan da para verdi onlara. Bunların cebinde para yok şimdi!.. Neden?.. içkiden!.. Ercan da verem!.. İçkiden ve sigaradan verem oldu. Ama bunların içtikleri içki öyle böyle değil; sabah başlarlardı içki içmeye...
 
    Yine Devekuşu Kabare’ye dönüş...
 
    "Bizimkiler”den önce idi, tekrar Devekuşu Kabare oyuncuları beni çağırdılar. TRT’ye “Güler misin Ağlar mısın” adlı bir dizi çekiyorlarmış. Onların Devekuşu Ajans”ları vardı. Bana TRT’ye çok yüksek bir ücretle film çekeceklerini söylediler. 187 milyon muydu, neydi... Hakikaten çok yüksek bir para idi o zaman. Gittim. Dedim: “Bak ,Perihan Abla’da tam konuşmadığım için iki bölüm vardım, üç bölüm yoktum, bir bölüm vardım, iki bölüm yoktum, bir bölüm vardım... oynasam da alırım, oynamasam da” deyince, Zeki Alasya “Ulan, zaten üçümüz, sen, ben ve Metin oynayacağız. Başka adam mı var” dedi. “Peki, istersen Metin’e sor, Metin nerede?”. “Metin Antalya’da tatil yapıyor. Gerek yok Metin’e sormaya. Bu işlere ben karışıyorum!” dedi Zeki. Dört bölüm çektik. 5 ve 6’ıncı bölümde yokum. Muhasebeden paramı almaya gidince paramı alamadım.”Metin Bey’in emri, oynamadığınız bölümler için para yok” cevabını aldım. Zeki’ye söyledim. “Yahu, ben Metin’le konuşurum” diyerek bir hafta oyaladılar beni. Baktım olacak gibi değil, ayrıldım. Aradan bir sene geçti. Devekuşu’nun muhasebecisi beni aradı: “Cihat Abi, Metin seni yemeye çağırıyor” dedi. Özür yemeği imiş; onun için çağırıyormuş Metin beni. Ramazan’dı; Maksim’e götürdü beni. Ben o yemek akşamı, Devekuşu’nun ilk kuruluşundan bu güne kadar bana yaptıklarını Metin’in yüzüne vurdum. Oradan Şamdan’a gittik. O beni ağırlarken ben sabaha kadar bana yapılanları onun yüzüne vuruyor, rahatlıyordum. O gün bu gündür, arada bir görüşürüz, görüşürüz derken; karşılaştığımızda selamlaşırız. Karşılaştığımızda “Ben aç kalacağım ve Türkiye’de de başka tiyatro olmayacak; bir tek sizin tiyatronuz olacak; yine de bir daha sizinle çalışmayacağım!..
 
     Mahallenin Muhtarları...
 
    "Bizimkiler” dizisinden sonra da “Mahallenin Muhtarları” dizisine girdim. On sene sürdü bu dizi. Zaten en uzun süren dizilerden ikisi, Bizimkiler ve Mahallenin Muhtarları’dır. Film çalışmalarım azdır. Bir ara 1991 yılında Ercan Yazgan’la tiyatro kurduk. En son sahneye bu kurduğumuz tiyatronun oyunlarında çıktım. Ben ve Ercan ortaktık. İki sene sürdü bu ortaklık. Çok iyi para kazandık. Hiç kimsenin sahip olmadığı ses düzenine sahiptik. Yaka mikrofonu kullanırdık. Kapalı gişe oynardık.Aziz Nesin’den derlediğim ”İnsan Suretleri” ve Gani Müjde’den benim derlediğim skeçlerden oluşan “Burası Turkey” diye sergilediğimiz oyundu. Bu tiyatrodan sonra televizyon çalışmaları ve dernek faaliyetlerim oldu. BASAD’ın ilk kurucularındanım. Üç yıldır başkanlığını yapıyorum. Son olarak 2007’de “Zoraki Koca” diye bir dizi çekmiştik. Bir de Mahsun Kırmızıgül’ün yönettiği Beyaz Melek filminde oynadım.
 
    Yönettiğim oyunlardan örnekler: Kadınlık Bizde Kalsın, İnsanlığın Lüzumu Yok. Bir de BASAD’ın tiyatro grubunda yetişen gençlerin oyunlarını yönetiyorum. BASAD’da oyunculuk dersleri veriyorum.
 
     Oynadığım filmlerden bazıları...
 
    Güneşi Gördüm, Zoraki Koca, Beyaz Melek, Aşk Her Yaşta, Sen misin Değil misin?, Zor Adam, Paydos, Şans Kapıyı Kırınca, Fişgittin Bey, Koltuk Sevdası, Eşref Saati, Yasemince, Oğlum Adam Olacak, Şenlik Var, Düğüm, Kavuşma, Üçüzler, Herkesin Hayali, Mahallenin Muhtarları, Kırmızı Kart, Bizimkiler, Hayallerim Aşkım Ve Sen, Yoksul, Perihan Abla, Değirmen, Patron Duymasın, Bir Yudum Sevgi ve Bir Varmış Bir Yokmuş... gibi.
 
 
ADEM DURSUN
Haziran 2010
adem-dursun@versanet.de


 

Anahtar Kelimeler: Cihat Tamer



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir