MAKALELER

Bilge Şen

2008.11.29 00:00
| | |
6482

Bilge Şen'i televizyon dizisi olan "Eşref Saati"nde severek izliyorum.



    

     Toprağına ve tiyatroya sevdalanmış bir babanın kızı; tiyatroyu yaşam biçimi yapmış, tiyatro tutkunu, tiyatroya sevdalı bir sanatçımız: BİLGE ŞEN...
 
    Beşiktaş Belediyesi Prodüksiyon Tiyatrosu, Avusturyalı yazar Peter Turrini'nin "Mutlu Yıllar" adlı oyununun prömiyerini 7 Mart (2008) günü Akatlar Kültür Merkezi'nde gerçekleştirmişti. Prof. Zeliha Berksoy'un yönetmenliğini üstlendiği oyunda rolleri Tamer Levent ve Bilge Şen paylaşıyorlar.
"İstanbul Söyleşi Turu"mun üçüncü günü (5 Mart), bu oyunun telaşında olan Bilge Şen ile Akadlar Kültür Merkezi'nin fuayesinde bir söyleşi gerçekleştirdim.
Yedi gün süren söyleşi turumda, sekiz oyun seyrettim, toplam yirmi sanatçımızla söyleşi yaptım. Ancak "Mutlu Yıllar"ın prömiyerinde maalesef bulunamadım.
Seyredemediğim "Mutlu Yıllar"ın konusu:

 


 
Tamer Levent'in Josef, Bilge Şen'in Maria rollerini canlandırdığı tek perdelik tiraji komik oyun, bir yılbaşı gecesi son çalışanı da çıktıktan sonra kapanan bir hipermarketin deposunda geçiyor. Hipermarketin deposunu temizlemeye gelen Maria (Bilge Şen) ile gece bekçisi Josef'in (Tamer Levent) aralarında kurulan bağ, günümüz ilişkilerinin özüne dair ince mesajlar içeriyor. Oyun, gündelik hayatın zorlukları içerisinde yok olmuş benliklerden çarpıcı manzaralar sunuyor.
Oyunun yazarı Peter Turrini, yazdığı her oyunla tartışma yaratan Avusturya'nın "skandal yaratan yazarı" olarak biliniyor.

 


 
    "Modern insan, birey olma çabasına rağmen yaşamın hızı karşısında "tek tip" insan olma durumunda. Kuşatılmış dünyamızda her ne yaparsanız yapın kaçırdıklarımız elde ettiklerimizden mutlaka daha fazla. Yaşam, bir mutluluk şarkısı mı, yoksa hinoğluhin bir gülüş mü, acı dolu bir kahkaha mı? Bilinmiyor. Oysa "Mutlu Yıllar", seyircisine bütün bunları süzgeçten geçirme olanağı vermekte. Keskin bir dil, şok edici, sarsıcı tablolar... Sermayenin büyümesiyle birlikte gelişen tüketim toplumuna kıyasıya eleştirel bir yaklaşım... "Mutlu Yıllar"da izlenimleri keyif veren iki usta oyuncu rol almakta: Tamer Levent ve Bilge Şen. Tamer Levent, gövdesi ve ruhunun parelelinde, iç aksiyonu ve dışa dönük hareketleri arasında hiçbir uyumsuzluk yaratmadan oyunu tamamlıyor. Akordu tam bir enstrüman gibi Tamer Levent... Pek çok öğeyi, yeteneğini, oyunculuk kapasitesini, niteliklerini işin içine katmış. "Katmak" deyince, Bilge Şen'in Maria'ya kattığı tüm coşkusal tutkuların denemişliğin bileşimi olduğunu; çeşitli ve birbirinden farklı duyguların, deneyimlerin, durumların toplamından oluştuğu konusunda elini kaldıranla iddiaya girmek isterim. Bilge Şen'in bu bileşiminin sadece sayıları fazla değil, işin içinde başka olgular da var. Öncelikle çelişiklik! Bana sorarsanız (isterseniz sormayın, siz bilirsiniz), Bilge Şen'in bu çelişikliği vermedeki ifade gücünü görmek için bile izlenebilir "Mutlu Yıllar". Bilge Şen'in nefreti, hayranlığı, kayıtsızlığı, kapılmışlığı, bezginliği, utangaçlığı ve yüzsüzlüğü seyirciye iletmesindeki, bir başka anlamda insancıl tutkuları bir boncuk yığını haline getirmesindeki ustalık gerçekten görülmeye değer diyorum." ÜSTÜN AKMEN / www.tiyatronline.com / 12 Mayıs 2008

 


 
    Bilge Şen'i televizyon dizisi olan "Eşref Saati"nde severek izliyorum. Daha önce ise Metin Akpınar - Zeki Alasya ikilisinin oynadıkları "Rus Gelin" adlı filmde de seyretmiştim. Televizyon ve sinemadaki başarısını tiyatro sanatına borçlu olduğunu şöyle belirtiyor Bilge Şen:

 


 
"Tiyatronun tadı başka. O çok ayrı bir yerde; çok emek isteyen, verdiğin emeğin karşılığını alınabildiği söylenemeyen, bir sevdadır, bir tutkudur Tiyatro. Onun insana getirdiği artılar çok farklıdır. Eğer bizler şimdi ekranda bir yerlerde isek, tiyatronun bize getirdikleriyle buralardayız. O çok sevgiyle yapılıyor..."

 


 
    Mesleğine olan tutkusu gözlerinden okunuyor Bilge Şen'in... O, hayatını mesleğine adamış, ve seçtiği mesleği yaşam biçimi yapanlardan...
İnsan bir kere sevdalanmaya görsün; onunla yatar, onunla kalkar!..
Bilge Şen, tiyatro tutkunu, tiyatro sevdalısı...
Tıpkı toprağına ve tiyatroya sevdalanmış babası Şakir Şen gibi...

 


 
    Bu yazıyı hazırladığım gün (13.11.2008), Cumhuriyet gazetesinde Vecdi Sayar'ın, Osman Şengezer'in yazmış olduğu "Dekor ve Kostümlü Anılar" kitabı için yazmış olduğu güzel yazısından alıntılar yapmak istiyorum:

 
"... Geçen hafta Osman'ın "Dekor Kostümlü Anılar" adlı yeni kitabının tanıtım toplantısı vardı. Nicedir görmediğim dostlarla buluştuk, Çiçek Arif'in mekanında. Korkunç yağmura rağmen, herkes oradaydı. Anılar anıları kovaladı. Tiyatrocu, eleştirmen, gazeteci dostlarla tiyatronun altın yıllarını, Beyoğlu'nda her akşam onlarca tiyatronun perde açtığı günleri andık. İşte, o güzel günlerden günümüze uzanan bir köprüydü Osman'ın dekor - kostüm çalışmaları... Tiyatro, opera ve bale dünyamızın tüm usta yönetmenleriyle çalışan Osman, kendini tekrarlamamak, her defasında oyunun özünü yakalayan bir eser ortaya koymak için çabaladı ve başarılı oldu. Genç kuşakların onun heyecanından öğreneceği çok şey. Osman, giriş yazısında kitabının "çok fazla unutkan olan ülkemiz insanı için bir hatırlatma dosyası yerine geçebileceği"nden söz ettikten sonra, "Bir mesleği tutkuyla sevmek, ona bağlanmak, tüm yaşamınızı o mesleğin içine kapatmak, hem mutluluk veren doyurucu bir duygu, hem de çok zor bir oluşum" diyor. Gerçekten de "kişinin mesleğini yaşam biçimi yapması çok özveri gerektiren bir seçim"... Mutluluğun daim olsun sevgili Osman..."
 
    İşte, Bilge Şen gibi, mesleğini yaşam biçimi yapmış bir sanatçı daha Osman Şengezer... Her ikisinin de buluştukları odak noktası SANAT... Tutkuları ve sevdaları SANAT...
 
    Yetenek gerekli, eğitim şart!...
 
    1944 İzmir - Ödemiş doğumluyum. Babam Şakir Şen, yıllarca amatör olarak tiyatro sanatına hizmet etti. Pamuk, tütün ve zeytinle uğraşan Egeli bir toprak çocuğu olmasına rağmen tiyatro yapıyordu; turnelere çıkıyordu. Altı yaşında Aziz Basmacı, Toto Karaca, Muzaffer Hepgüler ve İsmail Dümbüllü seyretmeye başladım. O zamanlar pek çocuk oyunları yoktu. Küçük cocuklar da yetişkinlerin seyrettikleri oyunlara götürülürdü. Okullarda ise gruplar halinde tiyatrolara götürülürdük. Şimdi yapılıyor mu, bilmiyorum. Eve gelir onların oynadıklarını oynardım. Allah vergisinin olması gerektiğine inanıyorum. Ancak eğitim şart!..
 
    İlk oyunum "İki Efendinin Uşağı"...
 
    İlk oynadığım oyun "İki Efendinin Uşağı" adlı oyun idi. Bu oyunda beni seyreden pandomim sanatçımız Erdinç Dinçer bana "sen tiyatro sanatçısı olmak istersen ben sana yardım ederim" dedi. Bana yol gösteren o oldu. Evde küçükken başlamış tiyatro oyunculuğum. İlkokul ve ortaokulda hep tiyatro kolunda idim. Okul oyunlarında hep oynadım.
 
    Sanatımın 45. yılındayım...
 
    Ankara Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü mezunuyum. 16 yıl özel tiyatrolarda çalıştım. Küçük Sahne Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatrosu, Ulvi Uraz'da, Dostlar Tiyatrosu, Devekuşu Kabare, 1979 Bursa Devlet Tiyatrosu, 1980'den günümüze kadar da İstanbul Devlet Tiyatrosu'ndayım. Bu oyunda misafir oyuncuyum. Bu sezon rolüm olmadığı için bu oyun için İstanbul Devlet Tiyatrosu'ndan izin aldım. "Mutlu Yıllar" oyunu 50. oyunum.
 
     Sahneyi paylaştığım oyunculardan bazıları...
 
    Vasfi Rıza Zobu, Yıldırım Önal, Müşfik Kenter, Yıldız Kenter, Genco Erkal, Gülriz Sururi, Engin Cezzar, Ali Poyrazoğlu, Metin Akpınar, Zeki Alasya ve İstanbul Devlet Tiyatrosu'nun pek çok değerli sanatçısıyla aynı sahneyi paylaştım.
 
    Oynadığım oyunlardan örnekler...
 
    Büyük Kulak, Daktilolar, Aşk Zinciri, Vatan Kurtaran Şaban, Bu Şehri İstanbul ki, Dün Bugün Yarın, Biz Bize Benzeriz, Rosenbergler Ölmemeli, Durdurun Dünyayı İnecek Var, Katır Tırnağı, Paydos, Hair, Yasak Elma, Morfin, Buzlar Çözülmeden, Kanaviçe, Gölge Ustası, Yanlış Yanlış Üstüne, İstanbul Efendisi, Cimri, Abdülcanbaz, Sersem Kocanın Kurnaz Karısı, Kunduz Kürk, Ay Işığında Şamata, Bir Çöküşün Güldürüsü... gibi.
 
    Haldun Taner tutkunuyum...
 
    Kişilik sahibi bir hikaye yazarı ve edebiyatçı olarak en çok önem verdiğim kişi Haldun Taner'dir. Oyuncu olarak kendisiyle çok çalıştım. Kendisine olan tutkum bilinir. Ona olan saygım ve sevgim sonsuzdur.
 
    Televizyon ve sinema çalışmalarım...
 
    1963-64 yılında, haftada üç günlük canlı yayınlardan başlayarak, günümüze kadar pek çok televizyon oyununda oynadım. Hastane (1993), Oğlum Adam Olacak, Çınaraltı (2003), Kabuslar Evi (13 Bölüm), Tutsak (2007) ve şimdi oynadığım Eşref Saati gibi. Bunların dışında 6-7 tane de sinema filmim var. Bitmeyen Yol (1965), Kara Leke (1970), Baraj (1977), Yangın (1984), Babam ve Oğlum (2005), Fosforlu Cevriye, Rus Gelin (2002), Delikanlı (200), Adada Bir Sonbahar (2000), Bana Abi De (2002), Bizim Konak (2003), Seni Çok Özledim (2005), Son Tercih (2007)... gibi.
 
    Ödüllerim...
 
    Kunduz Kürk oyunuyla "Ayın Sanatçısı Ödülü" / 1980, "Gölge Ustası" ile Avni Dilligil En İyi Kadın Sanatçı Ödülü / 1982, Bir Çöküşün Güldürüsü oyunuyla 2003 Afife Jale Komedi Dalında En İyi Kadın Oyuncu adaylığım var.
 
    Yönetmenliği hiç düşünmedim...
 
    Şimdiye kadar oyun yönetmedim, düşünmüyorum da!.. Oyunculuğu çok seviyorum; yönetmenlik çok başka bir şey; ayrıca eğitimin olması gerektiğine inanıyorum. Türkiye'de henüz reji eğitimi veren bir bölüm yok. Mutlaka işi durdurup, yurtdışına yönetmenlik eğitimi almak için gitmek gerekiyor. Benim de şimdiye değin buna vaktim olmadı. Araştırma için yurtdışında kaldım; üç ay İngiltere, üç ay Japonya ve bir yıl da hiç Türkiye'ye gelmemecesine Almanya'da kalarak Alman Tiyatrosu'nu araştırdım. 18 kez Amerika'da bulundum. Orada yapılan birçok workshop'lara katıldım. Görmediğim oyun kalmadı diyebilirim.
 
    Sanatçının sanatçıyla evliliği...
 
    Yedi yıldır tiyatro sanatçısı Levend Yılmaz ile evliyim. Bizlerin çalışmaları çok uzun ve yorucu oluyor. Örneğin, son yıllardaki televizyon ve dizi çalışmaları çok uzun sürüyor. Sabah çıkıyor, ertesi sabaha karşı üçe doğru eve geldiğim oluyor. Bu durumu aynı meslekten olan eşim Levend anlayışla karşılıyor. Başka meslek dalında olsa idi bu kadar anlayışlı olamazdı. Karşılıklı kabul ediliyor bu durumlar. Tiyatro çalışmaları da aynı şekilde. Gece yapılan bir iş. Saat 18-18:30'dan 23:00'e kadar sürüyor çalışmalar. Aynı şekilde benim evde oturduğum dönemde Levend'in bir oyunu varsa, o beni bırakıp gidecek. Dolayısıyla sorun olmuyor. Birbirimizi anlayışla karşıyoruz. Levend Yılmaz'dan önceki eşim de tiyatro sanatçısı idi. 15 yıl boyunca hiç sorun olmamıştı. Levend ile “Tutsak” dizisinde karı koca rollerini oynuyorduk. Fakat 7 bölüm sonra dizi kaldırıldı. “Çemberimde Gül Oya” adlı dizinin ayrı bölümlerinde oynamıştık. Bir de Tiyatro Pera'da “Bir Çöküşün Güldürüsü” adlı oyunda beraber oynamıştık.
 
    Televizyon dizi çalışmaları... ve tiyatro...
 
    Dizi çalışmaları maalesef çok düzensiz oluyor. Ekmek yetiştirir gibi çalışıyoruz. Pazar günü başlıyorsunuz, dört gün çekim yapılıyor, Perşembe montaj ve dublaj çalışmaları ve cuma günü de yayınlanıyor. Bu sadece benim için geçerli değil; şu anda yapılan dizi çalışmaları hep aynı hızda yapılıyor. Tiyatronun tadı başka; o, çok ayrı bir yerde. Çok emek isteyen, verdiğin emeğin karşılığını alınabildiği söylenemeyen, ama bir sevdadır, bir tutkudur tiyatro. Onun insana getirdiği artılar çok farklıdır. Eğer bizler, şimdi ekranda bir yerlerde isek, tiyatronun bize getirdikleriyle buralardayız. O çok sevgiyle yapılıyor. Televizyon dizi çalışmalarını da sevmeden yaptığımı pek söyleyemem. Yönetmen seçiyorum, kanal ve ekip seçiyorum. Teklif geldiğinde konuyu okurum, sonra kim ile, kimlerle ve hangi kanal için çekileceğini sorarım. Önce rolü seveceksin, sonra bildiğiniz ve güvenebileceğiniz bir şirket olacak. Yönetmen ve ekip çok önemli. Biz şu anda “Eşref Saati”nde bir aile gibiyiz. Çekimler olmadığında bile herkes birbirini özler, arayıp hal hatır sorar. Ama bu bütün setlerde bu var mı? Diye sorarsanız: hayır!.. bunu yakalamak ta bir şans...
 

 
ADEM DURSUN
Kasım 2008
adem-dursun@versanet.de

Anahtar Kelimeler: bilge şen



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir