MAKALELER

Barış Eren

2010.01.27 00:00
| | |
9376

Paylaş:
Söyleşi yaptığım Türk tiyatrosu sanatçılarının büyük çoğunluğu hep küçük yaşlarda başlamışlar sahne tozu yutmaya.

 

    Sahne tozu ve alkışlarla değil de, kil, kireç, cam ve boya kokusuyla büyüyen oyuncu, yönetmen ve ressam: BARIŞ EREN...
 
    Söyleşi yaptığım Türk tiyatrosu sanatçılarının büyük çoğunluğu hep küçük yaşlarda başlamışlar sahne tozu yutmaya. Kimi, tiyatro sanatçısı olan anne babasının yanında tiyatro sahnelerine çıkmışlar, kimi de küçük yaşlarında okul müsamerelerinde başlamışlar alkışları duymaya.

 


 
    Kendi deyimleriyle "sahne zehiri olan alkışlar... alkışlar!.."
 
    Oysa sizlere bu ay sunacağım söyleşimin sanatçısında hiç te böyle bir şey olmamış.
 
    O, ne küçüklüğünde sahne tozu yutmuş, ne de ilkokul müsamerelerinde alkış sesi duymuş.

 


 
    Sanatçılığı küçük yaşta başlamış. Ancak sanatın tiyatro dalında değil... resim, seramik ve vitray dallarında küçük elleriyle suyla karıştırıp hamur haline getirdiği kile şekil vermiş, çimento, cam, kireç ve boya kokusunu ciğerlerine çekmiş; sahne tozunu değil...
 
    Baba Cemil Eren, beyazın, kuşların ve teknelerin ressamı.
 
    Kız kardeşi Zeynep, baba mesleği olan seramik ve cam çalışmalarını hala sürdürüyor.

 


 
    Oğul, yani söyleşi yaptığım sanatçı Barış Eren ise, 20 yaşına kadar baba mesleğini sürdürmüş, sergiler açmış. 20 yaşında girdiği Ankara Devlet Konservatuarı'nı 1976'da bitirip, tiyatroya yönelmiş. Fakat baba mesleğini de bırakmamış.
 
      Tiyatroya ilgim ise...
 
    Tiyatro ilgim çocukluğumda seyirci olarak başladı. Babam her gittiği oyunlara bizleri de beraberinde götürürdü. Babam bir süre Ankara Devlet Tiyatroları'nda dekoratör olarak ta çalışmıştı. Onunla beraber Ankara Devlet Tiyatroları'ndaki oyunlara gide gele gönlümü tiyatroya kaptırdım. Ve 1971 yılında konservatuar imtihanlarına girdim, tiyatro bölümünü kazandım. Bu döneme kadar hiçbir oyunda oynamadım.
 
    Sınıf arkadaşlarım arasında Zuhal Olcay, Mehmet Ali Erbil, Haluk Bilginer... vardı...
 
    Beş sene süren Ankara Devlet Konservatuarı eğitimim sırasında Mehmet Ali Erbil, Zuhal Olcay, Haluk Bilginer, Selçuk Yöntem, Levent Öktem, Derya Baykal, Nihat İleri gibi değerli sınıf arkadaşlarım oldu.
 
     Mehmet Ali Erbil okulun tatlı belası idi...
 
    Mehmet Ali Erbil şimdi nasılsa o zamanlar da aynı idi; okulumuzun tatlı belası idi; kimse ona kızamazdı. Onunla beraber çok güzel anılarımız oldu. Aynı evde kaldık, beraber tatil yaptık. Hiç unutmam; 1978'ler de sanıyorum. Beraber Bodrum'da tatil yapıyoruz. Bir gece Han Restorant isimli içkili bir yerde idik. Mehmet Ali Erbil sürekli karşı masadaki bir beye devamlı laf atıyor; şimdi olduğu gibi... Laf attığı bey ise yanındaki bayanla dans etmeye kalktı. Yalvardım "yapma" diye; dinleyen kim; devam ediyor. Yanımıza bir kişi geldi, bizi uyararak "siz onun kim olduğunu biliyor musunuz? O albaydır. Ben de onun emir eriyim. Sarkıntılığa devam ederseniz, sizin için iyi olmaz!.." dedi. Mehmet Ali durur mu; susacağına daha çok laf atmaya devam etti. Bir söylediyse üç söylemeye başladı. Sonunda bizi yaka paça dışarı attılar. Zor kurtulduk. Fakat Mehmet Ali hem kaçıyor hem de ha bire adamlara laf yetiştiriyordu. Mehmet Ali Erbil, o zamanlar da şimdiki gibi deli dolu bir kişiydi...
 
     Tiyatro sahnesinde ilk oyunum...
 
    Okulu bitirdikten sonra, Ankara Devlet Tiyatroları'nda oyuncu olarak çalışmaya başladım. İlk oyunum "İzin Günü" adlı bir oyundu. Haldun Marlalı'nın sahneye koyduğu bu ilk oyunumda Zuhal Olcay, Engin Şenkan, Haydar Gültepe rol almışlardı. Bundan sonra Semih Sergen'in "Bütün Oğullarım"da rahmetli Alev Sezer'le beraber oynadım. Daha sonra "Türkmen Düğünü" adlı müzikli ve danslı oyunda Enis Fosforoğlu, Derya Baykal ve Sermet Hürmeriç gibi değerli oyuncular rol arkadaşlarım oldu. Bu arada bazı televizyon ve film çalışmalarım da oldu.
 
      1981 yılında Berlin'e geldim...
 
    Öğrencilik yıllarında çok ilgimi çeken Alman tiyatrosunu incelemek için 1981 yılında Berlin'e geldim. Niyetim 1-2 sene incelemeden sonra tekrar Türkiye'ye dönmekti. Ancak hala buradayım. İlk önce Schaubühne Tiyatrosu'nda bir Türk projesinde oyuncu olarak iki yıl çalıştım. Bu proje Peter Stein döneminde gerçekleştirilmişti. İlk katılanlar arasında Tuncel Kurtiz, Beklan Algan, Ayla Algan ve Kerim Afşar gibi sanatçılar vardı. Burada birkaç oyunda bu sanatçılarla çalışmalarım oldu.
 
     Berlin'de yaptığım tiyatro çalışmaları...
 
    1984 yılında Tiyatrom kuruldu. Ben de Tiyatrom'da oyuncu olarak çalışmaya başladım. Paralel olarak ta Schiller Tiyatrosu'nda oynuyordum. Tiyatrom'da "İnsanlığın Lüzumu Yok", "Bozkır Dirliği", "Bir Ceza Avukatının Anıları", "Suçsuzlar ve Suçlular", "Düğün Dernek Kreuzberg", "Bir Uşak/Türk ve İki Efendi", "Polisler", "Resimli Osmanlı Tarihi", "Sakıncalı Piyade", "Azizname", "Tartüf", ... gibi oyunlarda oynadım. Türkiye ile beraber yaklaşık 50 oyunda oynadım. 1996'dan itibaren "Meraklısı İçin Öyle Bir Hikaye", "Köprüden Görünüş", "Kırkından Sonra", "Uçurtmanın Kuyruğu", "Kocamı Nasıl Öldürebilirim?", "Şahane Düğün" ... gibi oyunların dışında, "Avcıyla Ayı", "Sınav" ve "İşsiz Palyaço" adlı çocuk oyunlarını yönettim. Bir de, TÜFOYAT grubuna Sadık Şendil'in "Yedi Kocalı Hürmüz" adlı müzikali sergiledim.
 
     Tiyatro dışındaki çalışmalarım...
 
    Tiyatroculuğumun dışında 20 yıldır aktif olarak resim yapıyor, sergiler açıyorum. Almanya Türk Kültür Sanat Birliği ikinci başkanlığını yapıyorum. Kreuzberg Yüksek Halk Okulu'nda ve Radyo Metropol FM'de diksiyon, fonetik ve sahne dersleri veriyorum.
 
 
ADEM DURSUN
Ocak 2010
[email protected]
 

27.Ocak.2010

Anahtar Kelimeler: barış eren



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir