
"Kızını köçek mi yapacaksın?.." diyenleri utandıran değerli bir sanatçımız: „modern dans düşünürü" AYDIN TEKER...
Orhan Bursalı’nın da aşağıda yazdığı gibi: „Modern dans düşünürü“ Aydın Teker, „aKabi“ den sonra, şimdi de „harS“ gösterisiyle seyirciyi buluşturuyor.
„Aydın Teker, tanıdığımdan beri ürettiklerini büyük bir keyifle izlemeye çalıştığım bir modern dans düşünürü/üreticisi; koreograf. Önceki “gösteri”si “aKabi”, şaşırtıcı ve zor bir düşünceyi gerçekleştirme denemesiydi: İnsanı bir ayakkabı ile bütünleştirmek mümkün müydü ve bu bütünlükten nasıl bir estetik yaratılabilirdi? Bu birliktelikte bedenin olası sınırlarını uç noktalarda zorlamış ve müthiş bir gösteri ortaya çıkartmıştı... Teker, insan bedeni ile nesne ve mekânlar arasında olağanüstü birliktelikleri zorlayan bir insan.

Aydın Teker, harS’ta bu defa daha değişik bir deney yaşatıyor seyircilere: Bir arp nasıl bildiğimiz arp olmaktan çıkartılır veya arpçı-arp birlikteliği nasıl alışılmış estetiğinin dışında, düşle(ye)meyeceğimiz başka bir müzikalite ve estetikle sahneye konur?
Bu keşif serüvenini, Aydın, mükemmel bir biçimde, yine bir başka yetkin koreograf ve dansçı, Ayşe Orhon ile yaşattı Borusan Müzik Evi’nde. Üstelik, Orhon’un eski bir arpçı olması, arp’la, bedenseli aşan, tinsel bir bütünleşmeyi de sağlıyor. Bu gösteride de, insan bedeni uç noktalarda hareket etmeye zorlanıyor. Gösteri, bazen balık-kız gibi masalsı ve mitolojik çağrışımlarla, büyük aşk sarmallarıyla, bazen arp mı Orhon’u “çalıyor”, yoksa Orhon mu arp’ı, bilemediğimiz, estetik tablolarla dolu.

Gösterinin sonunda, Orhon’un arp ile semazenvari dönüşüne eşlik eden hafiften, uzaktan gelen “barok” mırıltılar için “ne güzel görülmeyen ve var olmayan müzikle eşleştirmişler” diye düşündüm. Oysa, bu dönüş sırasında arp’tan doğal olarak çıkan, kendilerinin de yeni keşfettikleri müzikmiş; arp “kendi kendine”, bu dönüşe müziğiyle eşlik ediyor!“ Orhan Bursalı-Cumhuriyet/7.02.10
Aydın Teker'le yapmış olduğum söyleşime geçmeden önce gelin isterseniz değerli tiyatro adamı Mücap Ofluoğlu'nun "DANS" üzerine yazdıklarını beraber okuyalım:
"...Oyunda, oyuncu da taklitle başladı diyenler için dans, tiyatroya uzanan yolda, taklidin yardımına koşan ilk sanattır...Kimi düşünürlere göre, yeryüzünde ilk sanat dans, tüm öbür sanatların anası. Dansın gelişmesinden şiir, müzik, oyun, tüm olaylar dizisiyle birlikte tiyatro çıkıyor ortaya. Bir başka görüşe göre de, yukarıda söylediğimiz gibi, "taklit"ten doğuyor oyun. Tüm öbür sanatların anasıdır tiyatro! Dans, şiir, müzik arkadan gelir. Dansın önceliğini savunanlara göre, dans yalnız tiyatronun değil, tiyatronun içinde yer alan öbür sanatların da kaynağıdır. Dans eden insanın çıkardığı sesler, vücudun ve ayakların ritmine uymuş, savaş şarkısını, duayı, sonunda da ölçülü sözü, şiiri doğurmuştur. Demek ki dans tüm sanatların anasıdır. Peki, danstan tiyatroya ne zaman geçilmiş? Totemlere bağlılık göstermek için, ya da kazandığı bir savaşı, kavgayı kutlamak için dans ediyorsa insan, bu bir tiyatro olayı değildir. Ama kavgasını, savaşını, düşmanına nasıl sokulduğunu, nasıl öldürdüğünü anlatıyorsa, tiyatroya biraz yaklaşmış oluyor denebilir. Bana göre, tiyatronun taklitle başlıyor olması daha gerçeğe yakın. Araştırmacılara, düşünürlere de saygımız büyük..." Dünya Bir Sahnedir/ S.15 – Mücap Ofluoğlu

Türkiye'deki modern dansın kurucularından olan Aydın Teker, "aKabı" adlı eseriyle Berlin'deki Berliner Festspiele'de 18 ve 19 Kasım 2005 tarihlerinde dünya prömiyerini gerçekleştirmişti. "aKabı"dan önce "Yoğunluk" adlı eserini Zürih'te Theater Spektakel'de sahneleyen ve "Özel Ödül" alan Aydın Teker, 1952 Ankara doğumlu olup 10 yaşında Ankara Devlet Konservatuvarı'na başlamış. Kendisiyle yapmış olduğum söyleşimize;
"Ben, dansçı olmak için değil, koreograf olmak için yaratılmışım. Lise dönemimde tam dansı bırakacak iken, Almanya'dan gelen bir dans grubunu seyrettikten sonra gruba hayran kaldım ve orada dansçı değil de koreograf olmaya karar verdim... "
diye başlıyor sohbetimize:
Kızınızı köçek mi yapacaksınız?!
1952 Ankara doğumluyum. Ailemde benden başka sanatla ilgilenen yoktu. Yani sanatçı bir aileden gelmiyorum. Ancak sanata açık, eğitimli bir ailede büyüdüm. Sadece dayım Cankut Ünal Ankara Radyosu'nda dramaturg idi. Ancak ben ondan önce dansa başlamıştım. Dolayısıyla dansı seçmemde onun etkisi olmamıştır. Ben 10 yaşında Ankara Devlet Konservatuarı'na başlayınca bütün mahalle ayaklanmış:
"Bir tek kızınız var, onu da köçek mi yapacaksınız?!"
diyerek, ailemi eleştirmişlerdi.
Ankara'nın Yenimahalle semtinde büyüdüm. Komşularımız çok konservatifti.
1960'lı yıllarda bile, Osmanlı'dan kalma, "kadının dans etmesi bir tabu" idi. Onlara göre bu iş, yani dans etmek erkeklere-köçeklere mahsustu.
Nefret ettiğim ev işlerini zevkle yapmanın kolayını bulmuştum...
Çocukluğumda babaanneme nefret ettiğim ev işlerinde yardım ederdim. Fakat bu işleri yaparken oyun haline getirmiştim. Örneğin çamaşırları asarken renklerine ve boylarına göre düzenleyip dans ederek asardım. Dans etmek benim için adeta havada uçmaktı.
Çok mutsuzdum...
Dans okuluna başladığımda çok mutsuzdum; daha değişik şeyler yapmak istiyordum.
Bir ara dansı tamamıyla bırakmak bile istedim. Hep belirli şeyler öğretiyorlardı. Benim yapmak istediklerim ve hayal ettiklerimle alakası yoktu yaptıklarım. Birkaç yıl sonra anladım ki; bu iş bana göre değil...
Hayatımı değiştiren Alman dans topluluğu...
Tam dansı bırakacağım günlerde, Ankara'da Almanya'dan gelen bir dans topluluğunu seyrettim; çok heyecanlandım, ağladım. Tüm düşüncelerim değişti; balerin değil de o grup gibi olmak istiyordum. O andan itibaren iyi bir öğrenci olmaya karar verdim; koreograf eğitimi alıp iyi bir koreograf olacaktım...
Koreograf olmak için yaratılmışım...
Dansı bırakmayı düşündüğümde günlerde, Alman dans grubunu seyrettikten sonra, dansçı değil de koreograf için yaratıldığımın farkına varmıştım. Tek amacım koreograf olmaktı. Çok çalıştım. Arkadaşlarım opera bölümüne girmişlerdi. Ben ise burs alabilmek için iki yıl daha yüksek bölümde okuyan tek öğrenciydim. Konservatuardaki hocalarım arasında Molly Lake, Travice Kemp, Beatrice Fenmen ve Angela Bailey gibi değerli kişiler vardı. Avrupa'da koreograf okumak istiyordum. Ailemin beni Avrupa'da okutacak durumları yoktu; mecburdum burs kazanmaya. Ve kazandım da... Konservatuarı bitirdikten sonra Londra'da London School of Contemporary okulundaki bursu kazandım. Daha sonra New York'da ünlü koreograf Japon Kazuko Hirabayashi'nin talebesi oldum. Onun tavsiyesiyle Suny Collage of Purchase'a kabul edildim. Burada mastır yaptım. Tabii yavaş yavaş gruplardaki dansı iyice bırakıp, istediğim branş olan kareografiye geçtim.
Türkiye'ye dönüşüm...
1988 yılında Türkiye'ye döndüm. 1991 yılına kadar Mimar Sinan Üniversitesi'nde Modern Dans dersleri verdim. Daha önce, konservatuardan mezun olunca iki buçuk yıl Devlet Opera ve Balesi'nde dans ettim. En son "Şımarık Kız"da oynamıştım. Tekrar geldiğimde ise devlet bursuyla okumuş olmama ve aldığım diplomalar doğrultusunda bana göre iş bulamamışlardı. Bana iş verilmedi. Ta ki 1991 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'ne kabul edilene kadar. 1996 yılından beri de bu üniversitenin Modern Dans Bölümü Başkanıyım.
aKabı koreografisine önce yüksek tabanlı bir ayakkabı giyen tek erkek dansçı ile başladığını söyleyen Aydın Teker, aKabı'n fiziksel ve duygusal olarak çok uzun ve yoğun bir çalışma süreci geçirdiğini belirtiyor.
Kostümler Ayşegül Alev, ayakkabılar Punto, yapım Bimeras (İstanbul), Alkantara (Lizbon), ve Spielzeiteuropa (Berlin). Dansçılar ise: Serap Meriç, Ayşe Orhon, Emre Olcay, Şebnem Yüksel ve Aydan Türker.
ADEM DURSUN
Şubat 2010
[email protected]
Anahtar Kelimeler: aydın teker
0 Yorum