MAKALELER

Inishmore'lu Yüzbaşı

2026.11.02 00:00
| | |
568

Paylaş:
Oyunculuk benim için çok önemli ama yazmak, yönetmek ve bir projenin ortaya çıkış sürecinde...

Aziz Çoban İle Inishmore'lu Yüzbaşı'nı Konuştuk.

- Aziz Çoban tiyatro ile nasıl tanıştı?

- Aslında tiyatroyla tanışmam biraz tesadüf oldu. Liseden bir arkadaşımın yönlendirmesiyle tiyatro sınavına girdim. O gün bunun hayatımın merkezine yerleşeceğini bilmiyordum. Zamanla tiyatronun yalnızca bir meslek değil, kendimi ifade edebildiğim bir alan olduğunu fark ettim. Bir süre sonra da kendi alanımı yaratmak ve anlatmak istediklerime yer açmak için kendi tiyatromu kurdum. Yaklaşık 15 yıldır bu yolculuğun içindeyim. Bu süreçte oyunculuk yaptım, oyunlar yönettim, yapımlar üstlendim. Tiyatro bana insanı anlamayı, dinlemeyi ve farklı hayatlara onların içinden bakmayı öğretti. Bugün hâlâ sahneye çıktığımda ilk günkü heyecanı hissetmemin nedeni de bu. Çünkü her oyun, insanı ve kendimi yeniden keşfetmek için bir fırsat.

- Inishmore’lu Yüzbaşı projesi nasıl gelişti ve oyuna nasıl dahil oldunuz?

- Inishmore’lu Yüzbaşı yaklaşık beş yıldır hayata geçirmek istediğim bir projeydi. Ancak bir oyunu sevmekle onu doğru zamanda, doğru ekiple sahneye taşımak arasında ciddi bir mesafe var. Ben de bu sürecin olgunlaşmasını bekledim. Doğru zamanın geldiğini hissettiğimde projeyi hayata geçirmeye karar verdim. Üstelik bu kez yalnızca oyuncu olarak değil, yapımcı olarak da sorumluluk üstlendim. Dolayısıyla oyun benim için hem sanatsal hem de üretim açısından özel bir yerde duruyor. Martin McDonagh’ın yazdığı bu metnin en sevdiğim tarafı, insanın karanlık yanlarını anlatırken mizahı da çok güçlü kullanması. Seyirci bir an gülerken hemen ardından kendisini rahatsız edici bir durumun içinde bulabiliyor. Ben de Davey karakteriyle bu dünyanın bir parçasıyım. Beş yıldır hayalini kurduğum bir işi hem sahnede oynayarak hem de yapımcılığını üstlenerek hayata geçirmek benim için ayrıca anlamlı.

- Inishmore’lu Yüzbaşı oyunu siyah beyaz bir eleştiri ve şiddetle iç içe geçiyor. Türkiye’de bu durumun toplum tarafından yanlış anlaşılarak olumsuz karşılanacağını düşündünüz mü?

 
- Elbette, böyle bir ihtimal her zaman var. Çünkü şiddetin, ölümün ve kara mizahın bir arada olduğu bir dünyayı anlatırken seyircinin neye güldüğü ve neyi sorguladığı önemli. Fakat bizim siyah beyaz tercihimiz yalnızca estetik bir karar değil. Bana göre burada daha derin bir anlam var: Sanki renklerimizi bizden aldılar ve bizi bu renksiz dünyanın içinde yaşamaya mahkûm ettiler. Biz de bu dünyayı kara komedi aracılığıyla seyirciye yansıtıyoruz.

 
Renklerin olmadığı bir yerde insanlar kendi karanlıklarını normalleştirebiliyor; şiddet sıradanlaşıyor, ölüm gündelik hayatın bir parçasına dönüşüyor ve insan bazen bütün bunların ortasında gülmeye devam ediyor. Oyunun kara komedisi de tam burada devreye giriyor. Seyirciyi güldürürken aslında içinde yaşadığımız dünyanın absürtlüğüyle yüzleştiriyor. Bence kara mizahın gücü de burada: Bazen ciddi ciddi anlattığınızda kimsenin görmek istemediği bir gerçeği, bir kahkahanın içinden gösterebilirsiniz.

Yanlış anlaşılma ihtimali elbette var ama sanatın her zaman herkesi rahat ettirmesi gerektiğine inanmıyorum. Bazen rahatsız etmek, soru sordurmak ve alıştığımız şeylere başka bir gözle bakmamızı sağlamak gerekir. Bizim amacımız şiddeti yüceltmek değil; şiddetin nasıl sıradanlaştığını ve insanın bu karanlığın içinde nasıl değişebildiğini göstermek.

- Yanlışlıklar Komedyası Müzikali, Yaz Gecesi ve Dinini Satan Adam oyunlarında sahne alırken hangi karakteri oynamakta zorlandınız?

 
- Her karakterin kendine özgü bir zorluğu var. Bazen karakterin duygusuna ulaşmak, bazen de onu kendi kişiliğinizden ayırmak zaman alıyor. Oyunculukta en tehlikeli şeylerden birinin karakteri hemen yargılamak olduğunu düşünüyorum. Bir karakteri oynayabilmek için önce onun neden öyle davrandığını anlamanız gerekiyor; onunla aynı fikirde olmanız şart değil ama dünyasına girebilmeniz gerekiyor.

Oynadığım oyunların her biri bana farklı şeyler öğretti. Komedide zamanlama, ritim ve seyirciyle kurduğunuz ilişki çok önemliyken daha dramatik metinlerde karakterin iç dünyasını ve sessizliklerini anlamanız gerekiyor. Benim için asıl zorluk, karakterin duygusunu seyirciye göstermek değil, o duygunun içinde gerçekten var olabilmek. Çünkü seyirci samimiyeti hissediyor. Bir karakteri ne kadar doğru anladığınız, sahnede ne kadar gerçek olabildiğinizle ortaya çıkıyor.

- Sahnede heyecandan metni unutup sonrasında seyirciye belli etmeden profesyonelce oyunu toparladığınız bir durum oldu mu?

- Oldu tabii. Özellikle Ermişler ya da Günahkârlar ve Gülünç Bir Adamın Düşü oyunlarında böyle anlar yaşadım. Tiyatro canlı bir sanat; her akşam aynı oyunu oynasanız da her akşam başka bir ihtimalle karşı karşıyasınız. Bazen bir kelimeyi unutabilirsiniz, bazen partneriniz beklediğinizden farklı bir tepki verir. O anda yapmanız gereken şey paniğe kapılmak değil, sahnenin içinde kalmak.

Bence oyunculuğun önemli taraflarından biri de bu anlarda ortaya çıkıyor. Çünkü sahnede yalnızca ezberlediğiniz cümlelerden ibaret değilsiniz; karşınızdaki oyuncuyu dinliyor, onunla ilişki kuruyor ve o anı yaşıyorsunuz. Bazen bir bakış, bazen küçük bir doğaçlama sizi yeniden oyunun akışına sokabiliyor. Seyirciye belli etmeden toparlamak elbette profesyonelliğin bir parçası ama benim için asıl mesele, bir şeyler ters gittiğinde bile oyunun gerçekliğini kaybetmemek. Sonuçta tiyatronun büyüsü biraz da bu: Her şey canlı ve her an yeniden gerçekleşiyor.

- Tiyatro oyuncusu olmak isteyen gençlere başarılı olmaları için hangi tavsiyelerde bulunursunuz?

- Öncelikle sabırlı olmalarını ve bu mesleği gerçekten neden yapmak istediklerini kendilerine sormalarını öneririm. Çünkü oyunculuk dışarıdan bakıldığında alkışlardan, sahneden ve görünür olmaktan ibaret gibi görünebilir. Oysa işin büyük bölümü emek, çalışma, beklemek ve kendinizi sürekli yeniden geliştirmekten oluşuyor.

Çok okumalarını, farklı türlerde oyunlar izlemelerini, sinemayı takip etmelerini ve en önemlisi insanları gözlemlemelerini söylerim. Oyuncunun malzemesi insandır; insanı tanımadan karakteri tanımak mümkün değil. Bir de mutlaka sahneye çıkmalarını, hata yapmaktan korkmamalarını isterim. Çünkü bazı şeyleri kitaplardan öğrenebilirsiniz ama sahnenin size öğrettiklerini ancak sahnede yaşayarak öğrenirsiniz.

Benim kendi yolculuğumda öğrendiğim bir şey var: Her zaman birilerinin size fırsat vermesini beklerseniz çok uzun süre bekleyebilirsiniz. Bazen kendi alanınızı kendiniz açmanız gerekir. Ben de bir noktada kendi tiyatromu kurarak bunu yaptım. Gençlere de yalnızca kapıların açılmasını beklememelerini, imkânları ölçüsünde kendi projelerini üretmelerini tavsiye ederim. Yetenek önemli ama çalışmak, direnmek ve anlatacak bir hikâyenizin olması da en az onun kadar önemli.

- Halihazırda kaleme almak istediğiniz veya yönetmek istediğiniz bir tiyatro oyunu olacak mı?

 
- Şu anda hayatımda oldukça heyecan verici bir dönemdeyim. İlk uzun metraj filmim Gecenin Köprüsü tamamlandı ve festival yolculuğu başlıyor. Bu film benim için çok özel; çünkü uzun yıllardır biriktirdiğim deneyimi, emeği ve anlatmak istediğim hikâyeleri sinemaya taşıdığım ilk uzun metrajım. Şimdi filmin festivallerle ve seyirciyle buluşacağı süreci yaşıyorum. Bunun yanında mayıs ayı sonunda ikinci uzun metraj filmimin hazırlıklarına başlamayı planlıyorum.

Tiyatro tarafında da çok önemli bir heyecanımız var. Feriköy’deki eski Haldun Dormen sahnesini yeniden hayata geçiriyoruz. Uzun yıllar tiyatroya ev sahipliği yapmış, İstanbul’un tiyatro hafızasında önemli bir yeri olan bu sahneyi, 15 Ocak 2027’de yeniden İstanbullu seyircilerle buluşturacağız. Burası yalnızca bir sahne açılışı değil, aynı zamanda özel tiyatroların yeniden bir araya gelebileceği, yeni oyunların ve yeni hikâyelerin seyirciyle buluşabileceği bir alan olacak. Bu nedenle açılışı bizim için ayrı bir anlam taşıyor.

Bir yandan sinemada yeni hikâyeler anlatmaya hazırlanırken diğer yandan tiyatroya yeni bir yaşam alanı kazandırmak benim için çok kıymetli. Tiyatro benim temelim; yazmak, yönetmek ve üretmek ise bu yolculuğun farklı parçaları. Önümüzdeki dönemde hem tiyatroda hem de sinemada yeni projelerle seyircinin karşısında olacağım.

- Inishmore’lu Yüzbaşı tiyatro oyunu haricinde sizi başka projelerde görecek miyiz?

- Kesinlikle. Ben kendimi yalnızca oyunculukla tanımlamıyorum. Oyunculuk benim için çok önemli ama yazmak, yönetmek ve bir projenin ortaya çıkış sürecinde sorumluluk almak da beni besliyor. Tiyatroda yıllar içinde edindiğim deneyimi farklı alanlara taşımak istiyorum.

İlk uzun metraj filmim Gecenin Köprüsü tamamlandı ve festival yolculuğuna hazırlanıyoruz. Mayıs sonunda da ikinci uzun metraj filmim için çalışmalara başlamayı planlıyorum. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde beni hem tiyatroda hem sinemada göreceksiniz. Benim için önemli olan yalnızca yeni projelerde yer almak değil, gerçekten anlatmak istediğim hikâyelerin peşinden gitmek. Bazen bir karakteri canlandırmak, bazen bir hikâyeyi yazmak, bazen de bir yapımın bütün sorumluluğunu üstlenmek… Bunların hepsi aynı üretme arzusunun farklı biçimleri.

- Sahnede birlikte rol almaktan kıvanç duyacağınız bir sanatçı var mı?

- Elbette, birlikte çalışmayı isteyeceğim çok sayıda sanatçı var. Özellikle sahnede güçlü bir karşılaşma yaratabilen, birbirini dinleyen ve birlikte risk almaktan çekinmeyen oyuncularla çalışmak beni heyecanlandırıyor. Çünkü tiyatro yalnızca bireysel performanslarla değil, oyuncular arasındaki ilişkiyle de var oluyor.

Usta sanatçılarla aynı sahneyi paylaşmak, onların deneyimlerinden yararlanmak çok kıymetli. Ama bir yandan da henüz yolun başında olan, farklı bir enerjisi ve anlatacak yeni bir sözü bulunan oyuncularla çalışmayı önemsiyorum. Benim için mesele yalnızca bir isimle aynı afişte yer almak değil; birlikte sahnede unutulmayacak bir şey yaratabilmek. İyi bir oyuncu partnerinin performansını gölgelemeye değil, onu daha da güçlendirmeye çalışır. Ben de birlikte oynadığım insanlarla böyle bir ilişki kurmayı önemsiyorum.

- Inishmore’lu Yüzbaşı oyununu tek cümleyle nasıl anlatırdınız?

- Renkleri elinden alınmış bir dünyanın içinde, insanların birbirini öldürürken bile kendilerini haklı çıkardığı; gülerken aslında ne kadar karanlık bir gerçekliğin içinde yaşadığımızı yüzümüze vuran bir kara komedi.

Anahtar Kelimeler: inishmorelu yüzbaşı



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir