
Modern yaşam insanı kalabalıkların içine yerleştirirken hiç olmadığı kadarda yalnız bırakabiliyor. Bu yalnızlık ufakcık bir asansör kabininde olsa bile tüm ağırlığıyla hissedilebiliyor.
Hikaye yüksek katlı rezidansta basit bir iş çıkışıyla başlıyor. Evlerine dönmek üzere asansöre binen bir erkek ve bir kadın hiç beklenmedikleri bir anda asansörün arızası ile başbaşa kalırlar. Asansör ile birlikte zamanda durur, dışarıdaki hayat su gibi akıp gider. Kapıları açılmayan asansörde iki yabancı kişi için kabin yüzleşme odasına dönüşür.
BlueScat, küçücük bir alanda geçmesine rağmen düşünsel olarak geniş bir dünya barındırır. Asansör modern, elit insanların çıkmazlarını karanlıktan aydınlığa çıkar gibi simgelemektedir. Katlar arasına sıkışan kabin bireylerin geçmişiyle geleceğiyle ve korkularıyla umutları arasında belirsiz ince bir çizgiyi temsil etmektedir. Seyirci, heyecanla kabin içerisindeki karakterlerin kurtulmasını beklerken kendi iç dünyalarındaki yüzleşmeye davet etmektedir.

İlk görüşte aynı kaderi paylaşan iki insan gibi olarak görünselerde aslında sessizliğe mahkum olurlar. Birbirlerine dokunmazlar, birbirlerini duymazlar; bundan dolayı seyirci karakterlerin iç seslerine tanıklık eder. Zaman ilerledikçe bastırılmış korkular, çocukluk izleri, hayal kırıklıkları, toplumsal baskılar ve geçmişin kapanmamış yaraları gün yüzüne çıkar. Asansör artık yalnızca bir mekan değil; insanın bilinçaltına açılan karanlık bir geçittir.
Oyunun en sitemli vurgusunu kadın karakter oluşturur. Hayatı boyunca dayatılan rolleri, ve sınırları görünmez duvarları sorgulamaya başlar. En Başlangıçta kader gibi görünen bu durum, zamanla bir başkaldırıya dönüşür. Kendi yaşamı için attığı adımlar, sert sonuçlar meydana getirsede, eylem aynı zamanda özgürlüğün ağır bedelini de gözler önüne serer. Kadının mücadelesi bireysel değil; toplumun çizdiği yontulmamış kalplara karşı yükselen güçlü bir itirazdır.

Erkek karakter kendi kırılganlığıyla baş başa kalır. Güçlü görünmenin ardına sığınır gizlediği korkular, yalnızlık ve bastırılmış duygular görünmeyen yüklerini ortaya çıkarır. Böylece oyun, kadın ve erkeği karşı karşıya getirmekten çok, aynı sistemin farklı biçimlerde yaraladığı iki insan olarak ele alır. BlueScat yalnızca izlenen değil, hissedilen bir tiyatro deneyimidir. Şiirsel dili, psikolojik derinliği ile Özgürlük arayışına tutulmuş çarpıcı bir aynadır.
Koffi Kwahule'nin kaleme aldığı, Kemal Aydoğan'ın yönettiği "BlueScat", Caner Cindoruk ve Ezgi Çelik'in sahnedeki güçlü uyumuyla dikkat çekiyor. İkilinin sergilediği masterclass düzeyindeki oyunculuk performansı, moda sahnesinde tiyatroseverler için kaçırılmaması gereken bir sahne deneyimi sunuyor.
KÜNYE
Yazan: Koffi Kwahule
Çeviren: Cemile Özyakan
Yöneten: Kemal Aydoğan
Sahne Tasarımı: Bengi Günay
Işık Tasarımı: İrfan Varlı
Kostüm Tasarımı: pcfg
Koreografi: Dilan Yoğun
Görsel Tasarım: Cansu Köksal-Osman Kürşad Tuncer
Afiş Tasarımı: İlknur Alparslan
Fotoğraflar: Orçun Kaya
Moda Sahnesi TV: Halil Serhan Köse
Asistanlar: Mesut Karakulak-Öykü Eraslan-Yaren Esin
Koreografi Asistanı: Ece Çamlı
Oynayanlar:
Ezgi Çelik – Caner Cindoruk
Anahtar Kelimeler: blueScat
0 Yorum