MAKALELER

Suna Selen İle Bir Zaman Yolculuğu

2026.08.08 00:00
| | |
487

Paylaş:
Suna Selen ile tiyatrodan, yaşamdan konuştuk.

SUNA SELEN İLE BİR ZAMAN YOLCULUĞU

Suna Selen ile tiyatrodan, yaşamdan konuştuk.

- Oda Tiyatrosu'ndan Bulvar Tiyatrosu'na uzanan ışıklı bir yol...Münir Özkul gibi bir ustayla aynı sahneyi paylaşan genç bir oyuncu... Bugün geriye dönüp baktığınızda, o günlerin size bıraktığı en kıymetli miras nedir?

-  Miras diyebileceğim, konservatuarda Ercüment Behzat Lav’ın verdiği derslerdir aslında Açıkcası çok iyi hocalarım vardı. Max Meinecke ve Ercüment Behzat Lav, ne öğrendiysem onlardan öğrendim zaten.

- Ses Tiyatrosu, Arena Tiyatrosu, And Tiyatrosu ve Gen-Ar Tiyatrosu... Henüz yolun başındayken birbirinden farklı sahnelerde rol aldınız. Sizce bir oyuncuyu geliştiren, var eden şey, aynı kulisi paylaştığı ustalar mı? Yoksa sahne canlandırdığı roller mi?

- Sahnede aldığı rolleri yerine getirmek için araştırması ve çalışması bence. Yoksa rolü alıp, cebinize koyarsanız bir şey olmaz. 

- Sanat hayatınız boyunca birçok tiyatronun kapısından içeri girdiniz. Hafızanızda hala ilk günkü tazeliğiyle duran bir kulis anısı var mı?

- Bir dönem özel tiyatrolarda çok fazla çalıştıktan sonra biraz durulayım istedim. Devlet Tiyatrosu’nun imtihanına girdim. Beni aldılar Bursa'ya tayin ettiler fakat o sırada çocuğum okula gidiyordu. Yalnız başına İstanbul’da onu evde bırakamazdım. Peki dedim başka bir iş yok mu acaba? Başka bir iş, ama mutlaka İstanbulda olmalı... suflörlük var dediler. Tamam, dedim onun da imtihanına girmeniz lazım dediler. Onun da imtihanına gireyim o zaman, dedim. Gerçi oyunculuk hakkım var ama neyse...sınavı kazanıp suflör oldum.

- Sonra?

-İstanbul’a geldim Devlet Tiyatrosu'nun Büyük Sahne'sinde Kenan Işık'ın yönettiği  ‘’Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz’’ da elimde tekst ile sahne kenarında durup, bekledim. Kenan Işık'la daha önceden tanışıyorduk, birkaç dizide oynamıştık beraber, Sen ne yapıyorsun orada, dedi. Ben suflörüm dedim. Bana suflör değil, oyuncu lazım çık sahneye oyna dedi.Tabii, sahneye çıktım suflör maaşıyla.Sonrasında Diyarbakır’a tayinimi istedim.

- Neden?

- Suflör maaşı idare etmemeye başlamıştı. Diyarbakır’da devlet tiyatrosu oyuncusu oldum.

-1969-70 sezonunda Haldun Taner'in "Sersem Koca'nın Kurnaz Karısı"  oyununda, usta isimlerle aynı kadroyu paylaşarak Hıranuş karakterine hayat verdiniz. Güçlü bir oyuncu kadrosunda yer almak, genç bir oyuncunun omuzlarına yük mü bindirir, yoksa yıldız mı yapar?

- Yük de bindirmez, yıldız da yapmaz ne kadar yeteneği varsa onu ortaya koyar.

- Yetmişli yıllarda sinema filmleri sizi daha sık ağırlamaya başladı. Masal filmlerinden "Senede Bir Gün" e uzanan yolculukta kamera ile sahne arasında nasıl bir denge kurdunuz? 

- Boş olduğum zamanlarda, turnem ve oyunum olmadığı zamanlarda film çektim. Çünkü ikisi bir anda olmuyor, çok zor, yorucu oluyor.

- Tiyatrodan hiç kopmadınız. Beyaz perde sizi çağırırken siz yine sahneye döndünüz. Alkışın coşkusu mu ağır bastı, yoksa tiyatronun canlı büyüsü mü sizi hep kendine çekti?

- Doğrusunu ister misiniz? Nereden iş bulduysam oraya devam ettim.

- Kariyeriniz boyunca Cahit Irgat'tan,Engin Cezzar'a, Sadık Şendil'e, Haldun Dormen'den, Rana Cabbar'a kadar Türk tiyatrosunun çok önemli isimleriyle çalıştınız. Sizce bir ustayı diğerlerinden ayıran en belirgin özellik nedir?

- Bunu hiç düşünmedim, sadece ustalara saygı duydum onların istedikleri gibi hareket etmeye çalıştım.

- Haldun Taner'in eserlerinde defalarca rol aldınız. Bir yazarı gerçekten anlayabilmek için metni okumak mı gerekir, yoksa onu sahnede hissederek yaşamak mı?

- Hem metni okumak hem de sahnede hissederek yaşamak gerekir.

- Kenan Işık, Engin Cezzar, Mahir Günşiray, Ege Aydan, Bülent Emin Yarar... Her yönetmenin sahnede farklı bir dili vardı. Sizi oyuncu olarak en çok zorlayan kimin yaklaşımıydı desem...

-Mahir Günşiray’ın yaklaşımı zorladı. Çünkü farklı bir reji dili vardı.

-İki binli yıllarda da üretmeye devam ettiniz. On yıllar boyunca değişen seyirciyi, değişen tiyatroyu yakından gözlemlediniz. Sizce bugün tiyatro ne kazandı, neyi geride bıraktı?

- Tiyatro durmadan gelişti.Herhangi birşeyi geride bıraktığını sanmıyorum bir çok şeyi devam ettiriyor. Üstelik harikulade bir biçimde devam ettiriyor, mesela bazen çok beğendiğiniz bir oyuna iki kere gidiyorsunuz.

-Dormen Tiyatrosu hikayenizin olduğunu biliyoruz. Bazen yarım kalan yolculuklar, tamamlananlardan daha uzun iz bırakır. Siz de öyle düşünüyor musunuz?

- Dormen Tiyatrosunda maalesef ben sahneye çıkamadım. Provalara katıldım ama ayrılmak durumunda kaldım çünkü o zaman çok gençtim ailem beni evlendiriyordu ve nitekim evlendirdiler de. Dolayısıyla tiyatrodan ayrılmak zorunda kalmıştım.

- Bir dönem özel hayatınız nedeniyle sahneden uzak kalmak zorunda kaldınız. O günlerde size "tiyatro yasak" denildiğinde, aslında tiyatronun insanın ruhuna konulan bir yasakla susturulamayacağını hissettiğiniz oldu mu? 

- Valla öyle bir şey hissetiğimi hatırlamıyorum Tiyatro’dan hiçbir zaman kopmadım çünkü.

- Bugünlerde alternatif mekanlarda üretilen tiyatro giderek daha görünür hale geliyor. Sizce tiyatroyu yaşatan şey büyük sahneler midir, yoksa samimiyetle kurulan küçük oyun alanları mı?

- Hangi oyun iyi, nitelikli, özenle hazırlanmış ise o değerlidir. Küçük sahnelerde de olsa büyük sahnelerde de olsa oyunun iyi oynanması ve iyi bir rejinin mevcudiyeti değerlidir.

-Dijital platformlarda her şey hızla değişiyor. Bütün bu dönüşümün içinde tiyatronun geleceğini nasıl görüyorsunuz? Yoksa değerlerinin kaybolmasından endişe duyuyor musunuz?

- Hayır, hiçbir  endişe duymuyorum tiyatro her zaman bambaşka birşey çünkü insan insana izlenen birşey yani insanı insan izliyor ikisinin arasındaki alışveriş bambaşka, adeta tılsımlı bir iletişim.

- Onca yılın ardından dönüp baktığınızda, "İyi ki bu mesleği seçmişim." dediğiniz anlar mı daha fazla oldu, yoksa "Başka bir hayat mümkün müydü?" diye düşündüğünüz zamanlar mı?

- Önüme ne rol ne geldiyse onu kabul eden bir insanım, dolasıyla hiç öyle ah vah diye bir şey olmadı hayatımda. İyi ki tiyatroyu seçmişim...  kaderim buymuş diyebilirim.

-Çok merak ettiğim bir soruyu sormak istiyorum…Çocukluğunuzda sizi etkileyen Walt Disney'in Pamuk Prenses filmindeki Cadı Kraliçe, yıllar sonra sizin yorumunuzla yeniden hayat buldu. Çocukken korktuğunuz bir karakteri yıllar sonra canlandırmak size neler hissettirdi?  

- Şimdi şöyle bir şey söyleyeyim ben o çizgi filmi seyrettiğim zaman altı yaşındaydım. 

Sanırım 29-30 yaşlarımda ‘’Pamuk Prenses 7 Cüceler’’ filminde oynadım. Herkesin bir kabusu vardır, öyle değil mi? Uyanıkken kabus olarak cadıyı görüyordum duvarda... hatta çocukken kireç badanalar vardı tırnağımla kazıyordum kazıdıkça daha fazla gözüküyordu o cadı.Evet filmde Pamuk Prensesin üvey annesini canlandırdım.Cadı makyajımı, Titi Meroni yapmıştı, hatırlıyorum.Bu rol  benim için, adeta bir terapi oldu.

- Nasıl?

 - Cadı karakterini oynadıktan sonra bir daha kabusum olan o Cadıyı görmedim. Cadı karabasanı adeta yok oldu.

- Kariyeriniz boyunca "Bir gün mutlaka oynamalıyım." dediğiniz, bir karakter var mı? 

- Hayır, hangi rolü verdilerse ben onu kabul ettim açıkçası. 

- Ödüller unutulur ama oyuncunun kalbine yerleşen bir rol asla silinmez. Sizin için sahneye her çıktığınızda yeniden nefes alan, en mutlu olduğunuz karakter hangisiydi? 

-En mutlu olduğum karakter "Gel Evlenelim Yürü Boşanalım"  oyunundaki bir hakim rolüydü. Çünkü ailem hep avukat olmamı istemişti.O oyunda bir hakime hanımı oynuyordum. Mutlu olduğum, hoş bir karakterdi.

Suna Selen gibi Türk tiyatrosunun gerçek çınarlarından biriyle gerçekleştirdiğim söyleşi için kendimi çok şanslı hissediyorum.

Anahtar Kelimeler: suna selen



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir