MAKALELER

Bir Tiyatro'nun İçinden Dünyaya Bakmak

2026.08.20 00:00
| | |
546

Paylaş:
Tiyatroda seyirciyle aynı havayı soluyorsunuz....

Reha Özcan nasıl biridir? Bir karakteri oynarken onu yaşar mısınız? Yoksa farkında olmadan karaktere kendinizi teslim mi edersiniz?

Reha Özcan her şeyden önce merak eden biridir. Oyunculukta da bir karakteri “yaşamak” ya da bütünüyle ona teslim olmak gibi bir yerden bakmıyorum. Benim için mesele, karakterin koşullarını, düşünme biçimini ve dünyayla kurduğu ilişkiyi anlamak. Sonra kendi malzemenizle o karakter arasında bir köprü kuruyorsunuz. Kendinizi tamamen ortadan kaldırmanız mümkün değil; zaten oyuncunun malzemesi kendisidir. Ama karakteri kendinize benzetmek yerine, kendinizden yola çıkarak onun dünyasına ulaşmaya çalışırsınız.

Tiyatro seyircisinin alkışlarını duyuyorsunuz, ekranlarda ise bu alkışlar duyulmuyor. Oyunculuğun yalnızlığı hangisinde hissediyorsunuz?

Tiyatroda seyirciyle aynı havayı soluyorsunuz. Onların sessizliğini, dikkatini, nefesini ve sonunda alkışını duyuyorsunuz. Üstelik oyun her akşam seyirciyle birlikte yeniden kuruluyor. Kamera önünde ise yaptığınız şeyi bırakıp gidiyorsunuz; sonucuyla daha sonra karşılaşıyorsunuz. Ama oyunculuğun yalnızlığı ikisinde de var. Çünkü en sonunda sahneye ya da kameranın karşısına çıktığınızda, o anın sorumluluğunu tek başınıza taşıyorsunuz.

Oyunculuk hayatınıza neler kattı ya da neler eksiltti?

Oyunculuk bana dünyaya başka insanların gözünden bakabilme imkânı verdi. Başka hayatları, başka düşünceleri, başka acıları anlamaya çalışıyorsunuz. Bu çok büyük bir zenginlik. Ama bedeli de var; zamanınızdan, özel hayatınızdan, sevdiklerinizle geçireceğiniz günlerden eksiliyor. Yine de bütün bunların toplamında oyunculuk benim için bitmeyen bir öğrenme hâli oldu.

Antalya Devlet Tiyatrosu, İstanbul Devlet Tiyatrosu ve Trabzon Devlet Tiyatrosu sahnelerinde hangi oyunları oynadınız?

Devlet Tiyatroları benim için yalnızca çalıştığım bir kurum değil, çok uzun yıllar boyunca bir antrenman alanıydı. Farklı şehirlerde, farklı yönetmenlerle, farklı metinlerle ve çok farklı oyunculuk anlayışlarıyla karşılaştım. Altmışın üzerinde oyunda oyuncu ya da yönetmen olarak yer aldım. Bu nedenle tek tek oyun adlarını sıralamaktan çok, bütün o repertuvarı mesleki yolculuğumun büyük bir okulu olarak görüyorum.

Heyecanlanarak sormak istediğim bir soru var. Yakın zamanda sizi yeniden tiyatro sahnelerinde görebilecek miyiz?

Evet. Tiyatro benim için hiçbir zaman geride bırakılmış bir alan olmadı. Kamera önü çalışmalarım sürse de sahneyle ilişkimi devam ettiriyorum. Çünkü tiyatro oyuncunun kendisini yeniden sınadığı, seyirciyle aracısız karşılaştığı çok özel bir yer. Sahneye dönmek değil aslında; sahneden hiç ayrılmadım.

Tiyatroya gönül veren genç oyuncu adaylarına hangi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?

Çok okusunlar, çok seyretsinler ve yalnızca oyunculukla ilgilenmesinler. Edebiyatla, müzikle, resimle, tarihle, hayatla ilgilensinler. Kolay olanın peşinden gitmesinler; özellikle zor cümlelerden, anlamadıkları metinlerden kaçmasınlar. Oyunculuk öğrenmenin bittiği bir meslek değil. İnsan “oldum” dediği anda küçülmeye başlıyor. Merakı ve çalışma disiplinini kaybetmemek gerekiyor.

Haysiyet dizisinin projesi geldiğinde metni okuyup rolü kabul ederken aradığınız şey ne oldu? Kendinize benzeyen bir karakter olduğu için mi teklifi kabul ettiniz?

Bir karakterin bana benzemesi, onu kabul etmem için bir neden değil. Hatta çoğu zaman beni ilgilendiren şey bana benzemeyen taraflarıdır. Haysiyet’te Haluk’u okurken ilgimi çeken, onu yalnızca “kötü” diye tarif edemeyecek olmamızdı. Kontrolü sevgi zanneden, güçlü, eğitimli, kendi doğrularına son derece inanan bir adam. Ben antagonist karakterle kötü adamı birbirinden ayırıyorum. Oyuncu olarak benim işim onu yargılamak değil; kendi dünyasında neden haklı olduğuna inandığını bulmak.

Oyunculuk kariyeriniz boyunca aldığınız hangi ödül sizi çok heyecanlandırdı?

Ve hayatınıza neler kattı? Ödüller elbette insanı mutlu eder; yaptığınız işin görülmesi ve takdir edilmesi değerlidir. Ama oyunculuğun ölçüsünü ödülle kurarsanız çok tehlikeli bir yere gidersiniz. Bir ödül sizi bir sonraki oyunda ya da sahnede kurtarmaz. Ertesi gün yine çalışmanız gerekir. Benim için asıl değerli olan, yıllar sonra bile bir seyircinin oynadığım bir karakteri ya da bir sahneyi hatırlamasıdır.

Sahnede metni unuttuğunuz bir zaman oldu mu? Oyunu unuttuğunuz zaman nasıl toparladınız ve sahnede oyunu gerçekleştirdiniz?

Elbette olmuştur. Tiyatro canlı bir şey ve canlı olan her şeyde hata ihtimali vardır. Böyle anlarda mesele ezberlediğiniz kelimeyi bulmak değil, sahnenin niyetini ve partnerinizle kurduğunuz ilişkiyi kaybetmemektir. Oyunun nereye gittiğini biliyorsanız yolunuzu yeniden bulursunuz. Tiyatro biraz da bunun sanatıdır: O anda olanı kabul edip oyunun içinde kalabilmek.

Oyunculuk eğitiminiz sırasında hangi öğretmeninizde zorlandınız? Müşfik Kenter tiyatroda başarılı olmanız için size hangi tavsiyelerde bulundu?

Müşfik Kenter’den ve o kuşağın büyük ustalarından öğrendiğim en önemli şeylerden biri, mesleğin ciddiyetiydi. Yetenek tek başına yetmiyor; disiplin, çalışma ve her seferinde yeniden başlama cesareti gerekiyor. Hocalar bazen sizi zorlar; zaten iyi eğitimin biraz da görevi budur. Bugün geriye baktığımda zorlandığım anların, rahatettiğim anlardan daha öğretici olduğunu düşünüyorum.

 

Son sorumuza geldik; hayatınızın yönetmeni olsaydınız hangi sahneyi keserdiniz?

Hangi sahneniz uzun olurdu?

Hayatımın yönetmeni olsaydım bazı sahneleri belki kısaltmak isterdim ama hiçbirini bütünüyle kesmek istemezdim. Çünkü iyi ya da kötü, hepsi bugünkü insanı oluşturuyor. Sevdiğim insanlarla geçirdiğim sahneleri ise mümkün olduğunca uzatırdım. İnsan yaş aldıkça galiba en kıymetli şeyin başarıdan çok, birlikte geçirilen zaman olduğunu daha iyi anlıyor.

Hayatınız bir tiyatro oyunu olsaydı hangi perdede yaşamak isterdiniz?

Ben galiba perdenin kendisinden çok, perde açılmadan önceki anı seviyorum. Saatler öncesinden tiyatroya gelip kendime şunları sorarım: “Ne yapıyorum? Niye buradayım? İnsanlar niçin geldiler? Beni seyretmek için gelen tiyatromuzun misafirlerine ne hazırladım ve bunu en iyi şekilde nasıl sunarım?”

Oyunculuk biraz da her gün yeniden kurulan bir iskele gibi. Önünüzde bir duvar var; o duvarı her gün başka türlü boyuyorsunuz. Sonuç aynı olabilir, olmayabilir de. Zaten olmak zorunda değil. Ben hayatın da o arayışın sürdüğü perdesinde kalmak isterdim.

Anahtar Kelimeler: Reha Özcan



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir