Yusuf Dündar'dan Bir Yetişkin Oyunu: YALNIZ HAYALDE GÜZEL

" Yusuf duyarlı, hassas bir özelliğe sahip.
Yazdığı Oyunlar, insanlığın iç sesi olarak ortaya çıkar.
Bağıran bir ses değil, duygunun en üst düzeyde yansımalarını görürüz Yusuf'un oyunlarında."
Nazif Uslu
" Oyunun sonunda Efe ile Defne, bu kez kendi iradeleriyle yepyeni ve kendilerine özgü dengeyi kurarlar.Son tutumları adeta oyunun adı gibidir.
Bütün bu olanlar yalnız hayalde güzeldir, öyle de kalmalıdır."
Prof.Dr.Nurhan Tekerek
Yusuf Dündar'ın Dramatik Yayınları etiketiyle raflarda yerini almış olan " Yalnız Hayalde Güzel " (2023) adlı piyes kitabını, üç yıl gecikmeli okudum.
Ve kurye ile gönderilmiş paketin içinden çıkan o kısacık mektup :
" Keşke anlatabilsem, anlayabilsek.Sanırım bazı şeyler, yalnız hayalde güzel.Gitmek ve sizi hayallerimde büyütmek zorundaydım.Anneniz, Nergis..."
Yusuf Dündar 17 Ağustos ve 12 Kasım 1999 tarihlerinde yaşanan iki deprem olayını başlangıç ve kırılış noktaları alarak, depremi etkileyici bir metafor olarak oyunun içine katmış.

" Bir sabah uyandım, yoktun.Sebep ne olursa olsun, bir anne iki çocuğunu bırakıp da nasıl gider ?Nasıl? Bilmem kaç yıl boyunca bir defa bile arayıp sormaz mı onları ? Hangi çocuk hak eder bunları ?"
Anne Nergis, Hala Alev ve iki çocuk Defne ile Ege aslında önerilen / dayatılan toplumsal rollerin dışına çıkmışlardı.Alev ve Nergis gerçekte bir aynanın iki yüzüydüler.Efe eril dünyada kırılgan, duygusal bir duruş sergilemeyi seçmişti.Herkes yek diğeri için hem öteki, hem aynı...hem ökse, hem yemdi.Yaşanansa bir medcezir manzarasıydı aslında, hayallere sığınıştı.
" Çocuklarının bütün fotoğraflarını, bütün anılarını, geçmişlerini, annelerini çalıp git, o kadar yıl boyunca..."
Yusuf Dündar tıpkı " Yabancı ", " Günışığına Mektup " adlı eserlerinde olduğu gibi yine sözü, özü olan bir esere imza atmış.
Yusuf Dündar'a kulak verelim :
" Tiyatrocuların Freud ve Jung’u çok iyi okumaları gerektiğine inanıyorum. Çünkü onların psikolojik yaklaşımlarla ilgili öğrettiklerinin karakter yaratımında çok önemli olduğunu düşünüyorum. Evet, bu iki ismin üzerine çok farklı isimler de sayabiliriz ancak bu ikisi bana göre bir temel oluşturur nitelikte. Şimdi yazar pozisyonundan konuşacak olursam bizim tiyatromuzda hatırı sayılır karakterlerimiz yok. Yani ün yapmış, nam salmış. Bence bunun asıl nedeni bizim, karakterlere psikolojik altyapı sağlamamamız. Olay örgüsüne odaklanıp karakterleri eylemlere sürüklememiz. Ve bunu o ana eylem özelinde yapmamız. Böyle olunca da karakterlerin hangi psikolojik çatışmaları yaşadıklarını görmüyoruz. Savunma mekanizmalarını, arketiplerini. Ve karakterlerimiz fizyolojik, sosyolojik bütünlüklerini sağlasalar da psikolojik açıdan eksik kalıyorlar. Esasında genellemeler kötüdür ancak genel anlamda bu böyle. Zaten bu, tez konum aynı zamanda. Tabii dünya bunun çok ilerisinde şu anda, karakterin ölümü konuşuluyor. Fakat biz karakteri yaşatalım önce, sonra nasılsa öldürürüz. Dramatik olandan taşalım, postdramatik olana nasılsa ulaşırız, diyorum hep.”
Yusuf Dündar'ın " Yalnız Hayalde Güzel " adlı son piyesini okumanızı öneririm.
Anahtar Kelimeler: Yusuf Dündar
0 Yorum