
Gökhan Erarslan ile " Çıkmaz Sokak " oyunun Dünya Premieri sonrası bir araya geldik.
Pınar Çekirge - Bu defa bir arkeolog gibi, 1900’lerin hemen başında yazılmış bir eseri günışığına çıkarıp, ait olduğu yere, sahneye emanet ettin. Öncelikle neden "Çıkmaz Sokak", desem?
Gökhan Erarslan -‘Yaratma, ölümsüzlük içindir’, der Stanislavski. Bir oyun yazarı, kaleme aldığı her bir repliği sahne üzerinde görmek, duymak, hissetmek ister. Bunun hayalini kurar. Şahabettin Süleyman’da tıpkı ben ve benim gibi meslektaşlarımın hayallerine benzer hayaller kurmuş fakat bu hayallerinin gerçek olduğuna şahitlik edememiş, bahtsız bir yazar aslında. Belki de onun yazarlık hassasiyeti bana dokundu. Uzaklardan bir yerlerden bana seslendi. Onun yerinde olmayı asla istemeyeceğimi hissettim. Bir asır sonra elimi uzatmak istedim.
Pınar Çekirge - Bu proje nasıl şekillendi ?
Gökhan Erarslan - Şişli Tiyatrosu’nu yeniden İstanbul seyircisine kazandıran sevgili Mustafa Kalkan, bir sohbet esnasında ‘Benim bir hayalim var’, dedi ve elindeki oyun metnini bana uzattı. Ben oyunu biliyordum fakat bu oyunu günün birinde yönetmek gibi bir niyetim hiç ama hiç olmamıştı. Geçmişte bu oyunu yapmak isteyenlerin olduğunu fakat başaramadıklarını biliyordum. Oyunu okudum, kafamda bir resim oluştu, talip oldum. Ben yaparım bunu, dedim. Oyunun tiyatro tarihimizde hiç sahnelenmemiş, yazıldığı dönemde yasaklanmış, yazarına cezai müeyyideler gelmesine neden olmuş bir oyun olması elbette dikkatimi en başta çekmişti.

Pınar Çekirge - Şehabettin Süleyman'ın başına gelenleri düşününce, acabaların oldu mu peki?
Gökhan Erarslan - Şahabettin Bey oyunu yazdıktan sonra büyük bir baskı altında kalmış maalesef. Memuriyetinden uzaklaştırılmış. Yakın çevresi ona sırtını dönmüş. Dönem koşullarını düşününce bunu bir nebze anlamak mümkün ama o dönemim koşullarıyla şimdiki arasında ne fark var? Oyunun başında soruyoruz: Mevsimler değişir, insanlar değişir mi? Değişmiyor maalesef. Yüz yıl önceki zihniyet nasılsa, yüz yıl sonraki zihniyet yine aynı şekilde tezahür ediyor karşımızda. O dönem bireysel haklar üzerine yapılan mücadele bugün hala devam ediyor. İnsanlar fikirleri nedeniyle yargılanıyor. Kimlikleri sorgulanıyor. Aşağılanıyor. Peki, bunlar günümüzde hala yaşanıyorsa suç ya da suçlular kim? Böylesi bir savaşta ben, biz, bizler ne taraftayız? Elimizi taşın altına koymayacak mıyız? Sanat ne için var? Sanatçı hangi bilinçle mevcudiyetini ortaya koyacak? Ben savaşmaktan kaçmadım hiç. Benim gibi pek çok tiyatro insanı da kaçmıyor. Bu oyunu birileri elbette bir gün yapacaktı. Ben eminim. İlki benim ile oldu, sonuncusu ben
olmayacağım umarım.

Pınar Çekirge - Eski bir metin, kuşkusuz. Tam orijinal haliyle sahneye taşımadın, mesela daha farklı bir final söz konusu... Günümüze uyarlamak mıydı amacın ?
Gökhan Erarslan - Metin kendi döneminin bakışını olanca doğallığıyla aktarmaya gayret ediyordu. Bir yandan eski bir konakta meşrutiyetin korkusu hissediliyor, diğer yandan da yasak aşkların gölgesi kalplere bir yara misali izler bırakıyordu. Oyunda dikkatimi çeken ilk şey, Cavit karakterinin duruşu oldu. Hürriyet isteyen bir ittihatçıydı Cavit fakat Refika’nın hürriyetine ket vurmaktan kaçınmayan bir duruştaydı aynı zamanda ve bu oportünist tavır en hafif tabirle mide bulandırıyordu. Sonra düşündüm, günümüz politik dizge içerisinde durum pek de farklı değildi. Hala aynıydı. Hala hürriyet, özgürlük, adalet diyen bir kesim bazı hususlarda suskun kalmayı tercih ediyor ya da ama diye başlayan cümleler kuruyordu. Oyunu bu nedenle bir politik düzlem içerisinde ele almaya ilk o zaman karar verdim. Ardından dramaturjik müdahalelerde bulunarak bu düzleme araç olacak şekle hem öz hem de biçimsel yorumlarımı aktardım. Oyun kişisel hak ve özgürlükleri, kadın haklarını, politik doğruculuğu, eşcinselliği, metalaşmayı, kuşak çatışmasını, evlilik kurumunu, bireyin yalnızlığını, değişmesi mecburi olan düzeni sorgulayan, bu çatışmalar üzerine bir yapı kuran, bunu da seyirciye sorgulatan bir hale büründü. Yani yazarın yasak aşk üzerine kaleme aldığı eseri ben, aşk politik bir tavırdır, diyerek yeniden yorumladım.
Pınar Çekirge - Oyun sonrası Ishak Benhar'ın bana yönelttiği bir soru oldu: "Bu oyunda, erkekler dahil tüm karakterlerin kadın oyuncular tarafından oynanmış olması, o tarihlerde tiyatrolarda kadınlar dahil tüm karakterlerin erkek oyuncular tarafından oynanmış olmasını protesto etmek için miydi acaba?"
Gökhan Erarslan - Mükemmel bir tespit. Bunun anlaşılamayabileceğini düşünüp çok korkmuştum ama anlaşılmış olmasına çok çok sevindim. Bu reji olarak bir tarihle hesaplaşma durumuydu benim için. Buna böyle baktım ben. Elbette oyunun yorumu da bunu sağladı. Bununla birlikte aşka kadınsal bir bakış sunan oyunda, sahnede tüm bakışların kadınlara ait olması gerektiğini de düşündüm.

Pınar Çekirge - Sekiz kadın oyuncu ile çalışmak kolay oldu mu ?
Gökhan Erarslan - Her birine ayrı ayrı teşekkür ediyorum öncelikle.Yaklaşık beş ay gibi uzun bir prova dönemi geçirdik. Sabırla, büyük özveri ve emekle çalıştılar. Oyunu en az benim kadar çok istediler. Zaman zaman beni anlamadılar, eminim. Benim tiyatro tarzıma ve yapmak istediklerime mental olarak alışmaları bile biraz zaman aldı. Gerçek bir okul gibiydi. Bence onlar da pek çok şey öğrendiler bu süreçte.
Pınar Çekirge - Oyunda son derece cesur sahneler var... İzleyicinin olası olumsuz tepkilerinden çekindiğin oldu mu?
Gökhan Erarslan - Hiç çekinmedim. Fikirler ordulardan daha güçlüdür, der Hugo. İnsanlar başka insanların hassasiyetleri üzerine düşünmeliler. Birlikte yaşayabilmenin yegâne ölçütü bu.
Pınar Çekirge - Hatırlıyorum, 1971 yılında sergilenen " Hair " müzikalinde Füsun Önal rol gereği bir kadın oyuncu ile öpüşme sahnesini başlangıçta kabul etmek istememiş. Böyle bir durum yaşandı mı?
Gökhan Erarslan - Hayır hayır, hiç yaşanmadı. Hatta metni bilenler oyunu izlediklerinde fark edeceklerdir ki, Şahabettin Bey’in metninden daha cesur sahneler mevcut. En başından oyunda neyi, neden yapacağımı oyuncularıma aktardığım için, onların beni doğru anladıklarına eminim. İkna oldular. Elbette tabular var. Gündelik hayatın içinde yaşadıkları pek çok şey var. Yerleşmiş kurallar var. Bunlar insanda ister istemez bazı soru işaretleri barındıracaktı. Oyuncu olsan da bu böyledir. Fakat bizim oyunu çalışma sürecimiz içerisinde tek bir değerimiz vardı; o da oyuna hizmet ediyor olması. Bu oyun en iyi şekilde sahnelenmeliydi ve biz bunun için elimizden ne geliyorsa
yapmalıydık.
Pınar Çekirge - " Çıkmaz Sokak " a başladığında kafanda oluşan hayalin yüzde kaçına eriştin ?
Gökhan Erarslan - Oyun seyirciyle buluştuğu için yüzde yüz artık! - Dünya premieri 4 Kasım 2022 de yapıldı. Bu önemli bir tarih. Boyalı Kuş'un on yıl kadar önce bu eseri okuma tiyatrosu olarak sahneye taşımasının ardından ilk kez sergilendi. GE: Rejisörün oyunu son provaya kadardır. Prömiyerden sonra o oyun artık oyuncuların
oyunudur. Ben sezonun en iyi işlerinden birine imza attığımıza eminim. Market’i ya da Orijinal Günahlar’ı izleyenler bu iddiamın gücünü anımsarlar. Oyunun ilk akşamından sonra seyirciden gelen geri bildirimler çok olumluydu. Bu bir gösterge mi? Elbette değil. Oyunun oturması gerek. Belki de beşinci, on ikinci, yirmi dördüncü oyundan sonra bunları konuşmak doğru olur. Her oyunun ilk akşamdan sonra başlayan kendince bir yolculuğu vardır. O yolculukta tecrübe kazanır. Ben ekip olarak tecrübemizi her temsilden sonra daha da arttıracağımıza inanıyorum. Disiplinle yola devam edeceğiz. Seyircinin de bu emeği taltif edeceğine inanıyorum. Gelsinler ve keyifle izlesinler "Çıkmaz Sokak"ı.
Anahtar Kelimeler: çıkmaz sokak, Gökhan Erarslan
0 Yorum