SÜRÜKLENMİŞ

Tiyatro Kintsugi ve SATSUMA ortak yapımı olan “Sürüklenmiş”, çağdaş İngiliz tiyatrosunun duygusal kırılganlıkla karanlık mizahı aynı potada eriten damarından beslenen bir çalışma olarak sahnede yer alıyor. Tim Foley tarafından kaleme alınan ve İbrahim Çiçek rejisiyle şanoya taşınan çalışma, ilk bakışta iki kardeşin yıllar sonra karşılaşması gibi görünen dramatik çatısını giderek derinleşen bir yas anatomisine dönüştürüyor. Oyunun merkezindeki terk edilmişlik ve kopuş duygularına bekleyiş, bastırılmış öfke, sevginin yarım kalmış biçimleri ve aile kavramının parçalanmış belleği de eşlik ediyor.
Temsil boyunca salondakileri kuşatan temel hissiyat “eksiklik” oluyor. Yitirilen salt bir baba değil; aynı zamanda çocukluk, güven hissi, ev kavramı ve geçmişin onarılabileceğine dair umut da sahneden yavaş yavaş çekiliyor. Bu nedenle Sürüklenmiş, yalnızca trajik bir aile hikâyesi anlatmıyor; modern insanın sürüklenmişliğini de açığa çıkarıyor. Özellikle günümüz toplumunda erkeklik kodlarının duyguları bastırmaya zorlayan yapısı düşünüldüğünde, oyunun erkek karakterler üzerinden yas tutabilme meselesini açması da önemli bir dramaturjik tercih olarak beliriyor. Bu minvalde metin, erkeklerin kırılganlıklarını ifade etmekte yaşadığı zorluğu, nefret ile sevgi arasına sıkışan davranış biçimlerini ve çocukluk travmalarının yetişkinlikte nasıl yankılandığını görünür hâle getiriyor.

Metin
Tim Foley, metni büyük kırılmalar yerine küçük duygusal sarsıntılar aracılığıyla ilerletiyor. Bu tercih, oyunun dinamiğini zaman zaman yavaşlatsa da karakterlerin iç dünyasına nüfuz etmeyi kolaylaştırıyor. Hassaten “beklemek” kavramını teatral omurga hâline getirmesi dikkat çekiyor. Beklenen şey, bir insanla beraber yüzleşme, affetme, hesaplaşma ve belki de geç kalmış bir sevgi oluyor.
Metnin en güçlü taraflarından biri, şiirsellikle gündelik dili dengeli bir üslûpla buluşturabilmesi... Deniz, batık, kıyıya vuran nesneler, flotsam ve jetsam gibi imgesel unsurlar dekoratif metaforlar olarak kullanılmanın ötesinde karakterlerin parçalanmış bilinçaltlarının uzantısına dönüşüyor. Deniz, burada hem hafızayı temsil ediyor hem de unutulamayan travmaları… Dalgaların kıyıya taşıdığı her nesne, aslında bastırılmış bir anıyı geri getiriyor.
Bunlarla birlikte, yapının bazı bölümlerinde tekrara düşme hissi oluşuyor. Duygusal yoğunluğun belirli bir noktadan sonra aynı eksende dolaşması, oyunun süresinin uzamasına sebebiyet veriyor. Kimi epizotlarda dramaturjik ekonomi ihtiyacı hasıl oluyor. Anlatının etkisini daha doygun hâle getirebilmek adına bazı diyalogların kısaltılması ya da belirli geçişlerin sıkılaştırılması gerekiyor. Zira oyun, güçlü psikolojik malzemesine rağmen yer yer ritim kaybı yaşamaya başlıyor. Bu durum, seyircinin odağının dağılmasına yol açmasa bile gerilimin sürekli aynı tonda ilerlemesine neden oluyor. Yine de Foley’nin yazımı büyük ölçüde temiz, kontrollü ve sahneye elverişli bir yapı taşıyor. Karakterlerin birbirlerine söylediklerinden çok söyleyemedikleri şeyler de önem kazanıyor. Bu da eserin alt metninin kuvvetli olduğunu ispatlıyor. Özellikle kardeşlik ilişkisi üzerinden ilerleyen çatışma, izleyenlerin kendi aile geçmişiyle temas kurabileceği evrensel bir damar açıyor.
Reji
İbrahim Çiçek, metni melodrama teslim etmeyen bir reji dili kuruyor. Yönetmenin sahnelemeyi hareketten ziyade atmosfer üzerine inşa ettiği görülüyor. En çok boşluk kullanımı dikkat çekiyor. Sessizlikler, oyunda yalnızca duraksama işlevi görmüyor; karakterlerin taşıdığı ağırlığın fizikî karşılığına dönüşüyor.
Rejide minimalist yaklaşım tercih edilmesine rağmen katmanlı enerji korunuyor. Yönetmen, iki karakter arasındaki mesafeyi hem fiziksel bloklama üzerinden hem de psikolojik gerilim üzerinden yüzeye taşıyor. Karakterlerin birbirine yaklaşırken bile içsel olarak uzak kalması, bariz biçimde hissediliyor. Bu yaklaşım, parçalanmış aile yapısının görsel karşılığına dönüşüyor.
Çiçek’in en önemli başarısı, metindeki şiirselliği sahne estetiğine taşıyabilmesi oluyor. Bilhassa geçişlerde kullanılan ritmik akış, oyunun melankolik havasını besliyor. Yönetmen, seyircinin dikkatini sürekli yükselen aksiyonla değil, hissî yükle canlı tutmayı tercih ediyor. Böylelikle eserin içe dönük ve düşünsel tonu güçlendiriliyor.
Oyunun toplam süresi düşünüldüğünde bazı sekansların daha kompakt hâle getirilmesi, rejisel açıdan da faydalı olabilir. Belirli tekrarların olduğu anlarda tempo düşmeye başlıyor. Rejinin genel başarısı bu durumu büyük ölçüde dengelemeyi başarsa da yapılacak küçük dramaturjik müdahaleler anlatının çarpıcılığını artırabilir.

Oyunculuklar
Rıza Kocaoğlu ve Tuğrul Tülek, oyunun taşıyıcı kolonlarını oluşturan güçlü performanslar sergiliyor. Piyesin en önemli avantajlarından biri, iki oyuncunun uyumu oluyor. Aralarındaki ritmik denge, diyalogları tabiileştiriyor. Daha çok karşılıklı reaksiyon anlarında kurdukları organik ilişki, karakterlerin geçmişten gelen ortak hafızasını okunur kılıyor.
Rıza Kocaoğlu daha içe dönük, bastırılmış ve hassas bir enerjiyle ilerlerken Tuğrul Tülek daha dışavurumcu bir oyunculuk hattı kuruyor. Bu kontrast, gerilimi besleyen önemli unsurlardan biri oluyor. İki oyuncu da karakterlerini tek boyutlu bir acı temsiline dönüştürmüyor; hınç, mizah, kırgınlık ve özlem arasında sürekli geçiş yapan çok katmanlı bir yapı oluşturuyor.
Bakışların ve suskunlukların kullanımı dikkat çekiyor. Metnin yoğun diyalog yapısına rağmen oyuncular, sözcüklerden çok beden diliyle iletişim kurmayı başarıyor. Bu durum sahiciliği güçlendiriyor. Kardeşlik ilişkisinin sevgiyle çatışma arasındaki narin ve çelişkili doğası, performanslarda bariz şekilde hissediliyor.
Dekor, Işık, Ses ve Hareket Tasarımı
Kerem Çetinel’in imza attığı dekor ve ışık tasarımı, oyunun karanlık ambiyansını destekleyen güçlü bir dünya yaratıyor. Minimalist sahne anlayışı sayesinde, dikkat tamamen rol kişilerinin ilişkisine yöneliyor. Mekânın boşluk hissi, karakterlerin içsel yalnızlığını büyütüyor.
Işık tasarımında kullanılan düşük tonlu yaklaşım atmosfer açısından etkileyici bir estetik kuruyor fakat bu tercih zaman zaman oyuncuların yüz ifadelerinin görünürlüğünü azaltıyor. Bilhassa mimik temelli anlarda ışığın fazla koyu kalması, seyircinin geçişleri takip etmesini zorlaştırabiliyor. Ön sıralarda oturan izleyiciler açısından bile bazı anlarda yüz detaylarının seçilememesi sıkıntı yaratıyor. Daha açık renk geçişleri ya da belirli tablolarda kontrastı artıracak ışık düzenlemeleri, oyunculuk performanslarının etkisini daha belirginleştirebilir.
Ömer Sarıgedik tarafından oluşturulan ses düzeni ise oyunun iklimine güçlü katkı sağlıyor. Deniz çağrışımlarını destekleyen işitsel tabakalar, sahne gerçekliğini genişletiyor. Ses, fon oluşturmanın ötesine geçerek bilişsel alan yaratıyor. Dalgaların, boşluk hissinin ve uzaklık düşüncesinin işitsel karşılığı, konuklar üzerinde etkili bir aura oluşturuyor.
Nihal Kaplangı, hazırladığı giysilerle karakterlerin gündelik pratiklerini abartıya kaçmadan yansıtıyor. Kostüm tasarımı, sembolik bir gösterişe yönelmiyor; karakterlerin haletiruhiyesini destekleyen doğal bir çizgide ilerliyor.
Taner Güngör ve Ferhat Güneş tarafından oluşturulan hareket düzeni ise oyunun devinimsel nabzını güçlendiriyor. Koreografik yapı, ornamental bir bedensellik üretmek yerine, karakterlerin ruhsal sıkışmışlığını kinetik akslara dönüştürüyor.

Sonuç
Sürüklenmiş, seyirciye kesin cevaplar sunan bir yapım olmayı vaat etmiyor. Tam tersine, affetmenin hakikaten mümkün olup olmadığını, geride bırakıldığı düşünülen şeylerin dimağda yaşamaya devam edip etmediğini sorgulatıyor. Oyun boyunca hissedilen esas meselelerden biri de “gitme”nin aslında hiçbir şeyi tamamen ortadan kaldırmadığı düşüncesi oluyor çünkü insanlar bazen fiziken uzaklaşsa bile, zihnen her şeyi aynen yaşamayı sürdürebiliyor. Bu nedenle oyunun merkezinde aile ilişkilerinin yanı sıra insanın geçmişle kurduğu problemli bağ yer alıyor ve yas tutmayı beceremeyen bireylerin nasıl psişik enkazlar taşıdığını da anlatıyor.
Kimi uzamalara rağmen; güçlü oyunculukları, nitelikli reji anlayışı ve etkileyici teknik tasarımlarıyla dikkat çeken çalışma, çağdaş tiyatronun duygusal derinlik arayan damarına temas eden önemli prodüksiyonlardan biri olarak tebarüz ediyor. Sahnede dağılmaya açık erkeklik dışavurumlarını klişeye düşmeden ele alabilmesi bile, oyunu güncel ve tartışmaya açık bambaşka bir noktaya taşıyor.
Ve Sürüklenmiş, izleyicisini sadece bir hikâyeye tanıklık etmeye çağırmıyor; kendi bekleyişleriyle, kayıplarıyla ve affedemediği anılarıyla yüzleşmeye davet ediyor.
Anahtar Kelimeler: Tiyatro Kintsugi, Satsuma
0 Yorum