
Türk edebiyatının, şiirinin ve dolayısıyla Türk tiyatrosunun en önemli ve en özgün türlerinden biri olan hiciv günümüzde pek bilinmese de etkisini tüm türler üzerinde göstermiştir. Hiciv eleştiri ile sanatı birleştirmiş,şairane bir biçimde toplumu,devleti,insanları ve en çok da yöneticileri her yönüyle değerlendirmiştir.Bu alanda iki usta isimden söz edilebilir.Biri Neyzen Tevfik ise diğeri de Şair Eşref’tir.
Bu iki usta isim de çok keskin bir zeka ve üstün bir sanat yeteneğiyle toplumu ve yöneticileri hicvetmişlerdir.Fakat aralarındaki fark şudur.Neyzen Tevfik’in devletle,yönetimle hiçbir zaman iyi olmamış hiç çekinmeden karşısına almıştır.Şair Eşref ise hicvettiği devletin,yöneticilerin bir parçasıdır.Mal müdürlüğü görevi ile meslek hayatına başlamış,kaymakamlık ve vali yardımcılığı görevlerinde bulunmuştur.Onu farklı ve değerli kılan şey ise içinde bulunduğu sisteme teslim olmadan, konumunu kaybetme endişesi duymadan yönetimle hep çatışmasıdır.
Ankara Ekin Tiyatrosu 20 yıl önce tüm zorluklara rağmen kuruldu, tarzını ve tavrını belirledi, kendinden ödün vermeden bugünlere kadar geldi.Sanatsal endişelerini hep diri tutan ekip toplumsal duyarlılığı da asla geride bırakmadı.Tiyatronun olması gerektiği gibi hep suya sabuna dokundular.Ülkenin konumunu, içinde bulunduğu durumu dikkate alarak oyunlarını seçtiler,Ankara merkezli olmak üzere her yıl tekrar tekrar yollara düştüler ve kasaba kasaba Anadolu’yu dolaştılar.Bu yıl da aynı endişeler ve aynı düşüncelerle “Heccav Yahut Şair Eşref’in Esrarengiz Macerası” isimli oyunla perdelerini açtılar.
Dünya prömiyerini yapan oyun Semih Çelenk tarafından kaleme alınmış.Şair Eşref’in dizelerinden ve hayatından yola çıkan yazar o dönemden bugüne uzanan bir hikaye oluşturmuş.Tarihi olayların derinliği, dilin eskiliği gibi nedenlerle birçok kişi için sıkıcı ve anlaşılmaz olabilecek bir hikaye yazar tarafından mizahi öğelerle desteklenerek güldüren ve çarpan bir metine dönüştürülmüş.Bir anlamda absürd bir tavırla Şair Eşref’in yaşadığı dönem ile 2009 yılının Türkiyesi aynı sahnede buluşmuş.Yazar için günümüzün siyaseti,siyasetçileri,toplumsal sorunları çıkış malzemesi olmuş ve kafasındaki soruların cevaplarını Şair Eşref’in dizelerinde bulmuş.Bu oyun sayesinde bugünü anlamak için dünü bilmek gerekir sözünün ne kadar doğru olduğu bir kez daha kanıtlanmış oldu.Sürekli gündemi meşgul eden,adını hepimizin bildiği ama ne olduğunu bir türlü anlayamadığımız olayları,içinden çıkamadığımız durumları bize bir bir anlatıyor Ekin Tiyatrosu.
Metnin iyi kurgulanmış olması sayesinde Şair Eşref’in bir asır süren uykudan uyanıp gözlerinde bugünde açması ve olayların içinde kalması yapaylıktan kurtulmuş.Geçmişle bugün arasında gidip gelen olaylar kısa kısa tablolarla anlatılınca hikayedeki olası kopuklukların önüne geçilmiş.Oyunda göze batan, kulak tırmalayan birtakım sözler ve tavırlar ise seyircinin kısa bir süreliğine de olsa dışarıda kalmasına neden oldu.Hiç gereği yokken İlber Ortaylı, Murat Bardakçı, Cemil İpekçi isimlerinin kullanılması, bahsedilen gizli örgüte vöt adının verilmesi ve artık kimseyi güldürmemesi gereken klişeleşmiş bir eşcinsel karakterin alakasız bir anda oyunun içine girmesi metni basitleştiren öğeler olarak değerlendirilebilir.
Ankara Ekin Tiyatrosu’nun tavrını net bir şekilde ortaya koyması ve oyuncuların ekip içinde deneyimli olmaları nedeniyle sahneden tek bir oyuncu hariç yapay duran hiç kimse yoktu.Karakteri biraz tipleme şeklinde yazıldığından mı yoksa yönetmenin tercihi nedeniyle midir bilinmez oyundaki tek kadın oyuncunun mimikleri ve Avrupa Birliği kriterlerinden bahsederken yaptığı el hareketleri komik olmaktan çok iticiydi.Genel olarak oyuncular arasında iyi bir uyum sağlandığı söylenebilir.Metnin başrol oyuncusunu desteklemesinin ötesinde Şair Eşref’i canlandıran Bülent Yıldıran oyunun başından sonuna temposunu hiç düşürmeden tertemiz bir kompozisyon çizdi.
Ekin Tiyatrosu yerleşik sahnesinin dışında tüm ülkeyi baştan sona dolaştığı için oyunlarını buna göre seçmekte ve bu anlamda da doğru tercihler yapmakta.Çoğu zaman doğru düzgün sahnesi olmayan, teknik imkanların kısıtlı olduğu, ışığın kurulamadığı salonlarda temsiller vermek zorunda kalan ekip bu durumu dikkate alarak dekorunu ve ışığını buna göre seçmekte.Yönetmen Faruk Güvenç’in sahneleme yöntemi ile Gazal Erten’in elinden çıkan dekor ve kostüm bir çok duruma uyabilecek şekilde tasarlanmış.Dekor ve kostümün başlı başına sahnede olduğunu göstermek yerine olması gerektiği şekilde oyuna ve oyunculara hizmet etmesi sağlanmış.
Hep eleştirip dert yandığımız ama bir taraftan da aslında bizim yok saydığımız değerlere Ankara Ekin Tiyatrosu sahip çıkmakta.Tiyatronun bir derdi olmalı diyerek maddi sorunları geçip sanatsal kaygılar ve toplumsal farkındalık ile oyunlar sahnelemekte.İçinde bulunduğumuz durumu, zavallı halimizi Şair Eşref’in dizeleriyle bize sahnede çizmekteler.Ezberi bozmak,aslında anlaşılmaz sandığımız olayların tarih boyunca var olan şeylerin adı değiştirilmiş hali olduğunu görmek isteyen herkes bu oyunu mutlaka izlemeli.Duyarlı olayım derken sıkıcı olmayan, güldüreyim derken avam kalmayan bir oyun Heccav Yahut Şair Eşref’in Esrarengiz Macerası.
Anahtar Kelimeler: ekin tiyatrosu, hecca yahur şaie eşref in esrarengiz macerası
0 Yorum