
Toplu Oyunlar -1 ( Mitos/Boyut Yay.,2018 ), Tiyatro Oyunları -2( KDY., 2023 ) eserlerinden sonra, Mustafa Aslantaş imzalı iki piyes daha " Tiyatro Oyunları -3 " (Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık - KDY.,2025 ) adıyla raflarda yerini aldı.
Son on beş yılda, toplam yirmi dört piyes kaleme alan Mustafa Aslantaş eserlerinde hayata dair ayrıntıları, insan duygularını özenle ele alıyor.
Hatırlıyorum, bir konuşmamızda düş repertuarında mevcut, yazmayı düşündüğü konulardan bahsediyordu. Kendisini dinlerken aklıma Christina gelmişti. Christina Onasis.
" Kanın kararıp, pıhtılaşmış halini gözünde canlandırır mısın ?" diye sordum Mustafa Aslantaş'a.
Belki de gölgesiz sevinçleri hiç olmamıştı Christina'nın. Işıksız ezgileri olmuştu ama. Takıldığı ilmeklerde hep acı vardı zaten.
Babasının sevgilisi Maria Callas'dan nefret etmişti.Ya Jakie Kennedy'den ?
Ne tuhaf, babası Ari Onassis'in bir kopyası gibiydi...güzel sayılmazdı, evet.
Duygusal sarsıntılar ve ezimler belli ki hiç bırakmamıştı yakasını...ve skandallar.
Kardeşi Alexandre'ın uçak kazasında ölümü mesela.
19 Kasım 1988 de Clup Tortuges'de, oda hizmetçisi banyoda buldu cesedini...su akıyordu duştan....küvet taşmıştı.
Beni Christina'ya düğümleyen bir şeyler vardı, tam anlatacakken vazgeçtim.
Mustafa Aslantaş'ın peş peşe okuduğum " Nezaket'le " ( ki 9 Mayıs 2025 tarihinde, okuma tiyatrosu olarak Ankara'lı izleyicilerle buluşmuştu) ve " Eylül " adlı oyunlarının etkisinden henüz sıyrılmamıştım.
" Hayır, Christina, değil. En azından, şimdilik değil, " diye düşündüm. Bir kadın masalı olmalıydı. Afife, Mihri Müşfik, Halide Edip, Celile, Müzeyyen, Cahide sahneye taşınmıştı. Kim ? Başka kim olabilirdi ?

Ve bir şimşek çaktı : 2022'de Burak Süme ile kaleme aldığımız, " Arusyag Papazyan/ Osmanlı Azınlık Tiyatrosu'nun İlk Profesyonel Kadın Oyuncusu" adlı çalışmamız geldi aklıma. Ve tabii, Selim İleri 'nin 1980'lerde yazdığı şiir ( " Le Mort De L' Artiste "), Boğos Çalgıcıoğlu'nun " Arusyak - Maryam Papazyan (Bezirciyan)" isimli makalesi, Dr.Barkev Balımyan'ın " Arusyak Papazyan / Osmanlı Ermeni Sahnesi'nde Bir Öncü " (2025) adlı kitabı, Burak Süme'nin Ermenice kaynaklardan özenle çevirip, bana aktardığı bilgiler geldi.
Ve Mustafa Aslantaş'a Arusyag Papazyan'ı anlatmaya başladım. Çok değil belki on beş, belki yirmi dakika...kısacık bir özet, diyelim.
Ve Mustafa Aslantaş, söz ettiğim kimlikten etkilenmiş olacak ki, yukarıda bahsettiğim kaynakların dışında tamamen düş gücünde yarattığı bir aktrisi oyunlaştırıp, yeni kitabına dahil etti.

- Yirmi dört oyun, ödüller, üç kitap derken, piyes yazarı olarak adından söz ettirmeyi başardın. Nitelik, kalite, taklitten tümüyle uzak özgün bir dil... Oyunlarını nasıl yazıyorsun, biliyorum cevabı zor bir soru. Ama cevabını merak ediyorum.
Çok teşekkür ederim bunu senden duymak beni onurlandırdı. Özellikle dikkat ediyorum oyunların birbirine benzememesine. Her oyunumun kendi rengi, ses tonu, parmak izi olmasını istiyorum ve bunun ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Oyun yazma sürecim malum üzere “oyun fikri” ile ateşleniyor. Zihnimde bu fikrin zili çaldıysa, ilk temel atılmış oluyor. Bir de muhakkak final. Aşağı yukarı nasıl biteceğini kestirirsem sonrasına, yazım aşaması sürecine geçiyorum. Yazım aşaması işin en kısa olanı bende. En azından şimdiye kadar böyle oldu. İçimde o barajı doldurduysam, kapaklarını açmak çok zor olmuyor.
- Eserlerinin 1/3'ünü, yani toplam sekiz oyununu üç ayrı kitapta topladın. Kitaplı oyun yazarlarındansın. İzleyiciden önce okurla buluşma kararını nasıl aldın ?
Öncelikle eserin aleniyet kazanması için topluma ilk elden arz ediyorum. Fikir ve sanat hakları açısından kitaplaştırarak bir nevi kasko yaptırmış oluyorum. Bu konu bir kenarda durmak üzere, oyunlarımı bastırmaktan keyif alıyorum. Kitabım çıkıyor, bu muhteşem bir şey. Her ne kadar sahnede izleyince kitabın hükmü düşmüş gibi görünse de, kitaptan okumanın lezzetinin çok ayrı olduğunu da belirteyim.
Şöyle bir örnek, Aruş’tan; Bir sahnede kitapta yazan: “Stephan kahkaha ve özürle sahneden çıkar. Vasilis iki dizi üzerine yıkılır. 2500 yıllık süratle 1850 de ani fren yapar.”
Şimdi bu cümleyi sahnede görmemize imkan var mı? Kat’i imkansız. Oyunda görüp göreceğimiz Vasilis’in dizleri üstüne çökmesi ancak. 2500 yıllık sürat ne, 1850 yılı freni ne, sahnede hayal bile edilemez.
Kitaplarımda yani aslında oyunlarımda bu ve buna benzer dünya kadar betimleme olduğu için kitaplarımı okumanızı rica ediyorum, imza bir dost…
- En sevdiğin eserini soracağım aslında...
Bu sorunun birkaç ay öncesine kadar cevabı Kelebekler Ölüyordu’ydu, “Tek Yakanın Öyküsüydü. Son oyunum ise kendi listemi alt üst ederek zirveye yerleşti… “ARUŞ”, Bu isme aşina olun çünkü çok duyacaksınız.
- Peki bu eserini, diğer yirmi üç oyunundan farklı kılan neydi ?
Müthiş bir tiyatro sevgisiyle yazılmış olması. Tiyatroyu çok seven bir yazarın, tiyatroyu çok seven bir seyirci-okuyucuya armağanıdır Aruş oyunu. Ve geçmişten geleceğe tiyatro sanatına emek vermiş tüm “KADIN OYUNCULARA” ithaf edilmesi.
- Kim bu Aruş, yani senin hayalinde yarattığın Aruş...
Bir teatora masalı “Aruş”. Osmanlı döneminde profesyonel manada ve gördüğüm kadarıyla günümüz tiyatrosuna yakın bir gerçeklikte belki, sahneye çıkan ilk kadın oyuncu. Adı Arusyak Papazyan. Ona taktığım isimle; ARUŞ! Hayat verilerinden yola çıkarak anlattığım büyülü bir dünya… Bu kadim sanatçının üzerindeki tarih tozunu sıyırmak ve onu günümüz sahnesine çıkarmak işin en heyecan verici kısmı. Çünkü artık “ARUŞ” var. Ve seyirci bundan sonra bilecek ki… ”Öncesi de varmış“
- Neden " Eylül " bazen hiç gelmez...
Eylüller erken gelir ya da hiç kafamızdan gitmez-dedim oyunda. Soruyu da bu hale ters çevirip cevaplamak istiyorum. Bazı insanlar hep biraz dalgındır. Gözlerinin arkasında bir hüzün taşır. Eylülleri kendiyle beraber yaşar ve en ufak bir titreşimde kirpiklerinin önüne düşer. Acıklı keman notasına kain bu kişilerin Eylülleri “Vaktinden Önce gelen ya da onlardan Gitmeyen Eylül”dür, oyunumuz gibi… Peki senin sorduğun gibiyse, cevabı ne olabilir? Oyunumuzdaki gibi Eylül’ü aynı zamanda bir oyun karakteri olarak insana oynattıysak… “Vaktinde gelselerdi temmuzduk, geç geldiler Eylül olduk” gibi anlık araba arka yazısı icadımla sorunu net bir şekilde cevaplayabilirim.
- Tiyatroların, özellikle de özel tiyatroların ciddi biçimde izleyici sıkıntısı yaşadığı bir sezon geçirdik. Bilet satışı yetersiz ya da hiç olmadığı için iptal edilen oyunlar o kadar çok ki. Sadece ekonomik sıkıntılara değil, nitelik yoksunu oyun, oyunculuklara da bağlıyorum. Bir oyun yazarı olarak ne düşünüyorsun... Çoğu tekrar, esinlenme (!), popüleriteye ağırlık veren, kalitesiz, niteliksiz oyunlar bu durumu körüklüyor mu ?
Tam olarak senin düşündüğün gibi düşünüyorum ve imzamı atıyorum altına. Aynı zamanda bir seyirci olarak da yıldım, bıktım, soğudum. Bu bir sömürüdür. Şu kapalı devre-birbirimizi gönülleme- zincirini kıralım. **Anlatacak bir hikayeniz yoksa yazmayın. Tiyatro estetiğine uygun bir diliniz yoksa daha da yazmayın ** Evet sahnede muhteşem baba bir oyuncu olabilirsiniz ama yönetmeyin, hepiniz her şeyde mucize kişilik olmak zorunda değilsiniz. Benim bilmem kaç oktav sesim yok, evet çok şarkı bilirim, müziğe aşığım ama şarkıcı değilim. Şarkıları güzel sesten dinlemeyi tercih ederim.
- Raflarda yerini alan üçüncü kitabı, yeni kitaplar izleyecek mi ? Şunu da sorayım kalan on sekiz oyununu bir kitapta toplamayı planlıyor musun ?
Kendimce şöyle bir prensibim var. Her çıkardığım kitapta en az 1 oyun sahneyle buluşursa kitap çıkarmaya devam edeceğim. Tiyatro Oyunları-3 kitabımda çok iyi iki oyun var. Onların sahnesinden sonra inşallah 4. Kitabı da çıkarırım. Bütün oyunlarımı kitaplaştırmak gibi bir niyetim yok. Ama 4. Kitaba mesela “HASRET-İ ZAMAN” girmeli. Diğerlerinin yüksek sesinden o Çalıkuşu tadındaki oyunum sessiz bir aşık gibi kenarda durup gözlerini silmeye devam ediyor. Tek kişilik kadın oyunum “Nezaket’le”yi de kitaba alırım muhtemelen.”Frida Kahlo Esmer Tebessüm” de girebilir. Ama görünen o ki çok severek yazdığım, belki bi 6-8 oyunum hiç kitap yüzü görmeyecek, belki hiç seyirciyle buluşmayacak… Bak şimdi böyle yazınca da hüzünlendim… Neyse kitaba devam…
- En son " Nezaket'le " oyununu okuma tiyatrosu olarak sahneye taşıdın. Biraz bundan bahseder misin ?
Seve seve. Önce oyunun tanıtım metnini paylaşmak istiyorum müsaadenle…
Nezaket Hanım size yalnız kaldığı odasında, çoğu öte tarafa göçmüş hayal kişisiyle hayatından fotoğrafları anlatıyor. “Seçilmeden” iyi insan olmak marifet ise, Nezaket Hanım epey marifetli. Dilinde bir şarkı, duvarlara çarpa çarpa tükettiği ömrüyle kah dalga geçerek kah bizi en akın sırdaşı belleyip torbanın dibini dökerek "hele bir kenara kay diyeceklerim var hayatım” diyor. Ve bu dünyadan kendini ertelemiş bir tatlı kadın geçiyor. Kim bilir belki mahşer kalabalığından kaçıp gelmiştir oyun için, sırrı çözen var mı?
“Nezaket’le” 2024 sonunda yazdığım, bugün itibariyle 6 aylık yepyeni bir oyun. 2025 yılının ocak ayında 4 kişilik Hayati’nin Çarkı oyununun okuma tiyatrosunu yaptık. Okuma tiyatromuz başarılı ve çok keyifli geçti. Okuma tiyatrolarına devam etmek istedim ve tek kişilik Nezaketle’yi yaptık. Okuma tiyatrosu oyunu test etmek için müthiş bir fırsat. Şunu da söyleyeyim, okuma tiyatrolarını ücretsiz-biletsiz yapıyorum. Çünkü kendi butik izleyici kitleme jest yapmak istiyorum. Eksibir Aşk oyunumda beni hiç yalnız bırakmadılar, misal Tekirdağ Şarköy’den Ankara’ya turneye gelen “Mat Işıltı” oyunumda da Düşkapanı sahnesi full çekti. Böyle sıcak, iddiasız okuma tiyatrolarım da onlara bir nevi teşekkür.
Oyuna gelince; Sevgili Güzey Uzel adeta hibrit bir oyun sergiledi. Sadece oyundan birkaç gün önce -bir kere-okuma provası yapmamıza rağmen oyunun bazı yerlerini ezbere oynadı. Bazı sahnelerde ağladı, bazılarında eğlendi dans etti. Nefisti. Nezaketle’yi sahnede izleyince ben de iştaha geldim. Bu oyunun sahneyle buluşması önceliğim oldu.
Bir çeşit “Muıstafa Aslantaş Hüzzam’ı” diyebiliriz oyuna.
- Oyun yazarı, eserinin sahneye taşınmasını ister...bu nedenle yazar. Peki, Mustafa Aslantaş oyunlarının izleyici karşısına çıkması için neler yapıyor, yaşadığı zorluklar oldu mu ?
Neler yapmıyor ki, kimlerle randevulaşmıyor, kimlerin kimlerin kapılarında dolanmıyor. Zorluklar elbette çekiyorum. Ama zorluklarını bu aşamada düşünmüyorum çünkü oyunlarıma güveniyorum. Oyunlarımın bir numaralı okuru benim, çok seviyorum ve onlar için çabalamayı görev addediyorum. Çünkü kimse sizi “oturduğunuz yerden bulmaz” ve kesinlikle “Harekette bereket vardır” diyorum, gerektiğinde 500’er kilometre gözümde büyümüyor.
Anahtar Kelimeler: mustafa aslantaş
0 Yorum