MAKALELER

Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları - Kadınlar, Filler Ve Saireler

2025.11.13 00:00
| | |
9520

Paylaş:
Oyunun merkezinde, evlilik hazırlıkları yapan ancak uzun yıllar birlikte olduğu sevgilisi tarafından terk edilen bir kadın...

Yunus Emre Gümüş’ün kaleme aldığı, Özen Yula’nın yönettiği, Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları bünyesinde sahnelenen “Kadınlar, Filler ve Saireler” adlı iki perdelik eser, kent yaşamının yalnızlık, hayâl kırıklıkları ve maskelerle örülü dokusunu tiyatroseverlerle buluşturan önemli bir yapıt olarak karşımıza çıkıyor. Oyun, modern kadının tek başınalıkla, çevresel ve kültürel baskılarla baş etme yöntemlerini, çözüm arama pratiklerini ve yer yer çaresizliğini resmediyor. Bununla beraber büyük bir şehirde birbirinden habersiz olan üç kadının aynı apartmanda yaşadıkları trajikomik hikâyeleri odağına alıyor. Bu üç kadın, farklı açmazlar, kırılmalar, niyetler ve istekler üzerinden seyirciye hem ayna tutuyor hem de empatik bir bakış getiriyor.

Yazarın Metni
Yunus Emre Gümüş, eserinde genel olarak kadınların çıkmazlarını, sosyal yüklerini ve kimsesizlik deneyimlerini ironik bir dille işlerken absürt bir mizah ve hafif trajediyi bir araya getiriyor. Metin, bir yandan güldürürken diğer yandan modern dünyanın aldatmacasının sorgulanmasına olanak tanıyor.

Oyunun merkezinde, evlilik hazırlıkları yapan ancak uzun yıllar birlikte olduğu sevgilisi tarafından terk edilen bir kadın; ömrü boyunca başkalarının mutluluğu uğruna kendini ihmâl eden, sonradan da çocuk sahibi olma arzusu ile yüzleşen bir başka kadın ve günübirlik ilişkilerden ibaret yüzeysel, sığ ve bayağı tecrübelerinden ötürü sancı çeken diğer bir kadın yer alıyor. Bu karakterler, kişisel dertler üzerinden kamusal bir diyagram çiziyor: Kadınların hem duygusal ve düşünsel hem de bireysel ve toplumsal yükleri, aile ilişkileri, aşka, evliliğe ve hayata dair ümitleri…

 

Gümüş’ün metni, her ne kadar zaman zaman bir kadının kendini erkeğin varlığı üzerinden tanımlaması gibi okunsa da özünde kadınların kendi iç dünyasındaki dehlizlerine ve toplumun dayattığı ve mecburî cihetle beklediği zorunluluklara dikkat çekiyor. Öte yandan yazarın metni, karşı cinsle kurulan sevgi, saygı, aşk ve geleceğe dair ortak hayâllerin de bireysel varoluşla ilişkisinin açık açık görülmesi ve net şekilde kabul edilmesi gerektiğini salık veriyor. Daha açık bir deyişle; karşı cinsle kurulan ilişkinin, kişilerin benlik gelişimi ve mevcudiyet göstermesiyle kesişen temel bir bağ olduğu işleniyor. Bu bağlamda, metin bir yanıyla psikolojik bir yanıyla da sosyolojik boyutta analitik ve kapsamlı bir çalışma sunuyor.

 

Reji
Özen Yula’nın rejisi, oyunun trajikomik formunu ve karakterlerin bilinç ve bilinçaltı düzeylerini sahneye taşımada merkezî bir eksen oluşturuyor. Yula, metni şanoda inşa ederken sadece sözlerin anlamını değil, yaşananların ve cereyan eden olayların duygusal alt yapılarını da ön plâna çıkarıyor. Replikleri duygu, ritim ve plastisiteyle harmanlayarak tiyatronun hem görsel hem de işitsel bileşenlerini uyum içinde işliyor. 

Karakterlerin boşluklarını, tenhalıklarını, izole oluşlarını, ikilemlerini ve ruhsal çatışmalarını mekânlar üzerinden metaforik bir düzlemde izleyenlere aktarıyor. Oyundaki kişilerin mizacına ve yaşamsal beklentilerine uygun olarak üç ayrı dairenin tasarımında yer alan detaylar ve renk paletleri onların mental haritalarını da yansıtıyor.
Yula’nın sahne hakimiyeti, oyuncularla kurduğu psişik ilişki ve oyun kişilerinin fiziksel alan kullanımını yönlendirme usulü, estetik bütünlüğü güçlendiriyor. Epizotların mekânlar arasındaki geçişleri, paralel dünyaların birbirine nüfuz eden örgüsü, rejisörün temsil zamanını plastik bir unsur olarak kavrayışının göstergesi oluyor.
Yönetmen, kent kadınının duygulanım alanını somutlaştırırken mizahî unsurları dengeli ve ironik bir şekilde değerlendiriyor. Yanı sıra oyunun trajik tonunu koruyarak salondakilerin hem gülmesini hem de karakterlerin yaşadığı kırılganlığı hissetmesini sağlıyor. 

Özen Yula’nın dikkat çeken diğer bir tercihi, oyuncuların performanslarını metnin doğal akışıyla değil, bilinçli bir teatral ritim ve vokal estetikle sergilemeleri yönünde şekilleniyor. Her cümledeki tonlama, ezgileme ve vurgunun belirginleştirilmesi, oyuna neredeyse şiirsel bir dokunun nüfuz etmesini sağlıyor. Bu yaklaşım, bazen oyunun temposunun düşmesine neden olsa da genel anlamda tipolojilerin his katmanlarını seyirciye daha görünür kılıyor ve oyun boyunca dramatik yoğunluğun ve auranın var olmasını hedefliyor. 

Oyunculuklar
Oyuncular (Damla Kaya, Kübra Kip, Pınar Efe), oynadıkları figürlerin ruhsal kıvrımlarını ve derinliklerini salondakilere titizlikle yüklüyorlar. Umutsuzluk, hayattan kopmama çabası, aşk arayışı ve beklentiler karşısındaki gerilimlerini anlamlı, sahici ve bir o kadar da çarpıcı bir biçimde ortaya koyuyorlar. 
Üçü de enerjilerini kontrollü bir biçimde yönetiyor. Sözlerindeki keskinlik, sessizliklerindeki mânâ, jest ve mimiklerindeki ölçülülük sayesinde rollerinin gereğini güçlü biçimde karşıya geçiriyorlar.   

Bazı tümcelerin fazlaca vurgulu ve inişli tonlamayla ifade edilmesi, metnin doğal ritmini kimi yerde yavaşlatırken izleyici üzerindeki etkisini de azaltma riskini beraberinde getiriyor fakat oyuncuların bu biçimsel tercihi reji eliyle de bilinçli bir teatral araç olarak kullandıkları anlaşılıyor. Buna rağmen, oyuncuların sahne ve rol hakimiyetleri, rejiyle uyumları ve diğer öznelerle aralarındaki kimyaları oldukça güçlü duruyor.

Dekor, Kostüm, Işık, Koreografi ve Müzik
Almila Altınsoy’un dekor ve kostüm tasarımı, kadınların yaşam bölgelerini psikolojik ve estetik bir bakışla yansıtıyor. Her ev; karakterin iç dünyasına dair ipuçları veren objeler, aksesuarlar ve nüanslarla dolu… Burada dekor, yalnızca görsel zenginlik katmıyor; aynı zamanda karakterlerin kişisel ve sosyal durumlarını da görselleştiriyor. Özellikle üç evin konstrüksiyonundaki ayrıntılar, fiziksel ve zihinsel uzamların iç içe geçmesini başarıyla örüyor. Nihayette kadınların benzer dertler üzerinden birbirine bağlanması ve ortak bir paydada buluşması, mekân kullanımının imgesel bir yansıma olduğunu gösteriyor.

Işık tasarımı (Osman Uzgören) ve koreografi (Ethem Erten Kırk) ise sahne dinamizmini destekleyerek oyunun ergonomik ve ritmik bir bütünlük kazanmasını sağlıyor. Işık kırılmaları, karakterlerin iç dünyalarına birer görsel dramaturgi sahası kazandırıyor. Yine ışık geçişleri, oyun kişilerinin ruh hâlini vurgularken koreografik hareketler, onların günlük ritüellerini, hezeyanlarını ve iniş çıkışlarını teatral bir dille aktarıyor. 

Oktay Köseoğlu’nun müzik tasarımı, oyunun atmosferine katkı sağlasa da tempoyu belirgin hâle getirecek ve karakterlerin ruh hâllerini derinleştirecek tarzda arttırılabilirdi. Müzik, özellikle sahneler arası geçişlerde veya duygusal patlamalarda destekleyici bir unsur olarak daha öne çıkabilirdi. 

Sonuç
Sonuç olarak, oyun sadece bir trajikomik hikâye değil; çağdaş kent insanının psikolojik ve sosyolojik dokusuna dair teferruatlı bir gözlem niteliği taşıyor. Seyirci, kahkahayla hüzün arasında gidip gelirken sahnede kadınların fillerle, düşlerle, kapılarla ve yalnızlıkla kurduğu çağrışımsal evreni izleme fırsatı buluyor.

Not: Kurumsal Destek 
Tekirdağ Büyükşehir Belediyesinin bir tiyatro şube müdürlüğü kurması ve bunu maddî-manevî açıdan desteklemesi, yerel yönetimlerin kültürel yatırımlarında örneklik teşkil ediyor. Bu hamle, salt sanatçılar için değil, bölgesel tiyatro ekosisteminin gelişimi açısından da önem arz ediyor. Dolayısıyla Belediye Başkanı Sayın Candan Yüceer’i tebrik etmek gerekiyor.

Anahtar Kelimeler: Kadınlar Filler Ve Saireler, tekirdağ şehir tiyatroları



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir