
" İşte yeniden buradayım... Aynı umutlar ve hayallerle… Ve ek olarak kırk yıllık ekstra yükümle..."
Bugün Susan ile Avusturalya'ya giden uçağa bindik.O'nun kaygılarını, heyecanlarını takıntılarını yaşadık beraber.
Peter Quilter'ın yazdığı, Nazlı Gözde Yolcu'nun dilimize çevirdiği, Tayfun Erarslan'ın yönettiği " Tek Başına" da, Fulya Ülvan başarılı oyunculuğu ve sahne hakimiyetiyle, gülbeşeker kıvamındaki bu güzel oyuna çok şey katıyor.Hemen belirtmeliyim ki, Fulya Ülvan'ın sahnede ortaya koyduğu inandırıcılık ve doğallık her türlü övgüye değer.

Fonda biraz agorafobi, çokça yaşdönümü sıkıntıları, yakamızı bir türlü kurtaramadığımız, o hunhar yalnızlık, üst üste binmiş yılların ürünü duygusal yorgunluklar, güvensizlik ve obsesif kompulsif bozukluklar, saklı kalmış cinsel sarsıntılar, doyumsuzluklar var.
Geride bıraktığı yılların, kendisini bekleyen yıllardan daha çok olduğunu ayrımsamıştı Susan.Hani, " Kaç baharımız kaldı, " dermiş ya Nisa Serezli.Kahramanımız da o baharların, ertelenmiş anların peşindeydi şimdi.

Sınır tanımaz heyecanları, mutsuzlukları, telaşları, taşkın sevinçleriyle köşe kapmaca oynamaya hazırdı.Kendi hayallerine aşıktı, daha ne olsun.Hem yaşlılık başkaydı, yaşlı hissetmek başka.Öyle değil mi ?
Oyun boyunca, bağlayıcı, zorlayıcı, dayatmacı hayatta Susan ile yan yana soluksuz kalıncaya kadar koşmak da güzeldi.
" Tek Başına ", başarı çizgisinin üzerindeki dekor, kostüm, hareket düzenlemesi ve ışık tasarımlarıyla da izleyicinin beğenisini kazanan, yeniden seyretme isteği uyandıran bir piyes.Dediğim gibi, gülbeşeker kıvamında...tatlı mı tatlı.
Anahtar Kelimeler: tek başına
0 Yorum