MAKALELER

Erdem Alpyürük İle

2025.05.20 00:00
| | |
25239

Paylaş:
İtiraf edeyim, Erdem Alpyürük'ün eserleriyle henüz yeni tanıştım.

İtiraf edeyim, Erdem Alpyürük'ün eserleriyle henüz yeni tanıştım.

Ve bir tekst-obur olarak, tiyatro edebiyatımıza getirdiği nitelik, biçim, dile gösterdiği özenle insan duygularını sayfalara / sahneye, ustalıkla emanet eden anlatım tarzına, hayran kaldım. 

İstedim ki, Erdem Alpyürük'ü sizlere de tanıtayım.

Hevesi Kursağında Kalanlar Kulübü "," Yardımcı Aranıyor " adlı iki eseriniz Devlet Tiyatroları tarafından sahneye taşındı. Oyun yazarı olmaya nasıl karar verdiniz? 
Yıllar içinde kendiliğinden gelişen bir süreç oldu.  Asıl mesleğim inşaat mühendisliği. Mühendisliğin yanı sıra tercümanlık, basın müşavirliği, idarecilik görevlerinde bulundum. Kamu sektöründeki yorucu ve asık suratlı mesaime biraz renk katmak için ODTÜ Mezunlar Derneği Müzikal Tiyatro Topluluğuna katıldıktan sonra sahne sanatlarıyla daha fazla ilgilenmeye başladım. Önce hobi atölyeleri, ardından Sadri Alışık Kültür Merkezi’nde oyunculuk eğitimi aldığım sırada çeşitli tiyatro ekiplerinde, ayrıca birkaç film ve dizide rol aldım. Bir yandan da oyun, senaryo ve öykü yazma konusunda kendimi geliştirmeye çalıştım. Bu arada açtığım youtube kanalında keyfimce yazıp oynadığım video serisine pandemi başlayınca ara vermek durumunda kaldım.  Bununla beraber, pandemi sürecinde hayatımıza giren çevrim içi atölyeler, farklı şehirlerdeki usta senarist ve edebiyatçıların eğitim ve programlarına katılma olanağı sağlaması açısından benim için iyi bir öğrenme-üretme dönemi oldu. Devlet Tiyatroları’na sunduğum “Bekâra Yardımcı Aranıyor” adlı ilk oyunumun arşive girerek Diyarbakır DT’de sahnelenmesi, bana aynı zamanda Yerli Yazar Teşvik Ödülü’nü getirdi. Devlet Tiyatrolarının 2024-2025 sezonunda tüm bölgelerde müzikal/müzikli oyunlara yer verme kararıyla ise “Hevesi Kursağında Kalanlar Kulübü” adlı müzikal komedi oyunum Konya Devlet Tiyatrosunca sahneye taşındı ve sezonun açılış oyunu oldu. Çok şükür ki sezon boyunca da kapalı gişe oynadı. Halen öykü, senaryo, tiyatro metni yazmaya, öğrenmeye devam ediyorum ve daha iyilerini üretme çabasındayım. Çeşitli dergi ve kitap seçkilerinde yayımlanan, ödül aldığım öykülerim de mevcuttur.  Bunların hepsi geç yaşta oldu. Çevremdeki birçok kişi neden daha önce bu alana yönelmediğimi somakta. Ancak ben, bunun için hayıflanmıyorum ve ‘geç’ ‘hiç’ten iyidir diyorum. Kendi mesleğimin ve alanımda yaptığım çalışmaların da kıymetli olduğunu, hatta teknik alandan gelen biri olarak analitik düşünmenin sahne trafiğini düzenleme, aksayan yönleri görebilme, kurguyu belli bir matematiğe oturtma bakımından oyun yazarlığına önemli bir geri bildirim ve katkı sağladığı kanaatindeyim. 

- Oyun yazarı olarak, hayattan çekip aldığınız konuları sorsam...

Belirli konularla sınırlı kalmamaya çalışıyorum. Keza belirli türlerle de. İroni ve komediyi kendime daha yakın buluyorum. Gök kubbe altında yazılmamış bir şey kalmadığı söylenir. Öyleyse ne anlatacağız? Farkımız üslûpta olacaksa, sıradan olay ve kişileri alışılmışın dışında, eleştirel ve sorgulayıcı bakış açısıyla irdelemeye gayret ediyorum.  Örneğin günümüzdeki birçok kadın hikâyesinde şeytan erkekler, melek kadınlar görüyoruz, gerekçesiz, mesnetsiz şekilde. Ben hayattan gri alanları çekip almaya çalışıyorum. Anlatılan hikâyedeki karakterin eylem ve duygularının izleyici/okur tarafından anlaşılır ya da gerçekçi bulunması inandırıcılık açısından önemli bir ölçüt.   ‘Anlamak hak vermek değildir’ ifadesini önemsiyorum. Karakterleriniz arasında taraf tutmazsanız bu kendiliğinden geliyor galiba.  Fantastik veya absürt bir şey yazdığımda bile, örneğin Hevesi Kursağında Kalanlar Kulübü, o absürt çerçeve içinde inandırıcılığı, özellikle oyun kişilerinin ve diyalogların organikliğini sağlamaya çalışıyorum. Netice olarak konudan ziyade, insana, karaktere, yaşamın çelişkilerine odaklanıyorum diyebilirim. 

- Kolay yazan biri misiniz ?

Gözlem yapma fırsatı bulduğum veya hayalini geniş tuttuğum konularda daha kolay yazıyorum. Herkes gibi. Yazan kişi için amaç bir ömre çok hayat sığdırmak değil midir? Lâkin yazmadan önce oyunun ana dönemeçlerini, finalini önceden kurgulayıp belirli bir yol haritası takip ettiğimi söyleyemem. Yazdığım oyunlarda genellikle kervan yolda düzülüyor ve hikâye ilerledikçe karakter(ler)in inisiyatifiyle şekilleniyor. Aslında usta yazarlar İşin tekniği gereği oyunun- ki, öykü, roman gibi yazın türleri için de bu böyle- olay örgüsünü, temel noktaları, kırılmaları baştan planlayarak yazmanın doğru olacağını söylerler. Ancak ben, genelde beni tetikleyen bir fikirlenmeden yola çıkıp süreç içinde yönetiyorum akışı. Bu benim tercih ettiğim bir yöntem, daha doğrusu bir yöntem değil. Fakat yazdığım oyunlarda böyle oldu. Aht ve Baht dışında. Aht ve Baht’ta finali başından belirlemiştim. Zaten o oyunu, seçkiye giren bir öykümden yola çıkarak yazdım. 

- Sizi etkileyen oyun yazarları...

Shakespeare, Çehov, Dario Fo, Haldun Taner, Turgut Özakman. 

- " En iyi yazar ölü yazar mıdır, sahiden ? Provalar giden, yönetmen ve oyunculara müdahale eden, eserimden kesinlikle tek sözcük bile çıkarttırtmam " diyen bir yazar mısınız ?

Sadece yazar değil, tüm ölüler iyidir. Artık zararsızdırlar. Kimseyle yarışmaz, rakip olmaz, can sıkmazlar. Ayrıca hayattayken lâyık görülmedikleri övgüleri, kıskançlık biter ve öldükten sonra cömertçe alabilirler. Devlet tiyatrolarında sahnelenen her iki oyunum farklı şehirlerde olduğu için provalara gidemedim. Böyle bir talep de gelmedi zaten. Yönetmen ve oyunculara müdahaleyi ise doğru bulmuyorum. Tiyatro metni, bir tekst olarak, diğer edebi türlerde olduğu gibi, yazıldıktan sonra artık statik bir üründür. Reji, kast, sanat yönetimi vesaireyi kapsayan sahnelenme süreci ise dinamiktir. Yorumdur yani ve aynı metnin farklı yönetmen ve oyuncularla (dekor, ışık, kostüm vs detaylar da dahil) sahnelenmesi yine dinamik ve başka bir yorumu getirir. O süreç tamamlandıktan sonra ancak tiyatro metni, tiyatro eserine dönüşür. Bu nedenle sahnelenme öncesi temel noktalarda ortak bir anlayışa varıldıktan sonra yazarın eserinden kurtulması gerektiği düşüncesindeyim. Ancak metnin ruhuna zarar veren, bambaşka bir konuma taşıyan, kısaca teksti sizin eseriniz olmaktan çıkaran yorumlara hiçbir yazar razı gelmez diye düşünüyorum.  

- Sahneye aktarılan eserlerinizden yüzde yüz mutlu oldunuz mu, yoksa eksik bulduğunuz, sizi üzen, keşke şöyle olsaydı dediğiniz yerler oldu mu?

Sahneye aktarılan eserlerim gerek yerleşik tiyatroda gerekse festival ve turnelerde iyi bir seyirci kitlesine ulaştı. Ancak sorunuza samimi cevap vermek isterim ve yazdığım metinle karşılaştırırsam yüzde yüz mutlu oldum diyemem. Özellikle şitrihlerin, bilgim dahilinde, karşılıklı mutabakatla yapılmış olmasını tercih ederdim. Bununla birlikte, yönetmenin çoğu tasarrufunun oyuna olumlu katkı sağladığı, oyunu çok daha üst seviyeye taşıdığı birçok örnek var. Diğer taraftan bir önceki sorunuza yanıtımla bağlantılı biçimde, dinamik olarak nitelendirdiğim süreç artık genellikle böyle ilerliyor sanırım. En azından ‘no name’ yeni yazarlar için böyle olabilir. Camianın içinden gelmeyen biri olarak çok fazla bir şey söyleyemiyorum.   

- Oyun yazarı eserinin sahneye taşınma sürecinde yönetmen ve dramaturg ile ortak bir çalışmaya girmeli midir ?

Oyun yazarının sahnelenme öncesinde özellikle yönetmenle bir ya da birkaç ön görüşme yapmasının isabetli olacağını düşünüyorum. Dramaturgla ise hiç çalışmadım. Devlet tiyatroları çatısı altında sahneye taşınan her iki oyunum da komedi idi ve komedi türündeki metinlerde dramaturglar sürece pek dahil edilmiyor. Oysa bu türde de karikatürize yorumlar ya da tek boyutlu tiplemeler dışında iletiler, alt metinler, karakter derinlikleri, olay örgüsü, çatışmalar yok mu? Hatta öyle kara komediler, trajikomik hikayeler var ki, metnin o tek boyutluluğa sürüklenmemesi için dramaturg dokunuşunu hak ettiği kanısındayım. Mutlaka örnekler vardır ancak istisna sayıda. Benzer şekilde mizahi bakışla yazılmış diğer türler de âdeta edebi değerden yoksun muamelesi görüyor maalesef.  

- Tiyatroların, özellikle de özel tiyatroların ciddi biçimde izleyici sıkıntısı yaşadığı bir sezon geçirdik.Bilet satışı yetersiz ya da hiç olmadığı için iptal edilen oyunlar o kadar çok ki.Bu durumu sadece ekonomik sıkıntılara değil, nitelik yoksunu oyun, oyunculuklara da bağlıyorum.Bir oyun yazarı olarak, bu konuda ne düşünüyorsunuz...çoğu tekrar, esinlenme (!), popüleriteye ağırlık veren, kalitesiz, niteliksiz oyunlar bu durumu körüklüyor mu ? 

Haklısınız. Hatta ekonomik sıkıntıdan ziyade, ağırlıklı sebebin niteliksiz oyun ve oyunculuklar olduğu kanısındayım. Popülarite toplumun her kesimini esir almış durumda. Özellikle gençleri. Hatta tam da bu durumu absürt bir dille ti’ye aldığım yeni bir oyunum var. Özel tiyatroların sergileyebileceği cinsten. Oyunculuğu / sanatçılığı ünlülükle, tanınırlıkla eşdeğer tutmak gibi bir meselemiz var. Bir taraftan donanımlı, kendini yetiştirmiş, gerçekten sanat tutkunu ekipler bütçe ve sahne sıkıntısı yaşarken; kopuk kopuk, modifiye edilmiş metinlerden üretilen oyunların çok şöhretli birkaç oyuncunun ismi altına sığınarak, tiyatro izlemeye hiç de uygun olmayan birkaç bin kişilik devasa salonlarda birkaç bin lira gibi fahiş rakamlarla biletleri kapışılarak sahnelendiğine tanık oluyoruz. Böyle olunca da dediğiniz gibi birbirinin tekrarı, yaratıcılıktan uzak yavan metinler ve sığ oyunculuklar da çoğalıyor ve tiyatro sanatı kısır bir döngü içine giriyor.  
- Son üç yıldır okuduğum ve izlediğim pek çok oyunda, sırf alkış avcılığı adına küfür kullanımının son derece arttığını gözlemliyorum.Bir oyun yazarı olarak bu tür tekstlerle ilgili görüşünüzü sorabilir miyim ?

Külhanbeyi, küfürbaz, kabadayı gibi bir karakteriniz olmadıkça, repliklerin içine yerli yersiz küfür yerleştirmek tabii ki anlamsız. Bunu alkışlamak da olsa olsa küçük çocuklara bir küfrü tekrar ettirip gülmeye benziyor. Sonuçta her şey mizansene uygunlukta, ağza oturmada, dolayısıyla doğallıkta bitiyor. 
 

- Oyun yazarı olarak karşılaştığınız sorunlar nelerdir ?

Oyunun yerine ulaşması. Devlet Tiyatrolarında, bürokratik bir prosedür takip edildiği için süreç uzun olsa da oyununuz bir değerlendirmeye tabi tutuluyor. Olumlu ya da olumsuz bir sonuç alıyorsunuz. Ancak özel tiyatrolar için durum farklı. Geniş imkânları olan isim sahibi büyük tiyatrolar özgün ve kaliteli oyun bulamadıklarından yakınıyorlar fakat onlara ulaşmak da zor oluyor, ya da dönüş alamıyorsunuz.  Bazı küçük tiyatrolar ise kısıtlı bütçe, sürekli oyuncu değiştirme, sanatsal unsurlara yeterince önem vermeme gibi faktörler nedeniyle devamlı bir seyirci kitlesi edinemiyor. Kendini ispatlamış bir metni de bu şekilde ziyan etmek istemiyorsunuz tabii. 

- Eserlerinizi bir kitapta toplamayı düşünüyor musunuz ?

Ben düşünüyorum ama yayınevleri pek düşünmüyor galiba. Aslında bu alanda pek gayret göstermediğimi itiraf etmeliyim. Oyunlarımın basılması için sadece bir yayınevine başvurdum. Üstelik bu alanda neredeyse tek yayıncı gibi. Uzun zaman geçti, dönüş yapmadılar. Bir kez sordum hatta, yine sonuç yok. Öykülerimi de kitapta toplamak isterim aslında ama, o konuda da pek şanslı değilim. 

Anahtar Kelimeler: erdem alpyürük



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir