MAKALELER

Ya Sonbahar Hiç Gelmezse...

2023.11.30 00:00
| | |
1961

Acımasız tuzaklarla dolu bir hayatın, kan, öfke, kin, lanetle dokunmuş bir savaşın ortasında bırakılmış...

Acımasız tuzaklarla dolu bir hayatın, kan, öfke, kin, lanetle dokunmuş bir savaşın ortasında bırakılmış, birbirlerinden başka hiç kimsesi olmayan üç insanın hikayesi...her biri bir diğerinin alın yazısı aslında.Her biri bir diğeri için hem öteki, hem suret.Hem kan, hem nefes.Hem aşk, hem en güzel yeniliş...hem ihanet, hem sadakat.

" İnsanlar ölüyor Marat, biz burada ne yapıyoruz ? "

Aleksei Nikolaevich Arbuzov’un “Söz Veriyorum” ( The Promise) adlı piyesini bu defa Kemal Başar rejisinden izledim.

1942 Leningrad Kuşatması’nın yaşandığı günlerle Lika, Marat ve Leonidik bir araya gelirler. Patlayan bombalar nedeniyle ürkek, çaresiz, açlık, sefalet içindedirler. Bu durum, yani hayatta kalma mücadelesi, onları ister istemez birbirlerine yaklaştırır. Bir apartman dairesinin tek odasına sığınmışlardır. Dondurucu kış şartları tüm şiddetiyle devam etmektedir.Anıları yağmalanmıştır...sadece masumiyet, erdem, merhamet gibi güzel duygular kalmıştır ellerinde.Bir de kırık dökük umutlar.

" Herşey eskisi gibi olacak...mutluluk, kahkahalar. "

Barış geldiğinde Marat sevdiği kadını, Lika’yı terk edip gider. Lika, Leonidik ile evlenir. Ve aradan yıllar geçer.

Ne tuhaf, üç günlük bir gecikme onları birbirlerinden ayırırken, birbirlerine düğümleyecektir. 

An gelecek her aşkın bir başkasının kader yazısı, hayat yolu olduğu, masumiyetin, dostluğun, koşulsuz sevginin asla kaybolmadığı gerçeğiyle yüz yüze geleceklerdir.Ayrılık, birini ya da diğerini seçme mecburiyeti yerini kavuşmaya bırakırken, üç genç insan 1+1+1 eşittir 1 gerçeğine erişecektir.

Hüzünle karışmış bu romantik komedide beni ilk çeken şey, aşktan da öteye geçen duygular mıydı, emin değilim.Evet, Einstein haklıydı sanırım :

" Üçüncü Dünya Savaşı'nda hangi silahların kullanılacağını bilmiyorum, ama Dördüncü Dünya Savaşı' nda taş ve sopaların kullanılacağını biliyorum." 

Çok uzun seneler önce Engin Şenkan, Işık Yenersu ve Alev Sezer'den, sonrasında Murat Coşkuner, Can Ertuğrul, Ebru Üstüntaş'dan izlemiştim bu oyunu.

Geçtiğimiz yazsonu Kemâl Başar 'ın nazik davetiyle " Söz Veriyorum " un ilk okuma provasına konuk olmuştum.

Savaş Alp Başar, Zelal Barlas, Efe Can Karakaya'nın kahramanlara repliklerle hayat vermeye başladıkları o büyülü anların, tanığı suç ortağı olmuştum.Hatta, tüm affedilmez hadsizliğimle, nasıl bir cüretse artık, bir cümleyi düzeltmeye bile kalkışmıştım.

Kemal Başar arada karakterlere ait ufak şifreler aktarıyordu.Zeynep Yaylıcıoğlu anlatılanları dikkatle not alıyordu.(Zeynep hep haklıdır zaten !)

Dediğim gibi, tılsımlı bir sürecin başlangıç saatleriydi.

Ayrılırken, oyunun son provalarından birine katılmam konusunda söz istemiştim.

Kemal Bey, her zamanki nezaketiyle haftabaşı beni davet etti.

16 Aralık 2023 akşamı perde açıcak olan " Söz Veriyorum " u, hayranlıkla izledim.Ve prova sonrası Kemal Başar'a yönelttim ilk sorumu.

" Neden ' Söz Veriyorum ' ? "

Burada bir parantez açayım, Kemal Başar ile röportaj yapmak, beni her zaman mutlu etmiştir, çünkü o kadar güzel, o kadar detaylı şeylerden bahseder ki, lafı asla dolandırmaz, sözünü doğrudan söyler.Ve çok şeyi öğrenmeme, fark etmediklerimi fark etmeme imkan tanır.

- Öncelikle bir yönetmen olarak son derece dinamik, akıcı, samimi, modern, çağımıza yol gösteren, bir o kadar da evrensel, anlaşılır bir oyun vaat ediyorum. Her zaman, hemen hemen her eserimizde güvendiğimiz ve hep gurur duyduğum gençler aylardır çok büyük bir istekle çalıştı ve çalışmaya devam ediyorlar. Tiyatro Keyfi de, bu esere çok ciddi yatırım yaptı. Ancak 'tiyatroda seyirci beğenisinin esas olduğu gerçeği'ni unutmamalı. 16 Aralık tarihini merakla, heyecanla bekliyoruz.

- 16 Aralık'ta prömiyer... 

- Ondan sonrası pırıl pırıl, yetenekli, azimli gençlerimize ve seyirciye emanet... Zalimlerin sonu gelecek. Masumiyet mutlaka kazanacak. Buna inanmak istiyorum.Savaş tüm insanlığı tehdit ediyor çünkü.Politikacılar insanlığı yok eden oyunların içine girdiğinde kaybeden, acı çeken hep halklar oluyor.

- Gelin bir başka konuya geçelim, Tiyatro Keyfi Türk tiyatrosuna yine genç oyuncular kazandırmaya devam ediyor...

- Öyle bir misyonumuz var...bu defa da, pırıl pırıl, yetenekli, azimli, önce iyi insan olmaya çalışan Zelal Barlas, Efecan Karakaya'yı armağan ediyoruz. Onlardan bir kuşak önceki Savaş Alp Başar, Zeynep Yaylıcıoğlu, Cansu Tekoluk gibi.Onlardan önceki Mesut Yılmaz, Kerem Muslugil, Hakan Eke gibi...

- Az önce provada üç oyuncunun da, gençliğin verdiği o taşkın heyecanları esere kattığını, çok doğal oyunculuklar sergilediklerini gözlemledim.Duygular tam anlamıyla ortaya konmuş.Zamanlamaları müthiş.

- Amacım bu, yoksa çekilecek iş değil aramızda kalsın.( Karşılıklı kahkahalar.) Bu arada zamanlama dediniz.Doğru, bir saptama.Bana göre oyunculukta herşey doğru zamanlamadır.

- Gençlerden bahsettik de, sanırım ilk kez bu oyunu yirmili yaşlarda üç oyuncu yaşar kılacak, öyle değil mi ?

- Evet haklısınız.Örneğin, Alev Sezer kırk iki, Işık Yenersu kırk bir, Engin Şenkan otuz dokuz yaşındaymış oynadıklarında.

- Fotoş Sevengil'in çevirisi ve etkileyici kostüm, sahne tasarımları, özellikle 
Vietnam Savaşı'na karşı çıkan şarkılar, oyun fotoğrafları...

- Bahsettiğiniz fotoğrafları ünlü fotoğrafçımız Levent Özdemir çekti.

- Cumhuriyetimizin yüzüncü, Tiyatro Keyfi'nin onuncu yılında ' Söz Veriyorum ', neye, nelere söz veriyor ?

- Tiyatro Keyfi kuruluşundan beri Atatürk'ün izinden ayrılmamıştır.Geleneklerinden yola çıkarak evrensele ulaşmak, yine geleneksel tiyatromuzdan, ortaoyunundan hareket ederek dünyanın pek çok ülkesinde oyun yönetmek, oyun sergilemek, sanatla sözünü söylemek Atatürkçü'lüktür.Nasıl ki, cumhuriyet gençlere emanet edilmişse, biz de Tiyatro Keyfi olarak, genç oyuncularla çağdaş, düzeyli, yenilikçi, özü ve sözü olan çalışmalar yapıyor, onları cesaretlendiriyoruz...

- Bu oyuna başlarken, oyun ve oyuncu seçiminden itibaren kurduğunuz bir hayal vardı, bu hayale ulaştınız mı ?

- Zor bir soru.Ama şöyle yanıtlayabilirim, yaş ortalaması yirmi iki buçuk olan üç gençle çalışıyor olmanın avantajı hiç kuşkusuz, enerjileri, öğrenme, başarma istekleri, tutkuları ve saygılı oluşları...tabii ki, cahil cesareti dediğimiz o özel durum.O gözü peklik.Dünyayı değiştirenler hep gençlerdir, bilirsiniz.

- Peki ya, dezavantajlar ?

- Yine çok genç olmaları.Prova sürecindeki bu disiplin, hep böyle devam edecek mi, herhangi bir sıkıntı durumunda nasıl tepki verecekler, kestirmesi zor.Ama onlara güveniyorum...dahası, ' Söz Veriyorum ' köhne, taklitçi, tekrarcı zihniyetin ortaya koyduğu tiyatro anlayışına karşı çıkan bir uç örnek...ve üç oyuncum da bunun bilincinde.

- Tiyatro, maddi anlamda, çok kolay yapılan bir iş değil.

- Son derece zorlayıcı, dediğiniz gibi ağır yapım giderleri, vergileri olan bir iş.Yüksek salon kiraları, nakliye, depo, yevmiye, tasarım giderleri, sigortalar...görünen, görünmeyen masraflarla yüzyüze geliyoruz.Kültür Bakanlığı'nın yardımları kimi tiyatrolara zaten, ya hiç verilmiyor ya da yetersiz kalıyor.Belediyeler ise gelir elde etmek istiyor tiyatrolardan.Salon kiraları yirmi bin civarında.Bir de kimsenin farkında olmadığı yaratıcılık, harcanan emek, zaman, çaba bedelleri var...asla ödenmeyen, ödemeyi bırakın önemsenmeyen, yok sayılan.

- Yine de tüm bu zorluklara rağmen tiyatro sanatına ihanet etmeyen, sizler gibi safkan tiyatrocular var.Tekrar gibi olacak ama " Söz Veriyorum " ile sevgiyi, merhamet, erdem, çocuk kalplerde yaşayan masumiyeti, güzel duyguları hatırlattınız bana. Var olun.

" Söz Veriyorum " un ilk temsilinin ardından, ben de söz veriyorum üç genç oyuncu ( Savaş Alp Başar, Zelal Barlas, Efecan Karakaya ) ile oyundan konuşacağız.

Fotoğraflar : Levent Özdemir
 

Anahtar Kelimeler: söz veriyorum, tiyatro keyfi



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir