MAKALELER

Dilek Gürsoy ile Yüz Yüze

2023.10.14 00:00
| | |
3057

Dilek Gürsoy ile geçtiğimiz Ağustos ayında, proje danışmanlığını üstlendiğim "Aşk ve Siyaset"in ön hazırlık çalışmaları esnasında tanışmıştım...

Dilek Gürsoy ile geçtiğimiz Ağustos ayında, proje danışmanlığını üstlendiğim " Aşk ve Siyaset "in ön hazırlık çalışmaları esnasında tanışmıştım.Kendisini sahnede izleme imkanım hiç olmamıştı, dahası kim olduğunu, hangi oyunlarda rol aldığını da bilmiyordum.Bir prova arası, Dilek Gürsoy'u, kelimenin tam anlamıyla sorguya aldım.

Pınar Çekirge -  Ordu denilince, aklıma OBBKT geliyor. Sanırım uzun yıllar bu tiyatroda görev yaptın…

Dilek Gürsoy - OBKT 1964 yılında resmi olarak açılsa da, tarihi çok eskilere dayanır. Kurucularından biri Muhsin Ertuğrul’dur ve ilk oyunu 'Hülleci’ de Ergün Köknar ve Suna Pekuysal da rol almıştır. Türk tiyatrosunun birbirinden değerli isimlerinin ayak bastığı ve yine önemli sanatçıların yetiştiği sanat ve hayat okulumuz Ordu Belediyesi Karadeniz Tiyatrosu’nda  (Ordu büyükşehir olunca tiyatromuza da bir B eklenerek adı OBBKT oldu.)  görev yapmaktan her daim büyük onur ve mutluluk duymuşumdur.

Pınar Çekirge -   Hangi oyunlarda rol aldın?

Dilek Gürsoy -  İlk sahneye adım atışım lisede Hidayet Sayın’ ın "Köklerdeki Kurtlar" oyunu ile oldu. Halk evinde Gülçin üstüntaş ’ın yönettiği Turgut Özakman’ın "Ah Şu Gençler" inden sonra serüven OBKT’ de uzun yıllar devam etti. "Resimli Osmanlı Tarihi"nin 'Mahmure'si, hemen peşinden epey ses getirecek olan Dinçer Sümer’in iki kişilik piyesi, o zamanlar Trabzon DT’de görev yapan Jale Yücel’in yönettiği "Eski Fotoğraflar"ın  Sevtap’ını canlandırmam bende büyük heyecanlara yol açmıştı. OBKT kurucularından, o dönemin Genel Sanat Yönetmeni aynı zamanda gazeteci olan merhum Uğur Gürsoy, erkek karakteri beş oyuncuya bölüştürerek, beni tek kadın oyuncu olarak bırakması, henüz daha yirmili yaşların başında zor işleri başarmanın tadına varmama neden olmuştu. Hatta soyadımızın aynı olmasından akraba olduğumuzu sanıp, torpilli olduğumu düşünürlerdi. Sonrasında Genel Sanat Yönetmenimiz değişmiş yine OBKT kurucularından Aydın Üstüntaş Hocamız görevi devralmış, ben bu arada evlenip anne bile olmuştum. Ferhan Şensoy’un uzun yıllar Ortaoyuncular sahnesinde oynadığı,  Cihan Öksüz’ ün yazdığı, Şahin Ergüney’in yönettiği "Aşkımızın Gemisi Fındık Kabuğu" oyununun 'Portakal’ı olmuştum. Bu oyunu Karadeniz’in neredeyse her ilinde ve her ilçesinde turne yaptığımızda kızım Şevval daha birkaç aylıktı. Sonrasında devam eden yıllarda; "Bir Şehnaz Oyunu" nun 'Şehnaz’ı, 'Rumuz Goncagül’ ün 'İnsaf hanım'ı, "Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım', birkaç çocuk oyunu aklıma gelenler. Oğlum Metehan’ın doğumuyla uzun bir aradan sonra  Haldun Taner’ in yazdığı Rıfat Çol’un yönettiği "Zilli Zarife" oyununda 'Zarife' karakteri ile Direklerarası Seyircileri 10. Lions Tiyatro Ödülleri ile Komedi Kadın Oyuncu Ödülü almam, o güne kadar oynadığım dramatik rollerden sonra komedilerde de başarılı olabileceğimin kanıtı olmuştu. "Düğün Evi Oyun Evi" ile Türk tiyatrosunun değerli ismi, vefatı ile derin üzüntü duyduğum Profesör Doktor Nurhan Karadağ hocamız ile çalışma şansımın olması ayrıca benim için çok kıymetli bir anı olmuştur. "Eşeğin Gölgesi’nde 'Güllübahar' karakteri ile Üstün Akmen’ in köşe yazısında benden bahsetmesi onur duyduğum olaylardandır.

Pınar Çekirge - Tiyatro oyuncusu olmaya ilk ne zaman karar verdin?

Dilek Gürsoy - Küçücük bir kızken bozulup tamire giden televizyonumuzun ardından çok sevinirdim. Boşalan kocaman büfesinin akordiyon kapağını açıp kapattığım, ‘Merhaba sevgili seyirciler’ sözleriyle başlayan eğlenceli günlerde sanırım küçük Dilek karar vermişti sahnede olmaya...

Pınar Çekirge -Ailenin tepkisi ne oldu?

Dilek Gürsoy - Liseyi bitirdiğimde babam vefat etmişti.Kız çocuklarının okumasını ve çalışmasını şiddetle destekleyen, çağının çok ötesinde aydın görüşleri olan bir adamdı babam Harun Gürsoy.  Babam ölünce, onun kadar demokrat olmayan daha gelenekçi, kız çocuklarının iyi bir eş bulup evlenmesinin en doğru yaşam tarzı olduğunu savunan bir anne ile işim elbet çok zor olacaktı. Debdebeli birkaç yıldan sonra annemi, tiyatro yapanlar belediyeye işe alınacakmış vaadiyle ikna edebildim.

Pınar Çekirge - Ve gelelim "Aşk ve Siyaset " e provalar devam ediyor, yakın tiyatro temeline dayalı bir eser ve çok katmanlı bir karakteri canlandırıyorsun… gel en zor soruyu sorayım, ne hissediyorsun, Tarık Günersel  ile çalışmak nasıl bir duygu, role nasıl hazırlanıyorsun?

Dilek Gürsoy - Bu kadar değerli ve çok yönlü bir sanatçı ile çalışmak her kula nasip olmaz, benim için inanılmaz bir mutluluk ve gurur. Her yönetmen oyuncu için bir ders, bir okuldur. Aldığın dersler hepsinde farklıdır. Tarık Günersel çalıştığım yönetmenlerden oldukça farklı, oyunun aynı zamanda yazarı olması,hem kolay, hem de zor. Adeta kelime cambazı gibi ve kelimeler O’nun için kutsal, ne ekleyebilirsiniz ne de çıkarabilirsiniz. Sevecenliği, duygusallığı, anlayışı, az bulunur türden. Tarık Günersel ile çalışma serüvenimiz son derece besleyici geçiyor. O Amerika’da, biz Türkiye’de camların ardında geçen uzun online provalar da, değişik bir deneyim oldu. Role hazırlanmak içinse...sanki 1950’lerde yaşıyorum diyebilirim, neyse ki yakın tarih olduğu için kaynakça çok. Karakteri oluşturmak epey zamanımı aldı, provalar sırasında epeyce evrildi ve şekillendi. Tabi, Tarık Günersel'in sayesinde... Oya, adeta oya gibi işlenerek sahnede yerini alıyor.

Pınar Çekirge - İlk kez çok iddialı bir yorumla İstanbul izleyicisinin karşısında olacaksın…. Bu seni korkutuyor mu?

Dilek Gürsoy - Korkutmuyor desem elbette yalan olur. Çok heyecanlıyım, neyse ki sahneye çıkınca heyecanım geçiyor kendimi en rahat hissettiğim yer. Yıllarca seyircilerim bana “İstanbul’ a neden gitmiyorsun”? Diye sorarlardı. İşte buradayım bakalım neler olacak.

Pınar Çekirge -Salgın sonrası ekonomik sıkıntılar, deprem ve pek çok olay tiyatroyu hayli olumsuz etkiledi, etkilemeye de devam ediyor. Yakın gelecekte tiyatro hakkında umutlu musun?

Dilek Gürsoy - Hepimizin bildiği gibi yaşanılan her kötü zamanlarda özel tiyatrolar ve çalışanları büyük ölçüde zarar görüyor. Hele de kıt kanaat geçinen, kendi yağıyla kavrulanların ayakta kalması çok zor. Hani devletin bir kurumu vardı şimdilerde ismi değişti tabi, YSE yani yol, su, elektrik, her ilde en önemli kurumdu, çünkü bunlar en önemli şeylerdir halk için. Ben devlet olsam kurumun adı YSES olurdu, yol, su, elektrik, sanat. Çünkü toplum için sanatın varlığı diğer üçü kadar önemli olmalı. Almanya Avrupanın en güçlü ülkelerinden biri öyle değil mi? Savaşın ardından ilk yaptıkları şey tiyatro binalarını onarmak olmuş. Eh, adamlar demek ki, doğru hamleyi biliyorlarmış. Tarık Günersel'den öğrendiğim  şahane bir söz var: " Hayat hamleler sanatıdır." Umutsuz değilim, umutsuz olursam işimi yapamam…..     

Pınar Çekirge - Altenatif mekanlarda yapılan tiyatrolar hakkında görüşlerin?

Dilek Gürsoy - Gönül ister ki; Tiyatro binaları çok olsun, topluluklar çok olsun, seyirci çok olsun… Dünyanın bir çok yerindeki tiyatro salonlarını görünce kıskanıyor insan, neden bizde yok diye…Ülkemizin sanatta ilerlemesi zaman alacak gibi görünüyor. O nedenle, tiyatroların alternatif mekanlarda yapılmak durumunda olması bir istek değil, zorunluluk diye, düşünüyorum. Seyirci size gelmiyor ya da gelemiyorsa siz seyirciye gidebilirsiniz, zira sanatın ve sanatçının görevlerinden biri halkla sanatı buluşturmak değil midir? 

Pınar Çekirge - Tiyatroda sanatçıların giderek daha çok maruz kaldığı sansür ve otosansür hakkında ne söylersin?

Dilek Gürsoy -  Kanımca sansürden memnun olan sanatçı yoktur. Sansürlenen bir sanat eserinin ne kadarı sanatçıya aittir? Ötelenen, kesintilere uğrayan hayaller sanatçıyı olumsuz etkiler. Şu da var, yasaklar farklı yöntemleri de doğurabiliyor, ilginçtir ki insanoğlu aşırı rahatta rehavete kapılıp üretkenliği sekteye uğrayabiliyor. Pollyannacılık gibi görünse de, şöyle de düşünebiliriz, kurum tiyatrolarında her isteyen sanatçı istediğini yapabilseydi, sonsuz özgürlüğe sahip olabilseydi belki de bu kadar özel tiyatro olamazdı. Sanırım, sansürsüz sanat Rönesans döneminde kaldı.
Otosansüre gelince, sanatçı başkalarını aşırı derecede incitme hakkını da kendinde bulmamalı. Sanatçıyım özgürüm, diye hakarete varan, insanları acımasızca eleştiren eylemleri de doğru bulmuyorum. Fakat burada ince bir çizgi var, sanatçı incitme endişesi ile değil de incitilme endişesi ile otosansür yapıyorsa bu aslında dolaylı sansürdür. 

Pınar Çekirge - Bu projeye nasıl dahil oldun?

Dilek Gürsoy - Serkan Aydın ’la yine OBKT sahnesinde tanışmıştık. O daha sonra İstanbul’a gitti, ama dostluğumuz devam etti. Beraber bir şeyler yapalım, diye oyunlar okuduğumuz bir dönemde Serkan’ın Tarık Günersel’le görüşmesi ve ilk görüntülü görüşmelerine benim de denk gelmem derken, bir dizi tatlı tesadüfler sonunda bu çalışmaya dahil, oldum.

Pınar Çekirge - Vaktiyle Ayda Aksel’in yaşar kıldığı karakteri Aksel’den emanet almak nasıl bir his?

Dilek Gürsoy - Bana göre en zor sorunuz bu oldu.

Pınar Çekirge - Neden ?

Dilek Gürsoy -Yirmi yıl evvel böyle değerli oyuncuların oynadığı bir oyunu oynamak evet çok zor. Emanet gibi düşünürsem benim için içinden çıkılmaz bir hal alabilir. Zira sevgili Ayda Aksel çok özel sanatçılarımızdan, bu rolü emanet alacak kadar kendimi olmuş sayamam. Aksel,  Günersel’ in ‘Yarım Bardak Su’ oyununda rol aldı ki, seyredenlerin hafızasında eşsiz bir yerde olduğuna eminim, bense ilk halinden epey evrilmiş adı dahi değişmiş, yalın tiyatro anlayışı ile hazırlanmış  " Aşk ve Siyaset " ye.  

Pınar Çekirge - Buğulu bir pencere camına ne yazardın?

Dilek Gürsoy - "Adalet ve nezaketle…"

Oyunun afişine takıldı gözüm.
" Aşk ve Siyaset " uzakta kalmış zamanların hikayesi, diye düşündüm o an.Bir demet bahar çiçeği gibi, bin bir koku ve rayiha ile dolu bir hicranın çağsayışıydı belki de, tüm yaşananlar.Sahi, neden olmasın ?

Madem bahar hınzır !

Anahtar Kelimeler: dilek gürsoy



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir