MAKALELER

Arşiment Prensibi

2026.02.27 00:00
| | |
3275

Paylaş:
Çocuk yüzme grubunun antrenörü Jordi, yüzme dersi sırasında sudan korktuğu ve yüzme kolluğunu çıkarmak istemediği...

Alex'e Ne Oldu ? 


 

Josep Maria Miró'nun yazdığı, İrem Aydın'ın dilimize kazandırdığı, Hatice Yurtduru'nun dramaturjisini gerçekleştirdiği " Arşimet Prensibi /El Principi d'Arquimedes " adlı oyunu Ersin Umulu yönetmiş.

" Arşimet Prensibi "nin sahne tasarımını Hakan Dündar, müziklerini Barış Manisa, uygulayıcı yapımcılığını Cansu Sıtacı, yapımcılığını ise Özkan Binol gerçekleştirmiş.Özge Özder, Erdem Kaynarca, Onur Gürçay, Alp Özbayram birbirinden etkileyici önemli yorumlara imza atmışlar.

" Arşimet Prensibi " , tıpkı Frances Poet'in " His ", Robert Anderson'ın " Çay ve Sempati ", John Patrick Shanley'nin " Şüphe " oyunlarında olduğu gibi, sadece basit bir kuşkudan ötürü, hızla yayılan söylenti ve ortaya atılan varsayımları, gelişmeleri ele almış.Aslında kanıtlanmış bir suç yoktu... sadece yakıştırmalar, şüpheler, çelişkiler, güven yitimi ve homofobi, pedofili endişesi ile beslenen korkunç bir kafa karışıklığı vardı ortada.Herkes bir diğeri için masum ve bir o kadar da suçlu, dahası yem ve ökseydi artık.Ve kimse Alex'e ne olduğunun yanıtını tam olarak bilmiyordu.

Çocuk yüzme grubunun antrenörü Jordi, yüzme dersi sırasında sudan korktuğu ve yüzme kolluğunu çıkarmak istemediği için ağlayan bir çocuğu, Alex'i yatıştırmak için kucaklayıp öper. Bu durum, bazı veliler tarafından cinsel istismar olarak algılanıp, şikayetlere, karanlıkta büyüyen seslere yol açar ve her türlü şüphe, önyargı, endişe, korkuyu beraberinde getirecek dehşetengiz bir güvensizlik sarmalını, bir diğer ifade ile sürek avını başlatır.

" Eşcinsel olup olmadığını biliyor musun...? " 

" Ve iyi bir insan olduğunu nereden biliyoruz?" 

" Arşimet Prensibi " izleyiciyi düşündüren, endişelendiren, kimi kabul edilebilir davranışların nasıl kabul edilemeze dönüştüğünü sorgulatan bir oyun...belki bir yüzleşme seansı.Bir şüphenin,  mesnetsiz bir iftiranın ölümcül bir salgına dönüşmesi diyelim, isterseniz.

Özge Özder'i yıllar önce " Bahar Noktası " ile tanımıştım, sonrasında " Baba ", " Marat Sade ", " Üç Kızkardeş ", " Oyun ", " Müziksiz Evin Konukları ", " 12.Gece ", " Bak Bizim Şarkımızı Çalıyorlar " ve defalarca izlediğim  " Gizli Oturum " da İmes Serrano yorumu...

Özge Özder " Arişimet Prensibi" nde yine dorukta bir oyunculuk sergiliyor ve Anna olarak bir aktristin erişebileceği sayılı zirve noktalarını bir kez daha geride bırakıyor.

Erdem Kaynarca (Jordi ), Onur Gürçay ( David ), Alp Özbayram ( Hector )  sahnede o kadar sahici, o kadar yakın, o kadar inandırıcılar ki...zamanlama ve enerjilerine hayran kalmamak elde değil.

"Yönetmen Ersin Umulu Gerçeği'nden, belleğim beni yanıltmıyorsa, 2010 yılında " Dört Kişilik Bahçe " ile haberdar olmuştum...haydi, itiraf edeyim, yüreğimin aynadaki sureti ile o " Dört Kişilik Bahçe " de karşılaşmıştım ilk kez.

" Arşimet Prensibi " nde Ersin Umulu ustalık katında bir rejiye imza atmış.Her detayı özenle ele alıp işlemiş, baştan sona aksamayan, düşmeyen bir tempo ile eseri sahneye taşırken, dört karakterin duygu derinliğini, ( özellikle de duygusal içebakışlarını)  belli bir perspektif bütünlük içinde, adeta yepyeni bir dil oluşturarak izleyiciye ulaştırmış.Dahası yazarın iletisini, olayın mantığını, sahne üzerindeki durumları, oyuncuların doğallığını estetik bir biçim dahilinde ele alarak seyirci ile organik bağ kurmayı başarmış.Brech'in dediği gibi " Resmi değil onu içine alan çerçeveyi " görmemize imkan tanımış.

Oyun bitiminde Ersin Umulu'ya en kolay, bir o kadar da en zor soruyu sordum :" Neden ' Arşimet Prensibi ' ? "

İşte yanıtı :

"  Bu oyunu okuduğum zaman beni asıl heyecanlandıran ve etkileyen    toplumumuzun yaşadığı kimi önyargıları, korkuları ve etik sınırlarını sorgulayan, sağlam bir dramatik yapısı, sözü olan yani söz söyleyen bir metin’le karşı karşıya olmamdı.Oyun günümüz  dünyasında bizlerin yaşadığı güven, suçlama ve gerçeklik algısı üzerine bir tartışma yaratıyordu.Dahası suçun kanıtı olmadan suçlanmak, sosyal medyanın toplumda etkisi, dedikodu ve tabii ki linç kültürü temaları üzerinden etik ve psikolojik bir tartışma sunuyor olmasını da belirtmem gerek.Ayrıca metnin içinde yer alan zaman sıçramaları, aynı olayın farklı perspektiflerden yeniden gösterilmesi ve doğrusal olmayan anlatımı dikkatimi çekti.Böylece,  seyirci her yeni sahnede fikirlerini tekrar gözden geçirme fırsatı buluyor...seyirciden tek bir sonuca varması değil, sürekli olarak düşünmesi isteniyor.

Josef Maria Miró'nun 2011'de yazdığı bu oyun güncelliğini koruyor, hem de  güven ve şüphe, gerçek ve algı, toplumsal paranoya ve tabii ki mahremiyetin yıkımı (çünkü dijital çağda dedikodu ve söylentilerin bireyin itibarını nasıl yok edebildiğine tanık oluyoruz) gibi bir çok konuyu tartışmaya açıyor. Yapımcılığını Dokuz Eylül Güzel Sanatlar Sinema Televizyon Bölümü'nden mezun arkadaşım Özkan Binol üstlendi.Yine Dokuz Eylül‘de bölüm arkadaşım,  tasarım mezunu Hakan Dündar dekora imzasını attı.Yani biz Dokuz Eylül'lüler Tiyatro Dokuz'la yeni bir tiyatro topluluğu olarak yola çıktık."

Sezonunuz çok, alkışınız bol olsun.

Anahtar Kelimeler: arşiment prensibi



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir