MAKALELER

Kül Bellek - İstanbul Devlet Tiyatrosu

2010.03.18 00:00
| | |
3232

Beliz Güçbilmez'in yazıp Mahir Günşıray'ın yönettiği “Kül Bellek” adlı oyun İstanbul DT’ de sahnelenmeye devam ediyor...

    Sezonun en iddialı oyunu..
 
    Beliz Güçbilmez'in yazıp Mahir Günşıray'ın yönettiği “Kül Bellek” adlı oyun İstanbul DT’ de sahnelenmeye devam ediyor. “Kül Bellek” aynen adı gibi metaforik derinliği olan ve izleyicisinden zihinsel anlamda katılım bekleyen bir oyun. Zira TV, dizi kültürüyle yoğrulmuş sıradan, sığ anlatılarla aklı yontulmuş apolitik çoğunluk açısından alımlanmasının zor olacağı söylenebilir.


 
    Kül bellek iki kişilik bir oyun. Oyundaki epizotlar belli tekrarların üzerinde kurulu. Dikkat çeken birkaç noktayı belirtelim: Oyunda epizotlar genç adamın yaşlı kadını bulmasıyla başlar. Kadın açısından bu kişi yabancıdır. Bunun için adam kadına kendisini tanıtır; zira adamın söylediğine göre geçmişte bir tanışıklıkları olmuştur. Yaşlı kadın adamı hatırlar. Aralarında sıcak bir iletişim oluşur. Birlikte ortak anılardan konuşurlar. Ancak diyalog ilerledikçe önce adamın tarzında, söyleminde bir şeyler değişir; sesinde, sözünde, bedeninde öfkenin işaretleri açığa çıkar. Kadına yönelik olumsuz ithamlarda bulunmaya başlar ve onu geçmişte yaptıkları için suçlar. Bunun ardından bir dönüşüm de kadında meydana gelir. Başta kabul ettiği kimliği reddeder. Gerçek de bir başkası olduğunu, adamı tanımadığını öfkeyle ifade eder. Bu noktada elindeki silahı adama çevirmiştir. Suçlanmaktan, cezalandırılmaktan, kimliğini reddederek uzaklaşmaya çalışır. Bu yapı neredeyse bütün hikâyelerde ortaklaşır. Öyküler, isimler değişir yalnızca. Bir epizodun sonunda kadının kendini tanımladığı yeni ismi sonraki epizotta devam eder. Ancak sona doğru kırılmaya uğrar.


 
    Oyunun bu epizodik yapısı içinde ortaya çıkan bazı çağrışımsal unsurların etkisiyle, her bölümde, yeni bir anlatı zamanına geçiş yapılır. Şimdiki zamanın içinden geçmişe doğru olan bu gösterimin muhtevasında Türkiye’nin toplumsal, tarihsel-politik yaşanmışlıkları gözler önüne serilir. Oyunun politik söylemi özellikle bu düzlemde gösterdikleriyle belirir. Bu anlatı izleyicinin de içinde yaşadığı, belki de deneyimlediği somut tarihsel durumlardır. On iki eylülden, işkencelere, kaybedilen insanlardan, infaz edilen Uğur Kaymaza, törenin yok ettiği kadınlara vb. tarihsel politik birçok olay gösterilir. Bu geçmişe dönüşün -ara anlatı- ardından kadın ve adamın şimdiki zamandaki yaşantısına dönülür.


 
    Geçmiş zamanın, dışsal, hikâyesi açık politik olayları sergilerken şimdiki zamanın, yani kadın ve erkeğin hikayesi, tam yere kök salıp anlam kazanacakmış gibi görünürken her seferinde anlatı ayaklarını yerden çeker, konar göçer; bu yüzden belirsiz bir durumda belleksiz bir halde buluruz kendimizi. Hikâye bir türlü düz çizgisel bir kıvama gelmez. Yüzer-gezer bir yapı ortaya çıkar. Ancak, diyalektik bir işleyişle, şimdiki zamanın ikili kaygan diyalogunun anlam kazanması toplumsal, dış zamandaki (geçmişe dönüşler) anlatıyla ilişkilendiğinde mümkün olur. Toplumsal zamanın ( geçmişe dönüşler) kapsayıcılığı içindeki kadının kopuşu, kaçışı, anlamını bulur.
 
    Hayatlarımız sürekli tekrarlar üzerine kurulmuş gibidir. Hayatlarımızı, tarihsel sosyal gerçeklik karşısında belleksiz ve aynen yaşlı kadın gibi bir kaçış içinde yüzeğen bir şekilde derine inmeden yani hakikati kabullenmeden, onunla yüzleşmeden sürdürürüz. Yaşanmışlıklardan, onca adaletsizliklerden, çirkinlikten geriye kalan ateşi sönmüş edilgenleşmiş olan kül halindeki insandır. Bu unutuş, kaçış halini oyunun yazarı Beliz Güçbilmez'in kitabı “Zaman zemin zuhur” dan aldığımız bir pasajla netleştirelim :


 
    "unutmak”(…) 12 Eylül’den, Sivas’a, depremden, mangal zehirlenmesine; şampiyonluklarda ve düğünlerde atılan “zevk kurşunları” ile ölen insanlardan, Şile denizinde boğulmalara kadar, sadece politik değil gündelik meselelerde bile daha önce yaşanan acıdan ya da felaketten ders çıkaramayan, çünkü aldığı dersi hızla unutarak gerekli anda anımsayamayan ve zaten çoktan ıskartaya çıkmış belleğiyle bir unutuluş ikliminde yaşayan Türk insanının bu refleksi göründüğünden daha yaygın olmalı.. ( zaman zemin zuhur- Beliz Güçbilmez- Deniz yay. S.10)
 
    Yukarıda oyunun içeriksel yapısına bir parça değinmişken bunu diğer alanlarda kısa da olsa sürdürelim. Oyun hacim sahnede ev içi dekorda, her epizot için kadının başta sunulan kimliğine uygun olarak farklı dekor parçalarıyla oynanır. Örneğin öğretim üyesi olan tip için üstünde kitap olan bir masa vardır. Yada özürlü kadın için tekerlekli sandalye. Beri yandan mekânın duvarlarında siyah beyaz insan siluetleri. Çok parçalı bir anlatısı olan “Kül Bellek” oyunu için oyunla uyumlu ve anlamı güçlendiren bir yapıya sahip olarak iyi tasarlanmış bir dekordu.
 
    Beliz Güçbilmez'in zekice kurgulanmış derinliği olan politik sözünü sanatsal ve felsefi noktadan söyleyebilen bu oyunu Mahir Günşıray'ın başarılı rejisiyle mutlaka seyredin. Yaşadığımız gerçekliği birde bu perspektiften izleyin. Popüler kültürün yarattığı düşünce tembelliğimizin aşılmasında böyle sanatsal müdahalelere ihtiyaç var kanımca. “Kül Bellek” Sezonun iyi oyunlarından biri.

Anahtar Kelimeler: Kül Bellek, istanbul devlet tiyatrosu, Mahir Günşıray, Beliz Güçbilmez



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir