MAKALELER

Kim Davetçi, Kim Davetli? Eşikte Kalmış Bir Film:

2026.10.17 00:00
| | |
617

Paylaş:
Boş bir konser salonunda, acemi bir lise orkestrasını dinliyormuş gibi oturan fakat aslında

 

Boş bir konser salonunda, acemi bir lise orkestrasını dinliyormuş gibi oturan fakat aslında kendi zihninde ve ruhunda kendi şarkısıyla nostaljik bir yolculuğa çıkan adamın salondan çıkışıyla başlıyor film. Ne adam mutlu ne orkestradaki öğrenciler ne de fonda cızırtılarla bir yükselip bir alçalan piyano ezgileri… Hani, film doğrudan Joe’nun eve girişiyle başlasa, gerçekçi bir dekor içinde oynanan ve iyi kaydedilmiş bir tiyatro oyunu bile denilebilir.
 
Nitekim film, bir tiyatro oyunundan uyarlanmış. Katalan sanatçı Cesc Gay’in ilk kez 2015’te sahnelenen “Üst Kat Komşuları” (Los vecinos de arriba) oyunu, Gay tarafından 2020’de Sentimental / The People Upstairs adıyla sinemaya uyarlanmış.  Bu bakımdan Olivia Wilde’ın yönettiği, 2026 yapımı Davet (The Invite) için, uyarlamanın uyarlaması demek pek de yanlış olmaz. Tiyatro metninden gelen yapı, film boyunca hissediliyor. Tek mekân, dört oyuncu ve bol diyalogla sıkça yön değiştiren çatışmalar, Woody Allen filmlerinin iç mekân sahnelerini andırıyor. Joe’nun eve girer girmez sırt ağrısından yere yığılarak eşikte uzanmasının yarattığı his ve düşünce film boyunca devam ediyor. Bu izlenen tiyatro oyunu mu, sinema filmi mi? Film, seyircisini sinema perdesinde tiyatro oyunu izlemeye davet ediyor gibi.

Olay dizisi aksiyondan çok, diyaloglarla ilerliyor. Sessizlik anları bazen sözün kendisinden daha fazla işe yarıyor. Kimin kime baktığı, konuşmalara katılıp katılmadığı, kimin hangi şakaya tepki verip vermediği bir sonraki eylemi ya da çatışmayı çıtlatıyor adeta. Film sürekli olarak kendi spoilerini kendisi veriyor. Mucizevi buluşlar, çatlatan merak ögeleri, “hadi canım” dedirtecek çözümler yok. Peki ne var? Günümüz kentli orta yaş insanının bildik bunalımları var. İçinde ne yaşarsa yaşasın çevreye karşı hep güleç, mutlu, başarılı, güçlü görünme güdüsüyle takınılan yapay ve iğreti tavırlar var. Tüketim toplumunun tipik özelliğine uygun olarak, kendinde olmayana özenme, daha fazlasına sahip olma hırsıyla elindekinin farkında olmama durumu var.

Filmde cinsellikle ilgili diyaloglar son derece rahat ve doğal ilerlerken gösterilmeyen cinsellik kulağa da çok batmıyor. Fakat bu içerikteki konuşmaların filmin neredeyse yarısını doldurması çok da gerekmezdi. İlişkilerdeki sorunun kaynağı olarak cinsel yaşamdaki olumsuzluklar gösteriliyor. Hemen her konu bu alana çekilince de zaten didaktik bir üslupla söylenen sözler değersizleşiyor.
  
Kapalı Devre Yaşam
Angela, tekdüze aile yaşamını renklendirmek için, kocasına haber vermeden üst kat komşularını akşam yemeğine davet etmiştir. Özenle hazırladığı sofraya koyduğu her şey ruhsal açlığını doyurmak içindir aslında. Sosyalleşmek, onaylanmak, beğenilmek gibi doğal arzulardır bunlar. Film ilerledikçe görülüyor ki bu arzular ve sıkışmışlık sadece Angela’ya özgü değilmiş. Herkesin tatminsizlikleri, hayal kırıklıkları, yalnızlıkları ortaya serildikçe anlaşılıyor ki “komşununki de tavukmuş.” Kaz bir fanteziden ibaretmiş. 
Will McCormack ve Rashida Jones’un senaryosunu yazdığı film, komşuları ağırlama telaşıyla başlayıp insanın kendi hayatında, kendi evinde ve en yakınlarının kalbinde ne kadar yer kaplayabildiği sorusuna doğru uzanıyor.

Seth Rogen’ın canlandırdığı Joe, yarım kalmış müzik kariyerinin uzağında, vasat bir okulda istemeyerek öğretmenlik yapan, sırt ağrılarıyla hayal kırıklıklarını birlikte taşıyan bir adam. Olivia Wilde’ın oynadığı Angela ise aldığı sanat eğitimini sadece evini dekore ederken kullanan, evine ve içine kapanmış bir kadın. Komşuları için verdiği akam yemeği davetiyle bir şeylerin değişmesini umuyor. Karı kocanın konuklar gelmeden önceki tartışmalarından, bu evde konuşmaların çoğunlukla iletişim kurmak için değil, eski defterleri yeniden açmak için yapıldığını anlıyoruz. Bu durum, süregelen kapalı devre yaşamın rutini haline gelmiş Angela’nın Penélope Cruz ve Edward Norton’ın canlandırdığı Pina ve Hawk’ı yemeğe çağırarak bu kapalı devre yaşama bir hareket getirme girişimi Joe için, yorgunluğunu artıran yeni bir yük anlamı taşımakta. Film, karı koca arasındaki farkı ve mesafeyi daha ilk dakikalarda gösteriyor. Serim kısmının uzun tutulması filmin durağanlığını daha da çoğaltıyor.  Pina ile Hawk eve girer girmez, gergin ve bunaltıcı havayı biraz dağıtıyorlar.  Konuşmaları, bedenlerini kullanışları, birbirleriyle kurdukları temas, Joe ile Angela’nın klasik evlilik ilişkilerini daha da görünür kılıyor. Konukların soruları ve yorumları misafirlik sınırlarını aştıkça iki çift arasındaki fark ve temsil ettikleri yaşam biçimlerinin çatışması da büyüyor. Bir yanda alışkanlıkları içinde sıkışmış bir evlilik, diğer yanda kendinden emin ve özgür görünen bir birliktelik var. 

Yok Aslında Farkımız Terapist ve seksolog olduğunu söyleyen Pina’nın kartvizitinden sıyrıldığı anlarda gösterdiği yüzü, Angela’dan pek de farklı değil. Angela’nın da mazbut giyimi, anaç ve utangaç tavırlarıyla örtmeye çalıştığı   arzuları Pina’nın yaşadıklarından çok farklı değil. Joe ve Hawk için de aynı durum geçerli. Dördünün de arzuladıkları hayatla yaşadıkları hayat arasında derin uçurumlar var. 

Görüntü yönetmeni Adam Newport-Berra’nın karelerinde aynalar, parçalanmış yansımalar ve karakterleri çerçevenin kenarlarına yerleştiren düzenlemeler, evin içindeki ayrışmayı görünür kılıyor. Ancak aynı düşüncenin sık sık vurgulanması, görsel tercihi bir keşiften çok, açıklamaya yaklaştırıyor. Hem sözel hem görsel olarak sıkça yapılan tekrarlar filmin temposunu düşürürken zaten ite kaka ilerleyen aksiyonu da iyiden iyiye hantallaştırıyor Karakterlerin cinsel yaşamlarıyla ilgili ayrıntılı söylemler filmi tematik olarak zenginleştirmiyor. 
Oyunculuklar filmin en sağlam yanı. Rogen, Joe’nun huysuzluğunu yalnızca komik bir özellik olarak kullanmıyor. Şakalarının içinde kendini savunma, saldırılarının içinde incinmişlik var. Bazen karşısındakini susturmak, bazen de kendi söyleyeceği şeyin ağırlığından kaçmak için güldürüyor. Wilde ise Angela’nın gerginliğini, sıkışmışlığını, ruhsal ve bedensel açlığını oldukça gerçekçi ve ölçülü biçimde yansıtıyor. 

Cruz’un Pina’sında, insanı dinlemeye çağıran bir sıcaklıkla insanın kendini anlatmasına fazla fırsat bırakmayan bir kesinlik yan yana duruyor. Başkalarının sorunlarını hızla adlandırabilmesi, ona belirgin bir üstünlük sağlıyor. Mesleki deformasyon örnekleri sergilerken terapist kimliğinin altında gizlemeye çalıştığı yaraların kanamasını da önleyemiyor. Norton’ın Hawk’ı ise sakin ve cool görünümünün ardında taşıdığı yaralı geçmişini ortaya döktükten sonra defolarını gizleme ihtiyacı duymuyor. Filmin sonlarına doğru herkes deşilmeye başladıkça ortam psikodrama sahnelerine dönüşüyor. Bu durum, filmin duygusal etkisini arttırırken karakterlerin bu kadar çabuk açılmaları ve bu kısımların neredeyse aceleye getirilmiş görüntüsü yine denge sorununu ortaya koyuyor. Film diyor ki; herkes biraz eksik, herkes biraz ketum, herkes biraz maskeli. Yok aslında farkımız.

Sorular
Filmin başında başkalarının hayatına ilişkin meraklar, giderek kişinin kendi hayatına yöneltmekten kaçındığı sorulara dönüşüyor. Joe ile Angela’nın birbirlerine yönelttikleri suçlamaların arkasında, karşılanmamış beklentiler kadar kendi seçimleriyle hesaplaşma güçlüğü de bulunuyor. Film, sorduğu bazı rahatsız edici soruların üzerinde yeterince durmak yerine, seyirciye daha tanıdık bir duygusal yakınlık sunuyor. Bu tercih karakterlerin kırılganlığını gösterirken, konukların gelişiyle sarsılan ilişkinin ne kadar değişebileceğini belirsiz bırakıyor. 
Bir akşam yemeği süresine sığdırılan onca dalgalanmanın, keskin dönüşümlerin, radikal değişimlerin allak bullak ettiği ilişki, bir şarkıyla durulabilir mi? Durulabilirmiş demek ki. Doğrudan ifade edilmese de alınan ayrılık kararı, Joe ve Angela’yı derinden sarsıyor ve ilişkilerini kurtarmak için başladıkları noktaya, Joe’nun şarkısına dönüyorlar. Film boyunca bu çiftin başka türlü yaşayamayacakları net olarak gösteriliyor ama bunca yıllık kriz bu kadar çabuk çözülebilir mi?
 
Angela, yeni komşularıyla arkadaşlık kurarak sıkıcı yaşamını renklendirmek ümidiyle çırpınan bir davetçi iken komşuların seks partisi davetini kabul ettiğinde, kendi evinde ne yapacağını bilemeyen telaşlı bir davetli oluveriyor. Joe ise Angela’nın emrivakisi ile zoraki davetçi iken komşuların davetine bir ergen heyecanıyla balıklama atlayarak kendi evinde davetli konumunu alıyor. Herkes eşikte birbirini bir şeyler için buyur ediyor. Peki asıl ev sahibi kim? Ev neresi? Film yanıtı son sahnesinde veriyor. Aynı piyanonun tuşlarında birleşerek aynı şarkıyı birlikte çalan iki el için ev, hayatın ta kendisidir. Davet kabul edilmiş, davetçiler davetli olmuştur. Ya da tam tersi. 

Anahtar Kelimeler: davet



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir