MAKALELER

Alan Cihangir'den DNA

2026.10.03 00:00
| | |
606

Paylaş:
Bir zamanlar patlayan yıldızların içinden çıkan parçalar…Sonra güneş…Sonra gezegenler...


Alan Cihangir'in yapımcılığını üstlendiği, Paul Zinder'ın ünlü eseri "The Effect of Gamma Rays on Man-in-the-Moon Marigolds / Kadife Çiçekleri" adlı oyunu Nihan Okutucu " DNA " ismiyle uyarlanmış ve yönetmiş, sahne tasarımını gerçekleştirmiş, dramaturjisini İlke Melikoğlu, ışık tasarımını Ziya Kasapoğlu, reji asistanlığını Nesrin Yari, afiş tasarımını Sude Bol, teknik desteği Ali Demiral üstlenmiş. Emek Targan Gürsoy, Hilal Başak Bol, Eda Yazıcı üç karakterlere başarıyla hayat vermiş...

" Bir zamanlar patlayan yıldızların içinden çıkan parçalar…Sonra güneş…Sonra gezegenler…Sonra da dünyada ortaya çıkan ilk küçük canlılar. O ilk canlıların içinde tüm bu bilgiyi saklayan bir şey vardı. Küçücük bir şey vardı. Bilgiyi nesilden nesile aktaran bir şey. Bilim insanları ona DNA diyor. DNA çok küçük. Ama bütün canlıların nasıl büyüyeceğini, nasıl görüneceğini, nasıl yaşayacağını söyleyen şey de o. Benim elimin içinde de o kod var. Çiçeklerin ve Piti’nin içinde de var. Ve ben düşünmeden edemiyorum… Ya o kodu biraz değiştirirsek? Doğa kendi hikâyesini yazarken biz de küçük bir kelime ekleyebilirsek? Belki bir çiçek daha parlak olur. Belki daha güçlü büyür. Belki de hiç görmediğimiz bir renk açar. Bütün bunlar o küçücük kodun içinde saklı..." 

Oyunu okurken/ izlerken " İnsan ait olduğu yerden gidebilir mi, yoksa taşıdığı DNA onu hep aynı sona mı götürür " sorusunu düşünmemek imkansız.

" Sonuç: Yaptığımız deney genlerin etkisini bize gösterdi.
Nesilden nesile geçen genlerin olduğunu bilmek, yüzyıllar hatta binyıllarca önce de var olduğumuzu bilmek demek. Binlerce yıl önce yaşamış bir insanla aynı parçayı taşıyorum demek. Rüya gibi... ve korkutucu... 

Yarın için tasarılarım ne? Bu deney onları ne kadar etkiledi?

Bir kere, DNA düzenlemelerinin Çiçekler üzerindeki etkisi dikkatimizi daha büyük şeylere çevirdi. Güneşe, yıldızlara… Bütün evren küçük parçacıklardan kurulu bir dünya olabilir mesela... Bu dünyayı tanımak istiyorum. İçimdeki her atom, hepimizin içindeki atom… 

Sadece küçücük bir adım atabildiysek bizden öncekilerden, başardık demek. Ne kadar büyük bir güç. Ne kadar umut verici."

Sahi " Kadife Çiçekleri " ni, seksenli yılların hemen başında Kemal Bekirein rejisi ile Deniz Gökçer, Serpil Tamur, Şerif Sezer, Elvan Mirasoğlu, Gülşen Girginkoç'li kadodan izlemiş hayran kalmış ve sonrasında Paul Zindel'in eserleriyle de tanışma fırsatını yakalamıştım.

Oyun sonrasında Nihan Okutucu'yla konuştuk.

- Bu proje nasıl gelişti ?

- Anne kız hikayesini, o hikayede yer alan derin yalnızlıkları, çatışmaları, anlaşmazlıkları günümüzde Cihangir'de eski bir apartman dairesine taşıdık.Herşey bir evin salonunda geçiyor ve izleyici oturduğu yerden olayların suç ortağı ve tanığı oluyor.Nasıl desem, adeta bağımsız bir film setinde gibi, böyle bir duyguyla izliyor.Hem olup bitenin dışında, hem de içinde...

- Ayrıca müthiş bir yüzleşme, diyorum..

- Doğru izleyici kendiyle, yaşanmışlıklarıyla, hatta örtbas etkileriyle yüzleşiyor adeta...

- Üç oyuncu son derece samimi, doğal, etkileyici, hikayenin özünü yansıtan bir oyunculuk sergiliyor.Herkes çok sahici, inandırıcı...

- Zaman, dönemler değişse de bazı hisler, düşünceler değişmiyor...örneğin aile içi ilişkiler. Oyunu uyarlar ve sahneye taşırken güncel kodlar da ilave ettim, sosyolojiden yararlandım.

- Yönettiğin ilk oyun...peki en başta " DNA " ile ilgili kurduğun hayallerin yüzde kaçına eriştin ?

- İki aylık bir prova sürecinin ardından, oyun izleyici ile buluştuğunda hayalimin yüzde doksanı, hatta fazlası gerçek olmuştu.

" DNA " yı izlemenizi öneririm.Kusursuz bir uyarlama, son derece başarılı bir reji ve ustalık katında üç oyunculuk... 

Anahtar Kelimeler: dna, alan cihangir



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir