MAKALELER

A La Peripherie - Kenardakiler

2015.05.24 00:00
| | |
4770

Paylaş:
Gündelik hesaplar içinde yoğrulup dururken; küçük çıkarlar, kazanımlar, kişisel başarı, mutluluk öyküleri dışında...

     À La Périphérie Kenardakiler

    Bir Hesaplaşma Hâlâ Mümkündür Belki Tiyatro Adına…

    Gündelik hesaplar içinde yoğrulup dururken; küçük çıkarlar, kazanımlar, kişisel başarı, mutluluk öyküleri dışında bir meşguliyet alanı biçmediğimiz yaşamlarımızda aynı gökyüzü altında bir şekilde lanetlendiğimiz bir ‘kenara’ itilme hali ile pençeleşmiyor muyuz hepimiz?

Bulunduğumuz noktadan şöyle bir baktığımızda başlangıç ve bitiş çizgisi arasında gerçekten neresinde duruyoruz yaşamlarımızın? Bugün daha çok farkındayız elbette: Sanat hem alımlayıcı için hem de üreticileri için ‘öteki’ olmayı kabullenmeyi getiriyor en başta. Bir de durmaksızın dayatılan ışıltılı görüntüye hep dışarıdan bakanlar var ki onlara öteki rolü doğumlarından itibaren biçilmiştir. Hayaller ve bize biçilen roller arasındaki karşıtlık... Ötekiliğin dayatıldığı, ötekiliğe yazgılı insanlar… Sedef Ecer, Kenardakiler’de işte tam da bu insanları anlatıyor. 

    À La Périphérie, Kenardakiler oyunu İstanbul Şehir Tiyatroları Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde ’31. Genç Günler’de izleyiciyle buluştu. Oyun, Thomas Bellorini rejisi ile sahnede yerini aldı. Fransa’da yaşayan bir yazar Sedef Ecer. Kenardakiler, Fransızca yazılmış bir oyun. Oyunun Türkçesini gösterimle eş zamanlı ilerleyen üst yazı aracılığıyla takip edebiliyoruz.  

Kenardakiler, iki farklı kuşağın ortak öyküsü. İstanbul’un bir kenar semtinde bir arada soluk alıp veren aşk ve dostluğun birbirine bağladığı bu kişiler yoluyla yoksulluk, ötekilik, kimliksizlik anlatılıyor. Merkez- periferi ilişkisi, neredeyse bir ayna gibi olanca çıplak ve somut ele alınıyor. Çok ilginç karakterler var oyunda: Tamar, Azad, Bilo, Dilcha ve bir çingene kadın karakteri Kyblee, kapitalizmin giderek genleşen dehşeti karşısında hep bir kıyıya terk edilmiş insanlar. İstanbul’da bir gecekondu mahallesinde başlayan, Paris’te bir gettoya uzanan ama aslında hiçbir yerin yerlisi olamayan oyun kişileri. Yoksulluk ve öteki olma hali, şiirsel ve masalsı bir atmosferle buluşturuluyor. Bu yönüyle Yeşilçam sineması kadar sıcak, samimi, ama sınıfsal bir perspektiften hiç ödün vermeden anlatılıyor olan biten. 

Mukavvadan evlerinin penceresinden kentin çöplerinden başkasını görmeyenler, kentsel dönüşüm çıkmazı, ciğerleri sökülerek ölüme terk edilen kot taşlama işçileri, mülteciler, en yakınlarının bile bir utanma nesnesi olarak algıladığı çingeneler, asal oyun kişileri dışında da sanki ‘geçmişin hayaletleri’ olarak dolaşıyor, anılar ve söylemler yoluyla bizimle aramızda dolaşıyorlar oyun boyunca.  Somut olan yoksulluk ve TV programlarında sunulan sanal yaşam, gösteri dünyası arasındaki karşıtlık çok çarpıcı biçimde sunuluyor. Yaşanan zaman, geçmiş ve gelecek iç içe geçiyor. Bir nevi toplumsal bir bellek havuzu oluşuyor. Kıyıda kalanlar asla kendilerine dayatılan çemberin dışına çıkamıyor, çıkmaları, oradan kaçmaları mümkün olamıyor.

Bir Replik Seslenince En Derine… “Dünyanın Bütün Kenarları, İçeridekilerin Çöplüğüdür”

    Kenardakiler için bir ‘kaçış’ var mıdır sahiden? En büyük hayali anteni bozuk olmayan bir televizyon, bir çamaşır makinesi ve elbette daha da büyük bir hayal olan İstanbul’dan Paris’e gitmek olan, kendi kentlerinde denizi bile göremeyen insanlar için kurtuluş gerçekten var mıdır? Başarı öyküleriyle bize sunulan süslü-püslülüğün ne kadarı bir hakikati taşır? İstanbul’da bir gecekondu mahallesinden, Paris gettolarına uzanırız hep birlikte. Oyun, sınıfsal bir somutluğu öyle usul usul anlatır ki, yoksulluk şiirselleşir, zaman zaman neşeli, ironik bir hale bürünür. Göbek bağıyla bile hayata bağlanamayan, bağsız ve köksüz insanları anlatır. Göbek bağı, oyunda kimliksizliğin bir simgesi.

    Oyun boyunca hayatı bir de yoksulların penceresinden seyrederiz. Evleri deniz manzarası değil, çöp manzarasına bakan bir çift olan Dilcha ve Bilo’nun penceresinden bakıldığında görünenler, buruk bir yoksulluk fotoğrafıdır. Çekilir, koyulur önümüze.  
Dilcha karakteri şöyle der örneğin oyunun bir yerinde: “Azıcık patladı mı çok güzel oluyordu çöpler. Havai fişek gibi böyle. Tam olarak ne bilmiyorum ama, kimyasal bir şeyler oluyormuş çöplerin içinde, o patlayınca böyle mavi mavi şimşekler çakıyordu. Çok güzeldi(…) Lunapark gibi oluyordu çöpler tutuşunca. Çocuklar bir yandan korkuyordu, bir yandan da bayılıyordu. « Metan geliyor, metan geliyor » diye bağırıyordu. Biz de alışmıştık. « Yaramazlık edersen metan patlar » diyorduk onlara.

    Kentin periferisindekiler, kıyıdakiler, ötekiler iki kere yabancılaştırılır oyunda. Öyle ki yalnız kenardaki değildir onlar, ‘kenardakinin de kenarı’nda olandır; böyle betimlenir. İçerisi-dışarısı, çevre-merkez ilişkisi böyle ilişkilendirilir. Upuzun bir şiir gibi okunabilecek bir replik belleğe kazınır: “Dünyanın bütün kenarları, içeridekilerin çöplüğüdür.” Yaşam devasa bir çöplük halini alır çünkü kıyıdakiler için. Bir yandan da gösteri dünyasının çarpıtılmış bir algıyı dayatması vardır ki, Sultane böyle bir oyun kişisi.

Sultane: “Platon der ki: Hayat bir sürgündür. Beni ara. Seni bu sürgünden kurtarayım.”
Sultane, bir TV sunucusu. Olanca sempatikliğiyle çıkıyor oyunda karşımıza. Metni okurken zaman zaman sevimsiz olabilen bir karakterken, Thomas Bellorini rejisi ve yine Sedef Ecer’in oyunculuğuyla çok sevimli bir hale bürünüyor. Mucize Tencereleri ile yaşamda bir mucize yaratmanın, sınıf atlamanın mümkünlüğü, Sultane aracılığıyla duyuruluyor. Sevimliliği, yaşamsal çelişkileri gizleyen bir rol üstlenmesinden. Tv kanallarında gördüğümüz suretler de öyle değil mi? Bize olanca sevimlilikle görünür her biri. Platon’dan verilen örnekler, felsefe ve aynı idealizmin boşa çıkması ve gösteri dünyasında aldığı şekiller bakımından da önemli. “Platon der ki” diyor Sultane, “Hayat bir sürgündür. Beni ara. Seni bu sürgünden kurtarayım.” 

Sultane, yoksul yaşamları içinde var olmaya çırpınan insanlar için de bir umut vadediyor. Fakat hayaller, yoksul bir yaşama itilmiş olanların dışına çıkamadığı ama sığındığı bir kabuktur. TV kanalına ve Sultane’nin programına bağlananlar, hayallerini gerçekleştirmeye bir adım daha yaklaşıyor ama kurulan hayallerle, yaşananların örtüşmemesi de zaman zaman buruk bir ironiyle aktarılıyor. Sultane’nin sahneye giriş çıkışıyla daha da renklenen oyun boyunca neredeyse konu hiç dağılmıyor. Bunda rejinin çok büyük katkısı var, hiç kuşkusuz. Rejiye ayrıca değinmek gerekiyor.

Reji, Oyunculuk, Tasarım…

Thomas Bellorini, benim ilk kez izleme fırsatı bulduğum bir yönetmen. Bellorini’nin rejide dinamizmi ayakta tutan titizliği hayli dikkat çekici. Özellikle fotoğraf karelerini yakalamakta Bellorini’yi çok başarılı bulduğumu söylemliyim. Işık, dekor, kostüm tasarımda da yoksulların gerçekliği ile zamansız, masalsı, şiirsel atmosferde bir güçlendirmeye gidilmiş. Yazarın sözünün dışına çıkmadan, yaratılan atmosferle onu daha da güçlendirme gayretine girmiş. Bir de değinmesek olmaz elbette: Zsuzsanna Varkonyi, Celine Ottria ve yine Thomas Bellorini müzikleriyle dünyanın dört bir yanından ve Türkiye’den şarkılar dillendiriyor ve oyun evrenselliğe müzikler yoluyla da daha bir yaklaşıyor. Oyuncuların oyunla organik bağı ve başka bir ülkede oynarken bu bağı hiç yitirmemeleri ayrıca hayranlık uyandırıcı. Abartılı, gereksiz çıkışları olan bir oyunculuğun tuzağına hiç düşülmemiş. Anahita Gohari, Lou de Laage, Zsuzanna Varkony, Adrien Noblet ve Sedef Ecer, oldukça naif bir oyunculuk sergiliyorlar. 

    Çoğunlukla tarafsız oyunların yazıldığı şu günlerde, Kenardakiler’in tiyatro adına umudumu büyüttüğünü, yeşerttiğini ayrıca belirtmeliyim. Gülten Akın bir şiirinde, “Ötekini oku/ Derinde/ Dipte olanı” diyor ya… Sedef Ecer Kenardakiler’de bunu yapıyor, “derinde ve dipte olanı” araştırıyor, sorguluyor. Kendimizle, duyarlıklarımızla bir kez daha hesaplaşıyoruz.

Bir hesaplaşma hâlâ mümkündür belki tiyatro adına, kim bilir…

Anahtar Kelimeler: kenardakiler



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir